KATEGORİLER

Meslek Standartları ve Ulusal YeterliliklerBasında İNTES ve İNTESMYM

 

 


 

 

DÜNYAYI İNŞA EDENLER ZİRVESİ. III

 

“İnşaat Sanayicileri Dünyayı Fethetmeye Hazırlanıyor”

Bakan Çağlayan:  İnşaat Sanayicisi “hizmet ihracatçısı statüsü” istiyor

İNTES Başkanı Koçoğlu, yurtdışı müteahhitliğin bir devlet politikası haline getirilmesini istedi.

İNTES ile DÜNYA gazetesinin ortak çalışması olan Dünyayı İnşa Edenler kitabının üçüncüsü yayınlandı. Bu amaçla düzenlenen panel ve tören, inşaat sorunlarının ve çözüm önerilerinin tartışıldığı, sektörün gündeminin belirlendiği toplantı oldu. Swiss Otel’de 24 Mayıs 2010 Pazartesi günü düzenlenen toplantı büyük ilgi gördü.

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, toplantıda yaptığı konuşmada, inşaat sanayicilerinin 2011'de yıllık 30, 2015'te 50 milyar dolarlık taahhüt hedefine ulaşacağına şüphesi olmadığını belirterek, "Bunun için yolunuzun açılması gerekiyor. Bunu biliyoruz. Ancak bu hedefi Sayın Başbakan, biz, size güvenerek koyduk. İnşallah mahcup olmayacağız, hedefi gerçekleştireceğiz. Buna var mıyız?" diye seslendi.

Zafer Çağlayan, sektörün öncelikli talepleri arasında bulunan teminat mektubu sorununun aşılması için de yeni bir model üzerinde çalışıldığını kaydetti. Çağlayan, Türkiye ve Libya'dan ortakları bulunan Arap-Türk bankasının ana garantör ve kontr garantör olarak yer alacağı sistemin benzeri olarak, Rusya ve Türkmenistan ile iki ülke Hazine'lerinin ortak olacağı yeni bankalar kurulması için çalışıldığını söyledi.

Çağlayan, kur farkından oluşan kağıt üzerindeki karların vergilenmesinin inşaat sanayicilerinin kazançlarını Türkiye'ye hızla getirmelerine engel olduğunu da açıkladı, "Bunu her gördüğüm bakan arkadaşıma anlatıyorum" dedi.

Devlet Bakanı Çağlayan, özetle şunları söyledi:  “Bundan 10 yıl önce yıllık 750 milyon Dolar taahhüt alan sektör, 2008'de 23.8 milyar dolar taahhüt gerçekleştirdi. Yılda ortalama 400 proje üstlenen sektör haline geldi.2009 Küresel krize rağmen bu sektörün 20 milyar dolar iş alması, sektörün geleceğinin bir göstergesidir.

Göreve gelir gelmez, sektör temsilcileriyle konuşarak bir hedef koyduk. Dedik ki 2011'de 30, en geç 2015'te 50 milyar dolarlık yıllık hedef belirledik. Bu hedefin çok daha üzerine çıkacağımıza inanıyorum.

Teminat mektubu sıkıntısı vakıadır. Bu konuda,  iğne ile ilmek ilmek işlemeye başladık. İlk örneğini Libya'da gördük. Sayın Başbakan'ın Libya ziyareti, diplomasi olarak Türk inşaat sektörü ve ihracatı açısından dönüm noktası olmuştur.

Arap Türk Bankası’nın sermaye artırımına katılacağız. Türk müteahhitlik sektörünün bu bankadan teminat alarak Libya'ya sorunsuz kefilsiz girebileceğini ifade edebilirim. Yine, yapmış olduğumuz anlaşmayla Türk özel sektör bankalarının vereceği teminatların gerek bu banka, gerekse bir şekilde Hazine tarafından kontr garanti verilmesiyle teminat mektupları işlerlik kazanacak.

Rusya ile ortak banka kurulması için çalışıyoruz. Rusya-Türkiye aynen Rus-Türk ortaklığıyla bir banka kurulması için Hazine çalışmaya başladı. Aynı şekilde Türkmenistan ziyaretinde ortak banka kurulması ve bankacılık hizmetinde gerek sizlerin teminat mektuplarının çözümü, ikinci derecede sizlerin havalelerini yapmanızda tek tek taşları yerine koymaya başladık.

Bakan Çağlayan, kur farkı karlarının vergilendirilmemesi konusunda Maliye Bakanlığının çalışma yaptığını da kaydetti. Çağlayan, çifte vergilendirmelerin önlenmesi, yatırımın karşılıklı teşviki konularında çalıştıklarını da söyledi.

İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu yurtdışı müteahhitlik hizmetlerini yürütürken daha fazla işçi çalıştırmak istediklerini ancak sosyal güvenlik yükünün bunun önüne geçtiğini kaydederken, "Biz sadece 'Bizi 82. il olarak kabul edin' diyoruz. Ancak, yarattığımız katma değer, Türkiye'ye getirdiğimiz kazanca bakınca acaba daha mı fazla söylemek gerekli” dedi.

Yurtdışı müteahhitliğin bir “devlet politikası haline getirilmesini” isteyen Koçoğlu şunları söyledi:

“Biz ne ürettik? Geçen yıl 20 milyar dolar yurtdışı müteahhitlik hizmeti pastasından pay aldık. Hedefimiz 25 milyar doları geçmekti ama yakın zamanda 50 milyarı hedefliyoruz. İnanın bazı üç-beş konu halledilirse 50 milyar doları aşmamanın hiçbir sebebi yok. Sayın Çağlayan, siz görüyorsunuz. Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri bir devlet politikası haline gelmeli. Politikanın aracı hatta amacı olmalı. Politikanın aracı olarak görmeliyiz. Bu çıtayı daha yukarılara çıkarmalıyız. Şu anda en büyük problem istihdam. Biz elimizden geldiğince istihdam yaratıyoruz, elimiz kolumuz biraz serbest kalırsa daha da fazla eleman alırız. Devlete hiçbir yükümüz yok. Ama bize bu imkanın sağlanması gerekiyor.

Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri Türkiye’nin yurtdışına açılan kapısıdır. Biz kendi enerjimizi, sinerjimizi üretiyoruz. Sürekli istihdam görülmeyebilir ama dünya var oldukça inşaat sektörü devam edecek. Dünyada da liderliği aldık sayılır. Afrika’da 50 sene iş yapsanız Afrika bitmez mesela.

Komşu ülkelerle sıfır sorun politikası inanılmaz bir şey. Büyükelçiler ve ticaret müşavirlerimiz eskisi gibi değil. Hepsi fırtına gibi, bizimle beraber. Bir çok sorunla ilgileniyorlar. Yurtdışında para problemlerimizle müşavirlerimiz ilgileniyorlar.

Susuz tarım ile sulu tarım arasında fark var. Susuz tarımdan sulu tarıma geçince 14 misli gayri safi zirai milli gelir hasılatı artıyor. Bizi sulayın, biz yeterince sulanırsak belki 20 misli artarız. Biz su istiyoruz.  Tek istediğimiz su. Çok spesifik olarak sular nelerdir?  Hep söylendi teminat mektubu sorunu. Gayretlerinizi biliyorum. Sayın Başbakanın talimatını da biliyorum. Libya ile gelinen ciddi aşama sayenizde oldu. Bu konunun da devlet politikası haline geleceğini umuyorum.” 

Çalışma mevzuatının çok önemli olduğunu, sektör olarak  yüz binlerce işçi çalıştırabileceklerini belirten Koçoğlu, şöyle konuştu:

“ Ancak işçi sayısı aşağıya düştü. Belli yönetici personel dışında götürmüyoruz. Hem burada vergi, sigorta, hem orda veriyoruz. Yurtdışı müteahhitliğini 82. il ilan etsek ne olur?  Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu’ya teşvikler verilse de olmuyor.  Devlet Bakanı Çağlayan’ın önderliğinde bu konuyu aşabiliriz. Aslında daha ileri gitmemiz lazım.  Bizim yurtdışına götürdüğümüz işçiden hiç vergi, sigorta almayın. Bunu söylememiz lazım. Ama biz birbirimizi yiyoruz. Yurtdışında ihalelere bir tek Fransız ya da tek Alman görüyorsunuz. Çünkü ülkeleri onları yönlendiriyor, bunu keşke bizler de yapabilsek. Burada suç bizim. Nasıl Türkiye’de aşırı rekabetle işletmelerin sermayesi bittiyse, şimdi yurtdışında da aynısını yapıyoruz. Liberal ekonomide olmaz diyeceksiniz ama gelin siz de bizi yönlendirin, bize müdahale edin. Bu da devlet politikası haline gelmeli.”

Koçoğlu, inşaat sektörünün “ hizmet ihracatçısı” olmasını önerdi. Koçoğlu,  “Bizi hizmet ihracatçısı statüsüne alın. Bizim bu ivmeye ihtiyacımız var. Türk malı, Türk mühendisi,  müteahhidi, müşaviri.. Sulardan biri de müşavirlik sistemi. Müşavirler yurtdışına bizden önce gitmeli. Türk adı biraz daha marka olacak diye düşünüyorum. Bizler hazırız. Mühendisimizle, müşavirimizle, teknolojimizle, DTM ile Sayın Bakanımızla dünyayı inşa etmeye hazırız. Bizim elimiz kolumuz rahat olduğumuz vakit, dünyayı inşa ederiz. Gelin hep beraber dünyayı inşa edelim” diye konuştu.

Toplantıda, DÜNYA Gazetesi Başyazarı Osman S. Arolat tarafından yönetilen ve Doğuş İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Talu, Eser Taahhüt ve Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Adiloğlu ve Tekfen İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi-Genel Müdürü Ümit Özdemir'in katıldığı panelde de sektörün duayenleri, öneri ve gözlemlerini anlattılar

 “Yeni Bir Pazar Sahra Altı Afrika”

ESER Taahhüt Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Adiloğlu konuşmasında dinleyicilere şunları aktardı:

 “Nijerya, açık ara farkla kıtanın en kalabalık ülkesi. Bölgede onu Etiyopya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Güney Afrika izliyor. Tanzanya, Sudan, Kenya, Uganda, Gana ve Mozambik ise nüfus olarak büyüklükte Sahra altında ilk 10’a giren diğer ülkeler. Bu 10 ülke aynı zamanda nüfusu 20 milyonun üzerinde olan ülkeleri de belirlemiş oluyor. Ülke nüfuslarını verirken elimizdeki son istatistikleri kullandık. Bu ülkelerin şu andaki nüfuslarının en az yüzde 10 daha arttığını tahmin ediyoruz. Örneğin Nijerya nüfusunun 150 milyonun üzerinde olduğu söylenmektedir.

Nijerya’da doğal gaz rezervleri ise daha çok ülkede potansiyel göstermektedir ancak yine de Kuzey Afrika’nın ağırlığı hissediliyor. Nijerya, kıtanın en ciddi potansiyellerinden birini elinde bulundururkn özellikle Angola, Kamerun ve Mozambik de ciddi rezervlere sahiptir.

Petrol ve gaz haricinde, bir de kömür rezervlerine bakacak olursak, Kuzey Afrika’nın bu kez elindeki kozu diğer ülkelere kaptırdığını görüyoruz. Güney Afrika belirgin bir şekilde öndedir. Unutmamak gerekir ki, Güney Afrika, diğer birçok kıymetli maden açısından da sadece kıtanın değil, dünyanın en önde gelen rezervlerinden birinin sahibi durumundadır.

THY’nin Afrika açılımı devletimizin Afrika açılımıyla da paralellik gösteriyor. Uçuş noktaları haricinde birçok ülkede yeni büyükelçiliklerimiz de açılıyor. İnanıyorum ki bu sayılar gün geçtikçe artacak ve Afrika’da daha etkin olacağız.

Afrika’da çalışmak istiyorsak, ilgili ülkelerdeki çalışma dillerini de dikkate almanızı önereceğim. Son derece farklı dil ve etnik gruplara ev sahipliği yapmasına karşın, Afrika sömürgeci devletlerden aldığı mirası ile bugün dahi devlet işleri sözleşmeler ve günlük iletişimde çoğu zaman bu dilleri kullanıyor.

Diğer sömürge devletlerinde etkin olmasına karşın Afrika bugün İngilizce ve Fransızca konuşulan ülkelerin etkinliği altında. Dile ek olarak sözleşme sistemleri ve devlet gelenekleri olarak da ülkelerin İngiliz ve Fransız sistemlerine yakın oldukları söylenebilir.

Bölgede en önemli sayılabilecek 10 pazar, Nijerya, Güney Afrika, Sudan, Angola, Etiyopya, Ekvator Ginesi, Tanzanya, Kenya, Kamerun ve Gabon’dur.

İnşaat sektörü açısından değerlendirince aslında Afrika her şeye aç, her şeye ihtiyaç var. Ciddi enerji sıkıntıları var. Elektriğin düzenli verilebildiği ülke sayısı çok az. Çoğu zaman ev tipi jeneratörler kullanılıyor, üstelik mazot fiyatları da hiç ucuz değil. Bireysel kullanım haricinde, bu ülkelerin sanayi atılımları yapabilmeleri de düzenli ve ucuz elektriğe ulaşabilmelerine bağlı. Bu nedenle, küçük ve büyük çapta enerji projeleri her zaman için gündemde olacaktır.

Kaynakların ülke içinde dağılması, limanlara ulaşması, sanayi yatırımları yapılabilmesi için ciddi karayolu, demiryolu ve boru hattı projelerinin yapılması gereklidir. Su temini ise aciliyeti en çok olan alandır. Temiz suya ihtiyaç, nüfusunun büyük çoğunluğu ciddi sağlık tehdidi içeren Afrika ülkeleri için kritiktir.

Sahra Altı Ülkelerine Türk firmalarının gitmesindeki kısıtların başında, doğal olarak bu ülkelerin içerdikleri riskler gelmektedir. Afrika açısından finans sıkıntısı, politik riskler, güvenlik, sağlık en önemli sorunlardır. Şüphesiz ki inşaat yatırımları açısından, en önemli sorun finans sıkıntısıdır.

Afrika pazarına en basit giriş yöntemi, elbette geleneksel yöntem. Yani, ihalelere girmek, teklif vererek işleri üstlenmek. Yerel ihaleler haricinde özellikle Dünya Bankası, Afrika Kalkınma Bankası ve İslam Kalkınma Bankası tarafından finanse edilen birçok proje için bu yöntem uygun. Ayrıca özel sektör yatırımcıları da bu ülkelerde inşaatlar yaptırıyorlar. Dışarıdan gelenlerin girişi kısıtlı kalabildiği gibi, ihale sistemleri de çok şeffaf değil. Uluslararası ihalelerde dahi, ülkede bulunmayan bir firmanın şansı az. Üstelik uluslararası projelerin ayısı da son derece kısıtlı. Yerel ihaleler ise ciddi finans riskleri barındırıyor.”

Doğuş İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Talu ise konuşmasında Libya Pazarını anlattı. Gönül Talu’nun aktardıkları ise şöyle idi:

“Libya’da şanslı olan Türk müteahhitlerine Fas’ı tavsiye etmiyorum”

Libya, uluslararası ambargo nedeniyle 1990 yılından sonra birçok sorun yaşadı. Ancak Türk müteahhitleri açısından en önde gelen pazarlardan biri oldu. Nisan 2004’te ABD’nin Libya’ya karşı tek yanlı ambargonun kaldırılmasıyla uluslararası arenaya yeniden katılması sonucu ilişkiler yeniden ivme kazandı. 2006-2008 döneminde petrol gelirlerinde büyük artış oldu. Libya’nın batı dünyasına yakınlaşma isteği ve devrimin 40. yılı nedeniyle Türk firmalarının faaliyetleri önemli boyutta arttı. Ambargo yılları nedeniyle biriken alt ve üst yapı gereksinimini dikkate alırsak, Libya’nın önemli pazar olacağı açıktır ve büyük yatırımları beraberinde getirecektir. Libya’da müteahhitlik hizmeti verenler geçmişe göre çok daha avantajlı.

Libya, 1980’ lerde tam bir mahrumiyet bölgesiydi. Doğu bölgesinde yiyecek ve kalacak yer sıkıntılıydı. İletişim kabustu. Libya’da geçen 30 yılda çok şey değişti. Lüks oteller, marketler var artık. O günkü kar marjları çok daha yüksekti.  80’li yıllarda bazı Türk firmaları daha kolay teminat mektubu veriyorlardı. Tabiri caizse yoldan geçen teminat alarak Libya’ya gitti. Bu yolla yapılan kötü ve niteliksiz işler Türkiye ekonomisini ve ülke ekonomisini kötü etkiledi. Daha sonraki yıllarda Türkiye bu faturayı acı biçimde ödedi.

Sayın Başbakan’ın Devlet Bakanı Çağlayan, Ulaştırma Bakanı Yıldırım ile birlikte Libya’ya resmi ziyareti iki ülke arasında tam bir dönüm noktası olmuştur. Bu ziyaret ile vize, teminat mektubu, tarım, ulaştırma ortak yatırımları için mutabakat zaptı imzalandı. Vizenin kaldırılması ile 25 Aralık 2009 da vizesiz giriş uygulaması başladı. Bu işadamlarına kolaylık sağlarken, tatil için de kolaylık sağlamıştır. Ulaştırma Bakanı’nın talimatı ile haftada sefer sayısı 11’e çıkarılırken, Bingazi’ye de sefer başlatıldı. Beni kaygılandıran bu olumlu gelişmede iyi niyetin suiistimal edilmesi, vasıfsız kişilerin iş yapma vaadiyle oraya gidip ilişkilerimizi yeniden olumsuz etkileme riskidir.

Sıkıntılar ve hala çözüm bekleyen sözleşme ve ödemelere yönelik problemler ise şunlardır; şirketler özellikle son 3-4 ayda ödemelerle ilgili sıkıntı yaşadıklarından şikayetçiler. Bunlar hak ediş ödemelerindeki gecikmeler, teminat mektupları getirildiği halde avans ödemesi yapılmaması, hak ediş ödeme sürelerinin belirlenen süreleri aşması, keşif artışlarının onaylanmaması, sözleşmelerinde olmasına rağmen malzeme fiyat farklarının alınmaması şeklinde özetlenebilir.   

İşçi kotaları ve işçi çalıştırma konusundaki sıkıntılarda ise yüzde 30 Libyalı işçi çalıştırma zorunluluğu, inşaat maliyetlerini olumsuz etkilemektedir. Her ne kadar vize kalkmış olsa da çalışma ve oturma amaçlı gidecek Türk personel için gerekli olan blok vizelerin 1.5-3 ay arasında çıkması projelere ekstra maliyet getirmekle birlikte iş programlarında da gecikmelere neden olmaktadır. Libya’daki sosyal sigorta kurumuna da sağlık primi yatırılmasına rağmen sağlık hizmetleri tam olarak sağlanamamakta, şirketler özel hastaneler ile ayrıca sözleşme imzalamakta, bundan dolayı maliyetlere ek yük gelmektedir.   

Libya yetkilileri müteahhitlik için 5 yılda 150 milyar dolarlık hamle öngörüldüğünü, bunun 100 milyar dolarının 2010-2012 döneminde 3 yıllık süreçte gerçekleştirilmesini hedeflediklerini, turizm konusunda Libya’nın 2 bin kilometrelik sahil şeridini turizme açmayı planladıklarını söylemektedir.

Üretim konusunda ise tarım hayvancılık, balıkçılık, sanayi gibi konularda işbirliği yapmak istediklerini ifade ediyorlar. Altyapı ve üst yapıda büyük atılımlar oluyor. Yol, köprü, su nakli ve arıtması, konut, ofis, üniversite, hastane, alışveriş merkezi projelerinin gerçekleştirilmesi için son 3 yıl içinde büyük adımlar atılmaktadır. Türk müteahhitlerin yeni üstlendikleri projelerin toplamı 12 milyar dolar. Trablus’ta yenileşmede kapsamında 400 bin konut ve altyapının tamamlanması hedefleniyor. Artan iş alanları ve yeni ofis-alıveriş, okul, üniversite, hastane yapımı önemli potansiyel. Türk müteahhitler bu konuda şans sahibi. Kendi aramızdaki rekabet gerçekçi ve makul düzeyde tutulmalı. İnşaat malzemeleri, makine, yedek parça gibi mamullerin Libya’ya Türkiye’den sağlanacak ithalinin getireceği büyük  katkıları göz ardı etmememiz gerekir.

Fas’ta hızlı tren, baraj, şehir içi raylı sistem yatırımları devam ediyor. Türk müteahhitlik firmaları tarafından Fas’ta bugüne kadar 25 proje üstlenildi. Üstlenilen projelerin toplam değeri 1.4 milyar dolar. Bu rakam, Türk firmalarının Afrika ülkelerinde üstlendikleri işlerin yaklaşık yüzde 5’ini oluşturuyor. Fas bu yapısı ile Libya ve Cezayir’in arkasından üçüncü sırada geliyor. Fas’ta, Fransız sistemi geçerli. İş yaptığımız ülkeler içinde en zor olan ülke Fas. Türk firmaları, Fas’ın altyapı yatırımlarının üstesinden gelmeye çalıştılar. Kar payları yok denecek kadar küçük ve rekabetin had safhada olduğu, bu ülkede müteahhitler, çok dikkatli olmalılar. Ülkedeki diğer sorunlar özetlenirse;  işçi kotaları, teminat mektupları başta gelmektedir. Türkiye’den alınan teminat mektupları için ikinci bir yabancı bankanın kontrgarantisi istenmekte, bu da rekabetin yoğun olarak yaşandığı sektörde Türk firmaları için ilave gider teşkil etmektedir.  Fas'ı Türk müteahhitlere tavsiye etmiyorum.”

Tekfen İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Ümit Özdemir ise konuşmasında ekonomi ve iş yapma biçimlerindeki değişim ve toplam kalite yaklaşımı hakkında bilgi verdi.

“Dünya artık parmaklarımızın ucunda. Artık hızlı şirket olmak gerekiyor.”

“Biz çok şanslıyız. Son 50 yılın teknoloji devrimini yaşadık. Son 50 yılda bilgisayar ve iletişim teknolojileri her yıl katlanarak hız ve bellek büyüttü. Bir internet çılgınlığıdır gidiyor. E-banka, e-ticaret, e-business, e-ekonomi, e-şirket, e-devlet, e-demokrasi ve daha kim bilir neler.. Yirminci yüzyılın hiçbir buluşunun bu kadar hızlı yaygınlaştığı görülmedi. Radyo icadından 20 yıl sonra 50 milyon dinleyiciye, televizyon icadından 10 yıl sonra 50 milyon izleyiciye ulaştı. İnternet ise sadece iki-üç yılda 50 milyon kullanıcıya sahip oldu ve sayı hızla katlanarak çığ gibi büyüyor, milyonlar internet kullanıyor. Dünya artık parmaklarımızın ucunda. 

Buna yeni ekonomi diyorlar. Aslında ekonomi hep aynı ekonomi. Eski arz eski talep. Ama eski tas eski hamam yok. Zaman ve mekan kavramları değişmiş, dünya küçülmüş. Eskiden sadece bölgedeki rakiplerle uğraşırken, şimdi tüm dünyada rakipleriniz var. Artık müşterileriniz sizin düşük kaliteli, yüksek fiyatlı mallarınızı almak zorunda değil.  Tedarikçileriniz artık sadece size hizmet ya da mal vermek zorunda değil. Onlar artık dünyadaki benzer şirketlerin karlılığını daha çabuk öğreniyor. İstanbul borsasındaki yabancı ya da yerli ortaklarınız performansınızı beğenmedikleri zaman sizin kağıtları satıveriyorlar.

Bilginin milyonlar tarafından paylaşıldığı ve paylaşıldıkça büyüdüğü bu yeni ekonomide yönetim bilimini ciddi tehditler bekliyor. Artık, sadece işleri doğru yapmak başarı getirmiyor. Doğru işleri hızlı yapmak, hızlı şirket olmak, öğrenen organizasyonlar,  hiyerarşiden ve bürokrasiden arındırılmış, çabuk karar alabilen, yatay, akışkan ve müşteri odaklı organizasyonlar kurmak gerekiyor. Açıklık, dürüstlük, güven, alçak gönüllülük, empati ve sevecenlik gibi liderlik özelliklerini tüm kuruma yayabilmek kısacası her seviyede liderlere sahip olmak gerekiyor.

1-Liderlik ve yöneticilik arasında farkların olduğuna ve kurumların liderlere de ihtiyaç duyduğuna,

2-İnsanın çok kırılgan ve çok değerli olduğuna, dikkatle taşınması, yönetilmesi, motive edilmesi ve mutlu kılınması gerektiğine,

3-Şeffaflık ve iki yönlü iletişimin başarıdaki katkısının çok büyük olduğuna,

4-Personelin yaratıcılığını cesaretlendirerek ve önerilerinden faydalanarak daha büyük başarıların geleceğine,

5-Takım çalışmasına yürekten inanıp başarının bireysel değil takımın sinerjisi ile elde edileceğine,

6-Takımı aynı hedefe yönlendirebilmek için politika ve stratejiler olması, tüm takımın haberdar olması gerektiğine,

7-Kurum içinde ve kurum dışında müşteriler olduğuna ve bunların sadece tatmin edilmesi değil hayran ve müteşekkir bırakılması gerektiğine,

8-Geleneksel süreçlerde uygulamayı yapan personelden oluşan takımın yapacağı analizle iyileştirme ile süreçlerin kısaltılabileceğine inanmak gerekiyor.

Bütün bu ilkelerin sistematik bir biçimde uygulanmasına da toplam kalite deniyor. Toplam kalite yönetimi ürün veya servis kalitesi değildir. Bir yönetim felsefesidir. Yönetim kalitenizdir, pazarlama araştırma-geliştirme satın alma, müşteri hizmeti, insan kaynakları yönetim kalitenizdir.

Toplam kalite yönetimi ISO 9001 veya OHSAS 18001 veya ISO 14001 değildir. Bunlar, toplam kalite yönetiminin minimum gerekleridir. Bunlar olmadan toplam kalite yönetimi olmaz ama sadece bunlarla toplam kalite yönetimi olmaz. 

Toplam kalite yönetimi her şeyden önce bir yönetim felsefesidir. Bu felsefe insanın mutluluğunu esas alır. İnsan çalışanlarınızdır, insan müşterinizdir, insan ortaklarınızdır, insan bayilerinizdir, insan tedarikçilerinizdir, insan toplumdur. Toplam kalite yönetimi bir şemsiyedir ve esnek bir kavramdır, insanın mutluluğunu esas alan her türlü yönetim aracı bu şemsiyenin altına girer. Toplam kalite yönetimi tüm sosyal paydaşların dengeli bir şekilde mutlu kılınmasıdır.

Toplam kalite yönetimi demokrasidir. Herkes fikrini serbestçe söyleyebilmeli ve herkes yönetime ve kararlara bir şekilde katılabilmelidir. Çalışanların önerilerini dinlemek, onlara değer vermek, ödüllendirmek gerekir.

Toplam kalite yönetimi devamlı iyileştirmeyi esas alır. Tüm süreçlerinizi yeniden gözden geçirip nasıl daha iyi olabilir, nasıl daha hızlı olabilir diye sorgulamak ve devamlı iyileştirme yapmak gerekir. Bunun için ekip çalışmalarına, çalışanların önerilerine gereksinim vardır.

Müteahhit olarak Kuzey Afrika, Körfez Ülkelerinde yeni projeler almak giderek daha zorlaşan rekabet ortamında başarılı olmayı gerektirmektedir. Uygun teklif fiyatı yanında kalite, iş güvenliği, çevre yönetim sistemlerinin etkin mevcudiyeti, artık olmazsa olmazların başına gelmektedir. Rekabetçi dünya bize sadece iki alternatif sunuyor. Ya kaybedeceksin ya da kaybetmek istemiyorsan değişimi gerçekleştireceksin. Dünyadaki gelişmeler tüm organizasyonları günümüzde değişime zorluyor.”

 

 



Kullanım Koşulları | Gizlilik Politikası | Bize Ulaşın | İNTES

© İNTES, 2009 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
4. Cadde 719'uncu Sokak No: 3 Yıldız/Çankaya-ANKARA
T : 0 312 441 43 50
F : 0 312 441 36 43
YBH