İnşaat Sektöründe İlk Ticari Arabuluculuk Semineri Gerçekleşti

 

 

 

Çok sayıda alt yüklenici, malzeme ve hizmet tedarikçisi ile çalışmak zorunda olan, yıllara sari işlerin yapıldığı, farklı nitelik ve büyüklüklerde ve farklı finansman yöntemleri ile üstlenilen projelerin yürütüldüğü inşaat sektöründe ortaya çıkan ticari uyuşmazlıkların arabuluculuk uygulamaları perspektifinden değerlendirilmesi ihtiyacından yola çıkarak “İnşaat Sektöründe Ticari Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk” Semineri düzenlendi.

Seminer, 2 Temmuz 2019 Salı günü The Ankara Hotel’de üye firma temsilcileri, kamu kurumlarının hukuk bölümleri yetkilileri, avukatlar, arabulucular ve hukukçuların katılımıyla gerçekleştirildi.

Seminerin açış konuşması Türkiye Arabuluculuk Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güleryüz ve Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar tarafından gerçekleştirildi.

Konuşmasına İNTES’in işveren Sendikacılığında altmış yıllık bir deneyime sahip olduğundan söz ederek başlayan Güleryüz, inşaat iş kolunda örgütlü YOL-İŞ sendikası ile sektörde çalışma barışını birlikte tesis ettiklerini, uzlaşarak çözüm bulma deneyimini bu şekilde zenginleştirdiklerini dile getirerek sosyal diyalog çerçevesinde bugüne kadar yürütülen çalışmaların Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nin kurulmasında ilham kaynağı olduğunu belirtti.

Güleryüz, sektörün çok taraflı bir yapısı olduğunu bu durumun avantajlarının yanında, uyuşmazlık olasılıklarını ve çeşitlerini de artırmakta olduğuna değinerek “Sektörümüzün bu yapısal özellikleri, ilişkilerin sürdürülebilir şekilde ayakta tutulmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla, bizler için ortaya çıkan uyuşmazlığın kısa sürede ve derinleşmeden, arabuluculuk gibi dostane bir yöntemle çözümü ilişkilerin devamlılığı açısından da özel önem taşımaktadır.” dedi.

Güleryüz, yaptığı konuşmada, seminerin, ticari arabuluculuk alanında inşaat sektöründe Türkiye’de ilk kez düzenlendiğini, İNTES olarak arabuluculuk sisteminin yerleşmesi, etkili ve hukuka uygun şekilde yürütülmesi için gayret ettiklerini söyledi.

Ülkemizde arabuluculuk uygulamalarında 6 yılda gösterilen başarının dünyaya örnek olacak bir seviyeye ulaşmış olduğuna vurgu yapan Güleryüz, “Bu durum gurur vermekte ve aynı ölçüde de sorumluluğumuzu artırmaktadır. Dünyaya örnek oluşturacak bir modeli hep birlikte geliştirmeli, yanlışlarımızdan ders çıkarmalı ve deneyimlerimizi paylaşmalıyız.” dedi.

Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güleryüz, uyuşmazlıkların ticari yaşam için maliyet ve risklerinin giderek arttığını belirterek, “Yatırımcı olarak geleceğe odaklanmak zorundayız. Yolumuza devam edebilmek için hızlı seçenekler ve çözümler üretmeliyiz.” dedi.

Güleryüz, yargısal çözümün uzun yıllar almasının, iş dünyasının temel sorunlarından olduğunu vurgulayarak, “Zaman maliyetinin yüksek olduğu bir çağda yaşıyoruz. Yıllar sürecek uyuşmazlıkların ticari yaşam için maliyeti ve riskleri giderek artmaktadır. Yatırımcı olarak geleceğe odaklanmak zorundayız. Yolumuza devam edebilmek için hızlı seçenekler ve çözümler üretmeliyiz.” ifadesini kullandı.

Arabuluculuğun, uyuşmazlıklarda hızlı ve düşük maliyetle çözüm fırsatı sunduğunun altını çizen Güleryüz, özel sektör olarak sorunların çözümünde hukuki güven ve istikrarı çok önemsediklerini kaydetti. Hukuki güven ve istikrarın, yabancı yatırımcıların yatırım kararları açısından da belirleyici olduğuna değinen Güleryüz, bu noktada ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk mekanizmasının devreye girmesinin çok faydalı olacağını dile getirdi.

Güleryüz sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Tahkim, arabuluculuk ve benzeri dostane çözüm yolları, yargı ile çelişen yahut onunla yarışan yollar değildir. Yargı ve adalet sistemi hepimizin en temel güvencesi olarak varlığını sürdürecektir. Uygulamalarımıza rehberlik edecektir. Dostane çözüm yolları ile yargımızın yükü hafiflediğinde bu rehberliğin gücünün de artacağına inanıyoruz. Yargımız güçlendikçe, hepimiz geleceğe daha güvenle bakacağız.”

Güleryüz’ün konuşmasının ardından, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar katılımcılara hitap etti.

Hakan Öztatar: İNTES’in Arabuluculuk Merkezi dünyada en çok uyuşmazlık çözen merkezlerdendir.

Sözlerine ülkemizde arabuluculuk sisteminde büyük ilerlemeler kaydedildiğini söyleyerek başlayan Öztatar, “Avrupa ülkeleri ve Amerika’ya baktığımızda, onların yirmi ya da otuz yılda elde ettikleri başarıyı biz dört beş yılda elde etmiş durumdayız” ifadesini kullandı.

İNTES’in kurmuş olduğu Arabuluculuk Merkezinde 2018 yılından bu yana yapılan arabuluculuk sayısının 45 bin uyuşmazlığa ulaştığını, bunun tek bir arabuluculuk merkezi tarafından yönetilmesinin çok önemli bir başarı olduğunu, Londra Ticaret Odası tarafından kurulan CDR (International Centre for Dispute Resolution)’da ise yılda 10 bin uyuşmazlık çözülebildiğine vurgu yaparak “İNTES’in kurmuş olduğu bu Arabuluculuk Merkezinin ben dünyada 1 numaralı arabuluculuk merkezi olduğunu ilan ediyorum” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin arabuluculuk rakamlarında Avrupa ile ABD’nin 20 yılda elde ettikleri başarıya 5 yılda ulaştığına dikkati çekerek, ülkemizde arabuluculuğun uygulanmaya başladığı 2013’te 4 uyuşmazlığın çözüme kavuşturulduğunu dile getiren Öztatar, şunları kaydetti:

“2014’te 200, 2015’te bin 200, 2016’da 4 bin 800, 2017’de 25 bin, 2018’de 350 bin ve bu sene 650 bin arabuluculuk yapacağız. Bu yılın sonuyla birlikte 6 yılda 1 milyonu aşkın arabuluculuk uygulaması ülkemizde gerçekleşmiş olacak. Bu rakamlar bizi dünyada bir numara haline getirecek. Arabuluculuk sayılarında Avrupa’da bir numarayız.” Dava şartı olmadan arabuluculuğa gelenlerin sayısına ilişkin de Öztatar, “2/1/2018tarihinden bugüne kadar insanların arabuluculuğa kendi istekleriyle geldiği dosya sayısı 155 bin 956 olmuştur. Bu yıl altı ay içerisinde bu rakam 67 bin 466’dir. Bu yılın sonunda 140-150 bin dosya sadece dava şartı değil, zorunlu değil, insanların, iki tarafın da anlaşarak gelip 150 bine yakın dosyayı ihtiyarî olarak çözdüğümüzün bir göstergesi ” bilgilerini paylaştı.

Ticari uyuşmazlıklarda ise şu ana kadar 70.114 başvuru olduğunu, bunlardan 17.691’i anlaşma olarak sonuçlandığı bilgisini paylaşan Öztatar, arabuluculukta ticari uyuşmazlıkların hızlı çözüldüğünün altını çizerek “Yargılamalar bir usuller bütünü. Bu bir zaman alıyor. Arabuluculukta uyuşmazlıkları kısa sürede çözüyoruz. Biz dört hafta içerisinde 600 bine yakın dosyayı getirip insanlarla buluşturduk. Toplantılarda ilk oturuma katılım oranı %92 seviyesindedir. Her 100 insandan 92’sini masaya oturtmuşuz. Ticari uyuşmazlıkları sekiz haftada çözüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. Öztatar 2019 yılı sonu itibarıyla 140-150 bin aralığında bir ticari uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözüleceğine ilişkin tahminlerini aktardı.

Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü Öztatar, yaptığı konuşmada, arabuluculuğu bir toplumsal barış projesi olarak gördüklerini ve Türkiye’nin arabuluculuk çalışmalarında ilerleme kaydettiğini belirterek “Bugün Türkiye Arabuluculuk Merkezi 45 bin işçisiyle uzlaştıysa, anlaştıysa, el sıkıştıysa, helalleştiyse ve davalık olmadıysa bu, işçi ve işveren barışı anlamında, toplumsal barış anlamında çok önemlidir. İki komşu birbirlerinin sorunlarını davalaşmadan, ihtilaf çıkmadan barış içerisinde çözdüyse bu toplumsal barış anlamında çok önemlidir. İki ticaret erbabı ki güven ilişkisine dayalı yıllarca devam eden bir ihtilafta sorunlarını barışçıl şekilde çözdüler ve ileriye doğru, geleceğe yönelik yeni adımlar attılarsa, yeni iş birlikleri yaptılarsa bu önemlidir.” sözlerini paylaştı.

Öztatar arabuluculukta en önemli hedeflerinin uzmanlaşma olduğunu belirterek içlerinde inşaat sektörünün de bulunduğu on farklı alanın belirlendiğini, ayrıca Arabuluculuk Kanunu’nun değiştirilmesi için bir komisyon kurulduğunu ifade etti.

Açış konuşmalarının ardından oturum başkanlığını Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ejder Yılmaz’ın yaptığı oturuma geçildi. Oturumda Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Şükrü Saraç ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Alper Bulur sunum yaptılar.

Oturum başkanı Prof. Dr. Ejder Yılmaz Seminerin konusu olan Alternatif Uyuşmazlık Çözüm yöntemlerinin felsefesini anlatan kısa bir giriş konuşması yaptı.

Prof. Dr. Yılmaz insanlık tarihinde hâkim sayılarının artmasına rağmen maalesef bütün dünyada davaların çok uzaması nedeniyle adaletin tıkalı hâle geldiğini, oysa adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisinin, yargılamanın makul süre içerisinde, uygun süre içerisinde yapılması olduğunu o nedenle mahkemelerin yanı sıra, bir uyuşmazlık çözüm yerleri bulabilir miyiz düşüncesinin ortaya çıktığını belirterek Amerika’da, Kara Avrupası’nda, Uzakdoğu’da başlayan bu sürecin ülkemizde de filizlenmeye başladığını aktardı.

Ülkemizde hakimlerin çok ağır dava yükü olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz Avrupa standartlarında bir hakimin 250-300 davaya bakarken, ülkemizde hakimlerimizin 1.200 davaya kadar bakabildiklerini bu durumda davaların adil bir şekilde çözülmesinin çok zor olduğunu dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı: “Türk hâkimi, dünyayı da tanıyan bir kimse olarak biliyor ve inanıyorum ki dünyada en çok çalışan hâkimlerden biridir. Türk hâkimi günde 28 saat çalışır, 24 saat ona yetmez. Ama ona rağmen kaldıramıyor yükü. Ona öyle bir yük vermişiz ki şu binayı oynat diyoruz. İmkânsız! Kendi kendimizi kandırıyoruz. Çözüm nedir? Hâkim sayısını en az 30 bine çıkarmaktır”

Adaletin çökeceği toplumların çökeceğine vurgu yapan Prof. Dr. Yılmaz “Adalet fevkalade önemlidir. Bizim üzerinde çok titrememiz gerekiyor. İnşallah arabuluculuk başarıya ulaşacak olursa, ki rakamlar hakikaten çok duygulandırıcı, inşallah adalet sistemimize giderek yerleşecek, oturacak diye düşünüyorum.” dedi.

İnşaat Sektöründe Ticari Uyuşmazlıklar

Oturumda ilk olarak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Şükrü Saraç söz aldı. Saraç sunumunda inşaat sektöründe ticari uyuşmazlıklar hakkında bilgiler verdi.

Saraç 01.01.2019 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının, dava şartı olarak kabul edildiğini belirterek kural olarak, Türk Ticaret Kanunu’nun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu açıkladı.

Saraç, sözlerinin devamında konunun istisnalarına da değindi. Özel Kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hallerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağını belirtti.

Saraç sözlerinin devamında şu açıklamalarda bulundu: “Dava niteliğinde olmayan ticari uyuşmazlıkların dava şartı arabuluculuk kapsamına girmediğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin, “Dava öncesi hukuki koruma tedbirleri” dediğimiz ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talepleri; bunlar ticari nitelikte olsa bile dava olmadığı için bunun ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir alabilmek amacıyla önce arabulucuya gitmek söz konusu değil, dava şartı olamaz. Bunun yanında, icra takiplerinden söz edilmemiş, sadece davalardan söz edilmiş. Dolayısıyla dava açılmadan önce girişilecek olan bir icra takibi için de önce arabulucuya başvurma şartı bulunmamaktadır. Çekişmesiz yargı işleri Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382. maddesinde düzenlenmiş olup bunlar da birer dava niteliği olmadığından dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilemez. Örneğin, doğrudan doğruya iflas, konkordato mehli istenmesi, konkordato komiseri atanması, ticari senetlerin, kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptali talebi –bunlar hasımsız zaten- dolayısıyla bunlar çekişmesiz yargı işleri kapsamında olduğundan ticari dava olarak nitelendirilemez ve dava şartı arabuluculuk kapsamına girmez.”

İstisnalara ilişkin açıklamaların ardından Saraç, Nispi Ticari Davaların, Mutlak Ticari Davaların bir tarafını ticari işletmenin ilgilendirdiği davaların ticari arabuluculuk kapsamına gireceğini açıkladı.

Haksız fiilden kaynaklanan nispi ticari davaların, sebepsiz zenginleşmeden doğan nispi ticari davaların, sözleşmelerden kaynaklanan nispi ticari davaların, nispi ticari davaların örneklerini oluşturduğundan söz ederek konuya ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulundu.

Saraç inşaat sektörünün karşılaştığı uyuşmazlıkların büyük bölümünün eser sözleşmeleri hükümlerini karşılamakta olduğunu, eser sözleşmelerinde en çok karşımıza çıkan uyuşmazlıkların, eserin zamanında bitirilmemesinden kaynaklı uyuşmazlıklar veya ayıplı eser meydana getirmekten kaynaklanan uyuşmazlıklar veya bedelin ödenmemesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar olduğunu aktararak şu açıklamalarda bulundu: “Özellikle ayıplı eser sonucunda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda iş sahibinin ya sözleşmeden dönme ya sözleşmeyi feshetme veya eserin onarılmasını isteme hakkı vardır. Eserin onarılmasını isteme hakkını kullanacak olursa, burada Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesindeki bir miktar paranın ödenmesi olan alacak söz konusu olmayacağı için öyle bir uyuşmazlığın dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilemeyeceğini düşünmekteyim. Ama eserin ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönme hâlinde herkes aldığını iadeyle yükümlü olduğundan ve ödemiş olduğu parayı geri isteyebileceğinden, öyle bir uyuşmazlığın ticari davalarda dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.”

Mutlak ticari davalara ilişkin de açıklamalarda bulunan Saraç, “Bankadan genel kredi sözleşmesi çerçevesinde almış olduğu kredi sebebiyle banka ile arasında yaşanan uyuşmazlıklarda da Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde düzenlenmiş olduğu için mutlak ticari dava niteliğinde olup yine bir miktar para alacağı söz konusuysa veya tazminat oluşturuyorsa hiç kuşkusuz dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilecektir.” açıklamasında bulundu.

Saraç, faktöring şirketlerine temlik etmek suretiyle 6361 sayılı Finansal Kiralama Faktöring ve Finansman Şirketleri Kanunu çerçevesindeki faktöring sözleşmelerinin, finansal kiralama sözleşmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların, inşaat firmalarının makinalarını kiralamak için gerçekleştirdikleri ticari kiralamaların ticari arabuluculuk kapsamına girebileceğini belirtti.

Ticari Uyuşmazlıklarda İhtiyari ve Dava Şartı Arabuluculuk Uygulamaları

Alper Bulur’un sunumunun içeriğini Ticari Uyuşmazlıklarda İhtiyari ve Dava Şartı Arabuluculuk Uygulamaları konusu oluşturdu.

Ülkelerde yargı yükünün ve yargı giderlerinin giderek artması nedeniyle uzlaşma suretiyle uyuşmazlıkların çözümünün son yıllarda pek çok ülkenin kanun koyucusunu meşgul etmekte olduğunu ifade eden Bulur, Türkiye’de mahkemeye giden dosya sayıları hakkında bilgi verdi.

Bulur uyuşmazlık kavramını tanımlayarak uyuşmazlıkları çözüme kavuşturma işlevinin esas olarak devlete ait bir görev olduğunu uyuşmazlığın çeşitli yollarla çözülebildiğini ancak ilk akla gelen yolun yargı yolu olduğunu belirterek “Oysa yargı organlarına başvuru yolu tek yöntem olmadığı gibi, aslında en son başvurulması gereken yöntemdir. Yargı organlarına başvuru yoluyla uyuşmazlık çözümünün psikolojik, sosyal ve ekonomik yönden maliyeti oldukça yüksektir.” ifadesini kullandı.

Yargı organlarına başvurulmasıyla sürekli çekişme hâlinde olan taraflar arasındaki ilişkinin, tekrar onarılamayacak derecede bozulabileceğini aktaran Bulur, uyuşmazlıkların yargı organları önünde çözülmesi yolunun adeta alternatifsiz bir yolmuş gibi sunulmasının sosyal yapı, temel eğitim de dahil olmak üzere hukuk eğitimdeki anlayış ve bu yolun alternatiflerinin neler olabileceği konusunda yeterli bilginin verilmemiş olmasının önemli rol oynamakta olduğu hususuna vurgu yaptı.

Bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda, en ideal olanın tarafların karşılıklı olarak görüşmeleri ve anlaşarak uyuşmazlığı sonlandırmaları olduğunu belirten Bulur, bu kapsamda alternatif uyuşmazlık çözüm ( AUÇ) yollarının neler olabileceğini anlatarak karakteristik özelliklerine açıklama getirdi.

Bulur, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yargısal, sistemin yerine ikame edilmeye çalışılan veya onunla rekabet hâlinde olan bir çözümler süreci olmadığına vurgu yaparak söz konusu yöntemlerin asıl amacının, küçük çapta olan ve kamu düzenini ilgilendirmeyen uyuşmazlıkların, adli bir soruna dönüşmeden çözümlere ulaşılması olduğunu belirtti.

Arabuluculuk ve uzlaştırma yöntemlerinin, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri içerisinde en yaygın ve başarılı olarak uygulanılan yöntem olduğunu ifade eden Bulur, Arabuluculuk sistemini “Uyuşmazlık içine düşmüş olan tarafları konuşmak ve müzakerelerde bulunmak amacıyla bir araya getiren, birbirlerini anlamalarını ve bu suretle kendi çözümlerini kendilerinin üretmelerini sağlamak için aralarındaki iletişimi kolaylaştıran, uzmanlık eğitimi almış, tümüyle bağımsız, tarafsız ve objektif bir konumda bulunan üçüncü kişinin katkısı ya da katılımıyla yürütülen, gönüllü, bir başka ifadeyle ihtiyarî olarak işlerlik kazanan bir uyuşmazlık çözme yöntemi” olarak tanımladı.

Arabuluculuğun iradi ve eşit olma ilkelerini aktaran Bulur, tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip olduklarını belirerek taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça arabulucunun, arabuluculuk faaliyeti çerçevesinde kendisine sunulan veya diğer bir şekilde elde ettiği bilgi ve belgeler ile diğer kayıtları gizli tutmakla yükümlü olduğu hususuna vurgu yaptı.

Bulur sunumunun devamında arabulucuların hak ve yükümlülüklerini sıraladı. Arabulucuların, arabuluculuk faaliyetinin başında, tarafları arabuluculuğun esasları, süreci ve sonuçları hakkında gerektiği gibi aydınlatmakla yükümlü olmaları hususuna vurgu yaptı. Arabuluculuk ücretini karşılamak için adli yardıma ihtiyaç duyan tarafın, arabuluculuk bürosunun bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinin kararıyla adli yardımdan yararlanabileceğini hatırlattı.

Tarafların arabuluculuk müzakerelerine bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabileceğini belirten Bulur, arabuluculuk faaliyetlerine ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır bulundurulabilir. Tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde arabulucu bir çözüm önerisinde bulunabilir. Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Komisyon, arabuluculuk müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.”

Bulur sözlerinin devamında tarafların arabuluculuk faaliyetini anlaşmaya vararak sona erdirebileceğini, taraflardan birisinin bu faaliyetten çekildiğini karşı tarafa veya arabulucuya bildirerek arabuluculuğa son verebileceğini, arabulucunun da taraflara danıştıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunu tespit ederse bu faaliyeti sona erdirebileceğini anlattı.

Arabuluculukta tarafların anlaşması durumunda uygulama bulacak süreçlere değinen Bulur, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hususuna vurgu yaptı.

Bulur dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulmasının kabul edilmesi durumunda hangi hükümlerin uygulanacağına dair açıklamalar getirerek ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğuna ilişkin bilgilendirdi.

Arabulucunun taraflara ulaşamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdireceğini belirten Bulur, arabulucunun son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirmesi gerektiğini ifade etti.

Bulur, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımının duracağını ve hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini hatırlattı. Arabuluculuk görüşmelerine tarafların bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabileceğini, işverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanının da görüşmelerde işvereni temsil edebileceğini ve son tutanağı imzalayabileceğine açıklama getirdi.

Seminer, soru cevap bölümünün ardından İNTES Hatıra Ormanında konuşmacılar adına dikilen sertifika takdimi ile son buldu.

ŞEHİT MUSTAFA DOĞAN CAD. 719. SOK. NO: 3 YILDIZEVLER MAHALLESİ, ÇANKAYA - ANKARA
T: 0 312 441 43 50 F: 0 312 441 36 43 ∙ İNTES@İNTES.ORG.TR
  • © İNTES, 2018 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.