İNTES-İSTAC Semineri İstanbul'da düzenlendi

İNTES-İSTAC Semineri

İstanbul Tahkim Merkezi-ISTAC ve İNTES’in ortak düzenlediği Tahkim, Ticari Uyuşmazlıklar ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Semineri, 24 Nisan 2018 tarihinde, İstanbul’da Tekfen Tower binasında gerçekleşti.

Seminerin açış konuşmasını gerçekleştiren Ersoy, uyuşmazlıkların uzlaşmayla çözümünün önemsendiğinden söz ederek son dönemde işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıkları, 1.1.2018’den itibaren zorunlu hâle gelen arabuluculukla çözmeye başladıklarını ve olumlu sonuçlar aldıklarının anlatarak İNTES’in kurduğu Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde 3 bin civarında işçiyle anlaşma sağlandığından söz ederek bunun üç bin tane daha az iş davası demek olduğuna vurgu yaptı.

Davaların sadece süreçleri uzattığını anlatan Ersoy, taraflar arasındaki ilişkinin de negatife gitmesine neden olaraks uzun dönemli ilişkilerde ciddi kayıplar oluşturduğunu, bu nedenle tahkim ve ticari arabuluculuk müesseselerinin önemli olduğunu ifade etti.

İstanbul Tahkim Merkezinin taraf olduğu büyük ölçekli uyuşmazlıklarda da sonuçların taraflar için gayet uygun, makul olduğuna inandıklarını ifade eden Ersoy, hem toplantıya iş birliği yaptıkları için hem de tahkimin Türkiye’de yerleşmesini sağladıkları için ISTAC Başkanı Prof. Dr. Akıncı olmak üzere tüm ekibine teşekkür ederek sözlerini noktaladı.

Açış sunumunun ardından oturum başkanlığını İnşaat Mühendisi Av. Ali Rıza Yücel’in yönettiği İSTAC Başkanı Ziya Akıncı ve Genel Sekreteri Candan Yasan Tepetaş’ın konuşmacı olduğu oturuma geçildi.

Ali Rıza Yücel, tahkim hakkında kısaca bilgi vererek tahkimin taraflar arasında doğmuş veya ileride doğacak olan belli hukuki uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında taraflarca seçilen ve adına “Hakem” denilen tarafsız kişiler eliyle nihai olarak karara bağlanması olduğunu ifade ederek tahkimin türlerine ilişkin bilgi verdi.

Ülkemizde iç tahkim ya da millî tahkim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, milletlerarası tahkimin ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’muzda düzenlendiğini anlatan Yücel, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun, esas itibarıyla Birleşmiş Milletlerin üye devletlere önerdiği model kanun dikkate alınarak ve ayrıca İsviçre Milletlerarası Tahkim Kanunu’ndan da esinlenerek hazırlanan oldukça modern bir kanun olduğuna vurgu yaptı.

Tahkimin çabukluk, ekonomiklik, gizlilik, uyuşmazlığın uzmanlar eliyle çözülmesi gibi pek çok avantajı bulunduğunu anlatan Yücel, mahkemelere nazaran daha kısa sürede sonuç alınması, hakem kararlarının mahkeme kararları gibi icra edilebilmesi, kararların hemen hemen her ülkede icra edilebilir olmasının tahkimin önemli avantajları olduğunu anlattı.

Yücel, ülkemizde tahkim geçmişinin oldukça eski olmasına rağmen, millî ve milletlerarası tahkimimizin ne yazık ki gelişmemiş olduğuna ilişkin düşüncelerini paylaşırken görüşlerini şu sözlerle ifade etti: “Son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler umut verici olmakla birlikte, bu düzenlemelerin gereği yeterince pratiğe yansımamıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İsviçre, Fransa gibi ülkeleri bir kenara bırakacak olsak dahi Çin, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Kore, Mısır, Dubai, Singapur, Malta gibi ülkelerin uluslararası tahkim merkezleri uluslararası üne kavuşmuşken, Türkiye bu konuda çok geç kalmıştır. O nedenle İstanbul Tahkim Merkezinin kurulmuş olması ülkemiz için çok büyük bir kazanç olacaktır.”

İstanbul Tahkim Merkezi ile ülkemize ilk defa getirilen bir yeniliğin de seri tahkim olduğunu ifade eden Yücel, aynı zamanda geçici hukuki, geçici koruma-önleme talebi için acil durum hakemi tayini de diğer yenilikler olduğunu aktararak tahkimin, uyuşmazlıklarda, mahkeme sürecini kısaltmasının önemli bir imkân olduğunun altını çizdi.

Yücel, düzenlen seminerin konusunun kamu ihalelerinde uyuşmazlık hâlinde ISTAC tahkimine de başvurulabileceği hususunun tip sözleşmelerde yer alması hususu olduğunu ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Sözleşmenin yürütülmesi aşaması sırasında taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıkların çözümü için Türk mahkemelerini ya da tahkim yolundan birini tercih edebilecektir. İdarenin tahkim yolunu tercih etmesi hâlinde, uyuşmazlık yabancılık unsuru taşıyorsa İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları veya 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerinden biri seçilerek çözüm yoluna gidilecektir. Uyuşmazlık yabancılık unsuru taşımıyorsa, İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları uyarınca çözümlenecektir. Sözü edilen 4686 sayılı Kanun’un “Yabancılık Unsuru” başlıklı 2. maddesinin (1). Fıkrasında şöyle denilmektedir: ‘Aşağıdaki hâllerden birinin varlığı hâlinde uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır’ 1 no.lu bentte ise, ‘Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da iş yerlerinin ayrı devletlerde bulunması’ denilmektedir. Böylece bu yeni düzenlemeyle kamu ihalelerinde de tahkim yolu açılmış olmaktadır. Söz konusu düzenlemeler, 19.01.2018 sonrasındaki ihaleler sonucunda imzalanan kamu ihale sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıkların ISTAC Tahkim Kuralları uyarınca çözümlenebilecektir.”

Yücel’in Seminer gündemine ilişkin açıklamalarından sonra İnşaat Uyuşmazlıkları ve ISTAC Tahkimi konusunda sunum yapmak üzere Prof. Dr. Ziya akıncı söz aldı.

Prof. Dr. Akıncı, inşaat sektöründe uyuşmazlığın çözülmesi için hem Türkiye’de hem yurt dışında özellikle birçok uluslararası standart sözleşmelerde kullanılan “Uyuşmazlığı Çözüm Kurulu,” “Uyuşmazlığı Önleme Kurulu” FIDIC’teki Çözme ve Önleme Kurulu, DAB olarak adlandırılan (Dispute Adjudication Board) gibi birtakım müesseseler gelişmiş olduğunu bu kurulların taraflar arasındaki muhtemel uyuşmazlıkları zaman zaman saha ziyaretleriyle zaman zaman taraflarla toplanmak suretiyle takip ederek uyuşmazlık çıktığında da mümkün olduğu kadar hızlı, nispeten masrafsız ve etkin bir şekilde çözmeye çalıştıklarını anlattı. Özellikle Türkiye’deki bu büyük projelerde, DAP’ın etkin bir şekilde kullanıldığını ifade etti.

Uyuşmazlıkların bağlayıcı bir şekilde çözümlenmesinin inşaat sektörü açısından fevkalade önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Akıncı, taahhüt sektörünün kendisine özel bilgiyi, donanımı gerektiren bir sektör olarak uyuşmazlıkların seri, hızlı bir şekilde çözümlenmesi gerektiğini ifade ederek ekonomik mevcudiyet için bir kişinin hakkını almasının son derece önemli olduğunu vurgu yaparak “Kamu İhale Kanun’undaki uyuşmazlıkların mutlaka idarenin bulunduğu yer mahkemesinde çözümlenmesi maddesi, aslında taahhüt sektörünün tarafları açısından, idare tarafı açısından da beklentileri karşılamıyordu.” ifadelerini kullandı.

Buna ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Akıncı, 30 Aralık 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan ve bu değişiklikten sonra 19.1.2018 sonrasındaki ihaleler sonucunda imzalanan kamu ihale sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıkların ISTAC tahkim kuralları uyarınca çözümlenmesine imkân verileceğini belirterek bu durumun hem ISTAC açısından hem sektör açısından oldukça önemli bir gelişme olduğunu bunu hep beraber iyi kullanırsak son derece olumlu neticeler alınmasının mümkün olacağına dair açıklama getirdi.

Kamu ihaleleri açısından artık tahkimin mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akıncı, idarelerin artık tahkim şartı yazma alışkanlığını edinmeleri gerektiğini yakın bir zaman içerisinde artık tahkim ve İstanbul Tahkim Merkezi’nin sektör için çok önemli bir uygulama alanı bulacağını anlattı.

Tahkim yerine ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Akıncı, tahkim yerinin idarenin bulunduğu yer olarak belirtildiğini veya tip sözleşmede İstanbul da seçilebileceğini, kurumun İstanbul’daki herhangi bir idare ile birlikte çalışması söz konusu olduğunda tahkim yerinin İstanbul olmasının yüklenici açısından da daha cazip olabileceğine vurgu yaparak yabancı unsurlu sözleşmelerde yabancı bir ülkede tahkim yerinin kararlaştırılabilmesinde mevzuat açısından engel olan bir husus olmadığı bilgisini de paylaşarak. “Her halükârda, özellikle yabancı unsurlu sözleşmelerde taraflar istedikleri yerde tahkim yapabilirler.” dedi.

Prof. Dr. Akıncı, tahkim dilinin yerli uyuşmazlıklar açısından Türkçe, yabancı unsurlu uyuşmazlıklar için ise tarafların tahkim dilini seçebileceklerini, özellikle bu hususun taahhüt sektöründe uluslararası projeler açısından çok önemli olduğunu, uluslararası projelerde dokümanların dili İngilizce ise mahkemeye gidildiği zaman tercüme edilmesi zorunluluğunun önemli bir masraf olabileceğini anlattı.

Uluslararası inşaat sektöründe en çok kullanılan standart sözleşmelerden bir tanesinin FIDIC sözleşmeleri olduğunu açıklayan Prof. Dr. Akıncı, Dünya Bankası gibi finans kurumlarının finans desteklerinin bu standart sözleşmelere göre yapıldığını örneğin, Dünya Bankasının kendi FIDIC’ı olduğunu otomatik olarak uyuşmazlıkların çözümünde tahkim klozu şartı olduğunu ancak idare veya taraflar müzakerelerinde değişiklik yapmak istedikleri zaman özel şartnamede bunu değiştirebileceklerini açıkladı.

İstanbul Tahkim Merkezinin taahhüt sektörü açısından avantajları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akıncı, İSTAC’ın Türkiye’ye Acil Durum Hakemi gibi çeşitli kavramları ilk defa getiren bir merkez olduğunu, bahsi geçen bu uygulamada hemen anında sırf tedbir kararı verecek hakem atanabildiğini, inşaat uyuşmazlıklarında tedbir talepleri, hızlı hakem tayini, hızlı karar, icra, mahkemeden tedbir isteme seçeneği gibi olanaklar sağlayacağını açıkladı.

İstanbul Tahkim Merkezinin getirdiği yeniliklerden bir diğerinin de taahhüt sektörü açısından, belli uyuşmazlıklarda, “Seri tahkim” denilen yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Akıncı, İstanbul Tahkim Merkezinde eğer dava çok kompleks ve büyük değilse taraflar seri tahkime başvurmak yoluyla üç ay içerisinde kesin ve nihai karar alabileceklerini, bunun tıpkı mahkeme kararı gibi, ilamlı icra yoluyla icra edilebilecek bir karar anlamına geldiğini, bu yöntemin özellikle taşeronlarla nispeten küçük olan uyuşmazlıklar için rahatlıkla kullanabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Akıncı, mahkemelerde yıllar süren davaların İstanbul Tahkim Merkezinde altı ayda sonuçlanabildiğine, İstanbul Tahkim Merkezinde bilirkişiye çoğu zaman gitmeye gerek olmadığına çünkü hakemlerin konularında uzman olmalarının yargılamayı çok hızlandırdığını aktardı.

Hakemleri genellikle tarafların kendilerince atandığı bilgisini paylaşan Prof. Dr. Akıncı, atanan hakemlerin üçüncü hakemi atadığını belirterek, “Böylece her atanan hakem, tarafların hem güvenini hem de uzmanlık açısından bilimsel olarak tatmin edecek kişiler oluyor. Üçüncü hakem de onların seçtiği hakem olduğu için gayet iyi gidiyor. Eğer taraflar tek hakemde veya üç hakemde anlaşamazsa o zaman bizim divanlarımız hakemi atıyor.” ifadelerini kullandı.

İstanbul Tahkim Merkezinin milletlerarası ve millî olmak üzere iki tane divanı olduğunu ve Milletlerarası Divanda ise dünyanın en saygın, en bilinen hakemlerinin İstanbul Tahkim Merkezinde görev yaptığını anlattı.

Prof. Dr. Akıncı, tahkim sadece milletlerarası ve çok büyük projeler için söz konusu olacağı konusunda yanlış bir algının olduğunu küçük davalarda bile çok daha hesaplı olarak ISTAC’a gidilebileceğini açıkladı.

Prof. Dr. Akıncı’nın ardından ISTAC Yargılama Usulü, Uygulama ve Örnekleri konusunda Dr. Candan Yasan sunumunu gerçekleştirdi.

Uyuşmazlıkların İstanbul Tahkim Merkezi nezdinde çözümlenebilmesi için sözleşmelere, “Bu sözleşmeden kaynaklanan veya bu sözleşmeyle ilişkili olan tüm uyuşmazlıklar İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları uyarınca nihai olarak tahkim yoluyla çözümlenecektir.” ifadesi olması gerektiğinden söz eden Dr.Yasan, taraflar veya taraf vekilleri bu anlaşmayı daha detaylandırmak istiyorlarsa acil durum hakemine ilişkin kuralların uygulanmayacağı veya tahkim yerinin neresi olacağı, tahkim dilinin hangi dil olacağı, hakem sayısı ya da uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuka ilişkin hükümlerin de eklenebileceğini anlattı ve şu sözlerle bir hususun altını çizdi: “ Burada Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı uyarınca, asla ve asla bu cümleden sonra mahkemelere ilişkin herhangi bir atıfta bulunulmaması gerekiyor. Aksi takdirde tahkim anlaşmasının geçersizliği sonucuyla karşılaşıyoruz.”

Dr. Yasan örnek tahkim anlaşmalarının İSTAC internet sitesinde hem Türkçe hem de İngilizce olarak örnek bulunabileceğini, kopyala-yapıştır yöntemiyle sözleşmeleri yazmanın mümkün olduğuna dikkat çekti.

Tahkim Merkezi Kurallarının 7. maddesinde, tahkim talebinin detaylı bir şekilde düzenlendiğini anlatan Dr. Yasan, davanın açılması için tahkim talebiyle birlikte maktu 300 lira tutarındaki başvuru ücretinin yatırılması gerektiğini, bunlar tamamlandığında, davanın açılmasına bağlı tüm sonuçların doğacağını açıkladı.

ISTAC tarafından davaların on-line açabilme imkânının kullanıcılara sunulduğunu, sitede bulunan formlarla tahkim kuralları uyarınca istenen tüm bilgilerin doldurulma imkanının olduğunu, tahkim talebini doldurduktan sonra başvuru ücretini de on-line olarak kredi kartıyla, banka havalesiyle ödenebileceğini, bu işlemler tamamlandıktan sonra tahkim talebi, özet dilekçe ve başvuru ücreti yatırıldığında, davanın açılmış sayılacağını aktararak talebin on-line da yapılsa, yeterli sayıda ıslak imzalı nüshasının merkeze sunulması gerektiğine dikkat çekti.

Tebligat bakımından İstanbul Tahkim Merkezi’nin çok önemli fırsat sunduğunu belirten Dr. Yasan, e-mail gibi her türlü iletişim aracı ile tebligat yapılmasının mümkün olduğunu, bu imkânın özellikle davalının yurt dışında bulunduğu yargılamalarda davanın en başından hızlanmasını sağladığını hatırlattı.

Dr. Yasan, davalı tahkime katılmasa da İstanbul Tahkim Merkezindeki yargılamanın devam ettiğini ancak davalının hukuki dinlenilme, iddia ve savunmasını ileri sürme hakkını kullanabilmesi için bütün yazışmaların, her türlü ara kararların davalıya da tebliğ edilmeye devam ettiğini açıkladı.

Başkanlığını İnşaat Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Pelin Alpöken’nin yürüttüğü ikinci oturumda ise Kamu İhale Kurumu Hukuk Hizmetleri Daire Başkanı Dr. Erdem Bafra, Kamu İhale Kurumu 2. İnceleme Daire Başkanı Yusuf Uslu sunumlarını gerçekleştirdiler.

İnşaat sektöründe mega projeler yürütüldüğünü aktaran Prof. Dr. Alpöken, her mega projenin kendine münhasır risklerinin ve sıkıntılarının olduğunu, bu sıkıntıların getireceği uyuşmazlıklarda İstanbul Tahkim Merkezinin bir alternatif uyuşmazlık çözümü olarak düşünülmesinin aslında yükleniciler açısından pek çok avantajı olduğunu, önemli kamu ihalesiyle ihale edilen projeler açısından İstanbul Tahkim Merkezinin önemli bir yeri olacağını aktaran giriş konuşmasından sonra sözü, Kamu İhale Kurumu uzmanları Uslu ve Bafra’ya devretti.

Ortağa Ait İş Deneyim Belgesi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri konusunda sunum yapan Dr. Erdem Bafra, öncelikle Kanun’da düzenlenen iş deneyim belgesi ve temel ilkeleri konularını anlattı.

İş deneyim belgesi düzenlenirken temel ilkelerin devredilemez, kiraya verilemez, satılamaz ve başkalarına kullandırılamaz hükümlerini içerdiğini aktaran Dr. Bafra, Kanun koyucunun 10. maddede, bir tüzel kişiliğin en az bir yıldır yarıdan fazla hissesine sahip ortağına ait iş deneyim belgesi ile ihalelere katılmasına cevaz verdiğini açıklayarak, “Ancak biraz önce dedik ya, bunu hiç kimseye kiralamayacağız, satmayacağız, devretmeyeceğiz, üçüncü kişilere kullandırmayacağız, temel ilkemiz buydu. Biz bu ilkeye riayet ediyor muyuz gerçekten? İşin başında olmadan iş deneyim belgeleriyle gelir elde ediyor. Amaca uygun kullanmıyoruz iş deneyim belgelerini ve temel ilkeleri bu şekilde bir nevi kanuna karşı hileyle kesinlikle uygulanmasının önüne geçiyoruz. Yani çuvaldızı biraz kendimize batırmanın zamanı geldi diyorum.” dedi.

İhale ilk ilan veya davet tarihinden sonra düzenlenmiş bir standart formların olduğunu belgeye dayalı deneyim mi, belge üzerinde deneyim mi? Konusunun sorun olduğuna, belge sahibi ortağın deneyimini aktarması ve hukuki sorumluluğunun ileri sürülen başlıca çözüm önerileri temsil veya yönetime yetkili kılınma (İhale sözleşmelerine ilişin olarak), teknik personel vb., teminat sunma yüklenici ile birlikte müteselsil sorumluluk, yasaklama tedbiri konuları olduğunu anlattı.

Dr. Bafra, bir işten alınabilecek toplam belge tutarının sınırlandırılması, belgelerin kullanım süresi-hakkaniyete uygun çözüm arayışı, 2531 sayılı kanun uygulamasından kaynaklanan sorunlar, konularına açıklama getirdi.

Kamu İhale Kurumunu temsilen söz alan Yusuf Uslu ise Hukuki Yönüyle Kamu Yapım İhaleleri Sözleşmelerinde Nefaset Kesintisi konusunda sunumunu gerçekleştirdi.

Uslu’nun sunumuyla amaçladığı konular, nefaset konusunun hukuki boyutunu aktarmak, nefaset konusunun 4735 sayılı Kanun’a özgü bir uygulama olmadığını, Türk Borçlar Kanunu temelli bir düzenleme olduğunu vurgulamak, teori ve uygulama düzleminde farklı bir bakış açısı oluşturmak oldu.

Uslu, sunumunda, Borçlar Kanunu’nda “Ayıp” kavramı ve ayıba bağlanan sonuçlardan ve 4735 sayılı Kanun ve ikincil mevzuat açısından nefaset kavramı ve uygulamasına değindi.

Nefaset konusunun kamuda görev yapan kişiler açısından önemli bir konu olduğuna vurgu yapan Uslu, konunun kamu zararı olması açsından önemine işaret ederek, “Kamu zararı kavramı önemli. Eğer nefaset kesilmesi gereken bir husus var ancak bu kesinti yapılmamışsa Sayıştay sorgulamalarında veya diğer idari denetim mekanizmalarında bununla karşılaşmaları mümkün. Öte yandan, nefaset kesintisinin yapılması, yüklenici açısından da olumlu bir durum değildir. Yükleniciye nefaset dolayısıyla düşük ödeme yapılması söz konusu oluyor. Kısaca nefaset kesintisi uygulaması hem idareler açısından hem de yükleniciler açısından önemli bir konudur.”

Yüklenici yani yapım müteahhidinin işi, fen ve sanat kurallarına uygun bir şekilde yapması gerektiğini yapım müteahhidinin bu kuralları bildiği ve inşaatın yapımında fen ve sanat kurallarına uygun davranmayı borçlandığını kabul edileceğini belirterek yapım müteahhidinin borçlarının neler olduğunu anlattı.

Uslu, borçlar hukukunda ayıp kavramına ilişkin açıklamalarını şu sözlerle ifade etti: “Ayıp kavramı, genel olarak eserin sözleşmeye göre sahip olması gereken nitelikleri taşımaması hâlidir. İki şekilde ayrım yapmak mümkündür. Birincisi, sözleşme ile kararlaştırılan vasıfların eksikliği. Tabii, taraflar, eser sözleşmesi akdederken genel olarak eserin nitelikleri hakkında açık veya örtülü bir şekilde mutabık kalıyorlar ve mutabık kalınan bu hususlar genel özelliklere ilişkin olabileceği gibi özel birtakım özelliklere ilişkin de olabiliyor. Genel vasıflar, eseri somut olarak belirleyen özelliklerdir. Örneğin, imalatların granit yapılması hususunda bir anlaşma varsa ancak buna rağmen yüklenici mermer kullanmışsa yani farklı bir malzeme kullanmışsa burada eser ayıplı bir şekilde meydana getirilmiş sayılıyor. Özel olarak kararlaştırılan vasıfların eksikliği hâlinde eğer eser, dört dörtlük olsa bile ayıplı sayılır.” diyerek ayıp sayılmayan durumların neler olduğunu aktardı.

Diğer bir hususun teslim edilen eserin kötüleşmesi yani yıpranma veya kullanım hatası olduğunu açıklayan Uslu, eser teslim edildikten sonra zaman içinde yıpranması hâlinde de bir ayıptan söz edilemeyeceğini, bu kapsamda hatalı kullanım veya yıpranmaya bağlı ayıpların da ayıp olarak nitelendirilemeyeceğini aktardı.

Uslu, Borçlar hukukunda “Ayıp” kavramına değinerek teslim edilen eserdeki nefaset kesintisini gerektiren ayıpların daima açık ayıp olduğuna değinerek önemli-önemsiz ayıp kavramlarını ayrıntılarıyla açıkladı.

Nefasetin şartlarının Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 41. maddesinde belirlendiğini ve hangi şartlarda nefaset kesildiğini konularına değinen Uslu, konuya örnekler vererek değindi.

Toplantı, sunumların ardından soru-cevap bölümü ve İNTES Hatıra Ormanında konuşmacılar adına dikilen ağaçlandırma sertifikalarının takdimi ile sona erdi.

ŞEHİT MUSTAFA DOĞAN CAD. 719. SOK. NO: 3 YILDIZEVLER MAHALLESİ, ÇANKAYA - ANKARA
T: 0 312 441 43 50 F: 0 312 441 36 43 ∙ İNTES@İNTES.ORG.TR
© İNTES, 2018 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.