• 2018
  • 2017
  • 2016
  • 2013
  • 2012
  • 2011
  • 2010
  • 2009
  • 2008
  • 2007
  • 2006
  • 2005
  • 6346-
  • İnşaat Sektöründe Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Bilgilendirme Toplantısı
    6346
  • Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri
    6346
  • İNTES-İSTAC Semineri
    6346
  • 6789

    İnşaat Sektöründe Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Bilgilendirme Toplantısı

    İnşaat Sektöründe Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Bilgilendirme Toplantısı
    Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı ve İNTES’ın ortaklaşa düzenlediği İnşaat Sektöründe Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Bilgilendirme Toplantısı, 4 Ekim 2018 tarihinde Ankara’da Gelir İdaresi Başkanlığı Gümüşdere Konferans Salonu’nda gerçekleşti.
    Toplantıya Gelir İdaresi Grup Başkanları İbrahim Ateş, Hüseyin Azili, Sosyal Güvenlik Kurumu uzmanları Murat Hazımlı ve Ali Yıldırım katıldı.
    Toplantının açış konuşması İNTES Genel Sekreteri H. Necati Ersoy tarafından gerçekleştirildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ersoy, 1 Ekim 2018 tarihinden itibaren Türkiye genelinde çok uzun yıllardır ayrı ayrı verilen muhtasar beyannameler ile SGK prim hizmet beyannamelerinin birleştirildiğini aktardı. Artık tek beyanname verileceğine vurgu yapan Ersoy “Bu değişiklik işyerlerimizde yerleşik alışkanlıkların gözden geçirilmesi, bazılarının değiştirilmesi anlamına geliyor. Yeni düzenlemenin özelliklerinin ve farklılıklarının bilinmesini gerektiriyor.” dedi.
    İnşaat sektörünün proje ve şantiye bazlı çalışmaları dikkate alındığında sosyal güvenlik sistemi açısından asgari işçilik uygulamaları, ilişiksizlik belgeleri gibi özel uygulamalara en fazla muhatap olan sektör olduğuna dikkat çeken Ersoy, inşaat sektöründe faaliyet gösteren işyerlerinin muhtasar ve prim hizmet beyannameleri konusunda pek çok sorunla karşılaşabileceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.
    Toplantı Özet Metni Aşağıdaki Linkte Yer Almaktadır

    İnşaat Sektöründe Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi Bilgilendirme Toplantısı

    6781

    Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri

    Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri

    Yargıtay Kararları Işığında İş Hukuku Uygulamaları Semineri’nin açış konuşmalarını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur ve İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu yaptı.
    Başkan Koloğlu konuşmasında 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren zorunlu olan arabuluculuk sistemine ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Projenin sonlanmasıyla o şantiyeye özgü iş yerlerinin kapandığını bu nedenle sirkülasyonu yüksek olan inşaat sektöründe arabuluculuk müessesesine özel önem verildiğini belirten Koloğlu, “Arabuluculuk geleneklerimize uygun olarak işçilerimizle helalleşmemize de imkân vermektedir.” dedi.
    Arabuluculuk sisteminin yaygınlaşmasına yönelik çalışmaların çok önem kazandığına değinen Koloğlu, İNTES tarafından kurulan Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde (TAM) çalışma hayatının taraflarına bu alanda hizmet sunulduğunu belirtti. Koloğlu, TAM’ın faaliyetlerine ilişkin bilgi vererek Eylül 2018 itibariyle yaklaşık 10 bin işçiyle tüm hakları ve ilave talepleri karşılanarak anlaşma sağlandığını ve yaklaşık 200 milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.
    Yargılama Sürecinde Emsal Ücret Araştırmaları konusunun önemine vurgu yapan Koloğlu, mahkemeler kanalıyla İNTES’e emsal ücret sorulduğunda, Yüksek Fen Kurulu İşçilik Rayiçleri ve toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ücretlerin kriter alınırken buna karşılık bazı örneklerde kanuna göre toplu sözleşme imzalama yetkisi olmayan işçi sendikalarına da emsal ücret sorulduğunu belirtti. Koloğlu, “Bu sendikalar tarafından astronomik rakamlar bildirilebilmektedir. Kaldı ki sendika üyesi ve toplu sözleşmeden yararlanan bir işçinin aldığı ücretin sendika üyesi olmayan işçinin ücreti açısından doğru emsal olamayacağı da bilinmektedir. Zira ülkemizde yaklaşık 15 milyon işçimiz sigortalı olarak çalışmasına rağmen yaklaşık ancak 1 milyonu toplu sözleşme kapsamındadır. Bu konuda kıymetli yargı mensuplarımızın ve akademisyenlerimizin görüşleri için bize yol göstermelerini rica ediyoruz.” dedi.
    Çalışma ve dinlenme süreleri ile holding ve şirket gruplarında işveren olarak organik bağ ilişkisinin kurulması konusunun sektörün sorun yaşadığı alanlardan birisi olduğunu belirten Koloğlu, sektörün yapısal özelliklerinin bu alandaki bazı uygulamaları da zorunlu kılmakta olduğunun altını çizerek, “Yargımızın aldığı ve alacağı kararlar sektörümüzün özellikle yurt dışında yürüttüğü çalışmaları etkilemektedir. Biz, inşaat sektörü olarak yurt dışı projelerimizde sadece işçilerimizin istihdam zorunluluklarını yerine getirmiyoruz. Üstlendiğimiz projelerin gerekenlerini de yapıyoruz. Gittiğimiz ülkelerin şartları ve kendine özgü hukuku da bulunmaktadır. Bunların getirdiği zorunluluklar da olmaktadır. Hepsine uyum sağlayıp çalışma mecburiyetindeyiz.” dedi.
    Koloğlu sözlerinin devamında yurt dışında çalışan işçilere yurt içinde çalışıyor gibi iş hukuku kurallarının uygulanmasının istihdam kararlarını olumsuz etkilediğine, yurt dışında üstlenilen büyük projelere rağmen daha az Türk işçisi ve mühendisi çalıştırıldığına vurgu yaptı ve “Ülkemizin geçirmekte olduğu bu zor günlerde bizler de daha çok Türk işçisi ve mühendisi çalıştırmak istiyoruz.” dedi. Koloğlu bu nedenle yurt dışında yapılan çalışmalar açısından iş hukuku mevzuatımızın yeniden ele alınması gerektiği görüşünde olduğu belirtti.
    Başkan Koloğlu’nun ardından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur açış konuşması yapmak üzere kürsüye davet edildi.
    Yargıtay Kararları Işığında İş Hukuku Uygulamaları Semineri’nin açış konuşmalarını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur ve İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu yaptı.

    Başkan Koloğlu konuşmasında 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren zorunlu olan arabuluculuk sistemine ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Projenin sonlanmasıyla o şantiyeye özgü iş yerlerinin kapandığını bu nedenle sirkülasyonu yüksek olan inşaat sektöründe arabuluculuk müessesesine özel önem verildiğini belirten Koloğlu, “Arabuluculuk geleneklerimize uygun olarak işçilerimizle helalleşmemize de imkân vermektedir.” dedi.

    Arabuluculuk sisteminin yaygınlaşmasına yönelik çalışmaların çok önem kazandığına değinen Koloğlu, İNTES tarafından kurulan Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde (TAM) çalışma hayatının taraflarına bu alanda hizmet sunulduğunu belirtti. Koloğlu, TAM’ın faaliyetlerine ilişkin bilgi vererek Eylül 2018 itibariyle yaklaşık 10 bin işçiyle tüm hakları ve ilave talepleri karşılanarak anlaşma sağlandığını ve yaklaşık 200 milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.

    Yargılama Sürecinde Emsal Ücret Araştırmaları konusunun önemine vurgu yapan Koloğlu, mahkemeler kanalıyla İNTES’e emsal ücret sorulduğunda, Yüksek Fen Kurulu İşçilik Rayiçleri ve toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ücretlerin kriter alınırken buna karşılık bazı örneklerde kanuna göre toplu sözleşme imzalama yetkisi olmayan işçi sendikalarına da emsal ücret sorulduğunu belirtti. Koloğlu, “Bu sendikalar tarafından astronomik rakamlar bildirilebilmektedir. Kaldı ki sendika üyesi ve toplu sözleşmeden yararlanan bir işçinin aldığı ücretin sendika üyesi olmayan işçinin ücreti açısından doğru emsal olamayacağı da bilinmektedir. Zira ülkemizde yaklaşık 15 milyon işçimiz sigortalı olarak çalışmasına rağmen yaklaşık ancak 1 milyonu toplu sözleşme kapsamındadır. Bu konuda kıymetli yargı mensuplarımızın ve akademisyenlerimizin görüşleri için bize yol göstermelerini rica ediyoruz.” dedi.

    Çalışma ve dinlenme süreleri ile holding ve şirket gruplarında işveren olarak organik bağ ilişkisinin kurulması konusunun sektörün sorun yaşadığı alanlardan birisi olduğunu belirten Koloğlu, sektörün yapısal özelliklerinin bu alandaki bazı uygulamaları da zorunlu kılmakta olduğunun altını çizerek, “Yargımızın aldığı ve alacağı kararlar sektörümüzün özellikle yurt dışında yürüttüğü çalışmaları etkilemektedir. Biz, inşaat sektörü olarak yurt dışı projelerimizde sadece işçilerimizin istihdam zorunluluklarını yerine getirmiyoruz. Üstlendiğimiz projelerin gerekenlerini de yapıyoruz. Gittiğimiz ülkelerin şartları ve kendine özgü hukuku da bulunmaktadır. Bunların getirdiği zorunluluklar da olmaktadır. Hepsine uyum sağlayıp çalışma mecburiyetindeyiz.” dedi.

    Koloğlu sözlerinin devamında yurt dışında çalışan işçilere yurt içinde çalışıyor gibi iş hukuku kurallarının uygulanmasının istihdam kararlarını olumsuz etkilediğine, yurt dışında üstlenilen büyük projelere rağmen daha az Türk işçisi ve mühendisi çalıştırıldığına vurgu yaptı ve “Ülkemizin geçirmekte olduğu bu zor günlerde bizler de daha çok Türk işçisi ve mühendisi çalıştırmak istiyoruz.” dedi. Koloğlu bu nedenle yurt dışında yapılan çalışmalar açısından iş hukuku mevzuatımızın yeniden ele alınması gerektiği görüşünde olduğu belirtti.

    Başkan Koloğlu’nun ardından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur açış konuşması yapmak üzere kürsüye davet edildi.
    Toplantının Özet Metni Aşağıdaki Linkte Yer Almaktadır

    TOPLANTI ÖZET METNİ

    6350

    İNTES-İSTAC Semineri

    İNTES-İSTAC Semineri

    İstanbul Tahkim Merkezi-ISTAC ve İNTES’in ortak düzenlediği Tahkim, Ticari Uyuşmazlıklar ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Semineri, 24 Nisan 2018 tarihinde, İstanbul’da Tekfen Tower binasında gerçekleşti.

    Seminerin açış konuşmasını gerçekleştiren Ersoy, uyuşmazlıkların uzlaşmayla çözümünün önemsendiğinden söz ederek son dönemde işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıkları, 1.1.2018’den itibaren zorunlu hâle gelen arabuluculukla çözmeye başladıklarını ve olumlu sonuçlar aldıklarının anlatarak İNTES’in kurduğu Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde 3 bin civarında işçiyle anlaşma sağlandığından söz ederek bunun üç bin tane daha az iş davası demek olduğuna vurgu yaptı.

    Davaların sadece süreçleri uzattığını anlatan Ersoy, taraflar arasındaki ilişkinin de negatife gitmesine neden olaraks uzun dönemli ilişkilerde ciddi kayıplar oluşturduğunu, bu nedenle tahkim ve ticari arabuluculuk müesseselerinin önemli olduğunu ifade etti.

    İstanbul Tahkim Merkezinin taraf olduğu büyük ölçekli uyuşmazlıklarda da sonuçların taraflar için gayet uygun, makul olduğuna inandıklarını ifade eden Ersoy, hem toplantıya iş birliği yaptıkları için hem de tahkimin Türkiye’de yerleşmesini sağladıkları için ISTAC Başkanı Prof. Dr. Akıncı olmak üzere tüm ekibine teşekkür ederek sözlerini noktaladı.

    Açış sunumunun ardından oturum başkanlığını İnşaat Mühendisi Av. Ali Rıza Yücel’in yönettiği İSTAC Başkanı Ziya Akıncı ve Genel Sekreteri Candan Yasan Tepetaş’ın konuşmacı olduğu oturuma geçildi.

    Ali Rıza Yücel, tahkim hakkında kısaca bilgi vererek tahkimin taraflar arasında doğmuş veya ileride doğacak olan belli hukuki uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında taraflarca seçilen ve adına “Hakem” denilen tarafsız kişiler eliyle nihai olarak karara bağlanması olduğunu ifade ederek tahkimin türlerine ilişkin bilgi verdi.

    Ülkemizde iç tahkim ya da millî tahkim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, milletlerarası tahkimin ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’muzda düzenlendiğini anlatan Yücel, Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun, esas itibarıyla Birleşmiş Milletlerin üye devletlere önerdiği model kanun dikkate alınarak ve ayrıca İsviçre Milletlerarası Tahkim Kanunu’ndan da esinlenerek hazırlanan oldukça modern bir kanun olduğuna vurgu yaptı.

    Tahkimin çabukluk, ekonomiklik, gizlilik, uyuşmazlığın uzmanlar eliyle çözülmesi gibi pek çok avantajı bulunduğunu anlatan Yücel, mahkemelere nazaran daha kısa sürede sonuç alınması, hakem kararlarının mahkeme kararları gibi icra edilebilmesi, kararların hemen hemen her ülkede icra edilebilir olmasının tahkimin önemli avantajları olduğunu anlattı.

    Yücel, ülkemizde tahkim geçmişinin oldukça eski olmasına rağmen, millî ve milletlerarası tahkimimizin ne yazık ki gelişmemiş olduğuna ilişkin düşüncelerini paylaşırken görüşlerini şu sözlerle ifade etti: “Son yıllarda yapılan yasal düzenlemeler umut verici olmakla birlikte, bu düzenlemelerin gereği yeterince pratiğe yansımamıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İsviçre, Fransa gibi ülkeleri bir kenara bırakacak olsak dahi Çin, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Kore, Mısır, Dubai, Singapur, Malta gibi ülkelerin uluslararası tahkim merkezleri uluslararası üne kavuşmuşken, Türkiye bu konuda çok geç kalmıştır. O nedenle İstanbul Tahkim Merkezinin kurulmuş olması ülkemiz için çok büyük bir kazanç olacaktır.”

    İstanbul Tahkim Merkezi ile ülkemize ilk defa getirilen bir yeniliğin de seri tahkim olduğunu ifade eden Yücel, aynı zamanda geçici hukuki, geçici koruma-önleme talebi için acil durum hakemi tayini de diğer yenilikler olduğunu aktararak tahkimin, uyuşmazlıklarda, mahkeme sürecini kısaltmasının önemli bir imkân olduğunun altını çizdi.

    Yücel, düzenlen seminerin konusunun kamu ihalelerinde uyuşmazlık hâlinde ISTAC tahkimine de başvurulabileceği hususunun tip sözleşmelerde yer alması hususu olduğunu ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: “Sözleşmenin yürütülmesi aşaması sırasında taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıkların çözümü için Türk mahkemelerini ya da tahkim yolundan birini tercih edebilecektir. İdarenin tahkim yolunu tercih etmesi hâlinde, uyuşmazlık yabancılık unsuru taşıyorsa İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları veya 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerinden biri seçilerek çözüm yoluna gidilecektir. Uyuşmazlık yabancılık unsuru taşımıyorsa, İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları uyarınca çözümlenecektir. Sözü edilen 4686 sayılı Kanun’un “Yabancılık Unsuru” başlıklı 2. maddesinin (1). Fıkrasında şöyle denilmektedir: ‘Aşağıdaki hâllerden birinin varlığı hâlinde uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığını gösterir ve bu durumda tahkim, milletlerarası nitelik kazanır’ 1 no.lu bentte ise, ‘Tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya olağan oturma yerinin ya da iş yerlerinin ayrı devletlerde bulunması’ denilmektedir. Böylece bu yeni düzenlemeyle kamu ihalelerinde de tahkim yolu açılmış olmaktadır. Söz konusu düzenlemeler, 19.01.2018 sonrasındaki ihaleler sonucunda imzalanan kamu ihale sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıkların ISTAC Tahkim Kuralları uyarınca çözümlenebilecektir.”

    Yücel’in Seminer gündemine ilişkin açıklamalarından sonra İnşaat Uyuşmazlıkları ve ISTAC Tahkimi konusunda sunum yapmak üzere Prof. Dr. Ziya akıncı söz aldı.

    Prof. Dr. Akıncı, inşaat sektöründe uyuşmazlığın çözülmesi için hem Türkiye’de hem yurt dışında özellikle birçok uluslararası standart sözleşmelerde kullanılan “Uyuşmazlığı Çözüm Kurulu,” “Uyuşmazlığı Önleme Kurulu” FIDIC’teki Çözme ve Önleme Kurulu, DAB olarak adlandırılan (Dispute Adjudication Board) gibi birtakım müesseseler gelişmiş olduğunu bu kurulların taraflar arasındaki muhtemel uyuşmazlıkları zaman zaman saha ziyaretleriyle zaman zaman taraflarla toplanmak suretiyle takip ederek uyuşmazlık çıktığında da mümkün olduğu kadar hızlı, nispeten masrafsız ve etkin bir şekilde çözmeye çalıştıklarını anlattı. Özellikle Türkiye’deki bu büyük projelerde, DAP’ın etkin bir şekilde kullanıldığını ifade etti.

    Uyuşmazlıkların bağlayıcı bir şekilde çözümlenmesinin inşaat sektörü açısından fevkalade önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Akıncı, taahhüt sektörünün kendisine özel bilgiyi, donanımı gerektiren bir sektör olarak uyuşmazlıkların seri, hızlı bir şekilde çözümlenmesi gerektiğini ifade ederek ekonomik mevcudiyet için bir kişinin hakkını almasının son derece önemli olduğunu vurgu yaparak “Kamu İhale Kanun’undaki uyuşmazlıkların mutlaka idarenin bulunduğu yer mahkemesinde çözümlenmesi maddesi, aslında taahhüt sektörünün tarafları açısından, idare tarafı açısından da beklentileri karşılamıyordu.” ifadelerini kullandı.

    Buna ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Akıncı, 30 Aralık 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan ve bu değişiklikten sonra 19.1.2018 sonrasındaki ihaleler sonucunda imzalanan kamu ihale sözleşmelerinden doğacak uyuşmazlıkların ISTAC tahkim kuralları uyarınca çözümlenmesine imkân verileceğini belirterek bu durumun hem ISTAC açısından hem sektör açısından oldukça önemli bir gelişme olduğunu bunu hep beraber iyi kullanırsak son derece olumlu neticeler alınmasının mümkün olacağına dair açıklama getirdi.

    Kamu ihaleleri açısından artık tahkimin mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akıncı, idarelerin artık tahkim şartı yazma alışkanlığını edinmeleri gerektiğini yakın bir zaman içerisinde artık tahkim ve İstanbul Tahkim Merkezi’nin sektör için çok önemli bir uygulama alanı bulacağını anlattı.

    Tahkim yerine ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Akıncı, tahkim yerinin idarenin bulunduğu yer olarak belirtildiğini veya tip sözleşmede İstanbul da seçilebileceğini, kurumun İstanbul’daki herhangi bir idare ile birlikte çalışması söz konusu olduğunda tahkim yerinin İstanbul olmasının yüklenici açısından da daha cazip olabileceğine vurgu yaparak yabancı unsurlu sözleşmelerde yabancı bir ülkede tahkim yerinin kararlaştırılabilmesinde mevzuat açısından engel olan bir husus olmadığı bilgisini de paylaşarak. “Her halükârda, özellikle yabancı unsurlu sözleşmelerde taraflar istedikleri yerde tahkim yapabilirler.” dedi.

    Prof. Dr. Akıncı, tahkim dilinin yerli uyuşmazlıklar açısından Türkçe, yabancı unsurlu uyuşmazlıklar için ise tarafların tahkim dilini seçebileceklerini, özellikle bu hususun taahhüt sektöründe uluslararası projeler açısından çok önemli olduğunu, uluslararası projelerde dokümanların dili İngilizce ise mahkemeye gidildiği zaman tercüme edilmesi zorunluluğunun önemli bir masraf olabileceğini anlattı.

    Uluslararası inşaat sektöründe en çok kullanılan standart sözleşmelerden bir tanesinin FIDIC sözleşmeleri olduğunu açıklayan Prof. Dr. Akıncı, Dünya Bankası gibi finans kurumlarının finans desteklerinin bu standart sözleşmelere göre yapıldığını örneğin, Dünya Bankasının kendi FIDIC’ı olduğunu otomatik olarak uyuşmazlıkların çözümünde tahkim klozu şartı olduğunu ancak idare veya taraflar müzakerelerinde değişiklik yapmak istedikleri zaman özel şartnamede bunu değiştirebileceklerini açıkladı.

    İstanbul Tahkim Merkezinin taahhüt sektörü açısından avantajları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akıncı, İSTAC’ın Türkiye’ye Acil Durum Hakemi gibi çeşitli kavramları ilk defa getiren bir merkez olduğunu, bahsi geçen bu uygulamada hemen anında sırf tedbir kararı verecek hakem atanabildiğini, inşaat uyuşmazlıklarında tedbir talepleri, hızlı hakem tayini, hızlı karar, icra, mahkemeden tedbir isteme seçeneği gibi olanaklar sağlayacağını açıkladı.

    İstanbul Tahkim Merkezinin getirdiği yeniliklerden bir diğerinin de taahhüt sektörü açısından, belli uyuşmazlıklarda, “Seri tahkim” denilen yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Akıncı, İstanbul Tahkim Merkezinde eğer dava çok kompleks ve büyük değilse taraflar seri tahkime başvurmak yoluyla üç ay içerisinde kesin ve nihai karar alabileceklerini, bunun tıpkı mahkeme kararı gibi, ilamlı icra yoluyla icra edilebilecek bir karar anlamına geldiğini, bu yöntemin özellikle taşeronlarla nispeten küçük olan uyuşmazlıklar için rahatlıkla kullanabileceğini söyledi.

    Prof. Dr. Akıncı, mahkemelerde yıllar süren davaların İstanbul Tahkim Merkezinde altı ayda sonuçlanabildiğine, İstanbul Tahkim Merkezinde bilirkişiye çoğu zaman gitmeye gerek olmadığına çünkü hakemlerin konularında uzman olmalarının yargılamayı çok hızlandırdığını aktardı.

    Hakemleri genellikle tarafların kendilerince atandığı bilgisini paylaşan Prof. Dr. Akıncı, atanan hakemlerin üçüncü hakemi atadığını belirterek, “Böylece her atanan hakem, tarafların hem güvenini hem de uzmanlık açısından bilimsel olarak tatmin edecek kişiler oluyor. Üçüncü hakem de onların seçtiği hakem olduğu için gayet iyi gidiyor. Eğer taraflar tek hakemde veya üç hakemde anlaşamazsa o zaman bizim divanlarımız hakemi atıyor.” ifadelerini kullandı.

    İstanbul Tahkim Merkezinin milletlerarası ve millî olmak üzere iki tane divanı olduğunu ve Milletlerarası Divanda ise dünyanın en saygın, en bilinen hakemlerinin İstanbul Tahkim Merkezinde görev yaptığını anlattı.

    Prof. Dr. Akıncı, tahkim sadece milletlerarası ve çok büyük projeler için söz konusu olacağı konusunda yanlış bir algının olduğunu küçük davalarda bile çok daha hesaplı olarak ISTAC’a gidilebileceğini açıkladı.

    Prof. Dr. Akıncı’nın ardından ISTAC Yargılama Usulü, Uygulama ve Örnekleri konusunda Dr. Candan Yasan sunumunu gerçekleştirdi.

    Uyuşmazlıkların İstanbul Tahkim Merkezi nezdinde çözümlenebilmesi için sözleşmelere, “Bu sözleşmeden kaynaklanan veya bu sözleşmeyle ilişkili olan tüm uyuşmazlıklar İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları uyarınca nihai olarak tahkim yoluyla çözümlenecektir.” ifadesi olması gerektiğinden söz eden Dr.Yasan, taraflar veya taraf vekilleri bu anlaşmayı daha detaylandırmak istiyorlarsa acil durum hakemine ilişkin kuralların uygulanmayacağı veya tahkim yerinin neresi olacağı, tahkim dilinin hangi dil olacağı, hakem sayısı ya da uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuka ilişkin hükümlerin de eklenebileceğini anlattı ve şu sözlerle bir hususun altını çizdi: “ Burada Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı uyarınca, asla ve asla bu cümleden sonra mahkemelere ilişkin herhangi bir atıfta bulunulmaması gerekiyor. Aksi takdirde tahkim anlaşmasının geçersizliği sonucuyla karşılaşıyoruz.”

    Dr. Yasan örnek tahkim anlaşmalarının İSTAC internet sitesinde hem Türkçe hem de İngilizce olarak örnek bulunabileceğini, kopyala-yapıştır yöntemiyle sözleşmeleri yazmanın mümkün olduğuna dikkat çekti.

    Tahkim Merkezi Kurallarının 7. maddesinde, tahkim talebinin detaylı bir şekilde düzenlendiğini anlatan Dr. Yasan, davanın açılması için tahkim talebiyle birlikte maktu 300 lira tutarındaki başvuru ücretinin yatırılması gerektiğini, bunlar tamamlandığında, davanın açılmasına bağlı tüm sonuçların doğacağını açıkladı.

    ISTAC tarafından davaların on-line açabilme imkânının kullanıcılara sunulduğunu, sitede bulunan formlarla tahkim kuralları uyarınca istenen tüm bilgilerin doldurulma imkanının olduğunu, tahkim talebini doldurduktan sonra başvuru ücretini de on-line olarak kredi kartıyla, banka havalesiyle ödenebileceğini, bu işlemler tamamlandıktan sonra tahkim talebi, özet dilekçe ve başvuru ücreti yatırıldığında, davanın açılmış sayılacağını aktararak talebin on-line da yapılsa, yeterli sayıda ıslak imzalı nüshasının merkeze sunulması gerektiğine dikkat çekti.

    Tebligat bakımından İstanbul Tahkim Merkezi’nin çok önemli fırsat sunduğunu belirten Dr. Yasan, e-mail gibi her türlü iletişim aracı ile tebligat yapılmasının mümkün olduğunu, bu imkânın özellikle davalının yurt dışında bulunduğu yargılamalarda davanın en başından hızlanmasını sağladığını hatırlattı.

    Dr. Yasan, davalı tahkime katılmasa da İstanbul Tahkim Merkezindeki yargılamanın devam ettiğini ancak davalının hukuki dinlenilme, iddia ve savunmasını ileri sürme hakkını kullanabilmesi için bütün yazışmaların, her türlü ara kararların davalıya da tebliğ edilmeye devam ettiğini açıkladı.

    Başkanlığını İnşaat Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Pelin Alpöken’nin yürüttüğü ikinci oturumda ise Kamu İhale Kurumu Hukuk Hizmetleri Daire Başkanı Dr. Erdem Bafra, Kamu İhale Kurumu 2. İnceleme Daire Başkanı Yusuf Uslu sunumlarını gerçekleştirdiler.

    İnşaat sektöründe mega projeler yürütüldüğünü aktaran Prof. Dr. Alpöken, her mega projenin kendine münhasır risklerinin ve sıkıntılarının olduğunu, bu sıkıntıların getireceği uyuşmazlıklarda İstanbul Tahkim Merkezinin bir alternatif uyuşmazlık çözümü olarak düşünülmesinin aslında yükleniciler açısından pek çok avantajı olduğunu, önemli kamu ihalesiyle ihale edilen projeler açısından İstanbul Tahkim Merkezinin önemli bir yeri olacağını aktaran giriş konuşmasından sonra sözü, Kamu İhale Kurumu uzmanları Uslu ve Bafra’ya devretti.

    Ortağa Ait İş Deneyim Belgesi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri konusunda sunum yapan Dr. Erdem Bafra, öncelikle Kanun’da düzenlenen iş deneyim belgesi ve temel ilkeleri konularını anlattı.

    İş deneyim belgesi düzenlenirken temel ilkelerin devredilemez, kiraya verilemez, satılamaz ve başkalarına kullandırılamaz hükümlerini içerdiğini aktaran Dr. Bafra, Kanun koyucunun 10. maddede, bir tüzel kişiliğin en az bir yıldır yarıdan fazla hissesine sahip ortağına ait iş deneyim belgesi ile ihalelere katılmasına cevaz verdiğini açıklayarak, “Ancak biraz önce dedik ya, bunu hiç kimseye kiralamayacağız, satmayacağız, devretmeyeceğiz, üçüncü kişilere kullandırmayacağız, temel ilkemiz buydu. Biz bu ilkeye riayet ediyor muyuz gerçekten? İşin başında olmadan iş deneyim belgeleriyle gelir elde ediyor. Amaca uygun kullanmıyoruz iş deneyim belgelerini ve temel ilkeleri bu şekilde bir nevi kanuna karşı hileyle kesinlikle uygulanmasının önüne geçiyoruz. Yani çuvaldızı biraz kendimize batırmanın zamanı geldi diyorum.” dedi.

    İhale ilk ilan veya davet tarihinden sonra düzenlenmiş bir standart formların olduğunu belgeye dayalı deneyim mi, belge üzerinde deneyim mi? Konusunun sorun olduğuna, belge sahibi ortağın deneyimini aktarması ve hukuki sorumluluğunun ileri sürülen başlıca çözüm önerileri temsil veya yönetime yetkili kılınma (İhale sözleşmelerine ilişin olarak), teknik personel vb., teminat sunma yüklenici ile birlikte müteselsil sorumluluk, yasaklama tedbiri konuları olduğunu anlattı.

    Dr. Bafra, bir işten alınabilecek toplam belge tutarının sınırlandırılması, belgelerin kullanım süresi-hakkaniyete uygun çözüm arayışı, 2531 sayılı kanun uygulamasından kaynaklanan sorunlar, konularına açıklama getirdi.

    Kamu İhale Kurumunu temsilen söz alan Yusuf Uslu ise Hukuki Yönüyle Kamu Yapım İhaleleri Sözleşmelerinde Nefaset Kesintisi konusunda sunumunu gerçekleştirdi.

    Uslu’nun sunumuyla amaçladığı konular, nefaset konusunun hukuki boyutunu aktarmak, nefaset konusunun 4735 sayılı Kanun’a özgü bir uygulama olmadığını, Türk Borçlar Kanunu temelli bir düzenleme olduğunu vurgulamak, teori ve uygulama düzleminde farklı bir bakış açısı oluşturmak oldu.

    Uslu, sunumunda, Borçlar Kanunu’nda “Ayıp” kavramı ve ayıba bağlanan sonuçlardan ve 4735 sayılı Kanun ve ikincil mevzuat açısından nefaset kavramı ve uygulamasına değindi.

    Nefaset konusunun kamuda görev yapan kişiler açısından önemli bir konu olduğuna vurgu yapan Uslu, konunun kamu zararı olması açsından önemine işaret ederek, “Kamu zararı kavramı önemli. Eğer nefaset kesilmesi gereken bir husus var ancak bu kesinti yapılmamışsa Sayıştay sorgulamalarında veya diğer idari denetim mekanizmalarında bununla karşılaşmaları mümkün. Öte yandan, nefaset kesintisinin yapılması, yüklenici açısından da olumlu bir durum değildir. Yükleniciye nefaset dolayısıyla düşük ödeme yapılması söz konusu oluyor. Kısaca nefaset kesintisi uygulaması hem idareler açısından hem de yükleniciler açısından önemli bir konudur.”

    Yüklenici yani yapım müteahhidinin işi, fen ve sanat kurallarına uygun bir şekilde yapması gerektiğini yapım müteahhidinin bu kuralları bildiği ve inşaatın yapımında fen ve sanat kurallarına uygun davranmayı borçlandığını kabul edileceğini belirterek yapım müteahhidinin borçlarının neler olduğunu anlattı.

    Uslu, borçlar hukukunda ayıp kavramına ilişkin açıklamalarını şu sözlerle ifade etti: “Ayıp kavramı, genel olarak eserin sözleşmeye göre sahip olması gereken nitelikleri taşımaması hâlidir. İki şekilde ayrım yapmak mümkündür. Birincisi, sözleşme ile kararlaştırılan vasıfların eksikliği. Tabii, taraflar, eser sözleşmesi akdederken genel olarak eserin nitelikleri hakkında açık veya örtülü bir şekilde mutabık kalıyorlar ve mutabık kalınan bu hususlar genel özelliklere ilişkin olabileceği gibi özel birtakım özelliklere ilişkin de olabiliyor. Genel vasıflar, eseri somut olarak belirleyen özelliklerdir. Örneğin, imalatların granit yapılması hususunda bir anlaşma varsa ancak buna rağmen yüklenici mermer kullanmışsa yani farklı bir malzeme kullanmışsa burada eser ayıplı bir şekilde meydana getirilmiş sayılıyor. Özel olarak kararlaştırılan vasıfların eksikliği hâlinde eğer eser, dört dörtlük olsa bile ayıplı sayılır.” diyerek ayıp sayılmayan durumların neler olduğunu aktardı.

    Diğer bir hususun teslim edilen eserin kötüleşmesi yani yıpranma veya kullanım hatası olduğunu açıklayan Uslu, eser teslim edildikten sonra zaman içinde yıpranması hâlinde de bir ayıptan söz edilemeyeceğini, bu kapsamda hatalı kullanım veya yıpranmaya bağlı ayıpların da ayıp olarak nitelendirilemeyeceğini aktardı.

    Uslu, Borçlar hukukunda “Ayıp” kavramına değinerek teslim edilen eserdeki nefaset kesintisini gerektiren ayıpların daima açık ayıp olduğuna değinerek önemli-önemsiz ayıp kavramlarını ayrıntılarıyla açıkladı.

    Nefasetin şartlarının Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin 41. maddesinde belirlendiğini ve hangi şartlarda nefaset kesildiğini konularına değinen Uslu, konuya örnekler vererek değindi.

    Toplantı, sunumların ardından soru-cevap bölümü ve İNTES Hatıra Ormanında konuşmacılar adına dikilen ağaçlandırma sertifikalarının takdimi ile sona erdi.

    2217-6350
  • 57’nci Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 56’ncı Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 55’inci Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 54’üncü Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 53’üncü Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 52’inci Çözüm Arama Konferansı
    2217
  • 4611

    57’nci Çözüm Arama Konferansı

    İNTES-Yüksek Fen Kurulu Konferansı

    İNTES- Yüksek Fen Kurulu-YFK Konferansı, 12 Aralık 2017 Salı günü Ankara Sheraton Otel’de düzenlendi. Açış konuşmalarını İNTES Yönetim Kurulu Başkan Vekili Deha Emral ve Yüksek Fen Kurulu Başkanı Mehmet Özkan’ın yaptığı konferansta Yüksek Fen Kurulu üyeleri, Kurul kararları çerçevesinde ihalelerde yatırımcı idareler ile yüklenicileri arasında sözleşme uygulamalarından kaynaklanan sorunları değerlendirdiler.

    Emral konuşmasında, Yüksek Fen Kurulu’nun yüz yıllık bir tecrübeye sahip olması nedeniyle sözleşme uygulamalarında uyuşmazlık çözüm kurulu olarak görev almasının, ihale sürecine hız kazandıracağını vurguladı.

    Kamu İhale Kanunu kapsamında sözleşme tarafları arasındaki uyuşmazlıklarda mahkemeye ya da tahkim yoluna gidilmekte olduğunu belirten Emral, FDIC sözleşmelerinde, bu uyuşmazlıklarda ancak üçüncü aşamada tahkime gidildiğini, ilk aşamada Uyuşmazlıklar Çözüm Kurulu, ikinci aşamada ise sulh yoluyla çözümün yer almakta olduğunu, Kamu İhale Yasası’na tabi olarak ihale edilen işlerin sözleşme uyuşmazlıklarında birinci ve ikinci aşamanın yer almaması nedeniyle eksik kalan bu iki aşamanın yerinin doldurulması gerektiğine ilişkin görüşlerini açıkladı.

    Emral, bu hususun yargının iş yükünü azaltacağını, aynı zamanda usul ekonomisi yönünden de önemli olduğunu, uyuşmazlık çözümü gibi ilk aşamada başvurulacak bir kurula gereksinim olduğunu ifade etti ve “Yüksek Fen Kurulu bünyesinde oluşturulacak bir uzman heyetinin Uyuşmazlık Çözüm Kurulu görevini layığıyla yapacağından kuşku yoktur. Yüksek Fen Kuruluna bağımsız, özerk bir yapı kazandırılarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu görevini üstlenmesi gerektiği kanaatindeyiz.” sözlerini kaydetti.

    Yüksek Fen Kurulunun önemli görevlerinden birisinin, her yıl yayınlanan inşaat tesisat iş kalemlerine ait birim fiyatlar olduğunu söyleyen Emral, bu önemli çalışmanın daha kapsamlı bir şekilde piyasadaki reel fiyatlarla uyumlu olması ve gerçek değerleri yansıtması adına geliştirilmesinde fayda olacağının altını çizdi.

    Emral, sektör sorunlarının çözümünün, kamu yatırım programlarında belirtilen öncelikli yatırımların zamanında ve kaliteli olarak geliştirilmesini sağlayacağını belirtti ve sözlerini, “Sektör olarak ekonomisi daha güçlü bir ülke için sorumluluklarımızı üstlenmeye hazırız.” ifadesiyle noktaladı.

    Açış konuşmalarını yapmak üzere kürsüye davet edilen YFK Başkanı Mehmet Özkan, İNTES’in sektör sorunlarına dikkat çekmek adına önemli toplantılar düzenlediğini söyleyerek sözlerine başladı.

    Özkan, YFK’nın çalışmalarından söz ederken şu sözleri kaydetti: “Bilindiği üzere, kamuyla ilgili yatırımlar ihale yoluyla yapılmakta, ihale yoluyla yapıldığı için de olayın bir tarafında kamu, bir tarafında da yüklenici bulunmaktadır. Dolayısıyla yapılan yatırımların büyüklüğünü dikkate aldığımızda, bu alanın, bir kuruluş tarafından disipline edilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple kamu yatırımlarının gerçekleşmesine yönelik yapılacak ihaleler ile ihale sonrası sözleşmeye bağlanan işlerin hedeflenen sürede ikmal edilebilmesi için tarafların eşitlik ilkesini ön planda tutan, değişen dünya şartlarına duyarlı, rekabetçi, uygulanabilir ve şeffaf bir kanun ve mevzuatının hazırlanıp yürürlüğe konulması büyük önem arz etmektedir.”

    Özkan, Yüksek Fen Kurulunun, sözleşmenin uygulanması sırasında meydana gelen yeni birim fiyat tespitine yönelik anlaşmazlıklarda, mevzuatın verdiği yetkiyle, tarafları bağlayıcı şekilde karar verilmesinde görev almakta ve sözleşmenin uygulanması sırasında taraflar arasında meydana gelen anlaşmazlıklar konusunda, taraflara yol gösterici tavsiye niteliğinde görüş ve kararlar vererek kamu adına bir çeşit ombudsmanlık veya arabuluculuk görevini yerine getirmekte olduğundan söz etti.

    İNTES gibi birçok sivil toplum kuruluşunun da Yüksek Fen Kurulunun tavsiye niteliğindeki kararlarının bağlayıcı olması için yasal düzenleme yapmasını istediğini belirten Özkan, YFK’nın sözleşme sonrası uygulama anlaşmazlıkları hususlarındaki görevi dışında, teknik şartname, yapı yaklaşık birim maliyeti ve proje artış katsayılarını tespit etme görevlerinin bulunduğu gibi kamu denetimi ve maliyet hesaplamasında kullanılmak üzere her yıl güncelleyerek yıllık birim fiyat kitabı yayınlama görevi de bulunduğunu aktardı.

    Özkan, Yüksek Fen Kuruluna yapılan başvuruların hangi hususları içerdiğini ve uygulama alanında sözleşme sonrası yaşanan anlaşmazlıkların neler olduğu konusundaki anlaşmazlıkları şu şekilde gruplandırdı:

    İhale öncesi idarece hazırlanan uygulama projesinin, isteklilerin tam ve eksiksiz olarak teklif vermelerine uygun nitelikte olmadığından dolayı, uygulama sürecinde meydana gelen anlaşmazlıklar.
    İdarelerin KİK mevzuatına ve tip sözleşmelere uygun olmayan genelge başlığı adı altında uygulamaya yönelik birtakım mevzuat hazırlamalarından kaynaklanan anlaşmazlıklar.
    İş yeri tesliminde idareden kaynaklanan gecikmeler nedeniyle işin, iş bitim tarihinde revizeler oluşmakta ve bu durumda çalışılmayan günler, ötelenen süre, yıllara sari olmayan durum, ödenek durumu, revize iş programı, fiyat farkı gibi konularda idareler ile yükleniciler arasında meydana gelen anlaşmazlıklar.
    Uygulama sürecinde idarelerce projelerin yükleniciye geç teslim edildiği, proje değişikliği gerektiren durumlarda bu değişikliği yaparak veya yapım koşullarını belirleyerek yükleniciye yapım talimatı verilmesi gerekirken, “Sen yap sonra bakarız” talimatının geliştiği, bu hususlardan kaynaklı ilave süre verilmesi ve yapımından vazgeçilen iş kalemleri ile sonradan yapımına karar verilen iş kalemlerine yeni fiyat tespit edilmesinde yaşanan aksaklıklar.
    İş programının yükleniciler veya idarelerce düzenlenmemesi, hatalı düzenlenmesi ya da iş programının geç hazırlanması veya hiç hazırlanmaması ile teknik personel bildiriminin geç verilmesi durumunda ne tür bir işlem yapılacağına dair kanun, sözleşme ve eklerinde herhangi bir düzenleme mevcut olmadığından yaşanan aksaklıklar.
    İhale yapılmadan önce, idarelerin ihale sonrası işin öngörüldüğü sözleşme uygulama sürecinin öngörülen şekilde gerçekleşmemesi hâlinde sözleşmedeki – örneğin, fiyat farkı gibi- ihale öncesi idarelerin tercihine bırakılan ve uygulama sürecine göre hatalı olarak tevcih edilen hükümlerin taraflardan birinin mağduriyetine neden olması hususunun yarattığı anlaşmazlıklar.
    Özkan, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Hiç kuşkusuz, bu alanı disipline etmek için yürürlüğe konulan mevzuat, en mükemmeli olsa dahi yine de taraflar arasında anlaşmazlık olasıdır. Ancak Yüksek Fen Kuruluna gelen görüş ve talepler doğrultusunda anlaşmazlık konularının bizde yarattığı intiba, aktardığım anlaşmazlık konularıyla ilgili kanun ve mevzuatının ilgili maddelerinde gerekli açık ve net düzenlemelerin yapılması gerektiği yönündedir.”

    Açış konuşmalarının ardından, iki oturumda gerçekleşen oturumlar, Avukat-İnşaat Mühendisi Ali Rıza Yücel tarafından yönetildi.

    Panelin birinci oturumunda, YFK üyesi Levent Tüzen, Sözleşmede Bulunmayan İşlerin Fiyatının Tespiti, İş Artış ve Eksilişi; Yüksek Fen Kurulu üyesi Hüseyin Çelik, Eserin Teslimi, Geçici ve Kesin Kabul ve Kesin Hesap; Kamu İhale Kurumu Hukuk İşleri Daire Başkanı İbrahim Baylan, Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Uygulamaları konusunda sunumlar yaptılar.

    Sözleşmede Bulunmayan İşlerin Fiyatının Tespiti, İş Artış hususlarına açıklama getiren Tüzün, yapım işlerinde proje ve imalatların çok sık değişmesinin iş artışı-azalışı hesabının yapılması sonucunu ortaya çıkardığını aktardı ve söz konusu değişikliklerin nedenlerinin, projelerdeki hata ve eksikliklere bağlı olabildiği gibi işler devam ederken imalat, malzeme kollarında ortaya çıkan teknolojik gelişmelere de bağlı olabildiğini açıkladı.

    Anahtar teslimi götürü bedel işlerde, proje değişikliklerine bağlı olarak ilk projede yer almayan bir kısım ilave işlerin yapılmasının, bir kısım imalatların yapımından vazgeçilmesi ve ilk projede yer alan iş kalemlerinin miktarlarında artış olması sonuçlarının da ortaya çıkabildiğini ifade eden Tüzün, bu durumda, artan veya azalan imalatlar için yeni birim fiyat yapılmasının gündeme geldiğini söyledi.

    Tüzün, idarelerin yetkilerine ilişkin düzenleme ve değişikliklerden söz ederken ihaleye esas uygulama projelerinde değişiklik yapılmasında idarenin yetkisinin sınırsız olmadığından, ihaleye esas projede değişiklik yapılmaksızın işin tamamlanmasının fiilen imkânsız olması ve bu değişikliğin de ihale öncesinde öngörülmez olması hususunun proje değişikliklerinde dikkate alınması gerektiğini açıkladı.

    İş artışıyla ilgili diğer bir şartın, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 21. maddesinde belirtilen sınırlar içerisinde kalması gerektiğini ifade eden Tüzün, iş artışının projede öngörülmeyen nedenlere dayalı olarak ortaya çıkması gerektiğini söyledi ve ilave işlerin aynı sözleşme kapsamında aynı yükleniciye yaptırılabilmesi için gerekli olan koşulların neler olduğunu ayrıntılı olarak anlattı.

    Tüzün, rayiçlere ilişkin açıklamalarda da bulundu ve rayiçler belirlenirken mümkün olan tahkik ve karşılaştırmaların yapılması ve kamu menfaati de gözetilerek en uygun olanların seçilmesi gerektiğini, uygulanan rayiçlerin neden tercih edildiğini açık ve detaylı olarak gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmasının önemli olduğunu, yeni birim fiyatın analiz ve rayiç belirleme safhasında yapı denetim görevlilerinin ve yüklenicinin birlikte çalışmasının önemine değindi.

    Eserin Teslimi, Geçici ve Kesin Kabul ve Kesin Hesap konulu sunumunu yapmak üzere YFK üyesi Hüseyin Çelik söz aldı.

    Çelik, eserin teslimine ilişkin olarak Yapım İşleri Genel Şartnamesinde işin teslim etme ve teslim alma şekil ve şartları hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmediğini, bu konuda yapılacak uygulamalara yönelik; kesin hak ediş raporu ve hesap kesilmesi, geçici kabul, kesin kabul, kesin hesap, kesin teminatlar, teminat süresi, teminat süresindeki bakım ve giderler, kesin teminatların iadesi ile sözleşmenin feshi ve tasfiye işlemlerine ilişkin düzenlemeler yapıldığından söz etti.

    Geçici kabul konusunda 4735’teki hükümlerden bahsederek Tip Sözleşme Tasarısı’nda atıf yapılan Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 41. maddesinde yer verilen geçici kabul işlemlerine ait hükümlerin de geçici kabul işlemlerinin idarelerce kurulacak komisyonlar tarafından gerçekleştirileceğinin belirtilmekte olduğunu, ayrıca 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 7. maddesinde denetim, muayene ve kabul işlemleri hükümlerine yer verildiğini söyledi.

    Çelik, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin kesin hak ediş raporu ve hesap kesilmesi başlıklı 40’ıncı maddesinde, birim fiyat, anahtar teslimi götürü bedel ve karma esaslı sözleşmelerde uygulanacak kesin hesap esaslarına değindi.

    Kesin kabulle ilgili uygulamada sıkıntıların YFK’ya çok gelmediğini belirten Çelik, ancak kesin hesapların yapılması, teminatların iadesi gibi hususlarda zaman zaman sorular geldiğini söyledi.

    Kesin Teminat ve İade Şartları, Teminat Süreleri, Kesin Hesap Kesintisi ve Kesin Hesap Teminatı, Kesin Hesap Fazlasının Ödenmesi, Çelik’in sunumunda açıklama getirdiği hususlar oldu.

    Kamu İhale Kurumu Hukuk İşleri Dairesi Başkanı İbrahim Baylan ise Kamu İhale Sözleşmeleri Uygulamaları konulu sunumunu gerçekleştirdi.

    İbrahim Baylan, sözleşme uygulamalarına ilişkin olarak kamu kurumları ve özel sektör tarafından kuruma gelen görüşler çerçevesinde yaşan sorunları genel çerçevede değerlendirmeye alarak son olarak Sayıştay denetimine konu olana hususlara sunumunda yer verdi.

    Baylan, ihale süreci kadar daha önemli olan bir başka konunun, sözleşme yönetim süreci olduğunu açıkladı. İdare ve yüklenicinin sözleşmeden beklentilerini karşılayabilmeleri için iyi bir sözleşme yönetimine ihtiyaç duyduklarının açık olduğunu ifade eden Baylan, iyi bir sözleşme yönetimi için ise öncelikle imzalanan sözleşmelerin ve sözleşme eklerinin iki tarafın hak ve yükümlülüklerini dengelemesi, fiyat değişim mekanizmalarını içermesi ve ortaya çıkması muhtemel sorunlara çözüm üretecek şekilde tasarlanmış olmasının önem arz etmekte olduğuna vurgu yaptı.

    4734 sayılı Kanun’un getirdiği en önemli değerin, idarelerin tam ve eksiksiz doküman ile ihaleye çıkması, ödeneğin zamanında temin edilmesi, isteklilerin bu dokümana ilan süresi içerisinde bakması, incelemesi, varsa eksik ve hataları 4734 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre idareye iletmesi ve ihale süreci içerisinde teklif almadan önce bu eksik ve hatalar giderildikten sonra teklif alınması ve o aşamada bu sorunların çözülmesinin hedeflendiğini belirten Baylan, “Ancak gelinen noktada görüyoruz ki Kanun’un getirdiği bu hedefin yeteri kadar uygulanmadığını, ihale sürecinde çözülmesi gereken sorunların sözleşme sürecine ötelendiğini, bu da sözleşmelerin uygulanması aşamasında daha derin sorunlarla karşılaşmamıza neden olduğunu göstermektedir.” dedi.

    Baylan, Kamu İhale Kurumunun yaptığı düzenlemelerin sorunlara yol açtığı eleştirilerine karşılık şu ifadeleri kullandı: “Kurum olarak düzenleme yaparken hep göz önünde tuttuğumuz nokta, olabildiğince herkes için genel ortak kurallarla çözmek, idarelerin hareket alanlarını kısıtlamamak ve en önemlisi, sözleşme imzalandıktan sonra tarafların hareket alanlarına müdahil olmamak… Çünkü sözleşme dediğimizde, ihale süreci kadar net ve kesin süreçlerden bahsetmiyoruz, pek çok farklı risklerle karşılaştığımız bir alan. Burada da tarafların genel hukuk kurallarına yani 4734, 4735 ve ikincil mevzuata aykırı olmamak koşuluyla kendi çözümlerini üretmelerine imkân tanıyacak düzenlemeler yapmak istiyoruz. Bu nedenle yapacağımız düzenlemelerde de bugüne kadar yaptığımız düzenlemelerde de bunu gözetmeye çalışıyoruz.”

    İkinci bölümde, Yüksek Fen Kurulu Üyesi Hayrettin Yılmaz, Süre Uzatımı Ödeneği Aktarması, Fiyat Farkı, Hak Edişin Geç Ödenmesi Nedeniyle Süre Uzatımı Verilmesi; Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Canbolat, Kamu İhale Sözleşmelerinde Cezai Şart ve Uygulaması; Aşırı Fiyat Artışları Sebebiyle Kamu İhale Sözleşmelerinin Uyarlanması ve Feshi konusunda ise Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçkin Topuz sunumlarını gerçekleştirdi.

    Yüksek Fen Kurulu üyesi Hayrettin Yılmaz, Eserin Teslimi Geçici ve Kesin Kabul ve Kesin Hesap konularına değinerek ilave işlerin yapılması söz konusu olduğunda; süre uzatımı belirlenirken gerekli sürenin yalnız sözleşme süresi ve bedelinden hareketle hesaplanmasının her zaman doğru sonuç vermediğini, bu itibarla süre uzatımını ilgilendiren sözleşme kapsamındaki imalatlar ile ilave işlere ait imalatların; teknik ve standartlarına uygun olarak asgari yapılabilirlik süreleri ile kullanılacak malzemenin temininde siparişe veya diğer unsurlara bağlı olarak özel bir süre gerektiriyorsa bununla ilgili sürelerin de süre uzatımının belirlenmesi sırasında göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti.

    Doğal afetler, kanuni grev, genel salgın hastalık, gerektiğinde Kamu İhale Kurumu tarafından belirlenecek benzeri diğer hâllerin mücbir sebep nedeniyle süre uzatımı verilebilecek haller olduğunu ifade eden Yılmaz, mücbir sebep olarak kabul edilecek durumun yüklenicinin kusurundan kaynaklanmamış olması, taahhüdün yerine getirilmesine engel nitelikte olması, yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemesi, mücbir sebebin meydana geldiği tarihi izleyen yirmi gün içinde yüklenicinin idareye yazılı olarak bildirimde bulunması ve yetkili merciler tarafından belgelendirilmesinin zorunlu olduğu bilgisini aktardı.

    Yılmaz, öngörülemeyen durumlar nedeniyle bir iş artışının zorunlu olduğu hâllerde, ilave işin gerektirdiği ek sürenin yükleniciye verileceğini ifade etti ve mücbir sebepleri ve/veya idarenin sebep olduğu hâllerden dolayı işte sorumluluğu yükleniciye ait olmayan gecikmelerin meydana gelmesi hâlinde, durum idarece incelenerek işi engelleyici sebeplere ve yapılacak işin niteliğine göre işin bir kısmına veya tamamına ait süre uzatımı verilebileceği bilgisini verdi.

    Doç. Dr. Ferhat Canbolat, Kamu İhale Sözleşmelerinde Cezai Şart ve Uygulaması konusu kapsamında, genel olarak inşaat sözleşmesini, cezai şartı ve kamu ihale inşaat sözleşmelerinde cezai şart konularına açıklama getirdi.

    Canbolat, eser sözleşmeleri esasında herhangi bir şekle tabi olmadığını, Kamu İhale Kanunu’na tabi bir sözleşme yapılıyorsa bunun resmî şekilde yapılması gerektiğini belirterek tarafların hakları ve borçları hakkında bilgi verdi.

    Ceza koşuluna ilişkin olarak borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç ifa etmemesi, zamanında ifa etmemesi hâlinde ödemeyi üstlendiği ekonomik bir değer olarak karşımıza çıkmakta olduğunu aktaran Canbolat, kamu ihale inşaat sözleşmelerinde bu değerin para olarak kararlaştırıldığını söyledi.

    Canbolat, cezai şartın türlerini kapsamlı şekilde anlatırken kamu ihale inşaat sözleşmelerinde karşılaşılan cezai şart türünün ekseriyetle ifaya eklenen cezai şart olduğunu, Yapım İşleri Genel Şartnamesinde ve tip sözleşmelerde de bu şekilde bir cezai şart türü görülmekte olduğu bilgisini verdi.

    Cezai şartın talep edilebilmesi için gerçekleşmesi gerekli olan şartlar, cezai şart ile zarar arasındaki ilişki, kamu ihale mevzuatına tabi inşaat sözleşmelerinde cezai şartın nasıl uygulanacağı Canbolat’ın değindiği konular oldu.

    Canbolat, kamu ihale inşaat sözleşmeleri bakımından önem taşıyan bir noktaya özellikle işaret ederken, “Burada borcun ne olduğunun belirlenmesi büyük önem taşıyacaktır. Dolayısıyla hangi borca aykırılık hâlleri için cezai şart öngörüldüğünün tespit edilmesinde büyük önem vardır.” dedi.

    Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçkin Topuz, Aşırı Fiyat Artışları Sebebiyle Kamu İhale Sözleşmelerinin Uyarlanması ve Feshi konusundaki sunumunu gerçekleştirdi.

    Topuz, sözleşme yapıldığı zaman, idare ile yüklenici arasında, çoğunlukla anahtar teslimi götürü bedel üzerinden sözleşme akdedilmekte olduğunu böyle bir durumda yüklenicinin sözleşmenin yapılmasıyla alakalı tüm riskleri yani sonradan ortaya çıkacak her türlü riski üstlendiğini, her türlü maliyet artışını da üstlenmiş olduğunu ifade ederek, “Yani bunların tamamının rizikosu kime aittir? Yükleniciye aittir.” dedi.

    Malzeme fiyatlarında, tedarik masraflarında aşırı miktarda fiyat artışları gerçekleştiği dönemlerde kararnameler çıktığını bu kararnamelerde sözleşmenin imzalanmasından sonra aşırı fiyat artışları sebebiyle yükleniciye ek fiyat ödemesinin fiyat farkı kararnameleriyle düzenlediğini ancak bugün için müteahhitlerin benzer beklentileri olmasına rağmen henüz gerçekleşmiş olmadığını ifade etti.

    Böyle bir kararnamenin çıkmaması hâlinde sözleşmeyle alakalı uyarlama, yasa koyucunun uyarlaması, yargısal uyarlamalar yapılabileceğinden söz eden Topuz, aşırı ifa güçlüğü durumunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda sözleşmenin uyarlanmasının şartlarının düzenlendiği ve sözleşmenin uyarlanması için ortada geçerli bir sözleşme olması ve anahtar teslimi götürü bedel üzerinden kararlaştırılan bir sözleşme olması gerektiğini belirtti. Ayrıca Kamu İhale Sözleşmesi Kanunu’nun 10. maddesinde belirtilen mücbir sebeplerle de sözleşmenin feshi ya da süre verilebileceğini açıkladı.

    Sözleşmenin uyarlanması bakımından yani sözleşmeye olumsuz etki etmesinde yüklenicinin bir kusurunun olmaması gerektiğini ifade ederken şu örnekle sözlerini destekledi: “Diyelim ki fiyat artışları gerçekleşmeden önce zamanında malzemeleri alıp bir köşeye koyma imkânı varken, bunu yapmamış ise işi geciktirmiş ise bu müteahhidin, yüklenicinin kusuru olacaktır. Dolayısıyla bu hükümler çerçevesinde sözleşme uyarlanması imkânı olmayacaktır.”

    Konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler veren Prof. Dr. Topuz’un açıklamalarının ardından soru cevap bölümüyle konferans son buldu.

    4589

    56’ncı Çözüm Arama Konferansı

    İş Mahkemeleri Kanunu İle Getirilen Yeni Düzenlemeler Konferansı

    İNTES’in “İş Mahkemeleri Kanunu İle Getirilen Yeni Düzenlemeler” konulu Çözüm Arama Konferansı 17 Kasım 2017 tarihinde, İstanbul’da, Tekfen İnşaatın ev sahipliğinde Tekfen Tower’da gerçekleşti.

    Toplantıya Yargıtay mensupları, hakimler, avukatlar, mali müşavirler, İNTES üyesi firmaların yöneticileri, hukuk ve ihale birimi uzmanları, özel sektör temsilcileri ve hukuk uzmanları katıldı.

    Toplantının açış konuşması, İNTES Yönetim Kurulu Üyesi Barış Haşemoğlu tarafından gerçekleştirildi. Haşemoğlu, İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen yeni düzenlemelerin çalışma hayatına etkilerine ilişkin görüşlerini aktardı.

    Yeni düzenlemeleri işçi ve işveren arasındaki çalışma barışını güçlendiren, çalışma hayatı için önemli ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendiren Haşemoğlu, İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı ile arabuluculuğun uyuşmazlıklarda ilk başvuru kanalı ve sistemin uzlaşma kültürüne dayalı olacağını vurgulayarak, “Arabuluculuğun ruhu, herkesin kazanabileceği bir sistem üzerine inşa edilmiştir.” dedi.

    Çok uzun yıllar süren davaların tüm taraflar için önemli bir sorun olarak kalmayıp aynı zamanda iş mahkemelerinin yükünü de ağırlaştırdığını ancak mahkemelerde yıllarca çözülemeyen sorunların arabuluculuk kurumu sayesinde daha kısa sürede çözüme kavuşacağını, dünyada yıllardır uygulanan sistemin ülkemizde zorunlu olmadan 2013 yılından beri uygulandığını ve bunların başarılı örnekleri olduğunu aktardı.

    İnşaat sektörünün de iş uyuşmazlıklarından dolayı sorunları olduğunu ifade eden Haşemoğlu, özellikle Türk işçilerinin yurt içinde ve yurt dışında çalışırken ve çalıştıktan sonra da tüm haklarını almalarına rağmen geriye dönük davalar ile haksız taleplerde bulunduğunu ve bu davaların işçi lehine yorum ilkesi gereği her koşulda kaybedildiğini aktararak yurt dışı işlerde, seneler önce tamamlanmış bir iş için bile illiyet bağı kurularak işverenlerin otuz yıl, kırk yıl geriye dönük davalar ve tazminatlarla muhatap olmak durumunda kaldıklarını ifade etti.

    Kanun’da zaman aşımı süresine ilişkin düzenlemeler de yapıldığını ifade eden Haşemoğlu, Borçlar Hukuku’nda kıdem tazminatı yönünden on yıllık genel zaman aşımı süresinin yeni düzenlemeyle beş yıl olarak uygulanacağını, bunun olumlu ancak günümüzün bilgi çağında beş yılın da çok uzun bir süre olduğunu ifade etti.

    Haşemoğlu’nun açış konuşmasının ardından Konferansın oturum başkanlığını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Üyesi Sayın Bektaş Kar’ın yürüttüğü panel bölümüne geçildi.

    Panelde Ankara Bölge Adliyesi Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Başkanı Şahin Çil ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Profesör Doktor Levent Akın konuşmacı olarak davet edildiler.

    Panel bölümü, Kar’ın sunumuyla başladı. Kar, son dönemde İş Hukuku alanında Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren kanunlardan söz etti.

    Kar, sözlerine, 25.10.2017 tarihinden itibaren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun yürürlüğe girdiğini ve Kanun’un, sadece usul hükümlerini değil, maddi hukuk kurallarına ilişkin düzenlemeleri de içermekte olduğunu ifade ederek başladı.

    Kar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda “Hizmet Sözleşmelerine Tabi İşçiler” ile işveren veya işveren vekilleri arasında; iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakacağını ve burada değişen en önemli maddenin daha önce genel mahkemelerin yetkili olduğu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hizmet akdine ilişkin hükümlerinden doğan uyuşmazlıklarda, artık 25.10.2017 tarihinden sonra iş mahkemelerinin görevli kılınacağını belirtti.

    4857 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde belirtilen istisnalar, aktif sporcular, esnaf, tarım ve orman işinde 50 ve daha az çalışan işçilerle ilgili; keza ev hizmetinde çalışanla ilgili uyuşmazlıklar da daha önce 25.10.2017 tarihine kadar açılan davalarda genel mahkemelerin görevli olduğunu, Deniz İş Kanunu’nda Türk bayrağı taşımayan ancak deniz taşıma işinde çalışan gemilerle ilgili uyuşmazlıkların da yine genel mahkemelerde ya da deniz ihtisas mahkemesinde görüldüğünü ancak 25.10.2017 tarihinden itibaren bu tür uyuşmazlıkların da iş mahkemesinde görüleceği bilgisini verdi.

    İş sözleşmesinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlık artık iş mahkemesinin görevleri arasında olduğunu, idari para cezalarına itirazlar ve 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıkların yine iş mahkemesinde görüleceğini belirten Kar, ancak alt işveren ilişkisinde asıl işverenin alt işverene rücu davalarının genel mahkemelerde görülmeye devam edileceği bilgisini verdi.

    Yetkiyle ilgili düzenleme konusuna da değinen Kar, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemelerinin yetkili olduğunu bunlara ilave olarak işlemin yapıldığı yer mahkemesi de yetkili kılındığı bilgisini aktardı ve davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olmasının yasal hüküm olduğunu ifade etti.

    İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili kılındığını, zarar gören davacı veya kişi ölmüşse mirasçıları da zarar gördüğü için herhangi bir mirasçının da kendi yerleşim yerindeki iş mahkemesinde dava açabileceğini belirtti.

    Kar, arabuluculukta 18. maddede getirilen en önemli değişikliklerden birinin, feshin geçersizliği ve işe iade konusunda tarafların anlaşması hâlinde, öncelikle işe başlama tarihi, 3. fıkrada düzenlenen yani dört aya kadar boşta geçen ücret ve diğer haklar, işçinin işe başlatılmaması hâlinde de dört ve sekiz ay arasındaki sürede tazminatın parasal miktarını belirlemek zorunda olduğunu aktardı ve arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşması halinde, infaz edilebilmesi açısından tutanağın sonuç kısmının açık ve infazda tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılması ayrıca mahkemelerin hüküm fıkrasına benzer şekil içermesi gerektiğini vurguladı.

    Feshin geçersizliği ve işe iadeye ilişkin konuyu ise Bektaş Kar, şu ifadelerle açıkladı: “Geçerlilik koşullarını, dava açma süresini, işe başlatmama tazminatının miktarını, boşta geçen süre için tazminat üst sınırını belirleyen hükümler, emredici hükümlerdir. Kural olarak 6325 sayılı Kanun’a göre, tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri bir uyuşmazlıktır. Ancak yürürlüğe giren ve İş Kanunu’nun iş güvencesi hükümlerini değiştiren 7036 sayılı İş Mahkemeleri bunu bertaraf etmiş, arabuluculuk faaliyetinde uyuşmazlığın çözümünde tarafların burada tasarrufta bulunacaklarını öngörmüştür. Arabuluculuk Kanunu, genel kanundur. İş Kanunu ile özel olarak düzenleme getirildiğinden, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmediği sürece bu özel hükümler dikkate alınacaktır.

    Maddi hukuka ilişkin en önemli düzenlemenin, zaman aşımı düzenlemesini getiren 15. madde olduğunu belirten Kar, Kanun’da zaman aşımı düzenlemesine ilişkin olarak iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun –Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu, Borçlar Kanunu vb.- yıllık ücretli izin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılıktan dolayı ayrımcılık tazminatının beş yıllık zaman aşımına tabi tutulmuş olduğunu belirtti.

    Kar, son olarak iş sözleşmesi sona erdikten sonra iş müfettişine yapılan şikâyet üzerine, iş müfettişinin herhangi bir rapor veya o yönde bir düzenleme yapamayacağı hususunu hatırlattı.

    Konferansta, Kar’ın ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent akın söz aldı.

    Prof. Akın, konuşmasına arabuluculuk sistemine ilişkin istatistiki başarılardan söz ederek başladı ve arabuluculuk sisteminin taraflara getireceği hususlardan bahsetti.

    Prof. Dr. Levent Akın, çok sayıda iş davası yaşandığını ve bu davaların uzun zaman aldığını belirterek işverenin işçilere haklarının vermesi gerekliliğinin bir teamül olduğunu, arabulucuya giderken amacının işçiye daha az tazminat ödemek olmaması gerektiğini ve işvereni burada kazançlı çıkaracak unsurun bir/ bir buçuk yıl sürecek dava sürecinin kısalacağını, bu süreçte ödenen harçlar, vekâlet ücretleri masraflarının ortadan kalkacağını aktararak, “ Davayı adamın hakkını vererek çıkaracaksınız, mutlu da olacaksınız. Bu bağlamda, bence, kilit nokta burası. Yani arabulucuya gitmek için eğer bir maddi motivasyon arıyorsa işverenler, o işçinin alacağından eksilme olarak görülmemesi gerekiyor. Onun dava sırasında sebep olacağı yeni masraflar, yeni faiz alacaklarından kurtulma olarak görmesi gerektiğini düşünüyorum. Öyle bakılırsa bunun daha mantıklı bir seyre girebileceğini düşünüyorum.” sözleriyle ifade etti.

    Kanun’un temel ilkelerinden birisinin, tarafların eşitliği olduğunu belirten Prof. Dr. Akın, karşı tarafın hak ettiğini alacağını belirterek arabulucuların, işin objektif süreçte yürümesi için var olduğunu ifade etti.

    Sistemin bir diğer önemli ilkesinin gizlilik olduğuna açıklama getiren Prof. Dr. Akın, bu esasının sağlayacağı avantajın adliyelerde işveren, işçi olarak haklarınızı savunmaya çalışırlarken karşı tarafa koz vermemeye çabaladığınızı oysaki arabulucunun hakim-hakem gibi vasfı olmadığı için uzlaşma adına her şeyin anlatılabildiğini, anlatılanların da gizli kalması zorunluluğu olduğunu ifade etti ve sözlerine sadece arabulucunun değil, olayla ilgili uzman görüşlerine başvurulduğu takdirde bu statüdeki kişilerin de gizlilik ilkesine bağlı kalması gerektiğini ve ibra edilen belgelerin de aynı şekilde gizlilik ilkesine tabi olduğunu hatta hakime de sunulamadığını ifade etti.

    Arabuluculuğa tarafların bizzat, avukatlarıyla, temsilcileriyle veya yetkilendirdikleri kişiler ile katılabilmelerine imkan tanındığını aktaran Prof. Dr. Akın, arabuluculukta iki tane icra edilebilirlik imkânı olduğunu ve arabuluculuk anlaşması yapıldıktan sonra eğer taraf vekilleri yoksa veya bir vekil varsa, rahatlıkla bunu sulh hukuk mahkemesine gönderip icra edebilecek şerh alınabildiğini, sulh hukuk mahkemesinin burada dosyanın içeriğine giremediğini, sadece uyuşmazlık konusunun arabulucuya uygun bir konu mu diye bakıldığını aktardı.

    Prof. Akın, arabuluculuk sisteminin tümünün üç ay sürebileceğini, en fazla altı aya kadar uzayabileceğini söyledi.

    Yeni nesil için arabuluculuk sisteminin daha uygun olacağını ifade eden Prof. Akın, geçmişte ülkemizde uzlaşma kültürünün çok yaygın olmadığını yaşadığı tecrübelerle örneklendirerek yeni neslin uzlaşma kültürüne çok daha yakın olduğuna dair gözlemlerini dile getirdi.

    Prof. Akın, sistemin maliyetinin de oldukça düşük olduğunu belirterek, “Sizden ricam, arabuluculukla ilgili özellikle işveren vekilleri, avukatları; muhakkak gönüllü olarak arabuluculuk sistemini denemenizi isterim. En azından görmenizi isterim. Gittiğiniz kişinin bir dinlenmesini isterim.”

    Toplantıda sözü son olarak Ankara Bölge Adliyesi Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Başkanı Şahin Çil aldı.

    Çil, konuşmasında, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun genel hükümlerine değindi. 1 Ocak 2018’de arabuluculuğun iş uyuşmazlıkları alanlarında zorunlu olacağını belirtti.

    Çil, arabuluculuğun zorunlu olduğu hallerden işe iade davalarına ilişkin şu açıklamalarda bulundu: İşe iade davaları öncesinde, dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk öngören 11. madde de 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girecektir. Maddenin değişiklik öngördüğü 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinde, işe iade davalarının ilk derece mahkemesince iki ay içinde sonuçlandırılacağı ve Yargıtay tarafından bir ay içinde kesin olarak karar verileceği düzenlenmektedir. Yapılan değişiklikle ilk derece ve kanun yolu incelemesi için öngörülen ay ile ifade edilen süreler kaldırılmış ve ‘ivedilikle’ karar verileceği hükmü getirilmiştir. Değişiklik henüz yürürlüğe girmediği için uygulamada pratik bir faydası olmasa da ilk derece için iki aylık ve Yargıtay için bir aylık sürede karar verme yükümlüğü devam etmektedir.

    Çil, Kanun’un 12. maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde yapılan değişiklikle 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe gireceğini, mahkeme tarafından işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların dava tarihindeki ücreti esas alınarak miktar olarak belirlenmesine de aynı tarihten başlanacağını ve böylece 1 Ocak 2018 tarihine kadar ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinde boşta geçen süreye ait haklar ve işe başlatmama tazminatı miktar olarak değil, ödenmesi gereken ay olarak belirlenmeye ve tespit niteliğinde hükümler kurmaya devam edeceğini aktardı.

    1 Ocak 2018 tarihinden sonra ise ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlarda, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti ile diğer hakların miktar olarak gösterilmesi gerektiğini belirten Çil, “Hesaplamada, dava tarihindeki ücret rakamları esas alınır. Bu noktada, yasa koyucu, fesih tarihi ile dava tarihi arasında bir tercih yapmak durumunda kalmış ve işçi lehine olabilecek dava tarihi esas alınmıştır.” dedi.

    Yeni düzenleme ile boşta geçen süre ücretinin hesap yönteminin değiştirilmesi, feshi izleyen ilk dört ay ücreti yerine dava tarihindeki tek bir ücret rakamı üzerinden hesaplanması, sözü edilen alacağa tazminat niteliğini kazandırmayacağına dair açıklama getiren Çil, yasal düzenleme ile işe iade davasında diğer talepler için de tespit hükmü yerine tahsil hükmü kurulması öngörülerek, tek bir ücretin esas alınması ile hesaplama kolaylığı sağlanması istendiğini belirtti.

    7036 sayılı Kanun ile İş Kanunu’na eklenen geçici madde ile yıllık izin ile maddede belirtilen kıdem, ihbar, kötü niyet, eşit davranma borcu için zaman aşımı süresinin 5 yıl olarak uygulanacağını hatırlatarak bu hükmün 25 Ekim 2017 tarihinden sonraki fesihler için geçerli olacağını ve daha önceki fesihler bakımından önceki zaman aşımı sürelerinin 10 yıl olarak uygulanmaya devam edeceğinin altını çizdi.

    Çil, konuya ilişkin verdiği bilgilerde, zaman aşımı sürelerini değiştiren hükmün bir başka özelliğinin de 4857 sayılı Kanun’a eklenmiş olmasına rağmen ‘hangi kanuna tabi olursa olsun’ ibaresine yer vermesi sebebiyle Basın İş Kanunu ile Deniz İş Kanunu kapsamındaki çalışanların izin alacağı ile metinde geçen tazminat talepleri bakımından da zaman aşımı sürelerinin değişmiş olduğunu belirtti.

    Çil, iş ilişkisinden kaynaklanan ve kanuna veya bireysel yahut toplu iş sözleşmesine dayanan alacak veya tazminat taleplerinde de arabulucuya başvurma zorunluluğu getirildiği hususunu da anlattı.

    Panel, katılımcıların panelistlere yönelttikleri sorularla devam etti. Konferans, panelistlere İNTES Hatıra Ormanında dikilen fidanlara ilişkin sertifikaların takdimiyle son buldu.

    4571

    55’inci Çözüm Arama Konferansı

    İş Mahkemeleri Kanunu ile Getirilen Yeni Düzenlemeler

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası tarafından düzenlenen Çözüm Arama Konferansı’nın Elli Beşincisi, 27 Ekim 2017 Cuma günü Ankara’da Sheraton Otel’de düzenlendi.

    İş Mahkemeleri Kanunu ile Getirilen Yeni Düzenlemeler konusunda düzenlenen toplantıya Yargıtay mensupları, hakimler, avukatlar, mali müşavirler, İNTES üyesi firmaların yöneticileri, hukuk ve ihale birimi uzmanları, özel sektör temsilcileri ve hukuk uzmanları katıldılar.

    Toplantı, Başkan Celal Koloğlu’nun açış konulması ile başladı. Koloğlu, İş Mahkemeleri Kanun Tasarısı ile iş hayatını düzenleyen kurullarda önemli değişiklikler meydana geleceğini aktararak iş sözleşmesinden kaynaklanan bazı davalarda arabulucuya başvurulması, dava şartı olarak karşımıza çıkmasının taraflara adil ve makul bir anlaşmaya varabilmelerine yardımcı olmayı amaçladığını aktararak görüşlerini, “Mahkemelerde yıllarca çözülemeyen sorunlarınız daha kısa sürede çözüme kavuşmuş olacak.” sözleriyle ifade etti.

    İşverenler olarak çalışma hayatında dengelerin korunmasının önemli olduğuna inandıklarını aktaran Koloğlu, tarafların haklarda ve yükümlülüklerde eşit olarak kabulünün önemine işaret ederek, “Günümüzde işçi lehine yorum kavramı, hâkimlerimizin vicdani kararlarına neden olmaktadır. İşçinin tanıkları dikkate alınmakta, işverenin tanıkları ve kayıtları ispat yönünden yeterli olmamaktadır.” dedi.

    Kanun Tasarısı’ndaki önemli düzenlemelerden birisinin, zaman aşımı süresindeki değişiklikler olduğunu aktaran Koloğlu, konuya ilişkin görüşlerini şu ifadelerle aktardı: “Kıdem tazminatı yönünden, on yıllık genel zaman aşımı süresi dikkate alınıyordu. Birçok yargı kararında bu sürelerin bilhassa fasılalı çalışmalar, aralıklı çalışmalar, yönünden esnetildiğine ve sürelerin yirmi-otuz yıla kadar geriye götürüldüğüne şahit olduk. Özellikle yurt dışı işlerimizde işverenlerimiz, otuz-kırk yıl geriye dönük tazminatlara muhatap oldular. Yeni düzenlemeyle zaman aşımı süresi beş yıl olmuştur. Hatta Kanun’da bu konuda bir geçiş maddesine de yer verildiğini görmekteyiz. Zaman aşımı süresinin kısalması, işçinin alacağına kısa vadede ulaşması ve işverenlerin de önünü görebilmeleri açısından önemli bir gelişmedir.”

    Koloğlu’nun açış konuşmasının ardından Oturum Başkanlığını Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi Üyesi Bektaş Kar’ın yönettiği Panel bölümüne geçildi. Panelde konuşmalarını yapmak üzere; Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Öztatar ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanı Avukat, Arabulucu Prof. Dr. Levent Akın davet edildi.

    Panel bölümünde söz alan Arabuluculuk Daire Başkanı Hakan Öztatar, arabuluculuğun özünü ve esasında neyi amaçladığını anlattı.

    Öztatar konuşmasına, artık yeni gelen Kanun ile iş dünyasının sadece dava yoluna mahkûm olmayacağını ve taraflara alternatifler üreten, uygun çözüm yöntemleri bulan bir sistemin hayata geçeceğini anlatarak başladı. Arabuluculuk müzakerelerinin bir gün ve bir günden daha az bir zamanda sonuçlandığını ve dünyanın gelişmiş ülkelerinde de iş uyuşmazlıklarının çözümünde arabuluculuğun etkin bir yöntem olarak uygulandığından, bir iş davası 434 gün sürerken arabuluculuk müessesi ile bir günde dahi çözülebilen uyuşmazlıklar olduğundan söz etti.

    Arabuluculuğun en önemli özelliklerinden birisinin, adalete hızlı erişim ve taraflar arasında anlaşmanın sağlanmasının olduğunu anlatan Öztatar, görüşlerini şu sözlerle ifade etti: “Mahkeme, hukuki sorunu, hukuk dünyası içerisinde çözüyor sen haklısın, sen haksızsın diyor. Taraflar arasındaki ilişkiyi çözemiyor. Mahkemede binlerce karar verdikten sonra Hâkim Beyin, “Teşekkür ederiz, davacı, davalı, gel kardeşim, kucaklaşalım. Bu sorun burada bitti,” diyenini duymadım. Çünkü orada birisi kazanıyor, birisi kaybediyor. Oysa bugün arabuluculuğun en önemli özelliklerinden birisi, ‘kazan-kazandır,’ özelliğidir.

    Öztatar, arabuluculuğun en önemli özelliklerinden birisinin, taraflar arasındaki ilişkiyi devam ettirmesi ve kararı tarafların anlaşarak vermesi olduğunu ifade ederken sistemi, “Arabuluculukta tarafsız ve bağımsız üçüncü kişinin yardımıyla lehinize olan ne ise kendi kararınızı kendiniz vererek sorunu çözmeyi sağlıyor. Yani sorunu, bir üçüncü kişinin sizin adınıza çözmesi değil de sizin sorununuzu çözmenizi sağlıyor.” sözleriyle anlattı.

    İş Mahkemeleri Kanunu’nun çıkarılması amacının, tüm tarafların kazanmasının olduğunu ve arabuluculuğun mantığının da buna dayandığını anlatan Öztatar, “İnsanları güzel bir ortamda, karşılıklı oturup, konuşup, müzakere edecekleri ortamlara çağırıyoruz.” dedi.

    Arabuluculuk dairesi tarafından 20 bine yakın uyuşmazlığın çözüldüğünü, bunun hemen hemen 19 bininin işçi uyuşmazlığı olduğunu aktaran Öztatar, dünyadaki arabuluculuk uygulamalarındaki başarı oranının %70’in altına düşmediğine ilişkin bilgi verdi.

    Öztatar, adliyelerin içerisinde arabuluculuk merkezleri ile arabulucuya çok rahat ulaşılacağını, büroların içerisine personel görevlendirmesi yapıldığını, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerinden arabuluculuk portalı kurulduğunu ve böylece her şeyin elektronik ortamda yapılabileceğini anlattı ve sözlerine, “Adliyedeki arabuluculuk merkezine başvuracaksınız, adliye arabuluculuk merkezimiz otomatik sistemden bir arabulucuyu atayacak. Şu anda ülkemizin tüm illerinde 7.100’ü geçen arabulucumuz var.” ifadesiyle devam etti.

    Arabuluculuk sisteminde zaman kısıtlılığı olmadığını aktaran Öztatar, tarafların seçeceği zaman ve mekanda uyuşmazlıkların görüşülebileceğini belirterek, “Arabuluculuk merkezleri kuruluyor. Bunların adliye ve avukatlık bürolarıyla ilişkisi yok. Sürecin sonunda eğer anlaşamazsanız da arabulucumuz size son bir çözüm önerisinde de bulunacak.” dedi ve Kanun’a atıfta bulunarak, “Arabulucuda anlaştıysanız, anlaştığınız hususlarda bir daha dava açılamayacak.” sözlerine vurgu yaptı.

    Öztatar’ın paylaştığı önemli bilgilerden biri de İdareler için de artık özel hukuk uyuşmazlıklarında, arabuluculuğa gitme yolunun açıldığını ve belediyeler, özel idareler, bütün kamu kurumlarıyla olan davaların da arabulucu yoluyla çözmenin yolunun açıldığı şeklindedir.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde 5,6 milyon dosyanın online olarak çözüldüğü bilgisini paylaşan Öztatar, on-line sistemin Türkiye’de de uygulanması için çalışmaların sürdüğünü anlattı ve “Biz modern dünyaya ayak uydurmak istiyoruz. Biz biliyoruz ki iş adamlarımız da zaten modern dünyaya uymak istiyorlar. Yeniliklere açık olduğunuzu biliyoruz.” dedi.

    Öztatar sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Ben inanıyorum ki bu kültürü yaygınlaştıracağız. Arabuluculuk merkezleri kuracağız ve sorunlarımızı barışçıl şekilde çözeceğiz. Barışçıl şekilde çözümlemeden, biz kazanacağız, ülkemiz kazanacak, insanlarımız kazanacak. Benim bir şirkete gidip de ihtiyati tedbir koymamdan, o şirketin elini kolunu bağlamamdan bir fayda yok. İşverenin istihdam edememesinin, vergi ödeyememesinin zararı toplumadır. Yani sonuçta toplum kazanacak, çalışma barışı kazanacaktır.” dedi.

    Konferansta Öztatar’ın ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Akın sunum yaptı.

    Prof. Dr. Akın konuşmasında, Almanya’da komisyon çalışmalarında edindiği tecrübeleri paylaştı. Akın, Almanya’nın en büyük istinaf mahkemesi, Berlin İstinaf Mahkemesinde, duruşmalara girdiklerini, orada davaların %15’nin istinaf mahkemelerine geldiğini, duruşmaların %3’nün de Yargıtay’a geldiğini söyledi.

    Arabuluculukla ilgili uzlaşma kültürünün yerleşmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Akın, tecrübelerini şu örnekle paylaştı: “Berlin’deki duruşmalarda bir şey öğrendim. Başkana, “Size duruşma öncesi uzlaşma kısmına gelen Türkler de vardır. Türk arkadaşlar müracaat ettiğinde onlardaki uzlaşma oranı nedir dedim, ‘Sıfır’ dedi.” Akın bu örnekten yola çıkarak Yasa’nın çıkarılmasının büyük bir aşama olduğunu ama öncelikle uzlaşabilme kültürünü kendi içimize yerleştirmemiz gerektiğine vurgu yaptı. “Tarafları arabulucuya götürürken uzlaşma ruhuna sahip olarak götürmek lazım.” dedi.

    Prof. Dr. Akın, uzlaşmanın en büyük sırrının ödün verebilme kabiliyetine sahip olmak olduğunu, “Ben hakkımı alıp döneceğim diye giderseniz, o uzlaşma kültürü olmuyor. Uzlaşma ruhu olmazsa, yasa ne getirirse getirsin hepsi metin olarak kalır.” sözleriyle anlattı.

    Prof. Dr. Akın, konuşmasında, iş uyuşmazlıkları olduğunda artık arabulucuya gidebilecek hâle gelindiğini hatırlattı. Arabuluculuğun bir diğer ilkesinin de gizlilik ve belgelerin paylaşılmaması olduğunu ve arabuluculuk müzakerelerinde, taraflar dışında görüşmelere katılanların da bu görüşmelerde sunulan belgelerin gizliliğini muhafaza edeceğini aktaran Prof. Dr. Akın, “Düzenlenmiş evrakların tarafların aleyhine sonuç doğurmayacağını bilmesi gerekiyor ki rahat konuşabilsinler. Arabuluculuk süreci sağlıklı ilerlesin.” dedi.

    Prof. Dr. Akın, arabuluculuk ücretine ilişkin aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit bölündüğünü, tarafların arabuluculuk faaliyetine vekilleri aracılığıyla katılabilmelerinin de mümkün olduğunu, arabulucuya başvuruda, teklif yapıldığı andan itibaren diğer tarafın otuz gün içerisinde cevap vermesinin beklendiğini belirtmiştir.

    Prof. Dr. Akın, arabulucunun seçimiyle ilgili otomatik seçime gidilebilmekle birlikte tarafların da arabulucuyu bulabileceklerini ancak kendi buldukları arabulucuyla anlaşamazlarsa zorunlu olarak atanan arabulucuya gitmek durumunda kalacaklarını şu sözlerle destekledi: “İsteyerek seçebileceğiniz arabulucular olabilir. Sistem bunu engellemiyor ama o arabulucuyu seçtiğiniz zaman başarılı olması hâlinde arabuluculuk hizmetine dönüştürüyor. Bu da bence sistemin çok güzel bir tarafı. Çünkü gerçekten iyi niyetli arabulucu seçimi, tarafların uzlaşmaya niyetli oldukları noktalarda daha da işlevsel oluyor. “

    7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda hemen tüm iş hayatını ilgilendiren mevzuların arabulucuya gidebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Akın, özellikle işe iadelerle ilgili davalarda arabulucuya gidilmesinin mahkemelerin iş yükünün azalması nedeniyle önemli olduğuna ilişkin görüşlerini paylaştı.

    Prof. Dr. Akın, iş kazalarından doğan maddi-manevi tazminat davaları ya da destekten yoksun kalma tazminat davalarında zorunlu arabuluculuğa gidiş olmadığını ama buna gitmek isteyenler olduğu zaman tarafların uzlaşabileceğini söyledi. Ancak sonucu, işçi tarafının tekrar dava açma olasılığına karşılık yapılan ödemelere ilişkin ilam niteliği taşıyan bir belgeye bağlamak bu anlamda faydalı olacaktır diye belirtti.

    Arabulucu taraflara ulaşılamaması, anlaşmaya varılamaması hallerinde, arabulucunun faaliyeti sona erdirdiği ve bir son tutanağın hazırlandığını, tarafların ilk toplantıya katılmaması durumunda yargılama giderlerine mahkûm olunduğunu anlatan Prof. Dr. Akın, arabuluculuk ücretlerinin de belirlenen tariflere göre ödendiği bilgisini paylaştı.

    Arabuluculuk sisteminin, tarafların bizzat, avukatlarıyla, temsilcileriyle veya yetkilendirdikleri kişiler ile katılabilmelerine imkan tanıdığını aktaran Prof. Dr. Akın, “Özellikle işverenler için bu düzenleme çok daha önemli. İşverenlerin, patronların, bütün toplantılara katılması beklenmez, yetkilendirdiği çalışanlar da bu anlamda toplantılara katılarak bu kararları imzalayabilecekler.” dedi.

    Konferansta ihtiyarî arabuluculuğa ilişkin örnekler vermesi amacıyla Avukat Cihan Orhan da kürsüye davet edildi. Orhan, deneyimlerine dayanarak arabuluculuktaki örneklerin tarafları en tatmin eden sonuçlar olduğunu söyledi.

    Orhan konuşmasında, şu anekdotu paylaştı “Bana gelen uyuşmazlıklardan birinde bir işçi, bir parmağının fonksiyonlarını kaybetmişti ve çok ciddi anlamda işvereni eleştiriyordu. Onu her kuruma şikâyet edeceğini, dava açacağını söylüyordu. Tarafları bir araya getirdiğimizde, işveren de katıldı toplantımıza ve işçinin durumunu anladığını, ona belirli yönlerden hak verdiğini ve burada kendisinin de kırgınlıkları olduğunu dile getirdi. Bunun sonucunda, gerçekten de çok güzel bir ortam oluştu ve taraflar bir saat gibi çok kısa bir sürede anlaşmaya vardılar. En sonunda, en şaşırtıcı noktalardan bir tanesi, o başta işvereni çok eleştiren işçi, işverenin oğlunun yakındaki düğünü için onu tebrik etti. Eğer biz orada o uyuşmazlığı çözmeseydik bugün halen o uyuşmazlık mahkemede devam ediyordu. Ama ne oldu? Taraflar anlaştılar, belirli oranda tabii ki bir ödeme yapma gereği duydu. Hatta oğlunun düğünü nedeniyle taksit de yaptık. Yani böyle bir anlaşma olanağı da var arabuluculukta.”

    Son olarak Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi Üyesi Bektaş Kar söz aldı. Kar, sözlerine 25.10.2017 tarihinden itibaren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu yürürlüğe girmiş olduğunu Kanun’un, sadece usul hükümlerini değil, maddi hukuk kurallarına ilişkin düzenlemeleri de içermekte olduğunu ifade ederek başladı.

    Bektaş Kar, Kanun’a ilişkin, “Kanun’un getirdiği en büyük yenilik ve olumlu taraf, görev ve yetkinin genişletilmesidir. Kanun, yolları standart hâle getirildi. 6100 sayılı HMK hükümlerine tabi tutuldu. Böylece bütün basit yargılama usulünde temyiz yolu, istinaf yolu bütün davalarda aynı standarda kavuşmuş oldu. Temyiz sınırlaması getirildi, özellikle iş güvencesine ilişkin hükümlerde, bölge adliye mahkemesinde kararların kesinleşeceği kuralına yer verildi.” dedi.

    7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun iş barışına, yargı yükünün hafifletilmesine katkı sunacağını düşündüğü görüşlerini aktaran Kar, “İnşallah faydalı bir Kanun olur, bizim iş yükümüzü de azaltır.” dedi.

    Kar, Kanunu 3. Maddesinin 1. Fıkrasında arabuluculuğun zorunlu dava şartı olarak öngörüldüğünü belirterek, buna göre: “Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” İfadelerini kullandı.

    Bektaş Kar, “Arabuluculuğa elverişli iş uyuşmazlıkları olarak alacakların ve tazminatların doğduğu kanunlar; başta Anayasa ve Anayasa’nın 90. Maddesinin son fıkrası uyarınca iç hukuk düzenlemesi haline gelen ve doğrudan uygulanan Uluslararası Sözleşmeler olmak üzere; 4857 sayılı İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu, 5953 sayılı Basın İş Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Sözleşmeler; bireysel iş sözleşmeleri, ekleri iç düzenlemeler ve iş yeri uygulamaları, Toplu İş Sözleşmeleri kapsamında da 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun yürürlük maddesi uyarınca 01.01.2018 tarihinden itibaren feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açmak isteyen işçi, öncelikle dava şartı olduğundan arabulucuya başvurmak zorundadır.” dedi.

    Bektaş Kar, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “İş sözleşmeleri ekleri, iç düzenlemeler, iş yeri iç yönetmeliği, genelgeler şeklindeki düzenlemeler, sözleşmenin eki niteliğindedir ki bu iç düzenlemelerde de prim uygulamasına, ikramiye uygulamasına da yer verilebilir. Dolayısıyla buradan doğan alacaklar da ara buluculuğa önce götürülmesi gereken alacak olarak nitelendirilebilir. Aynı şekilde herhangi bir düzenleme olmaksızın iş yeri uygulamasından kaynaklanan örneğin, prim uygulaması, ikramiye uygulamasına ilişkin bu tür alacaklar da arabuluculuğa konu edilecektir.”

    Kar, arabuluculukta 18. maddede getirilen en önemli değişikliklerden biri, feshin geçersizliği ve işe iade konusunda tarafların anlaşması hâlinde, öncelikle işe başlama tarihi, 3. fıkrada düzenlenen yani dört aya kadar boşta geçen ücret ve diğer haklar, işçinin işe başlatılmaması hâlinde de dört ve sekiz ay arasındaki sürede tazminatın parasal miktarını belirlemek zorunda olduğunu aktardı ve arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşması halinde, infaz edilebilmesi açısından tutanağın sonuç kısmının açık ve infazda tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılması, mahkemelerin hüküm fıkrasına benzer şekil içermesi gerektiğini vurguladı.

    Feshin geçersizliği ve işe iadeye ilişkin konuyu ise Bektaş Kar, şu ifadelerle açıkladı: “Geçerlilik koşullarını, dava açma süresini, işe başlatmama tazminatının miktarını, boşta geçen süre için tazminat (ücret) üst sınırını belirleyen hükümler, emredici hükümlerdir. Kural olarak 6325 sayılı Kanun’a göre tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri bir uyuşmazlıktır. Ancak yürürlüğe giren ve İş Kanunu’nun iş güvencesi hükümlerini değiştiren 7036 sayılı İş Mahkemeleri bunu bertaraf etmiş, arabuluculuk faaliyetinde uyuşmazlığın çözümünde tarafların burada tasarrufta bulunacaklarını öngörmüştür. Arabuluculuk Kanunu, genel kanundur. İş Kanunu ile özel olarak düzenleme getirildiğinden, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmediği sürece bu özel hükümler dikkate alınacaktır.

    Kural olarak başvuracak işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanan işçi olmalıdır. Ancak iş güvencesi kapsamında olmayan işçi de feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açabilir. Bu açtığı davada da arabulucuya başvurulması zorunlu olacaktır. Burada temel sorun, kapsamda kalmayan işçinin feshin geçersizliği ve işe iade istemini arabulucu dikkate alabilecek midir? Arabulucu yargılayan olmadığına göre işçi ve işveren anlaştığında, kapsamda olmasa bile feshin geçersizliği ve işe iade konusunda anlaşmaları halinde anlaşma tutanağı düzenlemelidir.”

    İş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiası ile bildirimden itibaren, bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğunu belirten Kar, arabulucu huzurunda anlaşılamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesine dava açılabileceğine vurgu yaparak, dava tarihinin arabuluculuk bürosuna başvurulan tarih olması gerektiğine açıklık getirdi.

    Kar, 4857 sayılı İş Kanunu veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren vekilleri arasında sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların da artık iş mahkemesinde görüleceğini, buradaki temel değişikliğin, Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet akdine ilişkin 393 ve devamı maddelerinde öngörülen hükümlerle ilgili çıkan uyuşmazlıkların da artık iş mahkemesinde görülebileceği, dolayısıyla alacak ve tazminatlar için öncelikle arabuluculuğa gidilmesi gerektiğini vurguladı.

    İş kanunları kapsamında olmanın ilk koşulunun, taraflar arasında hukuki ilişkinin iş sözleşmesine dayanması olduğunun belirten Kar, tasarı ilk hazırlandığında, asıl-alt işveren arasındaki rücu davasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin de hizmet akdinden kaynaklandığı, bu tür uyuşmazlıkların da iş mahkemesinde görülmesi gerektiği şeklinde bir düzenleme de yapıldığını ancak bu hükmün daha sonra çıkarıldığını nitekim asıl işveren ile alt işveren arasındaki rücu davasındaki uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görülme olanağının bulunmadığını söyledi.

    Yetkiyle ilgili düzenleme konusuna da değinen Kar, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemelerinin yetkili olduğunu bunlara ilave olarak işlemin yapıldığı yer mahkemesi de yetkili kılındığı bilgisini aktardı.

    İş kazasında doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili kılındığını, zarar gören davacı veya kişi ölmüşse mirasçıları da zarar gördüğü için herhangi bir mirasçının da kendi yerleşim yerindeki iş mahkemesinde dava açabileceğini belirtti.

    Kar, Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerinin, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri, Yargıtay’da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmayacağına, dolayısıyla mevcut davalar ve 1.1.2018 tarihine kadar açılacak davaların zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığına dikkat çekti.

    Kar, Kanun’da zaman aşımı düzenlemesine ilişkin olarak, iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun –Deniz İş Kanunu, Basın İş Kanunu, Borçlar Kanunu vb.- yıllık ücretli izin ve belirtilen diğer tazminatlarda zaman aşımı süresinin beş yıl olduğunu belirtti.

    Kar, yıllık ücretli izin konusunun tartışmalı olduğuna dikkat çekerek, 1.7.2012 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu dönemsel edimlerde zaman aşımı süresinin beş yıl olarak belirtildiğini, Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Dairesinin yıllık ücretli izin alacağının dönemsel olmadığı için on yıllık zaman aşımına tabi olduğu yönünde kararlar verdiğini, 22. Hukuk Dairesinin ise bu konuda 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, beş yıllık zaman aşımına tabi olacağı yönünde kararlar verdiğini, bu hususun içtihadı birleştirme konusu olduğunu açıklayarak, 7036 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile bu içtihadı birleştirme konusunun da konusuz kaldığını ifade etmiştir.

    Sunumların ardından, soru cevap bölümüne geçildi. Toplantı, konuşmacılara, İNTES Hatıra Ormanında adlarına dikilen fidan sertifikalarının takdimi ile son buldu.

    2220

    54’üncü Çözüm Arama Konferansı

    4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu Uygulamaları ve Sorunlar Konulu 54’üncü Çözüm Arama Konferansı

    İNTES tarafından 11 Mayıs 2017 tarihinde 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu Uygulamaları ve Sorunlar konulu 54’üncü Çözüm Arama Konferansı düzenlendi. Konferansın düzenlenme amacı 4735 sayılı Kanun kapsamında sözleşme uygulamalarından kaynaklanan sorunları gündeme alınmasıdır.

    Konferansın açılış konuşmasını İNTES Yönetim Kurulu Başkan Vekili Deha Emral tarafından gerçekleştirildi. Emral Kamu İhale Mevzuatının sorunlarının çözümünün önemine değinerek tarafların yararlar dengesinin önemini vurgulayarak Kamu İhale Kurumumuz, idareler ve yükleniciler olarak ortak paydada buluşacak çözümler üretilmesi gerekliliğinden bahsetti.
    Emral konuşmasına  “İNTES olarak sektör sorunlarına ilişkin raporumuzu anlattık. Hem kamu hem de sektörümüz temsilcileri soru ve değerlendirmelerini sundular. Sayın Başkan Hamdi Güleç ve genel müdürlerimiz bizlere son derece duyarlı yaklaşmaktalar. Gelecekte yatırımların hızla tamamlanması yönünde çözümler üretileceğine dair inancımız artmıştır.” ifadesi ile başladı
    İnşaat sektörümüz ülkemizin kalkınmasına yön veren sektörlerin başında olduğu belirten Emral sektörün sorunlarının çözümünün daha fazla yatırımı teşvik edeceğine vurgu yaparak bu amaçla işlerin belirlenen zamanda, uygun maliyetlerde ve makul karlılık oranları ile tamamlanabilmesi için ihalelerin de şeffaflık, rekabet, gizlilik, güvenilirlik ilkeleri ile yapılmasının önem arz ettiğinin altını çizdi.

    Emral çağdaş yaklaşımların ele alındığı bir Kanunumuz olduğuna ilişkin görüşlerini “Kanun’da sözleşmelerin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. Nitekim 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanun’un ilkeler başlıklı 4. Maddesinde şöyle demektedir: “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir” Taraflar arasında yararlar dengesi hukuk devletinin temel ilkesidir. Bu kapsamda Kamu İhale Kurumumuz, idareler ve yükleniciler olarak ortak paydada buluşacak çözümler üretmeliyiz”  sözleriyle ifade etti.

    Emral sözlerini “Bizler yükleniciler olarak devletimizin eserlerini beklenen fen ve sanat kuralları içinde ifa etmeye hazırız.  Yeter ki eşit rekabet ortamını temin eden bir ihale sistemi olsun” ifadeleri ile noktaladı.
    Uzmanların, iş sahibi idarelerin ve yüklenicilerin görüşleri ve çözüm önerilerinin alınması amacıyla düzenlenen Konferansa Kamu İhale Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü uzmanları avukatlar, sektör temsilcilerimiz ve akademisyenler katıldı.

    İki oturumdan oluşan Konferansın Panel bölümünün oturum başkanlığı, İnşaat Mühendisi ve Avukat Ali Rıza Yücel tarafından yönetildi. Panelin birinci bölümümde konuşan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. Üyesi Recep Yalçın Hakediş Düzenlemesi ve Hakkedişlere Yönelik Davalar başlıklı bir sunum gerçekleştirerek geçici ve kesin hak ediş raporlarının düzenlenmesi ve hak ediş uygulamalarından kaynaklanan uyuşmazlıklar konularına açıklamalar getirdi.

    39. madde, geçici hak ediş raporlarının ne şekilde düzenleneceğini çok detaylı bir şekilde düzenlendiğini ifade eden Yalçın, eüklenicinin belli bir dönemde yaptığı işlerle ihzarattan doğan alacakları kesin ödeme niteliğinde olmamak ve kazanılmış hak teşkil etmemek üzere geçici hak ediş raporları ile kendisine ödenmektedir. Kesin hak ediş raporu ise, yüklenici ile olan hesabın nihai olarak kesilmesi niteliğindedir. Hak ediş raporunun içeriğine ilişkin düzenlemelere “Merkezî Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliği ile Mahalli İdareler Harcama Belgeleri Yönetmeliği’nde yer verilmiş, ihale veya doğrudan temin usulüyle yapılacak yapım işlerinde sözleşme ve şartname hükümlerine göre yerine getirilen taahhütlerin bedellerinin ödenmesinde belirtilen şekilde hak ediş düzenleneceği açıklanarak, yapım işleri hak ediş raporu bu raporun yapım işlerinde yükleniciye ödenecek ara ve kesin hak ediş tutarının hesaplanmasına esas olan belgelerden oluşacağı; Yapım türüne göre ilgili sayfaları ve gerekli görülen diğer belgeleri düzenlenerek yüklenici ve yapı denetim elemanlarınca imzalanacağı ve yetkili makamca onaylanacağı; Yapı tesis ve onarım giderlerinin ödenmesinde taahhüt dosyası, fatura ve yapım işleri hak ediş raporunun ödeme belgesine ekleneceği belirtilmiştir.” Sözleriyle açıklamalarda bulundu.

    Panelin ikinci konuşmacısı Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Korkut Özkorkut Avans ve Kesin Teminat Mektupları başlıklı sunumunu gerçekleştirmiştir. Prof. Özkorkut hem Kamu İhale Kanunu’nda hem de Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda teminatlara ilişkin hükümleri içeren sunumunda Kamu İhale Kanunu açısından teminat mektuplarına ilişkin 35. Maddesi bazında değerlendirmelerde bulundu.

    Hacettepe Üniversitesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalında Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Canpolat  Eserin Teslimi ve Geçici/Kesin Kabulün Hukuki Niteliği hakkında bir sunumda bulundu. Prof. Dr. Canbolat inşaat sözleşmelerinde tarafların borçları konularına ilişkin açıklamalar yaparak eserin teslim ve ayıba karşı tekeffül borçları konusunu ayrıntılı olarak ele aldı.

    Birinci bölümün son konuşmacısı Kamu İhale Uzmanı Erkan Özdemir oldu. Özdemir Mücbir Sebep başlıklı sunumunda Kamu ihale sözleşmenin hukuki niteliği, sözleşme uygulamasında KİK’in görev ve yetkileri, mücbir sebep kavramı, 4735 sayılı Kanun’da yer alan mücbir sebep hâlleri, KİK tarafından mücbir sebep kabul edilen ve edilmeyen hâller, mücbir sebeplerin kamu ihale sözleşmesine etkileri, gecikme cezası ve sonuçları alt başlıklarında ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu.

    Panelin ikinci bölümümün ilk konuşmacısı ise inşaat sektörünün duayenlerinden Tisan İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İNTES Disiplin Kurulu Başkanı Ahmet Çelik oldu. Yüklenici Açısından Sözleşmeden Kaynaklanan Sorunlar konulu sunumunda Çelik bilgi ve birikimi ile sektör adına yaşanan sorunları açıklayarak, idareciler ve yüklenicilere dilek ve şikayetlerini paylaştı.
    İkinci oturumda söz alan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü İçme Suyu Dairesi Başkanı Şadiye Yalçın Sözleşmelerden Kaynaklanan Sorunlar-Tasfiye ve Fesih başlıklı sunum gerçekleştirdi. Yalçın yapım işleri devam eden fesih ve tasfiye süreçleri ile mevcut mevzuat hükümleri dahilinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü nezdinde yaşanan sorunlar ve önerilerini paylaştı.

    Yatırımcı kuruluşlar adına açıklama yapan ikinci konuşmacı Karayolları Genel Müdürlüğü Yol Yapım Dairesi Başkanı Ali Rıza Kıran oldu. Kıran Süre Uzatımı, Ödenek Aktarımı ve fiyat farkı hesapları başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Kıran 4734 sayılı Kamu İhale Kanuna Genel Bakış konularında değerlendirme yaparak sözleşme uygulamalarına ilişkin 2886 sayılı Devlet İhale Kanuna göre süre uzatımı verilecek haller, 4734 sayılı Kamu İhale Kanuna göre süre uzatımı verilecek haller, ödenek yetersizliği nedeniyle örnek süre uzatım hesabı, ödenek aktarılmasına ilişkin hususlar, 4734 sayılı Kamu İhale Kanuna göre fiyat farkı hesaplamaları, örnek fiyat farkı hesabı, fiyat farkı hesabında dikkat edilecek hususlar başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.

    İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı Fesih ve Sonrası başlıklı sunumu ile akademik bakış açısıyla konuyu değerlendirdi. Prof. Akıncı 4735 sayılı Kamu İhaleleri Sözleşmeler Kanunu’na göre fesih sebeplerini ölüm, ağır hastalık, tutukluluk, iflâs, sözleşmeden önceki yasak fiil ve davranışlar, sözleşmenin izinsiz devri, mücbir sebep, yüklenicinin mali aciz bildirmesi, idarenin sözleşmeyi feshi başlıkları ayrıca İdarenin Haklı Feshinin Sonuçları konularında bilgi verip değerlendirmelerini aktardı.

    Kamu İhale Kurumu Hukuk Hizmetleri Dairesi Başkanı İbrahim Baylan ise İhale Üzerindeki Uyuşmazlıklardan Kaynaklanan Yargı Kararları Üzerine Sözleşmenin Feshi başlıklı sunum gerçekleştirdi. Baylan yargı kararlarının sözleşmeye etkisi, uyuşmazlık çözüm sistemi, Yargı kararlarının uygulanması konularını değerlendirerek çözüm önerilerini paylaştı

    Konferansta Kamu İhale Kurumumuz hem de yatırımcı kuruluşlarımız, sektör temsilcilerimizin ortak menfaatine çözüm arayışıyla neticelenmiş, karşılıklı görüş alış verişi niteliğinde gerçekleşen oturumların soru cevap bölümünde katılımcıların yazılı iletilen soruları cevaplandırmışlardır.

    2230

    53’üncü Çözüm Arama Konferansı

    İNTES’in Kamu İhale Kanunu toplantı serilerinin ilki mevzuat değişiklikleri konusunda oldu

    İNTES 2017 yılında Kamu İhale Kanunu’na ilişkin sektörün önem verdiği hususları konunun paydaşları olan Kamu İhale Kurumu ve Yatırımcı Kuruluşlar ile görüşmek, kamu yararına uygun çözümler üretecek ortak paydada buluşmak amacıyla toplantı serileri başlattı.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası tarafından düzenlenen Çözüm Arama Konferansı’nın Elli Üçüncüsü 04 Mayıs 2017 Perşembe günü Ankara’da Sheraton Otel’de düzenlendi

    4734 sayılı “Kamu İhale Kanunu Çerçevesinde Mevzuat Değişiklikleri ve Uygulamada Yaşanan Sorunlar”  konusunda düzenlenen toplantıya Kamu İhale Kurumu Temsilcileri, Devlet Su İşler Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü, Alt  Yapı Yatırımları Genel Müdürlüğü bürokratları katılırken, İNTES üyesi firmaların yöneticileri, hukuk ve ihale birimi uzmanları ve özel sektör temsilcileri, hukuk uzmanları katıldılar.

    Toplantının açılışı İNTES Başkanı Celal Koloğlu tarafından yapılırken, Kamu İhale Kurumu Başkanı ve yatırımcı kuruluşların genel müdürleri de konuya ilişkin mesajlarını, görüş ve önerilerini sektör temsilcilerine aktardılar.

    Başkan Koloğlu sektörün anayasası olan Kamu İhale Kanunu’nun değişiklikleri uygulamalarına yönelik hükümler ve uygulamada karşılaştığı sorunlar hakkında sektör için önemli mesajları aktaran bir sunuş konuşması gerçekleştirdi.

    Koloğlu Kurul üyeleri ile İNTES’in olumlu diyalog içerisinde olmasına dair vurgu yaparak Başkanımız Hamdi Güleç ve Kurul üyelerimizin son derece duyarlı yaklaştıklarını, her fırsatta görüş aldıklarını ifade etti.

    Başkan Koloğlu yapım işlerinin kamu alımlarındaki önemli bir yeri bulunması nedeniyle yapım işlerinin doğru bir şekilde ihale edilerek kaliteli bir şekilde de tamamlanması gerektiğini ifade ederek sorunlarımızın çözümünün kamu projelerinin zamanında ve kaliteli olarak gerçekleştirilmesini temin edeceğini ifade etti.

    Koloğlu İNTES üyelerince belirtilen en önemli sorunların aşırı düşük teklifler, sınır değer tespiti, iş denetleme ve yönetme belgeleri, fiyat farkı uygulamaları, yurt dışından elde edilen iş deneyim belgeleri, ihalelerde itirazlar ve yargı süreleri nedeniyle gecikmeler olduğunu bu konuların Konferansın ana konuları olacağına vurgu yaptı.

    Koloğlu fiyat farkına ilişkin görüşlerini de şu şekilde ifade etti: “Fiyat farkının geçmişe ve geleceğe dönük şekilde çözüme kavuşturulması, işlerin aynı zamanda ihale edildikten sonra zamanında ve eksiksiz tamamlanması için önemli bir konu olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. İNTES’in çabaları ve talebiyle kurumumuzu bir çalışma yapmış ve Kanun metni Meclisimize gelmiştir. Hepimizin bildiği üzere Kanun’da fiyat farkı için çeşitli uygulama metotları bulunmaktadır ama idareler bunların en uygulanabilir olan olarak TEFE, TÜFE artışlarını seçerek uygulamaktadır. Hâlbuki bizim yaptığımız üst ve alt yapı işleri TEFE ile TÜFE ile ölçülemeyecek derecede artıyor ama buna karşılık TEFE, TÜFE fiyat farkı alındığında bazen tersine olabiliyor, bazen çok afaki farklar da olabiliyor. Tüm bu hususlar göz önüne alınarak nasıl bir çözüm bulunacağını tartışmamız gerekmektedir.

    Koloğlu sözlerini ülkemizin en önemli kuruluşlarından Kamu İhale Kurumu ve en büyük yatırımcı kuruluşlarının genel müdürlerinin biraraya geldiğine vurgu yaparak Toplantıdan geleceğe yönelik önemli sonuçlar elde edileceğine ve sektör adına daha önemlisi ülkemiz adına ortak paydada çözümler bulunacağına dair temennileri ile konuşması son buldu.

    DSİ Genel Müdürü Murat Acu “Yatırımlar hızlı ve kaliteli bir şekilde hizmete sunulmalı”

    Toplantı Devlet Su İşleri Genel Müdürü Murat Acu’nun açış konuşması ile devam etti.

    Acu konuşmasına yatırımcı kuruluşlar nezdinde uygulamadan kaynaklı sorunlar olduğunu ifade ederek başladı.

    Kamu kaynaklarının etkin kullanımının ve yatırımların hızlı ve kaliteli bir şekilde hizmete sunulması gerektiğini ifade ederek bu yatırımlarının etkin, faydalı ve kaliteli, hızlı bir şekilde bir an önce yatırıma kazandırılmasının devlet olarak, fert olarak en büyük hedefimiz olduğuna vurgu yaptı.

    Hem adil rekabet hem de kaliteyi sağlamanın önemine değinen Acu sözlerini şu şekilde devam etti.

    “Projeleri düzgün yapılması ve projecilerin planlama aşamalarında ilk incelemelerin Kurum tarafından yapılması önemlidir çünkü ihaleyi alan planlamacılar taşeron kullanmakta ancak taşeronların ödemeleri doğru yapılamayınca sondajı yapacak, harita alımını yapacak kişiler değişmekte gelinen noktada projelerin süreçleri uzamaktadır.  Acu, Projeler uzamasın hemen sonuçlansın diyoruz ancak uygulanabilir projeler çıkmıyor. Oysa baraj yapıları gibi hata yapıldığı takdirde geri dönüşü olmayan yapıların, yanlış yapılmaması gerekiyor.” dedi.

    Denetimlerin de önemine değinen Acu borulu işlerde doğru denetimlerin ancak projenin gerçekleştirildiği yerde yapılması gerektiğini, fabrikalarda yapılan denetimlerden doğru sonuçlar alınamayacağı olasılığına vurgu yaparak bu nedenle Şartnamelerin değiştirildiğini,  biraz daha zorlaştırıldığına vurgu yaptı.

    Sektörün Fiyat Farkı konusu ile ilgili sorunlarını da bildiğini anlatan Acu, konuyu Başbakan Yardımcımız Nurettin Canikli, Maliye Bakanımız Naci Ağbal’a birebir anlatıldığını, yaşanan sorunların giderilmesi için İNTES ile diyalog halinde olunduğunu ifade etti. Ama gelinen noktada iş dövize dayandığı için mağduriyetler yaşandığını belirttiler.  Bu konuyu da sahiplenmek ve çözüme kavuşturmak gerektiğini ifade eden Acu, şu anda ise işi tamamlayabilecek durumda olan müteahhitler ile yola devam ettiklerini ifade etti.

    DSİ olarak başlatılan fiyat dışı unsur uygulamasının faydalı olduğunu vurgulayan Acu, Kamu İhale Kurumu ve Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapılan istişare toplantılarının kurumlar arası diyalog açsısından son derece önemli olduğunu vurguladı.

    DSİ olarak aşırı düşük teklif olmaması için kendi fiyatlarımızdan bir rayiç oluşturmamız gerekiyor diyen Acu, idarelerde mevcut olan fiyatlardan bir rayiç oluşturularak ihaleye çıkılmasının, aşırı düşük tekliflerin de önüne geçebileceğini ifade etti.

    İhale sırasında yapılan manipülasyonlara değinen Acu, manipülasyonların sınır değere etki ettiğini ve bu nedenle sürecin uzadığını belirterek bu sorunu karşılıklı iyi niyetli olarak çözüme kavuşturmalıyız dedi.

    Kamu İhale Kurumu kararlarının kesin karar olması gerektiğini vurgulayan Acu, kamu kaynağının etkin kullanımı ve yatırımların hızla tamamlanması adına uzayan dava süreçlerine çözüm getirilmesi bu konuda bir çalıştay yapılarak, konun tüm taraflarının bir araya geleceği bir platformda tartışarak ortak bir metin tasarlaması gerektiğini belirtti.

    Karayolları Genel Müdürü İsmail Kartal “iş deneyimine yönelik sertifikasyon sisteminin kurulmasının büyük önem arz etmekte”

    Sözlerine Karayolları Genel Müdürlüğü’nün çalışmalarına değinerek başlayan Kartal, Teşkilatlarının, kamu yararı gözeterek gerçekleştirilen çalışmanın önemli bir bölümünü yükleniciler vasıtasıyla yürütmekte olduklarını, son beş yılda Karayolları yatırım çalışmaları için 2017 yılı fiyatlarıyla yıllık ortalama 20 milyarın üzerinde bir harcama yapıldığını aktardı.

    Merkez ve taşrada tüm ihalelerin tek elden yönetilmesi ve uzman kadroların oluşması için 2011 yılında daire başkanlığı ve taşrada başmühendislik seviyesinde yeniden yapılandırıldığını aktardı.

    Teşkilat olarak 2016’da sözleşme bedeli 18,4 milyar TL olan 935 adet yapım ihalesi, yine 600 milyon TL’lik 101 adet danışmanlık ihalesi ve 680 milyon TL’lik 1.064 mal ve hizmet alımı ihalesi gerçekleştirildiğine ilişkin bilgi veren Kartal sözlerine şu şekilde devam etti. “Kurumumuzca sınır değer katsayısında değişikliğe gidilerek 1.20 olarak uygulanan katsayı Resmî Gazete’nin 4 Aralık 2015 tarihli nüshasında yer alan düzenleme ile altyapı işlerinde 1’e çekilmiştir. Böylece daha önce %55-60 civarında olan tenzilat ortalama %35’lere oturmuştur.

    Bu yeni durumu oluşturan teklif bedellerinin ihale konusu işin sözleşme şartları ile fen ve sanat kaidelerine uygun olarak yapılmasına büyük katkı sağladığı düşünülmektedir. Ancak ihale süreçlerinin daha hızlı ve yapılabilir fiyat tekliflerinin oluşması bağlamında sınır değer altında kalan isteklilerin tekliflerinin sorgulanmaksızın değerlendirme dışı bırakılması gerektiği özellikle düşünülmektedir. Bu hususta mevzuat değişikliği Kamu İhale Kurumunca ivedi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, yatırımlar hız kazanacak ve ülke enerjisinin itirazen şikâyet ile yargı süreçlerinde tüketilmesi söz konusu olmayacaktır. “

    Sözleşmede bulunmayan yeni birim fiyat tespiti, teklif ekinde istenmesinden vazgeçildiği 2011 yılından bu yana idareler ile yükleniciler arasında tartışmalı bir konu olmaya halen devam edildiğini aktaran Kartal,  İdarece merkez ve taşra teşkilatlarınca uygulama birlikteliği oluşması açısından yeni bir düzenleme yapılarak, yapılan sorunlar büyük oranda giderildiği açıklamasında bulundu.

    Ülkemizde yaklaşık maliyetin kamu kurumlarınca belirlenen birim fiyatlara dayanılarak hazırlanmakta olduğunu İhale sürecinin daha şeffaf bir ortamda sürdürülebilmesi için yaklaşık maliyete ilanda ve dokümanda yer verilmesi gerektiğine vurgu yaparak “Yaklaşık maliyetin gizliliğin kaldırılarak olabilecek suistimallerin önüne geçilebileceği düşünülmektedir” dedi.

    Şikâyetleri ortadan kaldıracak ve ihale sürecini kısaltacak isteklilerin iş deneyimine yönelik sertifikasyon sisteminin kurulmasının büyük önem arz etmekte olduğunu ifade eden Kartal  “4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun Yapım İşlerinde Yüklenicilerin ve Alt Yüklenicilerin Sorumluluğu başlıklı 15. maddesinde, ihale konusu işin özellikleri nedeniyle ihtiyaç görülmesi hâlinde ihale aşamasında isteklilerin alt yüklenicilere yaptırmayı düşündükleri işleri belirtmeleri, sözleşme imzalamadan önce de alt yüklenicilerin sitesini idarenin onayına sunmaları istenebilir. Ancak bu durumda alt yüklenicilerin yaptıkları işlerle ilgili sorumluluğu yüklenicilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz” hükmü bulunmaktadır. Bu kapsamda alt yüklenici seçim kriterlerinin düzenlenmesine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.” dedi.

    Kamu İhale Kurulu kararlarının hem idari yargıda hem de Danıştay nezdinde dava konusu yapılması, uzayan yargı süreci nedeniyle yatırımların aksamasına neden olduğunu ifade eden Kartal işin yapım aşamasında yargı kararıyla sözleşmelerin tasfiyesini ve yatırımların gecikmesinin önlemek için tek kademede ivedi yargılanma gerekliliği büyük önem arz etmekte olduğunu ifade etti.

    Kartal yabancı belgelerin 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren Kamu İhale Kurumunca kayıt altına alınmasının doğru bir yöntem olduğu düşünülmekte olduğunu böylece yurt dışı belgelerinin gerçekliliğine yönelik tereddütler ortadan kalkacağını bunun önemli bir husus olduğuna vurgu yaptı.

    Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Erol Çıtak “En önemli hususu uygun teklifin seçimidir.” 

    Altyapı Yatırımları Genel Müdür Erol Çıtak da idarelerinin konuya ilişkin uygulamalarını anlattı. Kamu tarafından çeşitli finansman modelleriyle yürütülen ihalelerin şeffaflık, rekabet, gizlilik, güvenilirlilik, kamuoyunun denetimi, ihtiyaçların uygun şartlarda ve uygun zamanlarda karşılanması, kaynakların akılcı ve verimli kullanılması temel ilkeleri olduğunu belirterek yürürlüğe giren Kanun’un 2003 yılından 2013 yılına kadar 27 kez değişerek bugünümüze kadar geldiğini ifade etti ve sözlerini şu şekilde aktardı “Gerçekten bu değişikliklere rağmen ihale öncesinde, ihale aşamasında ve ihale sonrasında da birtakım zayıflıklar, riskler, kırılganlıklar da bertaraf edilemedi ve bu çözüm arama konferanslarıyla da bu bertaraf edilmeye çalışılıyor.” dedi.

    Bir projenin realize edilebilmesinin en önemli noktası, uygun bir proje yapmaksa da en önemli hususu uygun teklifin seçimi olduğunu aktaran Çıtak uygun teklifin seçiminin bütün kıstaslar bir araya gelerek kararlılıkla ve netlikle olması gerektiğini ifade ederek ihale aşamasındaki birtakım hususların yapım işlerindeki benzer grupların tebliği, yurt içi ve yurt dışından elde edilen yeterlilik belgelerinin çok sağlıklı denetlenememesi, aşırı düşük sınır değerler, iş artışları, iş azalışları, özellikle ihale aşamasında mahkeme süreçlerinin bu hususların derinlemesine incelenmesinin önemine vurgu yaparak “Mahkeme sürecinde bizim değerlendirmelerimizin ve bizim uygun teklifi seçimimizin mahkeme tarafından nasıl sağlıklı değerlendirildiği konusunda da birtakım endişelerimi taşımaktayım. Bu mahkemelerimizin değerli hâkimlerinin bu değerlendirmelerin içerisindeki kıstaslara ne derece hâkim olduklarını ve bu konuda ne derece konunun derinlemesine eğilebildiklerini ben de merak ediyorum. Bu çerçevede, İNTES organizasyonumuzun bu Konferans’ta yapılacak çalışmaların ihale sürecini incelemesi ve uygulamada karşılaşılan sorunların çözüm önerilerine yönelik 4734 ve 4735 sayılı kanunlarda gerçekten bir uygulamanın sağlıklı yapılmasına önemli çözümler getireceğine İdareler tarafından 2014 yılında yaklaşık olarak 125 milyar, 2015 yılında 150 milyar, 2016 yılında yaklaşık olarak 175 milyarlık bir kamu harcamasının yapıldığı bir montan büyüklüğünü düşünürseniz, bu Çözüm Arama Konferansı’nın ne derece önemli olduğunu hepimiz görmüş oluruz diyerek sözlerini tamamladı.

    Hamdi Güleç “Uyuşmazlıklar daha seri bir şekilde çözülmeli”

    Açış bölümünde son olarak Kamu İhale Kurumu başkanı Hamdi Güleç söz aldı.

    Başkan Güleç sözlerine Kamu İhale Kurumu olarak paydaşlardan gelen görüşlere önem verdiklerine vurgu yaparak başladı.

    Kurumun 2016 yılında yaklaşık 174 milyar lira tutarında bir büyüklüğe ulaştığını bu itibarla kamu alımları piyasasını düzenlemekte ve bu alandaki uyuşmazlıkları çözmekte önemli rol oynadığını,  kurum bir yandan düzenleme işlevi ile kural koyucu bir rol üstlenirken, diğer yandan inceleme işlevi ile idareler ile piyasa aktörleri arasında çıkan uyuşmazlıkları çözümleyerek niteliği itibarıyla yargı benzeri bir işlev yerine getirmekte olduğu bilgisini paylaştı.

    Kamu İhale Kurumu’nun uyuşmazlık çözme işlevini yerine getirirken aday, istekli veya istekli olabileceklerin hukuken korunan hak ve menfaatlerini gözetirken idarelerin ihtiyaçlarının uygun şartlarda ve zamanında karşılanması, kamu hizmetlerinin aksamamasını da dikkate almak, çok hassas bir dengeyi gözetmek ve korumak da durumunda olduğunu altını çizdi.

    İtirazen şikâyete konu edilen ihaleler konusunda katılımcılara Güleç şu açıklamaları yaptı “ İhaleyi kazanan istekli ile sözleşme imzalanması, bilindiği gibi kurumumuza yapılan bir itirazen şikâyet başvurusu varsa bunun sonuçlanmasıyla mümkün olabilmektedir. Kurulumuz konuya ilişkin kararını verdikten sonra idareler tarafından sözleşmenin imzalanmasıyla konu kapanmamakta, ilgililer tarafından işin yargıya taşınması, Kurul kararının dava konusu edilmesi söz konusu olmakta ve yargı kararlarına göre de ortaya farklı sonuçlar çıkmaktadır. Bu bağlamda, idare mahkemesi veya Danıştay tarafından Kurul kararının iptal edilmesi hâlinde veya yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde imzalanmış olan sözleşmelerin geçerliliği de bundan etkilenmekte, iptal kararı mevcut durumda sözleşmenin feshiyle sonuçlanan bir duruma götürmektedir. Yargılama sürecinin zaman almasıyla kimi zaman önemli bir kısmının tamamlandığı, işin %70-80 mertebesine ulaştığı projelerde dahi söz konusu mahkeme kararları gereği iş tasfiye edilmekte, yeni yüklenici ile sözleşme imzalanarak iş tamamlanmaya çalışılmakta, bu durumdan ilk yüklenici de yeni yüklenici de memnun olmamakta, ayrıca idare de işin süresinde bitirilmemesi ve yatırımların gecikmesi sebebiyle olumsuz etkilenmektedir. Bu sebeple, en azından belli bir aşamaya gelmiş sözleşmeler yönünden mahkeme kararları sonrasında sözleşmenin feshedilmeyeceği, aynı zamanda hak kaybına uğradığı mahkeme kararıyla tespit edilen firmaların da mağduriyetlerinin giderilebileceği alternatif bir sistemin gündeme getirilmesinin uygun olacağı kanaatindeyiz.”

    İhalelere ilişkin davaların sözleşmenin uygulanması sürecinde yarattığı belirsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması, gerek idarenin gerek yüklenicinin işin gereği gibi ifasına odaklanması bakımından uyuşmazlığın daha seri bir biçimde sonuçlandırılması gerekliliğini anlatan Güleç, yatırımların süratle ekonomiye kazandırılması, ihalelere ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde çok kademeli yargı merci uygulamasının yarattığı mahzurların azaltılması ve yargı sürecinin hızlandırılmasını teminen Kurul kararından sonra, en azından belli tutarın üzerindeki alımlar yönünden doğrudan Danıştaya başvurması yönündeki bir seçeneğin süreci daha etkin hâle getireceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.

    Güleç sözlerini Kurumun kamu ihale sisteminin iyileştirilmesi ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi için aktif bir yaklaşım göstererek idareler ve isteklilerle iş birliği içinde özverili bir şekilde çalışmalar yapıldığını bu anlayışla son dönemde önemli çalışmalar yapıldığını ve bundan sonra da yapılmaya devam edileceğini ifade ederek tamamladı.

    Konferansın açış bölümünün ardından İNTES Yönetim Kurulu Başkan Vekili Deha Emral’in yönetimindeki panel bölümüne geçildi.  Panelde Kamu İhale Kurumu adına Kamu İhale Kurumu İnceleme Dairesi Başkanı Sayın Orhan Seçkin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü İçme Suyu Dairesi  Başkanı Şadiye Yalçın, Karayolları Genel Müdürlüğü Program ve İzlenme Daire Başkanı Kamuran Yazıcı ve Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü adına Genel Müdür Yardımcısı Şamil Kayalak sunumlarını yaptılar.

    Toplantı İNTES’in kanununa ilişkin üyelerden gelen görüşlerinin okunması ve kamu ve özel sektör temsilcilerinin sorularının cevaplandırılmasının ardından son buldu.

    2239

    52’inci Çözüm Arama Konferansı

    Çözüm Arama Konferansı’nda hukuk çevresi bir araya geldi

    Elli İkinci Çözüm Arama Konferansında Yargıtay temsilcileri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeleri, akademisyenler, İNTES üyesi firmaların hukuk, insan kaynakları, idari ve mali işler temsilcilerinin bir araya geldiği yurt dışı hizmet sözleşmelerinde milletlerarası özel hukuk uygulaması ve iş hukuku sorunları ele alındı

    İNTES’in “Yurt dışı hizmet sözleşmelerinde milletlerarası özel hukuk uygulaması ve iş hukuku sorunları” konulu 52. Çözüm Arama Konferansı 18 Şubat 2017 Cumartesi günü Hilton Otel’de yapıldı.

    Konferansın açılışında konuşma yapan İNTES Başkanı Celal Koloğlu, İşçi,  işveren ve işletmelerin birbirinden ayrı düşünülemez bir bütünün parçalar olduğunu belirterek, “ Günümüzde işveren güçlü, işçi güçsüz kavramı artık önemini yitirmiştir. Çünkü işçimiz artık;bilinçlidir, kayıt içindedir, sendikalıdır. İş hukuku ilkelerinin artık bu pencereden değerlendirilmesi gerekmektedir” dedi.
    Yargıtay mensuplarımızla istişare ettiklerini ve Yargıtay birinci başkanının oluruyla toplantını düzenlendiğini kaydeden Koloğlu, şunları söyledi:
    “Türk hukuk dünyasının çok saygın temsilcileriyle bir araya geliyoruz. İnşaat sektörü, istihdamın en yoğun olduğu sektörlerden birisidir.  Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında büyük projelere imza atıyoruz.  Yıllık istihdam kapasitemiz iki milyon civarında yer alıyor. Yurt içinde olduğu kadar, yurt dışında da projelerimiz devam ediyor ve istihdam sağlıyoruz.  Ancak yurt dışında istihdam sağlamak artık hem yüksek maliyetli hem de sorunlu hale gelmiştir.  İşçilerimiz bizim için çok değerlidir ve onların yaptıkları işlere ve kalitelerine güveniyoruz. Üstlendikleri işleri başarı ile gerçekleştirdiklerini biliyoruz ve inanıyoruz. İşverenlerimiz yurt dışında yaptıkları işlerde Türk iş gücünün yüksek maliyetine rağmen yakın zamana kadar Türk işçilerimiz ile çalışıyorlardı. Çünkü üstlendiğimiz her iş ülkemize hizmet vermek, döviz kazandırmak anlamını taşıyordu.

    İşçilik maliyetleri sorunu
    Son yıllarda işverenlerin yüksek işçilik maliyetlerine ilave olarak önemli bir sorunla daha karşı karşıya kaldıklarını belirten Koloğlu “ Burada yargılamaya konu olan çok sayıda işçi- işveren uyuşmazlığından söz ediyoruz. Tüm bu nedenlerle işverenlerimiz haklı olarak yurt dışında yaptıkları projelerde artık Türk işçisi çalıştırmak istemiyorlar. Bu önemli sorunun nedenlerini konuşacağız” dedi.  İNTES Başkanı Koloğlu şunları söyledi:
    “Biliyorsunuz İşverenlerimiz yurt dışına götürdükleri işçileriyle İŞKUR nezdinde sözleşme imzalamaktadırlar. Bu sözleşmede; sözleşmenin feshi, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti konusunda düzenlemeler yapılmaktadır. Sözleşmede yer alan düzenlemelere göre uygulamada çalışılan ülke hukuku söz konusudur.  Aynı şekilde Milletlerarası Özel Hukuk Kuralları da tarafların seçtikleri ülke hukukuna itibar edilmesine işaret etmektedir. Ancak işçilerimizin açtıkları davalarda Milletlerarası Özel Hukuk Kuralları ve İŞKUR sözleşmesi dikkate alınmamaktadır. Mahkemelerimiz bahse konu davalarda Türk İş Hukukunun uygulama yoluna gitmektedir. Kıdem tazminatı yönünden de aynı sorun ile karşı karşıyayız. Yurt dışında çalışan işçiler yönünden yabancı hukukun tespiti ve kıdem tazminatının da buna göre belirlenmesi gerekmektedir.   Zira işçilerimiz, işin yapıldığı ülke hukukuna göre tüm alacaklarını almaktadırlar. Davalar sonucunda işverenlerimiz milyonlarca lira tazminat ödeme yükü altında kalmaktadır.  Bu duruma neden olan diğer önemli konu ise zamanaşımı sorunudur. Fasılalarla farklı projelerde çalışan bir işçi yönünden zamanaşımı süresi hesaplanırken 30-40 yıl öncesine kadar bu sürenin esnetildiği görülmektedir.”

    İş Mahkemelerinde işçi lehine yorum ilkesinin makul ölçüde uygulanmasını talep eden Koloğlu, “ Aksi halde çalışma hayatının büyük ölçüde zarar vereceğini değerlendirmelerinize sunuyorum.  Yurt dışında çalışan işçilerimizin işverenlere açtığı on binlerce davadan söz ediyoruz.  Bu durum hem yargının yükünü artırmakta hem de çalışma barışını olumsuz etkilemektedir. Bu sorunlar sonucu işverenlerimiz tercihlerini çalıştığı ülkenin işçisi ve yabancı işçi yönünde yapmaktadırlar. Bu temel soruna çözüm aramak tüm kesimlerin yararınadır.” dedi.
    Öncelikle İnşaat işlerinin projeye özgü ve süreli olduğunun dikkate alınmasını isteyen  Başkan Koloğlu, şöyle konuştu:
    “ Zira bir projede bittiğinde yeni ihale alana kadar işin sürekliliğinden bahsetmek mümkün değildir.  Bu nedenle zamanaşımı süresinde yapılacak yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.   İş Mahkemeleri Kanunu tasarısında zamanaşımı ile yeni bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buradaki zamanaşımı süresinin bir yıl gibi makul süre olması önemlidir.  Dünyadaki birçok ülkede işçinin hakkını araması için bu süre yeterli görülmektedir.   Hatta bu sürenin yürürlüğe girdiği tarihten önce sona eren iş sözleşmeleri bakımından altı aylık ek süre verilerek geçiş süresi tanınmalıdır.  Bu geçiş süresi, yürürlük tarihinde önce fesih olan sözleşmeler ile sonrakiler arasında hakkaniyete uygun ve eşit bir uygulama yapmak adına önemlidir”

    Sorunlar sosyal diyalogla çözülmeli
    YOL-İŞ Sendikası Başkanı Ramazan Ağar, yaptığı konuşmada 1963 yılından beri inşaat iş kolunda faaliyet gösteren ve her zaman TÜRK-İŞ yönetiminde yer almış büyük bir sendika olduklarını kaydetti, “ YOL-İŞ, uzun yıllardır Türkiye’nin önde gelen İNTES üyesi özel sektör inşaat iş yerlerinde de örgütlenmiştir. Sendikamız, bu iş yerleri için İNTES ile toplu sözleşmeler bağıtlamış, üretim süreçlerinin iş barışı içinde en iyi şekilde sonuçlandırılmasına katkı sağlamıştır” dedi.

    YOL-İŞ’in faaliyetini sürdürdüğü 50 yılda olduğu gibi, bugün de giderek geliştirdiği bu bilinçle hareket ettiğini, örgütlendiği iş yerlerinde taraf olmanın ötesinde kendilerini üretim sürecinin bir parçası ve ortağı olarak gördüklerini belirten Ağar şöyle konuştu:
    “Sosyal diyalogu, iş yerlerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde ilk ve asıl araç olarak kabul etmektedir. YOL-İŞ, hiçbir zaman işveren olmazsa iş yerinin ve istihdamın, diğer deyişle işçinin olmayacağını göz ardı etmemiştir.  Yurt dışında taahhüt işleri yapan İNTES üyesi inşaat firmalarının yabancı ülkelerde istihdam ettiği Türk vatandaşı işçilerin iş ilişkileri sona erdikten sonra işveren şirketlere karşı açtıkları davaların giderek artması sonucunda böyle bir toplantının yapılması gereği İNTES tarafından gündeme getirilmiştir. Biz de uyuşmazlıkların sosyal diyalog temelinde çözülmesine olan inancımız gereği, böyle bir toplantının yapılmasını faydalı buluyoruz. Sorunların ortaya konarak taraflar ve uzmanlar önünde tartışılmak suretiyle daha sağlıklı bir şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.

    Bugün burada inşaat sektörünün çok değerli işverenleri ve temsilcileri toplantının düzenlenmesine temel olan sorunları dile getireceklerdir. Çok değerli öğretim üyeleri ve Yargıtay’ın saygıdeğer Başkan ve üyeleri görüşlerini belirterek, ortaya konan sorunları çeşitli yönleriyle değerlendirecekler. Katılımcılar sorular sorup görüşlerini belirleyecekler. Çatışan fikirlerin ileri sürülüp değerlendirilmesi sonucunda uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlanması temennisiyle, İNTES tarafından düzenlenen bu seminerin başarılı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.”

    İşçi, işveren ortak noktada anlaşmalı
    Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Mehmet Yılmaz konunun çok hassas olduğunun açık olarak anlaşıldığını aktararak konuya ilişkin görüşlerini açıkladı.

    Yılmaz konunun tüm taraflarını ilgilendirdiğine ve ortak akıl ile çözülmesinin önemine işaret etti ve sözlerini şu şekilde ifade etti “Baktığımızda, konunun taraflarının hepsi bizim insanımız, bizim ülkemizin insanı. İşvereni bizim ülkenin işvereni, işçi öyle, konunun bir tarafında yer alan hukukçular da öyle. Yani, ortak menfaatlerimiz söz konusu. Neden söyledim? Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri 1972 yılında Libya ile başlamış ve o tarihten 2016 yılı sonuna kadar 113 ülkede büyüklüğü 300 milyar doları aşmış. Dünyanın en büyük 250 müteahhidi arasında Çin’den sonra 2. sıradayız. Bu,  her türlü övgüyü hak eden, her türlü desteği hak eden büyük bir başarıdır. Ancak, işçi noktasında, işçi istihdamı yani Türk işçi istihdamı noktasında ters bir durum ortaya çıkmış. Yani, 2002 yıllarında 35 bin Türk işçisi bu projelerde istihdam edilirken, daha sonraki yıllardaki devasa artışa rağmen 2015 verilerine göre Türk işçi istihdamımız 31 bine düşmüş.

    Nedenleri teknik nedenler olabilir, başka türlü kalifiye işçi sorunundan kaynaklanan nedenler olabilir ama bunun büyük bir bölümünün bugünkü panel konusu olduğu açık ortada.

    Menfaatimiz ortak olduğuna vurgu yapan Yılmaz, sorunların çözüme bu ortak menfaatler ile kavuşturulmasının önemine diyerek  Türk işçi istihdamı sayısında düşüş olursa kaybedecek olanın  hem Türk işçisi hem Türkiye olacağına vurgusunu “O yüzden söyledim, işveren bizim işverenimiz, işçi bizim işçimiz, konunun bir tarafında yer alan hukukçular da bizim hukukçularımız. El birliğiyle oturup bu sorunu çözmemiz lazım” sözleriyle dile getirdi. Her üç kesimin de özelde iki kesimin yani işçi ve işveren kesiminin menfaatlerini kollayan, ortak noktada buluşturan ve ülkeye yarar sağlayacak, çıkar sağlayacak bu çözümde anlaşmalıyız ki el âleme kendimizi güldürmeyelim. “

    Panelden çıkacak neticelerin çok fayda sağlayacağını, konuyu çözüme kavuşturacağını, Parlamentoya ışık tutacağını belirten Yılmaz, “Çünkü yüksek sesle konunun iki tarafı, işçi ve işveren ‘Biz bir ortak noktada anlaştık’ derse, bu yasayı uygulayan Yargıtayımıza da, mahkemelerimize de ışık olacak, kanuni çözümleri bulacak Parlamentomuza da cesaret verecektir. Avukatlarımız da bu işten son derece memnun olacaklardır “ dedi.

    Konuşmasında iş mahkemelerinin sorunlarına da değinen Yılmaz, şunları söyledi:
    “ İşçi sorunları sadece yurt dışı kaynaklı değil, aynı zamanda yurt içi kaynaklı, devasa işçi sorunlarımız var, işçiden kaynaklı sorunlardan kaynaklanan davalarımız mevcut. Daire başkanlarımız burada hem Yargıtay’a gelen iş yükü çok artıyor hem de iş mahkemelerimizdeki iş yükü giderek artıyor. 2005 verileri diyor ki: Yıllık 120 bin iş gelmiş, devirle birlikte toplam 233 bin iş gözüküyor. 2015’e geldiğimizde, gelen iş miktarı 188 bine, uyuşmazlık miktarı 188 bine çıkıyor, devirle birlikte mahkemelerde derdest görülen dosya 10 yıl sonra -2015 rakamlarını söylüyorum, daha 2016 rakamları kesinlik kazanmadı- 433 bin gibi bir rakama ulaşıyor. Altından kalkılacak bir durum değil.”

    İzmir’de iş mahkemesi hâkimleri yetkilileri ile görüşüldüğünü,  hepsinin büyük sorunlardan bahsettiğini belirten Yılmaz, yeni iş mahkemesi kuramadıklarını, adliyelerin fiziki yetersizliğinin söz konusu olduğunu kaydederek şöyle konuştu:
    “ Ben, 35 senelik yargıçlığımın 21 yılı müfettişlikte geçti. Yani denetim elemanıydım. Yeni yaptığımız her adliyede şöyle bir umut taşıdım: Alanya Adliyesine gittim, yeni bina, “İyi, 30 yıl Alanya’nın adliye binası ihtiyacı kalmamış” dedim. Geçen gün Başkan Vekili olarak uğradım, ikinci bir adliyeye ihtiyaç var, perişan haldeler. Ankara Adliyesini siz biliyorsunuz. İzmir Adliyesinde tek mahkeme kuracak yerimiz yok. Hâlbuki yeni bitti. Yani 15 senelik bir geçmişi var İzmir Adliyesinin. Diğer tüm adliyelerde de durumumuz bu. ‘Hemen acil 3 tane iş mahkemesi, 5 tane iş mahkemesi kurmanız lazım’ diyor İzmir’dekiler. Ama bir mahkeme bile kuracak yerimiz yok.  Sorunu başka türlü çözelim, başka yöntemler bulalım dedik, işte arabuluculuk müessesesi bunlardan bir tanesi. Ama arabuluculuk müessesesi  doğası gereği karşılıklı kabule dayanan bir yol. Zorunlu hâle getirdiğiniz arabuluculuğun ruhu ölüyor ama bu hâliyle de yaygınlaştıramıyorsunuz.”

    Davaları zorunlu hale getirme
    Şimdi “Belli davaları zorunlu hâle getirelim mi?” tartışmaları bulunduğunu, muhtemelen böyle bir yola gidileceğini anlatan HSYK Başkanvekili Yılmaz, şunları söyledi:
    “ Bizde her şey Türk tipi oluyor ya, işte bu da böyle arabuluculuk da uluslararası normlardan farklı zorunlu arabuluculuk noktasına gireceğiz. Sorunu çözer mi? Hiç olmazsa belli bir şekilde… Mevcut sorunları kaldırmadığımız sürece o sorunlar gelecek, adliyeye gelmeyecek ama arabuluculuğa gelecek. Hiç olmazsa bir fren mekanizması oluşturacak. Belki daha kısa sürede çözülmesine yardım edecek; bunu uygulamada göreceğiz. Ama asıl mücadele bu sorunları tamamen ortadan kaldıracak tedbirleri geliştirebilmekle mümkün. Bunu da başaracak olan yine işveren ve işçi tarafı. Çünkü bu sorunlar iki tarafı da sıkıntıya sokuyor, iki tarafı da olumsuz etkiliyor. Yani Türkiye’de hem yabancı sermayenin yatırımları hem Türk iş adamlarının yatırımları belki bu sorunlardan dolayı çok beklediğimiz noktalara gidemiyor. Bu sorunlar çözülse daha fazla yabancı sermaye çekebileceğiz, daha fazla sayıda Türk yatırımcı belki bu ülkeye daha cesaretli yatırımlar yapacak, istihdam da o oranda yükselecek, kayıt dışılık azalacak, belki sendikalaşma daha fazla yoğunluk kazanacak. Yani böyle bir ortak dili bulabilirsek yapabiliriz, becerebiliriz, ona inanıyorum.”

    Toplantı açılış konuşmalarından sonra tüm gün süren iki oturum ile devam etti. Oturum başkanlığını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur’un gerçekleştirdiği birinci oturumda Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Üyesi Ömer Faruk Herdem, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ercan AKYİĞİT ve sektörümüzü temsilen Av. Kemal Gürhan Aydın katıldı.

    Oturum başkanlığını Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Başkanı Seracettin Göktaş’un yaptığı ikinci bölümde ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Üyesi Bektaş Kar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Nurcan Önde, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Tuncay Kaplan sunumlar gerçekleştirdiler.Sunumların tamamlanmasının ardından tüm konuşmacıların bir araya geldiği farklı bir oturumla soru cevap bölümünde sektör temsilcilerinin, serbest avukatların soruları cevaplandırıldı. Toplantı konuşmacılar için İNTES Hatıra Ormanında konuşmacılar adına dikilen fidanlara ilişkin sertifikaların takdimi ile son buldu

    2249-2239
  • 51’inci Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 50’inci Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 49’uncu Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 48’inci Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 47’ıncı Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 46’ıncı Çözüm Arama Konferansı
    2249
  • 2253

    51’inci Çözüm Arama Konferansı

    Çözüm Arama Konferansında Sulama projelerinde yaşanan sorunlar konuşuldu.
    Koloğlu,  müteahhitlerin sulama taahhütlerine ilişkin yaşanan dövize bağlı malzeme fiyat artışlarından olumsuz etkilendiğini belirtti.
    Bakan Eroğlu” Müteahhitlerimiz bizim rakiplerimiz değil, bizimle aynı hedefe koşan bir noktada aynı hedefe doğru ilerleyen ortaklarımız, Sizlerin problemlerinizi çözmek boynumuzun borcudur” dedi”

    Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun yönlendirmesi ile sektör temsilcileri ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yetkililerin bir araya geldiği Sulama Projelerinde Yaşanılan Sorunlar konulu Elli Birinci Çözüm Arama Konferansı 18 Kasım 2016 Cuma günü Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Ankara Beşinci Bölge Sosyal Tesislerinde gerçekleşti. Bakanlık temsilcileri ve sektör mensupları kahvaltıda bir araya gelerek sektörün sorunlarını konuştular.

    Sektör temsilcileri ihale edilen sulama projelerinde yaşadığı sorunları Bakan Eroğlu’na birebir aktarma imkânı buldular. Bakan Eroğlu, sektör temsilcilerinin aktardıkları sorunları dinledi ve soruları cevaplandırdı.

    Konferans Prof. Dr. Veysel Eroğlu başkanlığında, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Akif Özkaldı,  Devlet Su İşleri Genel Müdürü Murat Acu, Genel Müdür Yardımcıları Ergün Üzücek ve Mustafa Uzun’un katılımları ile gerçekleşti.

    Konferansta Prof. Dr. Veysel Eroğlu, DSİ Genel Müdürü Murat Acu ve İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu açılış konuşmaları yaptılar.

    Açılışta konuşan Acu 2019 yılına kadar sulamada hamle yıllarının devam edileceğini, sulamaya açılan kanalların hızla arttığını açıkladı.

    Vatandaşların sulama alanlarının aşama aşama genişleyeceğini göreceğini vurgulayan ve projelerde sektörün sorunlarını çözeceklerini ifade eden Acu, özellikle boru fiyatları ile ilgili sıkıntıların giderilmesi yönünde Bakanlık olarak döviz kurlarındaki artışa ilişkin sorunlara çözüm üretilmesi yönünde çalıştıklarını belirtti, “Başta Sayın Bakanımız olmak üzere yoğun çaba sarf ediliyor. Sonuçta hepimiz aynı taraftayız” dedi.

    Konferansın açılışında konuşan İNTES Başkanı Koloğlu ise toplantıya katılımları için Bakan Eroğlu ile DSİ mensuplarına teşekkür ederek başladı. Küresel piyasalardaki hareketler nedeniyle döviz kurlarının öngörülemez bir şekilde arttığından söz eden Koloğlu, müteahhitlerin sulama taahhütlerine ilişkin yaşanan dövize bağlı malzeme fiyat artışlarından olumsuz etkilendiğini belirterek “Boru imalat taahhütlerinde dövize bağlı olarak meydana gelen artışlar adeta yıkıcı bir etki yarattı. Müdebbir tüccar olarak işverenlerimizin böyle bir fiyat artışını öngörmeleri maalesef mümkün değildir” dedi.
    Bakanlığın konuya ilişkin çalışmalar yürüttüğünü aktaran Koloğlu, sektör olarak önerilerinin taahhüdünü yerine getiremeyecek durumda olan yükleniciler için ya fiyat farkı verilmesi ya da tasfiye hakkı uygulamasına gidilmesini önerdi.

    Koloğlu, bugünün asıl sözcülerinin sektör temsilcileri olduğunu aktararak kendilerinin sorunları ifade edeceğini açıkladı ve sözlerini “Sendikamız ve Bakanlığımız arasında sağlam bir köprü kurulmuştur. Birlikte iş yapma arzumuz bu köprünün temellerini güçlendirmektedir. Elbette bu diyalogun artarak devam etmesini istiyoruz” diyerek tamamladı.

    Bakan Eroğlu “Sulamalara büyük önem veriyoruz”
    Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Eroğlu açılışta yaptığı konuşmada sektör olarak böyle bir toplantıda bir araya gelmekten memnuniyet duyduklarını söyledi.

    Konferansta gerçekleştirilecek önerileri Bakanlar Kurulunda yapılacak sunumunda dile getirileceğini vurgulayan Bakan Eroğlu, Bakanlık bütçesi için beklenenden bir milyar TL fazla verildiğini, sulamalara büyük önem verdiklerini belirtti. Hedeflerinin 2019 yılına kadar sulamada hamle yılları ilan edildiğini kaydeden Eroğlu, bu kapsamda 1071 gölet ve sulaması, ayrıca günde 1000 gölet sulaması projelerinden kalanların 2019 yılı sonuna kadar bitirilmesinin hedeflendiğini açıkladı.

    Sulama alanlarının 8 milyon hektara çıkarmak hedefleri olduğunu aktaran Eroğlu sorunları bildiğini ifade ederek “Sizlerden beklentimiz var. Müteahhitlerimiz bizim rakiplerimiz değil, bizimle aynı hedefe koşan bir noktada aynı hedefe doğru ilerleyen ortaklarımız, Sizlerin problemlerinizi çözmek boynumuzun borcudur” dedi.

    Kamu yatırımlarını hızlandırarak piyasalardaki daralmayı telafi etmek istediklerini ve kamu yatırımlarının artan hızla devam edeceğini belirten Eroğlu “Özel sektörün önünü açıyoruz, her türlü teşvik var. Yeni teşvik paketleri açıklandı” diye konuştu.

    Bakan Eroğlu, müteahhitlerin sulama işlerinde en büyük sıkıntısının dolar kurunun artmasından dolayı boru fiyatlarındaki artışlar olduğunu belirterek “Bu konuda daha önce İNTES’ten aldığımız teklifler vardı. Konuyu Bakanlar Kurulu’na götürdüm. Hatta Maliye Bakanlığını ikna ettik. Kamu İhale Kurulunu ikna ettik. Kanun gerektiğini söylediler. Kanun gerekince bunu başka şekilde çözelim şeklinde görüş ortaya çıktı. Biz de devam eden işlerde bunu çözelim, yeni fiyat yapalım diye arkadaşlara talimat verdik. Büyük ölçüde çözülüyor” dedi. Eroğlu, Fiyat Farkı ve Tasfiye Kararnamesi’nin çıkmasının şart olduğu düşüncesini de paylaştı.

    Karşılıklı görüş alışverişi niteliğinde gerçekleşen toplantıda Bakan Eroğlu, kamu özel sektör ayırımı yapmaksızın,  sektör temsilcilerinin aktardıkları her hususun ülkemiz için önem arz ettiğini belirterek konuyu bürokratları ile değerlendireceğini, toplantı sonuçlarının Bakanlar Kurulu gündemine taşınacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
    “ Bizden ziyade sizleri dinlemek için bu kahvaltı tertip edildi. Merak etmeyin Türkiye ekonomisi iyiye gidiyor. Bunca sıkıntıya rağmen iyiye gidiyor. Avrupa’da büyüme sıfıra yaklaştı, ama biz hala büyüyoruz, büyümeye de devam edeceğiz. Kamudaki yatırımlar artacak özel sektörde şu anda yurt dışından sermaye sahibi bir takım tesisleri kurmak için Türkiye’ye gelmeye başladı. Körfez sermayesinin teklifleri var. Sizler de bir takım projeleri getirirseniz sermaye bulmak çok daha kolay. Mühim olan daha çok iş yapmaktır. Biz büyük bir seferberlik başlattık, tabiat turizmi, doğa turizmi adıyla. Bunda büyük bir potansiyel var. Teşvikler var. Maksat sizlerin önünü açmaktır. Bu sıkıntıları böyle aşabiliriz diye düşünüyorum.”

    Açılış konuşmalarının ardından sektör temsilcilerinin yaşadığı sorunlar aktarıldı.

    İNTES üye firmalarının ve sektör temsilcilerinin İNTES’e toplantı öncesinde ilettikleri sorunlar,  toplantı sırasında aktardıkları konular ve Bakan Eroğlu’nun talimatları bir rapor haline getirilerek Bakanlığa sunuldu.

    Söz konusu raporda sendikamıza üye firmaların inşaat sektörünün önde gelen kuruluşları olarak büyük projelere imza atmakta oldukları anlatıldı.  Kimi zaman ihale sonrasında yüklenici firmalar ile idareler arasında uygulamadan kaynaklı sorunlar yaşandığı, 2014 yılından itibaren İNTES’e iletilen bu sorunlar arasında Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilen bilhassa sulama taahhütlerine ilişkin konular yer almakta olduğu ifade edildi.

    Sulama inşaatlarının başarı ile sürdürülebilmesi ve uzun vadede bu sorunun çözülebilmesi için, genel endekse bağlı fiyat farkı ile piyasadaki reel malzeme fiyat artışları arasındaki çok ciddi farklar fiili bir durum olarak kabul edilerek, Sözleşmeler bünyesinde konacak gerçekçi tedbirler ile bu farkların kapatılmasının gerekli olduğu aktarıldı. Raporda, bunun sağlanabilmesi ve her firmaya eşit muamele edilmesi açısından 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda bir geçici madde eklenmek suretiyle konuya çözüm getirilmesinin önemi ifade edildi.

    Raporda bu kapsamda çeşitli cins ve özellikteki boru imalat taahhütlerinde dövize bağlı olarak boru fiyatlarında meydana gelen fiyat artışlarından dolayı yüklenici firmaların olumsuz etkilendiği, boru tedarikinde ve işin tamamlanmasında zorluklar yaşadıkları, yüklenicilerin taahhütlerini yerine getiremez duruma geldikleri vurgulandı.

    Dövize dayalı girdiler nedeniyle boru fiyatlarındaki artışların öngörülen tüm verilerin üzerinde seyretmekte olduğu, müdebbir tüccar olarak iş yaşamında karar veren firmaların bu fiyat artışlarını öngörmelerinin mümkün olmadığı vurgulanan Raporda, sonradan ortaya çıkan işin süresinde tamamlanmasını imkânsız kılan bu sorunlar nedeniyle projelerin geçen sürede piyasa koşullarındaki dalgalanmalardan etkilenerek sözleşme şartlarının yükleniciler yönünden de aleyhte işlemesine neden olmakta olduğunun altı çizildi.

    Raporda özellikle döviz cinsinden boru satın alınmasında yaşanan artışlar nedeniyle işin tamamlanması durumunda hemen faydaya dönüşecek, özellikle de çiftçilerce pompajla yapılan sulamalarda enerji tasarrufuna neden olacak, istihdam yaratacak ve gayri safi milli hasılaya artı değer sağlayacak işlerin fesih ve durma noktasına geldiği ve aynı şekilde onlarca firma iflas etme tehlikesi ile karşı karşıya bulunmakta olduğu da anlatıldı.

    4734 Sayılı Kanun esas alınarak hazırlanan Fiyat Farkı Kararnamesi’nin ruhundan da anlaşılacağı üzere mücbir sebep hallerinde yükleniciye fiyat farkı verilmesinin esas olduğu anlatılarak yüklenicinin idare karşısında güçsüz kılınmaması gerektiği, sözleşmenin tarafları arasında eşitlik ilkesinin korunmasının önemine değinildi.

    Açıklanan nedenlerle dolar artışına bağlı fiyat farkı verilmesi ve beraberinde tasfiye hakkının verilmesi hususlarında yapılacak çalışmaların müteahhitlerimizin mağduriyetlerini gidereceği de ifade edildi.

    2259

    50’inci Çözüm Arama Konferansı

    ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSININ 50’İNCİSİ İNTES-ISTAC ORTAKLIĞI İLE GERÇEKLEŞTİ

    İnşaat konferansı adlı Çözüm Arama Konferansımızın 50’incisi İstanbul’da 19 Ekim 2016 tarihinde Tekfen Tower Konferans salonunda İNTES ve İstanbul Tahkim Merkezi-İSTAC organizasyonunda gerçekleştirilmiştir.
    Konusunda uzman akademisyen ve uzmanların gerçekleştirdiği sunumlar katılımcılar tarafından ilgi ile takip edilmiştir.

    Konferansın ilk bölümünde “Yeni Fiyatlar”, “İş Değişikliği “ ve “Geç Ödeme”  konuları ele alındı. İkinci bölümünde “Ek Süreye Hak Kazandıran Durumlar”, “Gecikmenin Hesaplanması”  ve “Ek Süre Hakkına Bağlı Parasal Talepler” konuları, üçüncü ve son bölümünde ise;  “Talep Prosedürdeki DAB ve Tahkim ile Parasal Taleplerin Hesaplanması” konularına ilişkin sunumlar gerçekleştirildi.

    Sektörümüzde işlerimizin verimliliğinde ve beklenen kar ile sonuçlanmasında önem arz eden bir konu olan sözleşmelerde uyuşmazlıklar ve dikkat edilmesi gerekli olan hususların anlatıldığı Konferansta Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Medipol Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesinin akademisyenleri sunumlar gerçekleştirdi.

    Konferansın oturum başkanlıkları Av. İnşaat mühendisi Ali Rıza Yücel ve Tekfen İnşaat A.Ş. Hukuk Müşaviri Melih Kamburoğlu tarafından yönetildi.  Konferansın açılışında İNTES Genel Sekreteri H. Necati Ersoy ve İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı açılış konuşması yaptı.
    Konferansta konuşma yapan uzmanların isimleri ve sunumlarına aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz.

    Konferansın oturum başkanlıkları Av. İnşaat mühendisi Ali Rıza Yücel ve Tekfen İnşaat A.Ş. Hukuk Müşaviri Melih Kamburoğlu tarafından yönetildi.  Konferansın açılışında İNTES Genel Sekreteri H. Necati Ersoy ve İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı açılış konuşması yaptı.
    Konferansta konuşma yapan uzmanların isimleri ve sunumlarına aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz.

    2265

    49’uncu Çözüm Arama Konferansı

    İNTES düzenlediği “Milletlerarası Tahkim” konulu 49. Çözüm Arama Konferansı 17 Mayıs 2016 Salı günü Abbassadore Hotel’de yapıldı.

    Toplantının oturum başkanı Avukat, İnşaat Mühendisi Ali Rıza Yücel tarafından yönetildi. Konferansın oturum konuşmacıları İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ziya AKINCI, Dayınlarlı Hukuk Bürosu Av. Prof. Dr. Kemal DAYINLARLI, Ankara Üniversitesi
    Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korkut Özkorkut, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuray Ekşi, Yargıtay 15. Hukuk Daire Üyesi Recep Yalçın oldu

    Toplantının açılış konuşmasını yapan İNTES Genel Sekreteri H. Necati Ersoy, dünyada sınırların kalktığını, dünyanın her ülkesiyle ticaret yapıldığını ve ticari hayatta çok uluslu ilişkilerin ön plana çıktığını söyledi.

    Ticarette kazanmanın esas olduğunu, ancak uyuşmazlıkların da bulunduğunu belirten Ersoy şöyle konuştu:

    “Önemli olan uyuşmazlıkların çözülmesidir. Bu çözümlerin de hızlı olması gerekir. Tahkim alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Tahkimin daha yaygın şekilde uygulanması önemlidir. Tahkimde taraflar uygulanacak hukuku kendileri belirleyebilirler. Bilhassa inşaat sektörü açısından son derece önemli ve gereklidir. Sektörümüz bir Dünya markasıdır.107 ülkede inşa ediyoruz. Malumunuz zor coğrafyalarda çalışıyoruz. Orta Doğu, Kuzey Afrika, Sahra Altı Afrika, Türk-i Cumhuriyetler klasik pazarlarımızdır. Bu işlerin çoğunda yabancı ortaklarla iş birliği yapıyoruz. Ülkelerin hukuku birbirinden farklıdır. Karşılıklı ihtilaflar, bu farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bazen ülke mevzuatında uyumda güçlük yaşıyoruz. Çok Uluslu Ticari İlişkilerde yaşanan uyuşmazlıklar karmaşıktır. O nedenle alternatif yollara ihtiyaç duyulmaktadır. Tahkimde uyuşmazlıklar süratle ve titizlikle ele alınmaktadır. Ticari hayatta hız çok önemlidir. Uygulanacak hukukun belirlenmesi kadar tahkim yerinin belirlenmesi de önemlidir. Örneğin tahkim yerinin Türkiye olması ülkemiz için önemli bir katkıdır.”

    Ülkemizde de tahkim konusunda önemli gelişmeler olduğunu, İstanbul Tahkim Merkezi kurulduğunu kaydeden Ersoy, Türkiye jeopolitik ve stratejik açıdan Dünyanın merkezidir. Ülkemizde ulaşım kanalları gelişmiştir. Türkiye dünyanın ulaştırma üssü konumuna gelmiştir. Şimdi de hukuk alanında da bir üs olmaktadır. dedi.

    İnşaat projelerine hangi hukukun uygulanacağı meselesi önemli bir konu olduğunu, sözleşmelerinin hazırlanmasında yol gösterici kurallara ihtiyaç duyulduğunu belirten Ersoy, FIDIC Kurallarının yaygın bir şekilde kullanıldığını, FIDIC Kuralları her türlü sözleşmeye uygulanma özelliğine sahip bulunduğunu söyledi.

    Daha sonra oturum başkanlığını Av. Ali Rıza Yücel’in yaptığı konferansa geçildi.

    Ülkemizde iç tahkim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, milletlerarası tahkim ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda düzenlendiğini aktaran Yücel Tahkimin taraflar arasında doğmuş veya ileride doğacak olan belli hukuki uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri dışında taraflarca seçilen ve adına “Hakem” denilen tarafsız kişiler eliyle nihai olarak karara bağlanmasının ifadesi olduğunu söyledi.

    Önemli olan tahkimden beklenen sonucun alınmış olması olduğunu söyleyen Yücel, “Yani hakemlerin verdikleri kararların tanınması ve tenfizi mümkün olmalıdır. Aksi halde taraflara büyük maliyetlere neden olan bu kararın icra kabiliyeti yoksa, alınan karar bir hatıra karar olmanın ötesinde bir anlam taşımayacaktır” dedi.

    Yücel , ülkemizde tahkim geçmişi oldukça eski olmasına rağmen, millî ve milletlerarası tahkimimiz ne yazık ki gelişmediğini belirterek “son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin umut verici olmakla birlikte, bu düzenlemelerin gereği yeterince pratiğe yansımamıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İsviçre, Fransa gibi ülkeleri bir kenara bırakacak olsak dahi, Çin, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Kore, Mısır, Dubai, Singapur, Malta gibi ülkelerin uluslararası tahkim merkezleri uluslararası saygınlığa kavuşmuşken Türkiye bu konuda çok geç kalmıştır. O nedenle, İstanbul Tahkim Merkezinin kurulmuş olması ülkemiz için büyük bir kazanç olacaktır” dedi.

    İstanbul Tahkim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı, İstanbul Tahkim Merkezi uyuşmazlıkların çözümünde rol oynayacağını söyleyerek O sebeple taahhüt sektöründe faaliyette olan firmaların, meslektaşların İstanbul Tahkim Merkezi hakkında bilgi sahibi olmasının her açıdan çok önemli olduğunu vurguladı. Akıncı “İstanbul Tahkim Merkezi gerçekten özellikle taahhüt sektöründe iş dünyasına çok önemli fırsatlar sunuyor” dedi.

    Merkezin uyuşmazlıkların çözümünde rol oynayacağını söyledi. Merkezin, bölgenin uluslararası çözüm merkezlerinden biri olmaya aday olduğunu, bu konuda Dubai ve Riyad’ın rakip konumunda bulunduğunu kaydeden Akıncı, “Ancak her ikisi de Türkiye ile yarışamazlar” diyerek iddialı olduklarını vurguladı.  İstanbul Tahkim Merkezi’nin uyuşmazlıkların çözümünde hızlı yargılama, uzmanlaşmış yargılama ve ucuz yargılama yaptığını belirten Akıncı, mahkeme harçlarına göre merkeze ödenen miktarın büyük davalarda on kat düşük olduğunu söyledi. Hızlı yargılamanın ayrıntılarına değinen Akıncı, “Seri tahkimde 3 ay içinde karar veriliyor. Zaman çizelgesi ile her aşaması öngörülebilen yargılama yapılıyor. Temyize gitmeden kararın derhal icrası mümkün oluyor.” dedi. Akıncı İstanbul Tahkim Merkezi’nde milletlerarası tahkim divanı bulunduğunu da kaydetti.

    Konferansın ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Kemal Dayınlarlı, milletlerarası tahkime gidilebilmesi için doğrudan yatırımlarla ilgili bir konu olmasının şart olduğunu söyledi. Dayınlarlı, başvuruyu her iki tarafın da yazılı olarak yapması gerektiğini kaydetti. 2006 yılından sonra olayların uzlaşmayla giderilebileceği, devletlerden biri üye değilse onlar için de geçerli olabileceği gibi ek kurallar geldiğini belirten Dayınlarlı, davanın talep edildiği tarihin davanın başladığı tarih olarak kabul edildiğini de söyledi.

    Tahkim 81 ilde de olmalı

    Verilen aranın ardından geçilen ikinci oturumda önce Prof. Dr. Nuray Ekşi konuştu. Prof. Ekşi, yabancı hakem kararları hakkında temyiz davası açılabileceğini söyledi. Ekşi, Yargıtay’a intikal etmiş uluslar arası boyut taşıyan anlaşmazlıklarla ilgili farklı örnekler sundu. Türkiye’nin her yerine tahkimin yayılması gerektiğini belirten Ekşi, “81 ilde kurulmalı. Ticaret mahkemelerinde açılmalı. Tahkim konusuna deniz ticaret, sanayi ve ticaret odaları da dahil edilmeli. Adil ve tarafsız yargılamanın alt yapısı oluşturulmalı.” dedi.

    Daha sonra söz alan Prof. Dr. Korkut Özkorkut FIDIC’te uyuşmazlık kurulu ve tahkim ilişkisi hakkında değerlendirmelerde bulundu. FIDIC tip sözleşmesi hakkında bilgi veren Prof. Özkorkut, inşaat işleri idari şartnamesi sözleşme şartları hakkında bilgiler aktardı. Taraflar arasında uyuşmazlığın mühendise başvurularak giderilmesi, uyuşmazlık çözüm kuruluna gidilmesi ve son aşamada da tahkime gidilmesi aşamaları hakkında bilgiler veren Prof. Özkorkut, uyuşmazlık çözüm kurulunun uyuşmazlık inceleme kurulu, FIDIC ve DAB uyuşmazlık çözüm kurulu ve birleşik uyuşmazlık kurulu olmak üzere üç tip olduğunu açıkladı.

    Yargıtay 15. Hukuk Dairesi üyesi Recep Yalçın tahkim anlaşmasında taraflardan birinin ehliyetsiz olması, hakim ya da hakimler kurulunun seçiminde usulüne uygun davranılmaması, tahkimin süresi için verilmemesi gibi durumlarda hakem kararının mahkemece iptal edilebileceğini söyledi. İptal davasının 30 gün içinde açılabileceğini, bunun kendiliğinden hakem kararının icrasını durduracağını kaydeden Yalçın, asliye hukuk mahkemesinin karardan sonra isteyen tarafa belgeyi verebileceğini söyledi.

    2270

    48’inci Çözüm Arama Konferansı

    İnşaat Sektöründe Teftiş Faaliyetleri Konferansı

    İNTES Genel Sekreteri Ersoy, “Sıfır iş kazası ile çalışan işverenlere ödül verilmeli” dedi.

    Çalışma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı ile İNTES’in birlikte düzenledikleri “İnşaat Sektöründe Teftiş Faaliyetleri” konulu Çözüm Arama Konferansı 8 Nisan 2016 Cuma günü İstanbul’da Tekfen Towers’de yapıldı.

    İNTES Genel Sekreteri Necati Ersoy, toplantının açılışında yaptığı konuşmaya, İNTES Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekfen Genel Müdürü Levent Kafkaslı’ya teşekkür ederek başladı.

    Sektörde yaşanan iş kazalarından derin üzüntü duyduklarını, işyerlerinin daha güvenli hale getirmenin tek yolunun mesleki eğitim olduğunu kaydeden Ersoy şöyle konuştu:

    “Maalesef pek çok işletmede halen iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri yeterince uygulanmamaktadır. Çünkü, ülkemizde iş güvenliği kültürü hala istenen seviyede değildir. Önemli olan önlemlerin uygulanabilirliği, sürekliliği ve mesleki eğitimidir. Hayati riskler olduğunda işin tamamen veya kısmen durdurulması isabetli bir karardır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen işverenlerimiz arasında sıfır iş kazası ile çalışanlar da bulunmaktadır. Bu işverenlerimize teşvik için ödül verilmelidir.”

    Toplantılarda Kayıt Dışı İstihdam konusunu da ele aldıklarını, kayıt dışılığın ekonomik ve

    sosyal kalkınmaya darbe vurmak anlamı taşıdığını vurgulayan İNTES Genel Sekreteri, kayıt

    dışılığın azaltılmasının fırsatı eşitliği bakımından önemli olduğunu söyledi. Ersoy şöyle

    konuştu:

    “Kayıt dışı yaklaşımlar fırsat eşitliğini de bozuyorlar. Bir nevi haksız rekabete yol açıyorlar.

    Bize göre doğru yapılmış teftiş, kayıt dışılığı azaltacağı için aslında kayıt içindeki bizim

    üyelerimiz gibi firmaların lehine işlemler oluşturuyor diye düşünüyoruz. Bu kayıt dışılıkla

    mücadelenin Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her vatandaşın da görevi olduğuna

    inanıyoruz.”

    Sektörde mesleki yeterlilik belgesinin bazı mesleklerde zorunlu hale geldiğini, bu konuda son

    tarihin 26 Mayıs 2016 olduğunu hatırlatan Ersoy, bu zorunluluğu bilen işverenlerin konuyla

    ilgili önlemlerini aldığını söyledi. Ersoy şöyle konuştu:

    “Tekfen’in işçileri İNTES’in belgelendirme kuruluşu TÜRKİYE MYM’de mesleki yeterlilik

    belgelerini almaktalar.  Tekfen’in yöneticileri Levent Kafkaslı, Erhan Hersek ve değerli

    çalışma arkadaşlarının çabaları her türlü övgüye değerdir. Tekfen’in bugüne kadar

    üstlendiği tüm projelerde hedefi sıfır iş kazasıdır. İş Sağlığı ve Güvenliği alanında çok sayıda

    projeye destek vermiştir.”

    26 Mayıs 2016 tarihinden sonra sektörde 17 meslekte mesleki yeterlilik belgesi olmayan işçi çalıştırılamayacağını belirten Ersoy,“Sistemde ceza da, teşvik de var. Devletimiz sınav ve belgelendirme ücretlerini karşılıyor. Çalışanlarınıza mesleki yeterlilik belgesi aldırmanızı öneriyoruz. İş müfettişlerimiz bu konuda işverenlerimizi sıkı denetimlere tabi tutacaklardır. Mesleki yeterlilik belgesi sahibi olmayan işçileri çalıştıran işverenlerimize idari para cezası uygulanacaktır” dedi.

    Açılış konuşmasının ardından Tekfen İnşaat A.Ş. insan kaynakları Eğitim ve İdari İşler Genel Müdür Yardımcısı yönetiminde panel bölümü gerçekleştir. Hersek konukları Tekfen Tower’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını belirterek konukları için katılımcılara teşekkür etti.

    İnsan odaklı anlayış ön planda

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Semih Özçakır  ise toplantıda yaptığı konuşmada, temel stratejilerinin  çalışma şartlarının ve ortamının iyileştirilmesine katkı sağlayacak teftişleri planlamak ve uygulamak olduğunu söyledi.  İş müfettişlerinin teftişlerini insan odaklı, risk esaslı ve önleyici olmaya ağırlık veren bir anlayışla sürdürdüğünü belirten Özçakır şöyle konuştu:

    “Teftiş programları, risklerin yoğun olduğu, iş kazaları ve meslek hastalıklarının diğer sektörlere göre fazla görüldüğü, iş ilişkilerinde sorunların yoğun olarak yaşandığı sektörlere öncelik vermek suretiyle planlanmakta ve uygulanmaktadır. Teftişlerimiz “Önlemek ödemekten daha ucuz ve insanidir” ifadesinden hareketle, çalışma barışının sağlanması amacıyla yapılmaktadır. Başkanlığımız yıl içinde yürüteceği iş teftiş faaliyetlerini programlı teftişler ve incelemelerden oluşan program dışı teftişler olmak üzere planlamaktadır. Programlı teftişler tepkisel yani doğrudan cezalandırmaya yönelik olan klasik teftiş anlayışı dışında, risk alan veya sektör esaslı yapılan ilgili tüm sosyal tarafların katılımını amaçlayan, bilgilendirme ve farkındalık oluşturmaya ağırlık veren, çözüm odaklı önleyici teftişlerdir.”

    Özçakır, teftişlerde noksanlık ve aykırılıklar tespit edilmesi hâlinde doğrudan idari para cezası uygulanması yerine, işverenlerin tespit edilen noksanlık ve aykırılıkları uygun sürede giderebileceğini belirtmesi ve müfettişin de süre talebini uygun görmesi sonucu süre verilmesi yaklaşımı izlediklerini belirtti.

    Özçakır, faaliyetler hakkında bilgi verirken de şöyle konuştu:

    “2015 yılında yürütülen teftiş faaliyetlerinin yanı sıra, farkındalık oluşturma ve bilgilendirme faaliyetleri kapsamında işçi, işveren ve sosyal tarafların katılımıyla toplam 66 toplantı yapılmış, 7 adet sonuç raporu yayın hâline getirilmiştir. 2016 yılında ise tüm Türkiye çapında işin yürütümü yönünden 5 sektörde, iş sağlığı ve güvenliği yönünden 8 sektörde, işin yürütümü ile iş sağlığı ve güvenliği yönünden ortak olarak da 2 sektörde teftişler planlanmıştır. Başkanlığımızca yalnızca 2015 yılında yapı sektöründe işin yürütümü yönünden programlı ve program dışı olmak üzere 775 teftiş yapılmış, iş sağlığı ve güvenliği yönünden ise programlı ve program dışı yapılan toplam 7.057 teftiş neticesinde 1.985 iş yerinde işin durdurulması kararının uygulanması; sektörün iş sağlığı ve güvenliği yaklaşımındaki vahametini açıkça ortaya koymaktadır.”

    İş teftişinde iki temel yaklaşım

    İş Müfettişi Osman Nejat Güneri ise yaptığı konuşmada, iş teftiş yaklaşımlarında izledikleri yöntemler hakkında bilgi verdi. Güneri, şöyle konuştu:

    “Bunun için iki temel yaklaşımımız mevcut. Tepkisel, reaktif yaklaşım; öteki de önleyici proaktif yaklaşım.  Başkanlığımız teftiş yaklaşımını tepkisel denetimlerden ziyade, önleyici denetimlere ağırlık verecek şekilde değiştirmiştir. Bu yaklaşımlarda bizim için önemli olan, önceliklerin belirlenmesi, teftişlerin planlanması, programlanması ve uygulanması, bilinç artırma faaliyetleri, kampanyalar ve eğitimlerin yürütülmesi. İşte şu anda burada bulunmamızın sebeplerinden bir tanesi de bu, bilinç artırma faaliyetleri bir eğitim faaliyetidir.”

    Güneri, programlı teftişler ve incelemelerden oluşan program dışı teftişler olmak üzere, genel çalışma planlarının iki bölümden oluştuğunu, genel çalışma planının, ağırlıklı olarak programlı teftişlere esas olarak düzenlendiğini belirtti. Güneri, Büyük ölçekli inşaat projelerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi programlı teftişi kapsamında inşaat sektöründe grup başkanlıklarınca 16 ilde 508 iş yerinde teftiş yapıldığını, teftişler neticesinde tespit edilen ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi için işveren ve işveren vekillerine süre tanınarak teftişlere ara verilmiştir.”

    İş kazaları

    İş Müfettişi Ahmet Serdar Akın ise konuşmasında teftiş istatistiği vererek, inşaat sektöründe teftiş politikaları ve teftiş modellerini anlatarak 2016 yılı teftişlerinde başkanlığın çalışacağı  konulara değindi.

    inşaat sektöründe iş kazaları açısından ciddi bir ağırlığı bulunan yüksekten düşme konusu üzerinde titizlikle durduklarını söyleyerek ölümlü iş kazalarının nedenlerinde, 1. sırada yüksekten düşmeler olduğunu daha sonra %14’le makine, %11’le malzeme düşmesi, elektrik ve diğer nedenler olduğunu belirtti.

    Akın şöyle konuştu:

    “2015 yılı yapı iş yerlerindeki teftişlerde teftiş konularımız: Yüksekte çalışma, iş ekipmanlarının kullanımından kaynaklı tehlikeler, elektrik çarpma riskleri, malzeme düşmesi, yangın, parlama ve patlama, kazı çalışmaları idi. 2016’da yapacağımız çalışmalarda demin saydıklarına ilave olarak, İSG organizasyonu ve risk değerlendirmesi konularına da bakacağız. 2009’dan beri önlemeye çalıştığımız bir risk: Yüksekten düşme. Genel esaslarına bakarsak, toplu korunma önlemlerine öncelik verilmeli, toplu korunma tedbirlerinin düşme riskini tamamen ortadan kaldıramadığı ya da uygulanmasının mümkün olmadığı durumlarda ya da daha büyük tehlike doğurabileceği durumlarda kişisel koruyucu yöntemlere başvurulması gerekiyor.”

    Konferans soru cevap bölümünün ardından sona erdi.

    2275

    47’ıncı Çözüm Arama Konferansı

    İNTES ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ortaklığı ile 03 Mart 2016  Perşembe günü İnşaat Sektöründeki Teftiş Faaliyetleri konulu Çözüm Arama Konferansı düzenledi.

    Açılış konuşmalarının Yönetim Kurulu başkanı Celal Koloğlu ve İş teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Erol Güner tarafından gerçekleştirildi.

    Konferansta konuşan Koloğlu, çalışma hayatının risklerini azaltmak gerektiğini ifade etti. Bu konuda müfettişlere önemli görevler düştüğünü dile getiren Koloğlu, birçok işletmede iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin uygulanmadığını kaydetti.

    İş sağlığı ve güvenliğinin bir maliyet unsuru olarak görüldüğünün altını çizen Koloğlu, “Denetimler, iş kazalarının azaltılmasında iyi bir araçtır ama önemli olan önlemlerin sürekliliği ve eğitimdir” değerlendirmesinde bulundu.

    Kayıt dışı istihdama da değinen Koloğlu, bu şekilde çalışanların sosyal haklardan mahrum kaldığına dikkati çekti. İşverenler açısından da bu durumun haksız rekabet yarattığını belirten Koloğlu, “Denetimler, yüzde 33 seviyelerinde olan kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkin bir araç” ifadesini kullandı.

    Konferansta Erol Güner başkanlıkları tarafından gerçekleştirilen  çözüm odaklı ve önleyici teftişleri anlatarak “İş Teftişi Uygulamaları” konulu bir  sunum gerçekleştirdi.

    Konferansın panel bölümünde ise İş Başmüfettişi Serkan Çetinceli “Yapı İşyerlerinde İSG Yönünden Teftiş Faaliyetleri”,  İş Başmüfettişi Osman Nejat Güneri “İnşaat Sektöründe İşin Yürütümü Yönünden Teftiş Faaliyetleri” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

     

    2279

    46’ıncı Çözüm Arama Konferansı

    Çalışma Hayatı Sorunları Konulu 46’ıncı Çözüm Arama Konferansı düzenlendi.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, İş Hukuku’ndaki işçi lehine yorum ilkesi çoğu zaman işverenlerimizin mağduriyetine sebep oluyor” dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye İş Kurumu ve Çalışma Genel Müdürlüğü ile birlikte düzenlediği “Çalışma Hayatı Sorunları Konferansı” 25 Şubat 2016 Perşembe günü yapıldı.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, daima çalışma hayatı sorunlarına çözüm aradıklarını, politikalarının ise tüm paydaşlarla diyalog olduğunu söyledi.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’ya yaptıkları ziyarette, sorunlara yapıcı şekilde yaklaşılmasından memnuniyet duyduklarını belirten Koloğlu şöyle konuştu:

    “Sayın Bakanımızın talimatı ile Çalışma Hayatının Gündemindeki konular için toplantılar düzenliyoruz. Toplantılarımızı Sosyal Güvenlik Kurumumuz ile birlikte organize ediyoruz. Sorunlarımızın çözümü için tarafların mutabakatı önemlidir. Bugün aynı zamanda Ankara İş Hakimlerimiz, Yargıtay üyelerimiz de davetimize katılma nezaketi gösterdiler. Yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun olduğundan hiç şüphemiz yoktur. Ancak, İş Hukuku’ndaki işçi lehine yorum ilkesi çoğu zaman işverenlerimizin mağduriyetine sebep olmaktadır.

    Yüksek mahkemenin değerli üyelerinin bizlere rehber olacak tavsiye niteliğindeki görüşleriniz son derece önemlidir. İşverenlerce iş davalarını çoğunlukça kaybedilmesinde bizler ne denli hatalıyız? Haklı olduğumuzu inandığımız konularda dahi kaybettiğimiz davalar oluyor. Yani, işverenler neredeyse her durumda dava kaybediyorlar. Sektörümüzdeki dürüst işverenler, bu konuda önerilerinize ihtiyaç duymaktadır.”

    Yurt dışında Türk Müteahhitlerinin giderek daha büyük ölçekli işler üstlendiklerini, istihdam potansiyelinin artması gerekirken artmadığını belirten Koloğlu, “2003 yılında yurt dışında 4,5 milyar dolar iş hacmimiz varken, yaklaşık 34.000 kişi istihdam ediyorduk. Her milyon dolar başına istihdam edilen kişi sayısı için katsayı 7,60 iken bugün itibariyle bu katsayı 1,75’dir. Bu 7,60’lık oran hiç artmadan devam etseydi 39.000 işçi yerine 228.000 işçi yurt dışına götürülmüş olacaktı. Sadece sorunlarımız nedeni ile yurt dışında götürdüğümüz işçi sayısı artmıyor.” dedi.

    İşçilik maliyetlerimizin de yüksek olduğunu, mevzuattan kaynaklanan sorunlar bulunduğunu kaydeden Koloğlu üstlenilen işlerdeşirketlerimizin haksız davalara ve ek maliyete muhatap olduklarını, kaybedilen davaların Türk işçilerinin istihdamı için bir engel olduğuna vurgu yaptı.

    İşverenlerin yatırım yapmayı ve istihdam yaratmayı hedeflediklerini, bunları yüklenirken teşviklerin artmasını dilediklerini anlatan Koloğlu, “Teşvikler, kayıt dışılıkla mücadelede önemli bir araç olacaktır.” dedi.

    Konuşmasında asgari ücretler konusuna da değinen, asgari ücretin 2016 yılında net 1300 lira olarak belirlenmesiyle işverenlerin büyük bir sorumluluk altına girdiklerini belirten Koloğlu, bu ücret düzeyinin tüm ücret kademelerinde yükseltici etki yapacağını, bunun enflasyon ve kayıt dışı istihdamda olumsuz sonuçlara neden olabileceğini söyledi.

    Cevdet Ceylan, Kendi aramızda istişarelerle, görüşmelerle sorunlara çözüm üretiriz, çözüm buluruz.”

    SGK Başkan Vekili Cevdet Ceylan yaptığı açış konuşmasında, işverenlerin sorunlarına çözüm üretmeye ve katkı sağlamaya çalıştıklarını ve işverenleri ortak bir paydaş olarak gördüklerini söyledi. Ceylan şöyle konuştu:

    “İşverenlerimize kapımız her zaman açık, bundan sonra da bu ortak çalışmalarımız devam edecek. Hepinizin de bildiği üzere, şu anda yaklaşık 10’un üzerinde teşvik uygulamamız devam ediyor. Yine, son yaptığımız düzenlemelerle ilave 6 puanlık teşvikte 10 işçi sınırını kaldırarak işverenlerimizin tamamının bu teşvikten faydalanmasının önünü açtık. Yine, asgari ücret uygulamamızla 100 liraya kadar asgari ücret desteği sağladık. Yurt dışında iş üstlenen müteahhitlerimizin prime esas kazançlarının üst sınırını 6,5 kattan 3 kata düşürdük. Keza, onların 5 puanlık prim teşvikinden faydalanma imkânları yoktu, bunu sağladık.”

    Ceylan bu sorunların çözüme kavuşturulduğunu ancak iş hayatının dinamikliği ile yeni sorunların olabileceğini belirterek “ Siz çözüyorsunuz başka sorunlar geliyor veya ihtilaflı konular oluyor. Yargıyı meşgul ediyoruz bu alanda. İnşallah Kendi aramızda istişarelerle, görüşmelerle sorunlara çözüm üretiriz, çözüm buluruz” dedi.

    21. Hukuk Dairesi Başkanı Balcı’nın konuşması

    Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Başkanı Mesut Balcı, İşverenlerin genel olarak sorunlarını bildiğini aktardı.

    Balcı Türkiye’de çalışma hayatında önemli problemlerin başında kayıtsızlık olduğuna vurgu yaparak “Temel mesele, kayıtsızlık. Örneğin işveren ücret bordrosu, puantaj kayıtları yok. İş kazası meydana geliyor ve Yargı mensupları işçi alacağı davasına bakıyor. Yasal yükümlülüklerini gerçekleştirdiğini ispat edemiyorsun, izin defterin yok, hiçbir kaydın yok, ondan sonra diyorsun ki ‘Yargı işçi lehine yorum yapıyor. Biz iş kazalarına da bakıyoruz, işçilik haklarına bakan bir daire değiliz. İş kazalarında işçi lehine yorum ilkesi diye bir şey yok. Herkes kendi kusurundan sorumlu. Yurt dışında iş aldığınızda oraya göre bir firma kurdunuz, firmayla aranızda bir sözleşme ya da belge yok. Öyle olaylar geliyor ki, kimin işçisidir bu, onu bile bulmakta güçlük çekiyoruz. “

    Hastalandıktan sonra doktora gitmek gibi, bir uyuşmazlık çıktıktan sonra avukata gidildiğini belirten Balcı şunları söyledi:

    “Benim işverenlere tavsiyem, iş hukukundan anlayan bir hukuk bölümünüz olsun. Onlara, ne yapmamız lazım bu davaları kaybetmemek için diye sorun?

    Balcı iş güvenliği eğitimi verilmesini gerektiren yasalar çıktığını ama bu eğitimlerin kâğıt üzerinde yapıldığını ancak işverene ceza vermekle de işçinin eğitilemeyeceğini aktaran Balcı işçilere risklerin iyi öğretilmesi gerektiğini söyledi. İş kazalarında sadece işverenin önlemleri ile de çözülemeyeceğine vurgu yapan Balcı konuya ilişkin görüşlerini şöyle aktardı “İşçinin kayıtsızlığı dedim, işçinin kayıtsızlığı da şuradan kaynaklanıyor: işçi bana bir şey olmaz dedirtmeniz lazım, çünkü bana bir şey olur.

    Yeni Borçlar Yasası’na göre bütün ödemeler banka kayıtlarıyla yapılacağını söyleyen Balcı ödenen belgelerin banka kanalıyla olacağını, Yargı olarak ancak belgelere itibar edilebileceğini belirterek kayıtların iyi tutulmasının önemine değindi ve sözlerini şöyle ifade etti “Çare şu: Hasta olmadan doktora gitmek ve kayıtlarımızı düzgün tutmak, sözleşmelerimizi düzgün yapmak. Üst işverenseniz sözleşme yapıp orada diyeceksiniz ki ‘İş kazası olursa alt işveren olarak sen sorumlusun.’ Tabii, bu bizi bağlamıyor ama, ikiniz arasında bağlayıcı oluyor.”

    Daha sonra oturum başkanlığını Profesör Doktor Cem Kılıç’ın yaptığı “Çalışma Hayatının Sorunları” konulu panele geçildi.

    Panelde İŞKUR Genel Müdürü Vekili Mehmet Ali ÖZKAN, Çalışma Genel Müdürü Nurcan ÖNDER, Sigorta Primleri Genel Müdürü Ahmet AÇIKGÖZ, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Üyesi Harun KARA konuşmacı olarak yer aldılar.

    Oturuma geçmeden önce kısa bir konuşma yapan Prof. Kılıç, inşaat sektöründe firmalarımızın dünya çapında gelişmiş devletlerin firmalarıyla rekabet ettiklerini söyledi. Kılıç, “Müteahhitlik hizmetlerinde, özellikle yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde teşvik mekanizmalarına önem verilmelidir. Türk inşaat sektörü, özellikle yurt dışı taahhüt hizmetlerinde çok profesyonelleşmiştir.”dedi.

    İŞKUR Genel Müdürü Özkan istihdam teşviklerine önem veriyoruz.

    İŞKUR Genel Müdür Vekili Mehmet Ali Özkan, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde karşılaşılan birtakım sıkıntıları gördüklerini belirterek, “ Bunun çözümüne ilişkin olarak da geçmişte sektör temsilcileriyle de birçok kez bir araya geldik. Bazı çözümler bulduk ama maalesef çalışma hayatı, sözleşmeler farklı durumlarla insanlar karşılaşabiliyor.” dedi.

    Yurt dışına İŞKUR aracılığıyla gönderilmiş olan işçi sayısında önemli düşüş olduğunu, Rusya’daki sayının da 9 binden 4.379’a düştüğünü söyledi.

    Çalışanların mesleki eğitimi ve 26 Mayıs 2016 tarihinden sonra zorunlu olacak mesleki yeterlilik belgeli işçi çalıştırılması zorunluluğu konusuna değinen Özkan, İşverenlerin mevcut çalışmalarına yönelik olarak iş birliği yoluyla kurslar düzenleyebildiklerini aktardı. Özkan 26 Mayıs 2016 tarihinden itibaren 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’na göre ustalık belgesi almış olanlar ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik eğitim okullarından ve üniversitelerin mesleki teknik eğitim veren okullarından ilgili mesleğe ilişkin diplomalarının bulunması ya da MYK belgesi olması gerektiğini hatırlattı.

    Özkan, konuşmasında istihdam teşvikleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler aktardı.

    Çalışma Genel Müdürü Önder ana hedef “İnşaat sektöründe üretim ve hizmet kalitesini uluslararası standartlara ulaştırmak”

    Çalışma Genel Müdürü Nurcan Önder, yaptığı konuşmada, 2023’e kadar ülkemizde alınacak bütün istihdam politikalarını içeren Ulusal İstihdam Stratejisi’nde seçilen 7 sektörden birisinin inşaat sektörü olduğunu belirterek, “Hem sektördeki çalışan sayısının fazla olması hem de büyümenin istihdam esnekliğinin en yüksek olduğu sektörlerden biri olması bu kararda etkili oldu. Bunun için dört tane ana politikamız var. Bu politikalar: Mevcut istihdam imkânlarının geliştirilmesi, nitelikli iş gücü talebini karşılamaya yönelik Bakanlık tarafından tedbirler alınması, iş sağlığı güvenliği bilincinin yerleştirilmesi ve kayıt dışı istihdamın engellenmesidir.”dedi. Önder, 10. Kalkınma Planımızda İnşaat sektöründe üretim ve hizmet kalitesini uluslararası standartlara ulaştırmak ana hedef olarak alındığını vurguladı.

    Önder, Suriyeli mültecilerden 7.500’üne çalışma izni verdiklerini söyledi. Suriye’den gelen geçici koruma altındakilere çalışma iznine başvuru hakkı verdikleri kaydeden Önder,”Başka hiçbir evrak veya belgeye ihtiyaç kalmaksızın iş yerinde çalıştırılan Türk vatandaşı işçi sayısının yüzde 10’una kadar çalışma izni verildi.” dedi.

    Sigorta Primleri Genel Müdürü Tokgöz sigortalı sayısında ciddi artışlar var.

    Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Ahmet Tokgöz, Sosyal güvenlik reformuyla gerçekten sosyal güvenlik hizmetlerinde bir devrim olduğunu söyledi. Sigortalı sayısında çok ciddi artışlar olduğunu, 14 milyonun üzerinde zorunlu sigortalı bulunduğunu belirten Tokgöz, şöyle konuştu:

    “21,5 milyona dayanan toplam sigortalı sayımız var. 2000’lerde yüzde 50’lerde olan kayıt dışı istihdam, 33,2’ye kadar indi. Bu çalışmalarımız daha da devam edecek. Bu arada, 1 milyon 740 bin aktif işverenimiz var, bize bildirge veren, sigortalı çalıştıran siz değerli işverenleriz var. Siz değerli işverenlerimizden aldığımız primlerle gelirlerimizi sağlayıp, emeklilerimize gereken ödemeleri yapma durumundayız. Yurt dışı sigortalıların sayıları yaklaşık 30 bin kişidir, 387 işverenimiz var yurt dışına giden sigortalılarımız dilerlerse kendileri uzun vadeli primlerini ödeyebiliyorlar. Yaklaşık olarak da 13 bin civarında sigortalımızın kendisi emekli primlerini ödemeye devam ediyor. İsteyeceğimiz belgeleri de e-Bildirge ekranlarından taranarak bize vermenize dair bir teknik çalışmaya da başladık.”

    Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Üyesi Harun Kara

    “Değerli yöneticimiz, de çok kısa ve öz olarak ‘Dertliyiz, kederliyiz’ dedi, anladık, fakat fazla alınganlık göstermiyorum.”diyerek sözlerine başlayan Yargıtay 21. Hukuk Dairesi Üyesi Harun Kara, dairenin sosyal güvenlik yönünden ihtilaflara, bir de iş kazasından doğan tazminatla ilgili ihtilaflara baktığını söyledi.

    “İşverenin kusuru varsa kusuru kadar sorumlu” olduğunun altını çizen kara şöyle konuştu:

    “Şimdi, halk arasında şöyle bir söz var: ‘Ya, trafiğe çıktığın anda yüzde 25 kusurlusun kardeşim, itiraz etme.’ İşveren de diyor ki, ‘Kardeşim, ben iş yeri açmakla yüzde 50 kusurlu sayıyor bilirkişi. Niçin? Oysa ben sayfalarca sertifika ekledim, işçiyi kursa gönderdim, belge aldım, eğitim verdim. Daha ne yapayım?’ Kendince tabii ki haklı yönleri ilk bakışta kulağa geldiğinde olabilir. Fakat ben teker teker şimdi, işverenlere sorumluluk getiren özellikle bazı başlıkları anlatmaya çalışacağım. Sayın Başkan bir de şunu söyledi ‘işverenlerimiz artık mal ve hizmet üretimine yönelik işlerde biz iş yapamıyoruz. İşverenlerimiz daha risksiz inşaat grubuna yöneldi…’ Oysa ki, inşaat grubunun derdi ve sorunlarının gerçekten çok daha büyük olduğu ortada. Nasıl ki, bakıyoruz istatistiklere, her 100 kazadan 34 tanesi inşaat sektöründe ya ölümlü ya yüzde 100 maluliyete sebebiyet verecek derecede. Bunun neticesi ne çıkıyor karşımıza? İşçilerin ya kendisinin ya yakınlarının açtıkları bedensel zararlara ilişkin doğrudan maddi ve manevi tazminat davaları. Peki, burada ne yapılabilir? Şu an Dairemizde kesinlikle artık sorumluluk, ‘kusur sorumluluğu’ diyoruz, ‘İşverenin kusuru varsa kusuru kadar sorumlu’ diyoruz. Bu çok önemli bir gelişmedir. En büyük yapılacak işlemlerden bir tanesi de kayıtlı sisteme geçmek. Mutlaka uygulanıyor fakat yeterli olduğunu söylemek hiç mümkün değil. Muhasebecilerinizi iyi seçin diyorum. “

    Konferans soru cevap bölümü ile sona erdi.

    2283-2279
  • 45’inci Çözüm Arama Konferansı
    2283
  • 44’üncü Çözüm Arama Konferansı
    2283
  • 43'üncü Çözüm Arama Konferansı
    2283
  • 42’inci Çözüm Arama Konferansı
    2283
  • 41’inci Çözüm Arama Konferansı
    2283
  • 2286

    45’inci Çözüm Arama Konferansı

    İnşaat sektöründe uygulanan sigorta  teşvikleri ve sorunlar masaya yatırıldı

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 5 Kasım tarihinde Swiss Otel’de gerçekleştirilen “Sigorta Mevzuatı Kapsamında İşveren Teşvik Uygulamaları” konulu 45. Çözüm Arama Konferansı’nda inşaat sektöründe uygulanan teşvikler ve yaşanan sorunlar ele alındı.

    Çözüm Arama Konferansı’nın açılış konuşmasını Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç yaptı. Oturum başkanlığını Tekfen İnşaat A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Erhan Hersek’in üstlendiği konferansa SGK Şube Müdürleri İbrahim Karatepe ve Adem Ateş ile Mustafa İtişken konuşmacı olarak katıldı.

    Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç, açılış konuşmasında inşaat sektöründe uygulanan sigorta teşvikleri hakkında bilgi verdi. İşverenlerin eksik bilgilerini elektronik ortamdan e-eksik bilgisi sitemi üzerinden bildirebileceklerini anlatan Olgaç, pişmanlık indirimi uygulaması hakkında da bilgi verdi. İşverenin eksik bilgilerini 30 günlük sürede tamamlaması durumunda cezada yüzde 80 oranında bir ciddi bir indirim yapıldığına dikkat çeken Olgaç, e-işyeri bildirgelerin elektronik ortamdan alınması uygulamasına yılın ilk çeyreğinde itibaren başlandığını ifade etti.

    Olgaç şöyle konuştu:

    “Daha önceden 50 ve üzerinde olan bu eksik gün bildirimi EKON belgesini verme yükümlülüğü bildiğiniz üzere takip eden prim belgesini vermesi gereken süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu il müdürlüklerine veya merkez müdürlüklerine kâğıt ortamında verilmesi gerekiyordu. Bu da bir bürokrasi anlamı taşıyordu sizler için. Bunu, 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenler açısından değerlendirdik. Tabii 30’a ve 10’a düşme sebebine baktığımızda, öncelikle 30 ve üzerinde işçi çalıştıran iş yerlerinde İş Güvencesi Kanunu’nun uygulanıyor olması bizim dayanak noktamız idi. Daha sonra arkadaşlarımızla yapmış olduğumuz değerlendirmede bunun 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin vermemesi şeklinde kapsamı genişletilmesine geçildi. Burada da temel dayanak noktamız, 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin –belli istisnalar dışında- vermiş oldukları ücretleri banka kanalıyla ödeme yükümlülüğün bulunması uygulamasıyla paralellik arz edeceği düşüncesiyle 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin eksik gün belgesini vermeme imkânı sağlanmış oldu. Bununla şunu ifade etmek istiyorum: Yaklaşık 30 bin iş yeri ve 2,5 milyon sigortalının bu kapsamda Ek 10 eksik gün bildirim belgesini vermeme gibi bir imkân sağlanmış oldu.”

    Yurt dışına götürülen işçiler için 1 Eylül 2013 tarihinde yürürlüğe giren kanunla işveren primlerinde yüzde 5’lik teşvik uygulaması başladığını hatırlatan Olgaç, “İNTES’in de ciddi çabaları sayesinde, yurtdışında müteahhitlik hizmetleri verilen ülkeler 82 il kabul edilerek, yüzde 7,5 olan işveren primi yüzde 2,5’e indirildi“ dedi. Olgaç, yurt dışında 34 bin sigortalı çalışan olduğunu da sözlerine ekledi.

    SGK Şube Müdürü İbrahim Karatepe de Çözüm Arama Konferansı’nda sigorta prim teşviklerini ve hangi şartlarda verildiğini ayrıntılı olarak anlattı. Karatepe, bir soru üzerine Libya’ya götürülen işçilerin sigorta primlerinin yüksek olmasının Libya ile Türkiye arasında sosyal güvenlik anlaşmasını olmamasından kaynaklandığını söyledi. İşverenler için çok ciddi sigorta teşviklerinin olduğunu ifade eden Karatepe, ancak teşvik uygulamalarından prim borcu olmayan veya borçlarını taksitlendiren işverenlerin yararlanabildiğini vurguladı. Karatepe, genel sağlık sigortasına sağlanan teşviklerde primlerin yüzde 50’den fazlasını Hazine’nin ödediğini örneklerle açıkladı.

    Karatepe şunları söyledi:

    “Yine, 6486 sayılı Kanun ile bahsettiğim gibi, 81. maddemize 2.fıkra eklendi. Bakanlar Kurulunca belirlenen illerde faaliyet gösteren işverenlerimiz, eğer 10 ve üzerinde sigortalı çalıştırıyor ise ve diğer şartları da sağlıyor ise bu işverenlerimiz de malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta primlerinde 5 puanlık prim indirimimizin yanı sıra, asgari ücret üzerinden ilave 67 puanlık prim indirimi getirildi.”

    Karatepe, AR-GE merkezi olabilmek için en az 50 tam zamanlı AR-GE personeli çalıştırmak gerektiğini belirtti.

    Karatepe “Borcu yoktur” yazısı konusunda ise şu bilgileri aktardı:

    “Şimdi, Kurumumuzca genel itibarıyla çok farklı “Borcu yoktur” uygulaması var.  Hangi “Borcu yoktur” yazısı. Üç farklı “Borcu yoktur” yazısı var. Şimdi, bu “Borcu Yoktur” yazılarından bir tanesi ihaleye katılmak üzere düzenlenen “Borcu Yoktur” yazısı, o da Kamu İhale Genel Tebliğinde borçları belirlenmiş. Hak ediş ödemesine esas “Borcu Yoktur” yazısı. Bir de, devlet yardımı, teşvik ve desteklerden yararlanmak üzere “Borcu Yoktur” yazısı ve hepsinin kapsamı da birbirinden farklı. Yani hak ediş için Kuruma o iş yerinden kaynaklanan borcu olmayacak yani ihale kapsamında alınan iş yerinden kaynaklanan borcu olmayacak.”

    Konferansta konuşan SGK Şube Müdürü Adem Ateş de asgari işçilik uygulamasında yaşanan sorunlara açıklık getirdi. Adem Ateş şu bilgileri verdi:

    “Asgari işçilik uygulaması, bir işin yürütümü için gerekli olan en az sigortalı ve prime esas kazancın Kuruma bildirilip bildirilmediğinin araştırılması yöntemidir. Burada hem kayıt dışı istihdamın önlenmesi hem de Kurum gelirlerinin artırılması amaçlanmaktadır.”

    Ateş, uzlaşma talebinin nasıl yapılacağını  ise şöyle anlattı:

    “ Gerçek işverenler bizzat veya noterden onaylı vekâletname ile Kurumumuzun ilgili ünitelerine yapılmakta. Uzlaşma talebinde bulunduktan sonra uzlaşmadan vazgeçilebiliyor mu? Evet. Hangi durumda? Rapor düzenlenip üniteye gönderilmeden uzlaşma talebinden vazgeçebilirsiniz. Ne zaman kesinlik kazanır? Eğer uzlaşma konusu yapılan tutarlar hakkında işveren veya vekilleri kesildikten sonra itirazda bulunamazlar ve bu tutarları bir ay içerisinde ödemek zorundalar.”

    Konuşmacılardan Mustafa İtişken ise konuşmasında “asgari işçilik uygulamasının genel felsefesini şöyle anlattı:

    “Asgari işçilik uygulamasının genel felsefesi, yani bu asgari işçilik uygulamasıyla ilgili işlemlerde asgari işçilik uygulaması yapılan sektörlerde ve iş kollarında o işin ne kadar işçilik ile bitirilebileceğinin sürecin belli bir bölümünde, genellikle de sürecin sonunda hesaplanılabilirliğinin psikolojik bilgi birikimini işverenlere vermek, yani burada ne kadar sigortalı çalıştırmam, ne kadar işçilik bildirmem gerektiği bilgisini önceden kamuoyuyla paylaşmış kanun koyucu, işverenlerle paylaşmış. Yani, bu Sosyal Güvenlik Kurumu bunu işin bitim tarihinde ne kadar işçilikle hesaplanabileceğini bilebiliyor, bunu kendisi açısından hesaplayabiliyor, üç aşağı beş yukarı ortaya koyabiliyor. Fark işçiliğin primini de gecikme cezası, gecikme zammıyla birlikte almak durumunda kalıyor. Dolayısıyla bu bilginin işverenler tarafından bildirilmesi. Kanun koyucunun genel felsefesi bu. Kanun koyucu, asgari işçilik uygulamasıyla ilgili olarak, tabiri caizse bir, kapının girişinde kontrolü eline almış, bir de kapının çıkışında. Mümkün olabildiğince işin bitim tarihiyle ilgili dilekçenizi bitim tarihi olarak belirttiğiniz tarihin üzerinden bir ay geçmeksizin Kuruma bildiriniz.”

    Konferansın soru-cevap bölümünde ise inşaat sanayii işverenleri, yaşadıkları zorlukları dile getirerek, taleplerini ilettiler.

    Oturum Başkanı Tekfen İnşaat A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Erhan Hersek, diğer sektörlerle kıyaslandığında en fazla ‘borcu yoktur’ yazısı istenen sektörün inşaat sektörü olduğuna işaret ederek bu durumu eleştirdi. Erhan Hersek, “Prim borcu olan müteahhit ihaleye giremiyor. Borcu olan müteahhit iş alamazsa, borcunu nasıl ödeyecek. Borcu yoktur yazısı istenirken daha insaflı olunmalı” diye konuştu. Hersek, ayrıca prim teşviklerinden yurtdışına işçi götüren müteahhitlerin yararlanamamasının da haksızlık olduğunu kaydetti.

    Konferansta İNTES üyeleri, prim borçlarına sık sık getirilen yeniden yapılandırmaları da eleştirerek, bunun primlerini zamanında ödeyen işverene haksızlık olduğu ve işverenleri prim ödeme konusunda tembelleştirdiğini savundular.

    İnşaat sektöründeki işveren teşvik uygulamaları ve Genel Sağlık Sigortası uygulamalarında yaşanan sorunların ayrıntılı şekilde tartışıldığı Çözüm Arama Konferansı’nda ayrıca ‘Mesleki Yeterlilik Sistemi’nin yaygınlaşması için getirilen prim teşviki uygulamasıyla ilgili sıkıntılar da ele alındı.

    2291

    44’üncü Çözüm Arama Konferansı

    İNTES’in düzenlediği 44. Çözüm Arama Konferansı 15 Mayıs 2013 Çarşamba günü  Swiss Otel’de yapıldı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer’in başkanlık ettiği toplantıda Bakanlık  İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Ahmet Ersoy tarafından bir sunum yapıldı.

    Toplantıda konuşan Özer, “Güvenli iskeleler oluşturulması halinde, inşaatlardaki iş kazalarının %40’ını önleyebiliriz” diyerek iskele güvenliği konusunda kampanya düzenlmeyi planladıklarını açıkladı.

    Özer,  konuşmada, iş kazalarının sadece Türkiye’de değil, dünyada da sorun olduğunu söyledi. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdikten sonra risk değerlendirmesi konusunun öneminin arttığını dile getiren Özer, bu konularda İNTES’in her zaman kendileriyle işbirliği yaptığını ifade etti.

    Teşvik ve tedbir kazaları önler

    Özer, inşaatlardaki kazaların temeline inildiğinde günübirlik çalışanların yaşadığı kazaların oranların artmasında etkili olduğunu kaydetti.

    İnşaatlarda güvenlik önlemlerinin risk değerlendirmesi yapıldıktan sonra alınmasının önemine değinen Özer, biraz teşvik ve tedbir ile kazaların önlenmesi adına mesafe alınabileceğini söyledi.

    İş sağlığı ve güvenliği konusunun akademik çalışmalarda yer alması için ilgililerle sürekli temas halinde olduklarını anlatan Özer, “Onlardan bir tek isteğimiz var. İş sağlığı ile ilgili seçmeli ders koymaları ve bunları sonra zorunlu hale getirilmeleri” ifadesini kullandı.

    Genel Müdür Özer, şunları söyledi:

    Bakanlığımız sektörler üzerinde hassasiyetle duruyor, özellikle inşaat, maden sektörü ve kimya sektörü. Hatta bu çerçevede 2010-2012 yılları arasında bir AB Projesi gerçekleştirdik. Yine İş Teftiş Kurulu Başkanlığımızda bir Proje yapıldı bu sektörlerle ilgili. Birer rehber hazırlandı, yayınlandı. Almanca kaynaklardan  Türkçeye tercümesi yapılıp bastırılıp dağıtıldı. Yani inşaat sektörüyle ilgili bir hayli doküman var elimizde. Fakat Kanun yayınlandıktan sonra risk değerlendirmesinin daha derli toplu ve  kullanılabilir yapılıp, pratikçe hemen işverenlerimizin kendi imkânlarıyla veya profesyonelleri vasıtasıyla ortak dili konuşabileceği, ortak formu kullanabileceği risk değerlendirmesi formları ve metotları geliştirilsin düşüncesiyle bu fikri biz İNTES’le paylaştık. Biz ne zaman bir iş birliği yapmamız gerekiyor demişsek, hemen ertesi günü planların, programların hazırlanıp İNTES’in iş birliğinin başladığını görüyoruz. Nitekim 2012 Mayıs ayında Almanya’dan gelen konuşmacıların katım gösterdiği inşaatlarla ilgili bir seminer yaptık. Hakikaten çok güzel bir seminer gerçekleştirildi.”

    Risk Değerlendirmesinin Önemi

    Risk değerlendirmesinin Türkiye’de bilinmediğini, çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibi algılandığını anlatan Özer, risk değerlendirme formalarının işverenlerce lolay dpldurulacağını hu kapsamda kuaförler, berberler, apartmanlar ve ofislerle ilgili risk değerlendirmesi formları oluşturduklarını ifade ederek hedeflerinin 50 tane sektörün risk değerlendirmesi formunu yayınlamak olduğunu aktararak küçük işletmeler, küçük iş yerleri bu formları kolayca kendileri doldurabileceğinin altını çizdi.

    Özer, inşaatlarda da buna benzer bir yapı kurgulandığını bir bina inşaatı yapan bir işverenin bu formu kolaylıkla doldurup kullanabilecek şekle getirmesinin birinci hedefleri olduğunu aktardı.”

    İş kazalarında en çok dikkatimizi çeken şey, görünür maliyetlerinin ötesinde, hesap edilemeyen  görünmeyen maliyetler olduğunu ifade eden Özer,  1 lira görünür maliyeti varsa, 4 lira görünmez maliyetinin olduğunu, aktararak inşaatlarda tedbir almanın ne kadar önemli olduğunu, tedbir almanın da risk değerlendirmesi yapma temeline dayandırıldığında bir anlam ifade ettiğini aktarara “Risk değerlendirmesi yapmadan tedbir almak çok süreklilik veyahut da etkinlik göstermiyor. Gördüğümüz noksanı hemen gideriyoruz ama görmediğimiz noksanları giderme noktasında başarılı olamıyoruz. Hâlbuki risk değerlendirmesi, gördüğümüz ve görmediğimiz noksanları veya tehlikeleri önceden belirleyip, görünür hale getirip arkasından tedbirler manzumesini listeledikten sonra bunların uygulamasını takip etmeyi gerektiriyor. Yani “Tespiti yap, uygula ve kontrol et” şeklindeki sistemi çalıştırdığımızda hakikaten iş kazalarının önüne geçildiğini ve bu çerçevede değişik uygulama metotlarıyla da kazaların önlenebileceğini beyan etmek istiyorum.” dedi.
    Özer, İş sağlığı güvenliğinin akademik çalışmalarda yer alması için de Genel Müdürlük olarak çalışamalar sürdürdüklerini bu kapsamda yaklaşık beş yıldır YÖK Başkanıyla, yardımcılarıyla, vekilleriyle, üniversite rektörleriyle, dekanlarla sürekli temas halinde olduklarını aktararak “ Üniversitelerimizden bir tane isteğimiz var: İş sağlığı güvenliğiyle ilgili önce mühendisliklerde, tıp fakültelerinde seçmeli ders koymaları, arkasından mümkünse bunu zorunlu hale getirmeleri ve master programları açmalarıdır.” diyerek  “Akademik çalışma ile iş sağlığı güvenliğine bir yön verebilirsek, ben inanıyorum üniversiteden mezun olan arkadaşlarımız iş sağlığı güvenliğini bilerek sahaya çıkacaklar.” dedi.

    Çözüm Arama Konferansında konuşan İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Ahmet Ersoy yeni 6631 sayılı yeni Kanunla beraber, herkesin iş sağlığı ve güvenliği kapsamı içerisinde olduğunu ifade ederek  “Örneğin ben devlet memuruyum, kamu çalışanı olarak ben de bu kapsam içerisindeyim.” Diyerek bu konu ile ilgili bakanlıkta bir risk değerlendirmesi ekibi kurduklarını ve 2014 yılından itibaren Kanun’un gerektirdiği bütün yükümlülükleri yerine getirmeye başlayacaklarını aktararak Kanun’un en önemli özelliğinin bütün çalışanları kapsaması ve bağımsız bir Kanun olması olduğunu aktardı.

    Kanun hakkında bilgi vermeye devam eden  Ersoy, “Bu kapsamda inşaat, ‘çok tehlikeli’ sınıfına giriyor ve sektörde önlemlerin en üst seviyede alınması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

    Risk değerlendirmesinin artık çok önemli bir konu haline geldiğini dile getiren Ersoy,

    İşlerin çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli olarak sınıflandırıldığını bu sınıflandırmaya göre alınacak önlemler ve çalıştırılacak nitelikli uzman ve iş yeri hekimlerinin ve  çalışma saatlerinin değişebileceğini aktararak inşaatların çok tehlikeli sınıfa girmekte olduğunu aktararak önlemlerin en üst seviyede olması gerekmekte olduğunu ifade etti.

    Hayati tehlike durumunda iş yerlerinin tamamında veya bir bölümünde işin durdurulması söz konusu olduğunu aktaran Ersoy bir inşaatta risk değerlendirmesi yapılmaması durumunda, işin durdurulması söz konusu olduğunu belirterek “Artık risk değerlendirmesi çok önemli ve bunun hiçbir şekilde bir kâğıt üzerinde bir sistem olmaması gerekiyor.” dedi.  Ersoy özellikle inşaatlar dinamik sistemler olduğu için iş yürüdükçe işle beraber devam ettiğini bu nedenle de   ona karşı tedbir almamız gerektiğini ve işin planlama aşamasından bitimine kadar iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin tedbirlerinin sürekli takip edilmesinin önemini vurgulayarak  “ yapı işlerinin biraz daha dinamik olması sebebiyle mutlaka güncellenmesi gerekiyor.” dedi.
    İşverenin yükümlülüğünün iş yerindeki risk değerlendirmesini yapması veya yaptırması olduğunu aktaran Ersoy çalışanın yükümlülüğü de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan tedbirlere uymak olduğunu söyleyerek işçinin iş güvenliğini zorunluluktan öte, onun bir işin gereği olduğunu anlamasının en başta sağlanmasının önemini vurguladı. İş güvenliği kültürünün de önemine değinen Ersoy  “İşverenin iş yerinde, sahada gezerken bir çalışana “Baretini tak” derken veya “İş güvenliği ayakkabını giy, emniyet ayakkabını giy” derken kendisi takmıyorsa, burada bu güvenlik kültürü oluşmayacaktır ve iş kazaları azalmayacaktır.” dedi

    Risk Değerlendirmesi Yol Gösterici Olmalı

    Risk değerlendirmesi ekibinde mutlaka işveren, işveren vekili, görevlendirmişse iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi, çalışan temsilcileri ve destek elemanları bulunması gerektiğini kaydeden Ahmet Ersoy, şunları söyledi:

    “ Bir işi en iyi çözümleyecek, iş kazasını en kolay çözümleyecek kişi yine çalışanın kendisi, yeter ki istesin, bu konuda istekli olsun. Ama onları teşvik etmek gerekiyor. Belki kazalardan örnek vermek gerekiyor. Risk değerlendirmesi bir yol gösterici olması gerekiyor. Tedbirleri ortaya koymak için bir yazılı metin ve bu metin sonucunda da yaşayan bir sistem olması gerekiyor. “ dedi.

    Tasarım ve kuruluş aşamasında tehlikelerin tanımlayacağını aktaran Ersoy, risklerin belirlenip analiz edilerek risk ve kontrol tedbirinin kararlaştırılacağını ve bunu dokümante edileceğini, yapılan çalışmaların güncelleneceğini ve gerektiğinde yenileme çalışması yapılacağını aktararak Kanun’un bir özelliğinin, risk değerlendirmesi çalışmalarının çok tehlikeli sınıfta 2 yılda bir, tehlikeli sınıfta 4, az tehlikelide 6 yılda bir yenilenmesi gerekitği bilgisini verdi.

    Ölümle Sonuçlanan Kazalar Fazla

    Ahmet Ersoy, iş kazalarının yaklaşık yüzde 11’i yapı iş kolunda gerçekleşiyor ve bu kazaların yüzde 5’i de ölümle sonuçlandığını, iş kazası sonucu ölümlerin de yüzde 33’ü yapı iş kolunda meydana geldiğini belirtti. Ersoy şöyle konuştu:

    “2008-2011 yılları arasında inşaat iş yeri sayısı, sigortalı iş yeri sayısı, ölümlü iş kazası sayıları değerleri mevcut. Sayıların oldukça yüksek olduğunu görebiliyoruz. 2008’de 297 iken, 2011 yılında 570 olmuş durumda. Tabii çok fazla sunumda zaten geçiyor ve bu artık bir klasik cümle haline geldi, ‘İnşaat sektörü Türkiye’nin lokomotif sektörü’ deniliyor. Türkiye ekonomik olarak ilerledikçe inşaat sektörü de ilerliyor ve inşaat sektörü ilerledikçe de ne yazık ki kazalar ilerliyor. Bunun tam tersine bir hareket olması lazım, kazaların azalması gerekiyor.”

    Risk değerlendirmesi mantığını “bir iş olmadan, bir kaza olmadan önce onunla ilgili önlem almak.” şeklinde açıklayan Ahmet Ersoy, “Ama, önlem almaktan önce onları tespit etmek gerekiyor. Mutlaka riskleri analiz edeceğiz ve kontrol tedbirlerini tasarlamamız gerekiyor.” dedi. Ersoy, iş kazalarında görünmez maliyetlerin görünür maliyetlerin çok üstünde olduğunu kaydetti.

    Ersoy, meslek hastalıkları konusunda bilgi verirken de “İnşaat sektöründe en sık karşılaşılan meslek hastalıkları: Gürültüye bağlı işitme kaybı, titreşime bağlı Beyaz Parmak Hastalığı, Karper Tünel Sendromu gibi gidiyor. Yani inşaat, sadece iş kazalarının olduğu, iş sağlığı ve güvenliği açısından iş kazalarının öne çıktığı bir saha değil, meslek hastalıkları da oldukça fazla ve çeşitli.” diye konuştu.

    Katılımcıların ilgi ile takip ettiği Konferans soru cevap bölümü ile sona erdi.

    4489

    43'üncü Çözüm Arama Konferansı

    İNTES’in 24 Nisan 2013 Çarşamba günü Genel Merkezinde düzenlediği 43. Çözüm Arama Konferansı’nda “Asgari işçilik oranları” ele alındı.

    Toplantının oturum başkanlığını Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt OLGAÇ yaptı.

    Konferansta, inşaat sektöründe Asgari İşçilik sorunlarının çözüme kavuşturulması amacıyla Kurum yetkilileri ile üye firma yetkililerinin bir araya getirilmesi sağlandı.

    Konferansta öncelikle Asgari İşçilik Tespit Komisyonunun çalışmalarıyla ilgili olarak 2012 yılında yapılanlar, ve gelinen nokta ve sektör temsilcilerinin yaşadığı sorunlar ele alındı.

    Olgaç, Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki İşverenler Prim Daire Başkanlığının sekreterya iş ve işlemlerini yürüttüğü Asgari İşçilik Tespit Komisyonun üç ayrı ilde kurularak Ankara, İstanbul ve İzmir’de teşkilatlandığını ve toplam 7 kişiden oluşan Kurul üyelerinin ikisi inşaat, makine mühendisi, elektrik mühendisi olmak üzere dört üye Kurudan, Kurum dışından işçi ve işveren sendika konfederasyonlarını temsilen iki, bir de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden bir üyeden oluştuğunu aktardı.

    Komisyon sayısının artırılmasında hedefin bürokrasiyi azaltmak olduğunun altını çizen Olgaç, oran tespitinde birbirinden farklı oranlar ortaya çıkmaması için, uygulamada birlikteliğin sağlanabilmesi için de istişare kurullarının da kurulduğunu, bununla ilgili usul ve esasları da yakın zamanda belirlendiğini ve ilgili komisyon başkanları ile paylaşıldığını belirtti.

    Kuruma iletilen sorunların başında aslında gelişen teknolojiye bağlı olarak işçilik oranlarında bir değişmenin olması gerektiği yönünde talepler olduğunu aktaran Olgaç, teknoloji gelişir ve bu işe ilişkin olarak harcanan işçilikte bir azalma meydana gelirse bunlarla ilgili olarak bir çalışma yapılması gerekli olduğunu aktararak “Ancak bu gerçekten hemen bir anda bir etki yapıyor mu yapmıyor mu onu hep birlikte teknik arkadaşlarımızın değerlendirmesi lazım” dedi.

    Olgaç sözlerine şöyle devam etti:

    “Tabii, bizim özellikle üyelerden gelen sorunlardan bir tanesi de, Asgari İşçilik Komisyonu tarafından tespit edilen oranlar arasında yer almayan farklı işlemler varlığı, bunun bir an önce oranların tespit edilmesi ve uygulamada sürüncemede kalabilecek olan durumların ortadan kaldırılması talebiydi.”

    Toplantıda, her yıl Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Asgari İşçilik Oranları Tebliği’nin teknolojik gelişmelerin göz önüne alınarak güncellenmesi, özellikle Tebliğ’de Hidroelektrik Santral (HES) ve Jeotermal Santral yapım işine yer verilerek Asgari İşçilik Oranlarının belirlenmesi konusu gündeme alındı.

    Diğer yandan Asgari işçilik oranı belirlenirken, malzemenin ithal edilmesi veya idare tarafından verilmesi söz konusu olan işlerde yeni belirlenen oranın malzeme dahil hak edişe uygulamak suretiyle prime esas miktarın belirlenmesi hususunda; idare tarafından malzemesi verilmiş işlerde malzeme ve hak ediş toplamına daha önce belirlenen oranın uygulanması, yeni belirlenen işçilik oranının malzeme hariç tutularak sadece müteahhit hak edişine uygulanması önerildi.

    Genelgenin 2.2.1 maddesi kapsamında “…….ödemelerin döviz şeklinde yapılması halinde, döviz tutarı, ödemenin yapıldığı tarihteki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasınca belirlenen döviz satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek işlem yapılır” ifadesi yer alması, müteahhitlerin hak edişlerini bankalarda döviz alış kuru üzerinden yaptıkları değerlendirilerek, tahsil edilmeyen ve gelir kaydedilmeyen bedele, işçilik ödenmemesi konusunun değerlendirilmesi de ele alındı.

    Toplantıda, rüzgar santrali yapım işlerinin %85’lik kısmını yurt dışından yapılan türbin ithalinin oluşturduğu bu miktarın finansmanın %10 düzeyinde olduğu kaydedildi. Sadece makine alımından kaynaklı bu işte kuruma tüm tutar üzerinden matrah bildirilmesi gerektiği hatırlatıldı. İhaleli işlerde tespit işleminin genel olarak işveren kayıtları incelenmeksizin işle ilgili istihkak bedeli ve kurum tarafından belirlenen işçilik oranı esas alınarak belirlendiği aktarılarak faturalı işçilik tutarı fazla olan işverenler ise zorunlu olarak müfettiş incelenmesi talep edildiği ve bu talep sonucunda da asgari işçilik oranı üzerinden sağlanan % 25’lik indirimden de faydalanamadığı vurgulandı.

    Toplantıda, tamamına yakını yüksek fiyatlı Rüzgar Türbini ve ekipmanlarının alımına, teknolojik montaja dayalı bir iş olan Rüzgar Santrali Yapım işi için teknolojiye uygun bir Asgari İşçilik Oranının belirlenmesi talep edildi.

    Satın alınan hazır betonun tüm işlerde dikkate alınması, aynı mahiyetteki farklı oranların düzeltilmesi, onarım işlerinde onarım yapılan kısımlar ile yeni yapılan kısımların ayrı ayrı değerlendirilmesi, değerlendirmede tereddüt halinde, işin teknik şartnamesi, yapılış şekli ve analiz gibi detaylarının İdare makamından istenmesi konularının değerlendirilmesi talebi de Kurum yetkililerine iletildi.

    Toplantıda, yaşanan belirsizlikler nedeniyle işlerin Komisyona gönderilmesinden kaynaklı olarak sürecin uzaması ve yüklenicinin teminatını alamaması konusu da gündeme geldi.

    Kurumun Komisyon sayısını arttırması ile işlerin daha hızlı neticelendirileceği ve İl Müdürlüklerinin daha etkili ve yetkin bir hale gelmesini sağlamak üzere çalışmalar yapılması üzerinde ortak kanaate varıldı. Ayrıca, Kurum temsilcilerinin bu yönde yapacağı çalışmalar ile İl Müdürlüklerinde görevli personelin yetkinliğini artıracak eğitimler verilmesinin önemi ve il Müdürlüklerinin oranları belirlemek konusunda tereddüt yaşamaları halinde Komisyona gönderilen işlerin, sürecin uzamasına neden olduğu vurgulandı. Bu kapsamda Tebliğde yer alacak işlerin kapsamının genişletilmesi, gelişen teknoloji de dikkate alınarak yeni değerlendirmeler yapılması ve dil birliği sağlanması konuları da toplantıda görüşüldü.

    Toplantıda Cüneyt Olgaç E-işçilik belgesi konusuna da değindi. Söz konusu uygulamanın e-devlet kapsamında açılmış bir işlem olduğunu, geçmiş dönemde inşaat ve ihale konusu işlerde yüklenicinin işini bitirdiğini ve Kuruma söz konusu işe ilişkin olarak bildirmesi gereken tutarla bildirilen tutar arasında bir fark var mı yok mu; bunun sorusunu içeren ve işçilik belgesi talebini içeren bir dilekçeyle başvurulduğunu aktaran Olgaç bu işlemlerin manuel ortamda yapıldığı için de ihale makamına ya da belediyelere yazı yazıldığını, belediyeler ve e-ihale makamlarının Kuruma ne zaman cevap verirlerse kendilerinin de ancak o süre içerisinde işverenlerin iş ve işlemlerini tamamlayabildiklerini belirtti.

    Olgaç sözlerine şöyle devam etti:

    “Vatandaş ya da işverenimiz haklı olarak, “Ben Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurdum, ama bugüne kadar üç- dört ay geçti, bana işsizlik belgesi vermedi” gibi bir ithamla karşı karşıya kalıyordu Kurumumuz tarafından bunu ortadan kaldıran bir düzenleme getirildi. Şöyle ki: Artık e-bildirge şifresi üzerinden, işverenlerimiz işlerini bitirdiklerini alacakları kare kodlu dökümle birlikte ilgili ihale makamına vermeleri durumunda söz konusu ihale makamından ya da belediyeden gelecek olan yazıya istinaden gerekli e-işçilik belgesini vermeye başladık ve bu çerçevede özellikle yaklaşık 21 bin düzeyinde bir başvuru oldu. E-işçilik belgesi içerisinde bu aradaki süreci de ortadan kaldırdık. En azından haksız bir sebeple itham altında kalan Kurumumuzu da bu ithamlardan kurtarmış olduk. Çünkü, belediyeye yazıyorsun, ama belediyeden cevap gelmeyince vatandaşın işini bitiremiyorsunuz. Belediyede bekleyen bir yazıyı sanki Sosyal Güvenlik Kurumu vermiyormuş gibi bir algı vardı, bunu da ortadan kaldırdık.”

    Olgaç, tüm bu çalışmalar ile bürokrasinin ve kırtasiyenin de azaltıldığını aktararak, Kurum tarafından yapılan hesaplamaya göre kamu ve özel sektörden yıllık 3,2 milyon TL düzeyinde bir tasarrufun da sağlamış olduğunu, hizmet kalitesinin de arttığını, vatandaşların kendi bürolarından e-bildirge şifresi üzerinden bu işlemi yapabildiklerini, Kuruma gidip gelme zaman-kaynak israfının önüne geçtiğinin görüldüğünü vurguladı.

    Asgari İşçilik Komisyonu Başkanı Ömer Benokan toplantıda kendisine yöneltilen bir soru üzerine şunları söyledi:

    “İki sene önce bir İspanyol firmasıyla bir Türk partner rüzgâr santrali yaptılar. İspanyol partner malzemeyi İspanya’da fabrikasında üretmiş, getirmiş, burada kendi işçisiyle montaj etti. Ona hiçbir oran vermedik. Yalnız Türk partner tabandan tesviye yapmış, beton yapmış, ona 9 değerini verdik. Şimdi, bu işin tümüne 9 vermek bence çok yüksek bir oran, çünkü üst tarafta pahalı bir malzeme ve teknolojik şeylerle yerine monte ediliyor.”

    Benokan, toplantıda, TEDAŞ ile ilgili yaşanan bir olayı anlatırken de şunları dile getirdi:

    “Ben bir mal veya bir hizmet üreteceğim, bunu da size satacağım” Sözleşme yaptığınız kurum da diyor ki sözleşmede: “Ben senin yanında çalışacak teknik üst düzeydeki kişilerin isimlerini istiyorum” Siz de “Tamam” diyorsunuz, mal alacak olan da “Tamam” diyor ve siz bildirmişsiniz oraya. TEDAŞ’tan yapılan bildirimlerle Kuruma yapılan bildirimler arasında bir farklılık var, ama menfi bir farklılık değil. Yani TEDAŞ’a yapmış olduğunuz bildirimlerle Kuruma yapılan bildirimler daha fazla.”

    Dövizin satış kuru üzerinden istihkaklara esas teşkil etmesi ile ilgili bir soru üzerine, Kurum temsilcileri, Kurum’dan kaynaklanan bir durumun söz konusu olmadığı belirttiler. Bu konuda geçmişte Merkez Bankası’ndan bir mütalaa alındığını, Banka’nın verdiği referansa göre hareket edildiğini açıkladılar. Kurum temsilcileri, sonuçta ihale makamının istihkakı döviz alım kuru üzerinden tanımlaması durumunda ona göre, satış kuru üzerinden tanımlaması durumunda ise ona göre işlem yapılacağı da kaydettiler.

    Toplantıya Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç, Asgari İşçilik Komisyonu Başkanı Ömer Benokan, konuyla ilgili bürokratlar, İNTES’e üye firma temsilcileri ve İNTES görevlileri katıldı.

    2295

    42’inci Çözüm Arama Konferansı

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 42’ıncı Çözüm Arama Konferansı’nda “İnşaat Sektöründe Gerçekleştirilen Programlı Teftişler ve Sektöre İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından Genel Bakış” konusu ele alındı.

    İNTES’in 6 Mart 2013 Çarşamba günü Ankara Ramada Plaza Otel’de yapılan Çözüm Arama Konferansı’nın açılış konuşmalarını, İNTES Yönetim Kurulu Bakanı M. Şükrü Koçoğlu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Mehmet Tezel yaptı.

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu, açılış konuşmasında Türkiye’deki iş kazalarının 3’te 1’inin inşaat sektöründe meydana geldiğini söyledi. Türkiye’nin iş kazaları açısından karnesinin kötü olduğunu vurgulayan Şükrü Koçoğlu, “Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre, iş kazaları sonucu ölümlerde sadece El Salvador ve Cezayir’den daha iyi durumda. Türkiye’de günde ortalama 172 iş kazası meydana geliyor, bu kazalarda 3 işçi hayatını kaybederken, 5 işçi de iş göremez hale geliyor” dedi

    İnşaat sektörünün istihdam potansiyeliyle de bağlantılı olarak iş kazalarının en çok yaşandığı sektörlerin başında yer aldığını belirten İNTES Başkanı Koçoğlu, ”Türkiye’deki iş kazalarının 3’te 1’i ne yazık ki inşaat sektöründe meydana geliyor” ifadesini kullandı. İnşaat sektöründeki işçilerin büyük bölümünün ”önlenebilir” iş kazaları nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkati çeken Koçoğlu, iş kazalarının önlenebilmesi için işverenler kadar işçilerin de üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek zorunda olduklarını kaydetti.

    Koçoğlu, işverenlerin iş kazalarını önlemek adına alınması gereken önlemleri maliyet değil, yatırım olarak değerlendirmeleri gerektiğini vurgulayarak, çalışanların ise bir anlık dikkatsizliklerinin ve ihmallerinin hayatlarına mal olabileceği bilinci ile hareket etmeleri gerektiğini söyledi.

    “Hedefimiz: Sıfır İş Kazası”

    İnşaat sektörü olarak hedeflerinin ”sıfır iş kazası” olduğunu vurgulayan Şükrü Koçoğlu, ”Bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle nitelikli, bilinçli işgücünü istihdam etmeli, özellikle şantiyelerimizde gereken önemleri almalı ve en önemlisi de düzgün bir denetim sistemi kurmalıyız” diye konuştu.

    Koçoğlu, İNTES’in iş kazalarını en aza indirmek amacıyla mesleki eğitime önem verdiğinin altını çizerek, 2004 yılında Yol-İş Sendikası ile birlikte “Türkiye Eğitim Şantiyesi”nin kurulduğunu hatırlattı.

    Mesleki eğitim ve belgelendirmenin inşaat sektörü için çok önemli olduğunu kaydeden Koçoğlu, İNTES’in Mesleki Yeterlilik Merkezi (İNTES MYM) ile sektör çalışanlarının yeterliliklerini belgelendirdiğini söyledi.

    “Programlı teftişler sektörümüz için çok önemli”

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Koçoğlu, inşaat sektöründe uygulanan programlı teftişlerin işyerlerinin ve işçilerin güvenliği açısından son derece önemli olduğunu da belirterek, yapılan teftişlerde hayati tehlike içeren unsurlarla ilgili ciddi yaptırımlar uygulandığını hatırlattı.

    İş Sağlığı ve Güvenliği konusuna Türkiye’de hassasiyetin oluşması için sadece kötünün cezalandırıldığı değil, iyinin de ödüllendirildiği bir sistemin daha işlevsel olacağını vurgulayan Koçoğlu, bilinçli vatandaş, işçi ve işvereninin iş kazalarının önlenmesinde çözüm merkezini oluşturacağını belirtti. Koçoğlu, ”İnsana yatırım yaparak, bu üzücü olayları en aza indirgeyebiliriz” ifadesini kullandı.

    “İşveren, çalışan ve devlet işbirliği önemli”

    Konferansta konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tezel de Türkiye meydana gelen iş kazalarında hayatını kaybeden her 3 işçiden birinin, yapı iş kolunda çalıştığını söyledi.

    Türkiye’de sanayileşme sayesinde sosyo-ekonomik değişim ve inşaat sektöründe önemli gelişmelerin meydana geldiğini kaydeden Mehmet Tezel, inşaat sektörünün istihdama büyük katkı sağladığını hatırlatarak, sektörün her zaman ekonominin lokomotifi olduğunu hatırlattı.

    Sağlıklı ve güvenilir bir çalışma ortamının sağlanmasının çalışma hayatının en öncelikli koşulu olduğuna işaret eden Tezel, “İşveren, çalışan ve devlet üçlüsü artık bu sorumluluğun farkındadır. Türkiye’de çalışma hayatında birinci sırada yer alan konu insan hayatının ve sağlığının korunması ve sürdürülebilmesidir.  Devletimiz konuyu bağımsız ele alarak yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu çıkartarak göstermiştir” dedi.

    Ölümlü iş kazalarının yüzde 33’ü inşaat sektöründe

    İş kazası istatistiklerine bakıldığında yılda ortalama 67 bin 350 iş kazasının yapı iş kolunda meydana geldiğini belirten Mehmet Tezel, şunları söyledi:

    “İş kazaları sonucu yılda ortalama bin 292 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerin ortalama 375’i yani yüzde 33’ü yapı iş kolundadır. Bu da demektir ki, Türkiye’de iş kazaları sonucu hayatını kaybeden her 3 işçiden biri yapı iş kolunda çalışmaktadır. Bu bağlamda aileler yok olmakta, çocuklar öksüz kalmakta, işverenler altından kalkamayacak tazminatlar ödemektedir. Ayrıca iş yerleri kazalarla anılmakta ve prestij kaybetmektedir.”

    Tezel, devletin çalışan bireyle birlikte gayri safi yurt içi hasıladan yaklaşık 50 milyar lira kaybettiğini, uluslararası platformlarda da maddi manevi birçok yaptırımla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun pek çok yenilikleri beraberinde getirdiğine değinen Tezel, ”Kanunla çalışan sayısına bakılmaksızın her iş yeri için iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi gibi uzman personellerden hizmet alma şartı getirilmiştir. Böylece tüm çalışanlar için güvenli çalışma ortamı hedeflenmektedir” diye konuştu.

    “Riskli iş yerlerinde yapılan işi durduracağız”

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu ile risk değerlendirmesinin iş yerleri için yasal zorunluluk haline geldiğini anlatan Mehmet Tezel, bu konuda 2013 yılında işyerlerinde denetim yapılacağına işaret ederek şunları kaydetti:

    “İşyeri sahibi kazaların önlemesi için gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Kaza olmadan önce iş yerleri önlem alacak ki, ideal rakamı yani sıfır riski biz yakalayabilelim. Risk değerlendirmesi yapmayan iş yerlerinde, yüksekten düşmeyle ilgili önlem almayan iş yerlerinde risk analizi yapılacaktır. Kırmızı çizgilerimiz; yüksekten düşme ve çalışma alanları ile barınma yerlerindeki yangın, patlama riskleridir. Bu risklerin tespit edilmesi halinde iş yerleri kapatılacaktır.

    2009’dan beri yapmış olduğumuz denetimler sonucu inşaatlarda en fazla riskin iskelelerde olduğunu tespit ettik.  İnşaatlarda kesinlikle sağlam iskele istiyoruz. İşçinin üzerinde durduğu platform ciddi bir şeydir. Çalışma alanlarında barınma yerlerindeki yangın ve patlama riski de bir diğer önemli konu. İşçilerimizin barınma alanları çadırlar, yandığında söndürülme imkânı olmayan materyallerden oluşuyor. Hayati tehlikeyle ilgili durumların tespit edilmesi halinde riskli iş yerlerinde yapılan işi durduracağımızı şimdiden işverenlere duyuruyoruz. İş Teftiş Kurulu Başkanlığı olarak çıkarılan yasanın amacının ulaşmasını ve uygulamaya geçirilmesini, yapı sektöründe güvenlik kültürünün oluşmasını ve inşaat işlerinin iş kazası ve ölümlerle anılmamasını temenni ediyorum.”

    Açılış konuşmalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik İş Başmüfettişi Onan Kuru’nun moderatörlüğünü yaptığı Konferansa geçildi. Konferansta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Sercan Peşan, “Yapı İşyerlerinde Yüksekte Güvenli Çalışma Hedefine Yönelik Risk Esaslı Teftiş Projesi” kapsamında 2012 yılında gerçekleştirilen teftişler, sektöre iş sağlığı ve güvenliği yönünden genel bakış”, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Başmüfettişi A. Serdar Akın, “Hidroelektrik Santral (HES) İnşaat İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönünden Programlı Teftiş Projesi” kapsamında 2012 yılında gerçekleştirilen teftişler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı Yetkili İş Müfettiş Yardımcısı M. Kayhan Topaloğlu “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili mevzuat değişikliği ile beraber gelen yenilikler, risk değerlendirmesi” ve İNTES Proje Koordinatörü Aslı Karatekin de “İNTES Mesleki Yeterlilik Merkezi’nin  (İNTES MYM) Faaliyetleri” konulu sunumlarını yaptılar.

     

    2299

    41’inci Çözüm Arama Konferansı

    İNŞAAT SEKTÖRÜNDEKİ PROGRAMLI TEFTİŞLER İLE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ELE ALINDI

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 41’ıncı Çözüm Arama Konferansı’nda “İnşaat Sektöründe Gerçekleştirilen Programlı Teftişler ve Sektöre İş Sağlığı ve Güvenliği Açısından Genel Bakış” konusu ele alındı.

    İNTES’in 6 Mart 2013 Çarşamba günü Ankara Ramada Plaza Otel’de yapılan Çözüm Arama Konferansı’nın açılış konuşmalarını, İNTES Yönetim Kurulu Bakanı M. Şükrü Koçoğlu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Mehmet Tezel yaptı.

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu, açılış konuşmasında Türkiye’deki iş kazalarının 3’te 1’inin inşaat sektöründe meydana geldiğini söyledi. Türkiye’nin iş kazaları açısından karnesinin kötü olduğunu vurgulayan Şükrü Koçoğlu, “Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre, iş kazaları sonucu ölümlerde sadece El Salvador ve Cezayir’den daha iyi durumda. Türkiye’de günde ortalama 172 iş kazası meydana geliyor, bu kazalarda 3 işçi hayatını kaybederken, 5 işçi de iş göremez hale geliyor” dedi.

    İnşaat sektörünün istihdam potansiyeliyle de bağlantılı olarak iş kazalarının en çok yaşandığı sektörlerin başında yer aldığını belirten İNTES Başkanı Koçoğlu, ”Türkiye’deki iş kazalarının 3’te 1’i ne yazık ki inşaat sektöründe meydana geliyor” ifadesini kullandı. İnşaat sektöründeki işçilerin büyük bölümünün ”önlenebilir” iş kazaları nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkati çeken Koçoğlu, iş kazalarının önlenebilmesi için işverenler kadar işçilerin de üzerlerine düşen görevleri yerine getirmek zorunda olduklarını kaydetti.

    Koçoğlu, işverenlerin iş kazalarını önlemek adına alınması gereken önlemleri maliyet değil, yatırım olarak değerlendirmeleri gerektiğini vurgulayarak, çalışanların ise bir anlık dikkatsizliklerinin ve ihmallerinin hayatlarına mal olabileceği bilinci ile hareket etmeleri gerektiğini söyledi.

    “Hedefimiz: Sıfır İş Kazası”

    İnşaat sektörü olarak hedeflerinin ”sıfır iş kazası” olduğunu vurgulayan Şükrü Koçoğlu, ”Bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle nitelikli, bilinçli işgücünü istihdam etmeli, özellikle şantiyelerimizde gereken önemleri almalı ve en önemlisi de düzgün bir denetim sistemi kurmalıyız” diye konuştu.

    Koçoğlu, İNTES’in iş kazalarını en aza indirmek amacıyla mesleki eğitime önem verdiğinin altını çizerek, 2004 yılında Yol-İş Sendikası ile birlikte “Türkiye Eğitim Şantiyesi”nin kurulduğunu hatırlattı.

    Mesleki eğitim ve belgelendirmenin inşaat sektörü için çok önemli olduğunu kaydeden Koçoğlu, İNTES’in Mesleki Yeterlilik Merkezi (İNTES MYM) ile sektör çalışanlarının yeterliliklerini belgelendirdiğini söyledi.

    “Programlı teftişler sektörümüz için çok önemli”

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Koçoğlu, inşaat sektöründe uygulanan programlı teftişlerin işyerlerinin ve işçilerin güvenliği açısından son derece önemli olduğunu da belirterek, yapılan teftişlerde hayati tehlike içeren unsurlarla ilgili ciddi yaptırımlar uygulandığını hatırlattı.

    İş Sağlığı ve Güvenliği konusuna Türkiye’de hassasiyetin oluşması için sadece kötünün cezalandırıldığı değil, iyinin de ödüllendirildiği bir sistemin daha işlevsel olacağını vurgulayan Koçoğlu, bilinçli vatandaş, işçi ve işvereninin iş kazalarının önlenmesinde çözüm merkezini oluşturacağını belirtti. Koçoğlu, ”İnsana yatırım yaparak, bu üzücü olayları en aza indirgeyebiliriz” ifadesini kullandı.

    “İşveren, çalışan ve devlet işbirliği önemli”

    Konferansta konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tezel de Türkiye meydana gelen iş kazalarında hayatını kaybeden her 3 işçiden birinin, yapı iş kolunda çalıştığını söyledi.

    Türkiye’de sanayileşme sayesinde sosyo-ekonomik değişim ve inşaat sektöründe önemli gelişmelerin meydana geldiğini kaydeden Mehmet Tezel, inşaat sektörünün istihdama büyük katkı sağladığını hatırlatarak, sektörün her zaman ekonominin lokomotifi olduğunu hatırlattı.

    Sağlıklı ve güvenilir bir çalışma ortamının sağlanmasının çalışma hayatının en öncelikli koşulu olduğuna işaret eden Tezel, “İşveren, çalışan ve devlet üçlüsü artık bu sorumluluğun farkındadır. Türkiye’de çalışma hayatında birinci sırada yer alan konu insan hayatının ve sağlığının korunması ve sürdürülebilmesidir.  Devletimiz konuyu bağımsız ele alarak yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu çıkartarak göstermiştir” dedi.

    Ölümlü iş kazalarının yüzde 33’ü inşaat sektöründe

    İş kazası istatistiklerine bakıldığında yılda ortalama 67 bin 350 iş kazasının yapı iş kolunda meydana geldiğini belirten Mehmet Tezel, şunları söyledi:

    “İş kazaları sonucu yılda ortalama bin 292 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerin ortalama 375’i yani yüzde 33’ü yapı iş kolundadır. Bu da demektir ki, Türkiye’de iş kazaları sonucu hayatını kaybeden her 3 işçiden biri yapı iş kolunda çalışmaktadır. Bu bağlamda aileler yok olmakta, çocuklar öksüz kalmakta, işverenler altından kalkamayacak tazminatlar ödemektedir. Ayrıca iş yerleri kazalarla anılmakta ve prestij kaybetmektedir.”

    Tezel, devletin çalışan bireyle birlikte gayri safi yurt içi hasıladan yaklaşık 50 milyar lira kaybettiğini, uluslararası platformlarda da maddi manevi birçok yaptırımla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun pek çok yenilikleri beraberinde getirdiğine değinen Tezel, ”Kanunla çalışan sayısına bakılmaksızın her iş yeri için iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi gibi uzman personellerden hizmet alma şartı getirilmiştir. Böylece tüm çalışanlar için güvenli çalışma ortamı hedeflenmektedir” diye konuştu.

    “Riskli iş yerlerinde yapılan işi durduracağız”

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu ile risk değerlendirmesinin iş yerleri için yasal zorunluluk haline geldiğini anlatan Mehmet Tezel, bu konuda 2013 yılında işyerlerinde denetim yapılacağına işaret ederek şunları kaydetti:

    “İşyeri sahibi kazaların önlemesi için gerekli tedbirleri alması gerekiyor. Kaza olmadan önce iş yerleri önlem alacak ki, ideal rakamı yani sıfır riski biz yakalayabilelim. Risk değerlendirmesi yapmayan iş yerlerinde, yüksekten düşmeyle ilgili önlem almayan iş yerlerinde risk analizi yapılacaktır. Kırmızı çizgilerimiz; yüksekten düşme ve çalışma alanları ile barınma yerlerindeki yangın, patlama riskleridir. Bu risklerin tespit edilmesi halinde iş yerleri kapatılacaktır.

    2009’dan beri yapmış olduğumuz denetimler sonucu inşaatlarda en fazla riskin iskelelerde olduğunu tespit ettik.  İnşaatlarda kesinlikle sağlam iskele istiyoruz. İşçinin üzerinde durduğu platform ciddi bir şeydir. Çalışma alanlarında barınma yerlerindeki yangın ve patlama riski de bir diğer önemli konu. İşçilerimizin barınma alanları çadırlar, yandığında söndürülme imkânı olmayan materyallerden oluşuyor. Hayati tehlikeyle ilgili durumların tespit edilmesi halinde riskli iş yerlerinde yapılan işi durduracağımızı şimdiden işverenlere duyuruyoruz. İş Teftiş Kurulu Başkanlığı olarak çıkarılan yasanın amacının ulaşmasını ve uygulamaya geçirilmesini, yapı sektöründe güvenlik kültürünün oluşmasını ve inşaat işlerinin iş kazası ve ölümlerle anılmamasını temenni ediyorum.”

    Açılış konuşmalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik İş Başmüfettişi Onan Kuru’nun moderatörlüğünü yaptığı Konferansa geçildi. Konferansta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Sercan Peşan, “Yapı İşyerlerinde Yüksekte Güvenli Çalışma Hedefine Yönelik Risk Esaslı Teftiş Projesi” kapsamında 2012 yılında gerçekleştirilen teftişler, sektöre iş sağlığı ve güvenliği yönünden genel bakış”, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Başmüfettişi A. Serdar Akın, “Hidroelektrik Santral (HES) İnşaat İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönünden Programlı Teftiş Projesi” kapsamında 2012 yılında gerçekleştirilen teftişler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı Yetkili İş Müfettiş Yardımcısı M. Kayhan Topaloğlu “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili mevzuat değişikliği ile beraber gelen yenilikler, risk değerlendirmesi” ve İNTES Proje Koordinatörü Aslı Karatekin de “İNTES Mesleki Yeterlilik Merkezi’nin  (İNTES MYM) Faaliyetleri” konulu sunumlarını yaptılar.

    2301-2299
  • 2012 yılında yapılan toplantılar
    2301
  • 2304

    2012 yılında yapılan toplantılar

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) tarafından 26 Kasım 2012 tarihinde Ankara Sheraton Otel’de, ”İnşaat Sektöründe Sosyal Güvenlik Sorunları ve Çözüm Önerileri” konulu çözüm arama konferansı yapıldı.

    Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç, toplantıda yaptığı konuşmada, prim alacaklarının takibini sağlamak ve bürokrasiyi azaltmak istediklerini belirterek, ”2013 yılının sonunda işveren bazlı tek sicil numarasını hayata geçirmiş olacağız” dedi.

    Olgaç, Genel Müdürlüğün 2012 çalışmaları ve 2013 yılı hedeflerinden bahsederek, ”2013 yılında bürokrasiyi azaltmak, prim alacaklarının etkin ve kolay takibini sağlamak, gelir idaresiyle paralellik göstermek ve işverenler ile iş yerlerinin aynı anda görülebilmesini sağlamak amacıyla tek bir iş yeri sicil numarasını hayata geçirmiş olacağız dolayısıyla 2013 yılının sonunda işveren bazlı tek sicil numarasını hayata geçirmiş olacağız” diye konuştu.

    Prim toplama maliyetleri hakkında 2012 yılında bir çalışma yaptıklarını belirten Olgaç, 100 lira prim toplamanın maliyetini 0,88 lira olarak tespit ettiklerini kaydetti. Olgaç, prim toplama maliyetini 70 kuruşa kadar indirme konusunda çalışma yaptıklarını da açıkladı.

    Olgaç, kayıt dışı istihdam ile mücadele kapsamında yoğun çalışmalar yaptıklarını ve bu konuda kurumlar arası işbirliğini hedeflediklerini kaydederek, ”2008’den bu yana kayıt dışı olan 1 milyon 200 bin kişiyi ve 81 bin iş yerini kayıt altına aldık” ifadesini kullandı.

    SGK Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü İşveren Prim Daire Başkanı Dr. Mehmet Bulut ise mevzuat yapılarının vatandaşlar tarafından anlaşılıp yorumlanmasının zor olduğuna dikkati çekti.

    Bu konuda çalışmalar yaptıklarını ifade eden Bulut, ”Anlaşılması zor yaklaşık 450 sayfalık mevzuatı, 45 sayfaya düşürdük. Bu sayede vatandaşlar mevzuatı daha kolay anlayabiliyorlar” dedi.

    Bulut, İşveren Prim Daire Başkanlığı olarak İl Müdürlüklerinden, sigortalılardan ve işverenlerden kuruma gelen sorunları istatistiksel olarak sınıflandırdıklarını bildirerek, ”En fazla karşılaştığımız sorun, teşviklere ilişkin sorunlar oldu. İkinci sırada ise çok ilginçtir inşaat sektörüne ilişkin ilişkisizlik belgesi olduğunu gördük. Bu anlamda bu konferans çok faydalı oldu” şeklinde konuştu.

    Konferansın moderatörlüğünü Gazi Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kılıç gerçekleştirdi. Kılıç, meslek kodlarının yaygınlaştırılmasını faydalı bulduğunu kaydetti, “Bu sistemle ciddi bir başarı elde edileceğine inanıyorum” dedi.

    Çözüm Arama Konferansının soru-cevap bölümünde konuşan ENKA şirketinin temsilcisi Sinan Bora, SGK’dan 240 bin dolarlık ilaç ile ilgili alacakları bulunduğunu, bu alacakları 2 yıl 6 aydır tahsil edemediklerini söyledi.

     

    2309-2304
  • 2011 yılında yapılan toplantılar
    2309
  • 2312

    2011 yılında yapılan toplantılar

    İNTES ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSLARI 37

    İNTES BAŞKANI KOÇOĞLU”(KAMU İHALE KANUNU’NDA) GELİNEN NOKTA,  MAALESEF ESKİYİ ARATMAYA BAŞLADI”DEDİ
    KOÇOĞLU”KANUNUN UYGULAMASINDAKİ EN ÖNEMLİ KIRMIZI NOKTA, AŞIRI DÜŞÜK TEKLİFLER”DEDİ

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın  “Kamu İhale Mevzuatında Yapılan Son Değişiklikler” konulu 37’inci Çözüm Arama Konferansı 29 Haziran 2011 Salı günü Swiss Hotel’de yapıldı.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Kamu İhale Kanunu’nun yaklaşık 10 yıl önce ”çok iyi bir hevesle” çıkarıldığını ifade ederek, başta aşırı düşük teklif olmak üzere bazı uygulamaları eleştirdi ve ”Gelinen nokta, maalesef eskiyi aratmaya başladı” dedi.

    İNTES Başkanı Koçoğlu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun yayımlanmasının üzerinden neredeyse 10 yıl geçtiğine işaret ederek, ”çok iyi bir hevesle” yola çıkıldığını, Avrupa Birliği’ne uyumun ve mühendisliğin daha fazla ön plana çıkarılmasının hedeflendiğini anlattı. ”Fakat gelinen nokta maalesef eskiyi aratmaya başladı, çoktan başladı, şu anda da bunun acılarını çekiyoruz. Kimler çekiyor? Gerçekten kurumsallaşmaya heves etmiş, sektörde uzun yıllar emek vermiş, bir sürü işler yapmış başarmış, bitirmiş firmalarda artık iş alamama gibi bir endişe var.

    Endişe dışında şu anda böyle bir fiiliyat da var” diyen Koçoğlu, yasanın uygulanmasıyla ilgili sıkıntılar yaşandığını kaydetti.

    Kamu İhale Kurumunun denge yaratmaya çalıştığını dile getiren Koçoğlu, ”Ancak tabii ne yapsanız bazı yerler kanuna takılıyor, bazı yerler alışkanlığa takılıyor. Takıla takıla bizler de iş alamama takıntısına takılmaya başladık” dedi. Koçoğlu, kendileri açısından uygulamadaki ana sorunu, kırmızı noktayı; aşırı düşük teklifler ve aşırı düşük sorgulamasının oluşturduğunu belirterek, uygulamadan sektöre yeni girmiş, hiçbir tecrübesi bulunmayan belli bir kesim dışında kimsenin memnun olmadığını, sistemde bir değişikliğe gitmek gerektiğini kaydetti.

    Bugün artık işi yapmanın değil, işi almanın esas hale geldiğini dile getiren Koçoğlu,  ‘Artık bu aşırı düşük teklifler, son derece kangren oldu. Buna hal yolu, çıkış yolu bulalım. ‘Ortalama’ dışında biz bir çıkış yolu bulamadık” dedi.

    -KİK Başkan Vekili Özkan:  -”Kurul Kararlarına Karşı İlk Derece Mahkemesi Olarak İdare Mahkemeleri Yerine Danıştay’da Dava Konusu Olması Halinde Süreçler Oldukça Kısalacaktır”

    Son olarak açış konuşması KİKL Başkan Vekili Kazım Özkan tarafından yapıldı.

    Başkan Vekili Özkan da Yapım İşleri İhalelerine yönelik ikincil mevzuatta yapılan ve yayımlanma aşamasında olan değişiklikler hakkında bilgi verdi. Değişikliklerin Ağustos ayında yürürlüğe gireceğini belirten Özkan, geçmiş dönemde yaşanan sorunlar dikkate alınarak, Yapım İşlerinde Benzer İş Grupları Tebliği’nin yeniden ele alındığını ve benzer iş gruplarının yeniden belirlendiğini ifade etti.

    Özkan, Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler kapsamında, iş hacmini gösteren belgelere ilişkin kriterlerin değiştiğini, iş ortaklıklarına ait iş deneyim belgelerinin kullanımı konusunda değişiklik yapıldığını, konsorsiyum ortaklarına iş durum belgesi düzenlemesinin koşullarının belirlendiğini anlattı. Özkan, ayrıca iş belgelerinin kullanımında belgenin süresinin hesabında hak etme tarihinin konusunun düzenlendiğini ve anahtar teknik personele ilişkin düzenlemede değişiklik yapıldığını kaydetti.

    Alt yüklenici kullanımına ilişkin anlayış değişikliğine de gidildiğini ve buna ilişkin hükümlerin düzenlendiğini dile getiren Özkan, ihale kararının sonuç bildirimine, ihale komisyon kararının da eklenme zorunluluğu getirilerek şeffaflık konusunda önemli bir adım atıldığını söyledi.

    Daha önce aşırı düşük teklif sorgulamasının proforma faturayla yapıldığını kaydeden Özkan, şimdi ise alış satış faturası ortalama birim maliyet, bir önceki vergi dönemi, tekliflerin yüzde 80’ini açıklama kriterleri konularak, sorgulamanın daha nitelikli bir hale getirildiğini ifade etti.

    Aşırı düşük teklifler ve sorgulamayla ilgili Koçoğlu’nun dile getirdiği eleştirilere de değinen Özkan, ”Burada ortalamaya mı tekrar geçilir? Ancak ortalama, Devlet İhale Kanunu yürürlükteyken uygulandı. Bayındırlık Bakanlığı her yıl farklı versiyonlarını ortalamanın koyarak, uyguladı. Bunun da artısı eksisi tartışılabilir” dedi ve yuvarlak masa platformunda konunun daha sağlıklı tartışılabileceğini kaydetti.

    Konuşmasında yargı sürecinin uzun sürmesinin işleri sekteye uğrattığına da değinen Özkan, mevcut durumda kurul kararlarına karşı 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemeleri’nde dava açıldığını, idare mahkemelerince verilen kararlara karşıda Bölge İdare Mahkemelerince itiraz edilebildiğini ve son karar mercii olarak da Danıştay 13. Dairesine başvurulabildiğini anlattı.

    Belirtilen süreçte, her aşamada alınan mahkeme kararlarının bir önceki karardan farklı sonucunun bulunması halinde kurul tarafından her aşamaya göre yeni bir karar alındığını ifade eden Özkan, ”Kamu İhale Kanunu’nda yapılacak değişiklikle Kurul kararlarına karşı ilk derece mahkemesi olarak idare mahkemeleri yerine Danıştayda dava konusu olması halinde mevcut duruma göre süreçler oldukça kısalacağı değerlendirilmektedir” dedi

    Açış konuşmalarının ardından Panel bölümüne geçildi.

    Kamu İhale Kurumu Başkan Yardımcısı Oğuz Çalık’ın oturum başkanı olduğu Panelde Kamu İhale Kurumu Grup Başkanı Ayhan Akyazı, Kamu İhale Kurumu Uzmanı Funda Toprak panelde konuşmacı olarak yer aldılar.

    Panelin girişinde Çalık, Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin kapsamı ve uygulama esaslarıyla ilgili sektör temsilcilerine bilgi verdi. Çalık, sistemin sadeleştirilmesine yönelik sektör mensuplarından gelecek önerilere açık olduklarını kaydetti. Çalık, “Kamikaze tekliflerden yakınıyorsunuz, ancak şapkadan tavşan çıkarmamız da bekleniyor”

    İNTES başkanı Koçoğlu, Çalık’tan sonra kısa bir açıklama yaptı.  Koçoğlu, “Azınlığı ön planda tutmanızı eleştiriyorum. Yetkinin idarede olması lazım. KİK’in şikayet sonrası kararları firmalara iş alıp verdirebiliyor. Uzman-ehil kurulun iş yapması lazım. O nedenle, şirketlerin yönetim kurullarında asgari 1-2 mühendis olmasını istedik” dedi.

    Panelde ilk olarak Kamu İhale Kurumu Grup Başkanı Ayhan Akyazı  aşırı düşük teklifler konusunda bir sunum gerçekleştirdi.

    Yaptığı konuşmada, yapım işlerinde aşırı düşük teklifler uzunca süredir önemli bir sorun haline gelerek tartışılmaya başlandığını ve  konunun muhatapları tarafından bazı çözüm önerileri dile getirildiğini belirten Akyazı, bu konuda özetle şunları söyledi:

    “Kurum olarak biz bu sorunun çözümlenmesine ilişkin olarak ikincil mevzuatta oldukça kapsamlı düzenlemeler yapmış olmamıza rağmen, gerek 4734 sayılı Kanun’dan gelen kısıtlamalar ve konunun çok kapsamlı ve karmaşık olması gerekse idarelerin ve/veya isteklilerin maliyet hesaplama usul ve yöntemlerinden kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle maalesef istenen sonuca tam olarak ulaşmış değiliz.

    Aşırı düşük teklifle iş alan yükleniciler zarar etmemek veya zararlarını azaltmak amacıyla bazen kaliteden ödün vererek maliyetlerini azaltma çabalarına başvurmakta, bu da kamu yatırımlarında kalite sorununu ortaya çıkarmakta veya idarenin sözleşmenin feshedilmesi gibi yasal yollara başvurmaları durumunda yatırım projelerinin istenen zamanda gerçekleştirilmesinde gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle kamu alımlarında aşırı düşük sorunu yalnızca ülkemizde değil, bütün dünyada çözümlenmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

    İdareler aşırı düşük teklifleri neden kabul ederler? Tabii, birincisi, idare maliyet öngörüsünü hatalı olarak hesaplayabilir. Yani aslında o işin ne kadar bir bedelle yapılacağı konusunda çok da doğru bir öngörüsü yoktur. Tabii, ihale komisyonunun önünde daha düşük bir teklif mevcut iken, ihalenin daha yüksek bir teklife verilmesi sonucu komisyonun veya idarelerin, denetim, müfettiş korkusundan, tenkitlerden kaçınmak amacıyla aşırı düşük teklifi kabul ediyorlar. Üçüncü nedenimiz de kamu kaynağı kullanan idareler tabii ki her tür işlemlerini gerekçelendirmekle yükümlü olduklarından dolayı, ihaleyi en ucuza verme işleminin gerekçelendirilmesi de gayet basit olduğundan dolayı  –tam doğru olmasa da- idareler ihaleyi en düşük teklife verme seçeneğinin kolaycılığı ile aşırı düşük teklifin sözleşmenin uygulanması aşamasında doğuracağı sorunlar arasında bir seçenek yapma durumunda kalmaktadırlar.”

    ABD’de uygulanan teminat sistemleri, gerçekçi olmayan tekliflerin sunulmasını önlendiğini anlatan ve yüz yılı aşkın bir süredir etkin bir biçimde uygulanan Miller Yasası’ndan söz eden Akyazı, “ Söz konusu yasal düzenlemede aşırı düşük teklif sorunu, aşırı düşük teklif verilmesinin tamamen önlenmesini sağlamaya yahut aşırı düşük tekliflerin idareler açısından doğuracağı riskleri ortadan kaldırmaya yönelik yaklaşımlar içermektedir.” dedi.  Bu konuda etkili araçlarımızdan biri de, yapım işlerinde yeterlilik sertifikası olduğunu kaydeden Akyazı, “Gelinen noktada yapım müteahhitliğinin belli standartlara sahip olmasının sağlanması için gerekli yasal mevzuatın oluşturulması kanuni bir zorunluluk haline gelmiş durumda.” diye konuştu.

    Akyazı, hiçbir gruba dahil edilemediğinin tespit edilmesi durumunda idarenin “benzer iş tanımlaması”nı kendisinin yapacağını belirterek “İhale konusu yapım işinin benzer iş belirlemesini idare tespit edecek. Tabii, elbette idare eğer uygun görüyorsa birden fazla iş grubuna da atıfta bulunabilir. Ancak deniyorsa ki: İdarelere takdir yetkisi tanımayalım, KİK bunu kısıtlasın, KİK belirlesin… Ancak bu anlayışla uygulamada inanın ileride ihaleleri istenmeyen yönlere getirecektir.” dedi.

    Çalık Sıkıntıları Aktardı

    Kamu İhale Kurulu Başkan Yardımcısı Oğuz Çalık ise sistemi değiştirme ile ilgili yaşadıkları sıkıntıları dile getirirken şunları söyledi:

    “Sistemi değiştireceksek de nelere yol açacağını da düşünmemiz gerekiyor. Şu anda açık söylemek gerekirse, sıkıntımız şu: Yaklaşık maliyetteki yanlışlığı demeyelim de piyasa rayiçlerini yansıtmamayı hepimiz kabul ediyor görünüyoruz, hep söylerken hicap duymakla birlikte, kamikaze dediğimiz tekliflerden şikayet ediyoruz ve ondan sonra da hadi Kamu İhale Kurumu kamikaze teklifleri bir tarafta, piyasa rayicini yansıtmayan yaklaşık maliyet bir tarafta şapkadan tavşan çıkar! Biraz zorlanıyoruz. Dolayısıyla biz bu yükü, aşırı düşük teklifle ilgili kontrol yükünü sigorta şirketlerine, kefalet sistemine devretmeye şimdiden hazırız, alabilen alsın. Bununla ilgili çalışmaları yapacağız. Bununla ilgili kanuni düzeyde sigorta sektörü açısından yapılması gerekenlerle ilgili dilimizin döndüğünü onlara anlatacağız. Bununla ilgili çalışma zaten kendi içimizde yürütüyoruz ama dediğim gibi, bu bir sihirbazlık numarasıyla onların da halledebileceği bir şey değil diye düşünüyorum açıkçası.”

    Kurum Uzmanların Funda Toprak ise Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinde Yapılan Son Değişiklikler hakkında bilgiler aktardı

    İdareler ve sektörden gelen taleplerin değerlendirilmesi sonucunda katılım ve rekabeti artıracak şekilde yapım işleri ihalelerini ilgilendiren önemli başlıklarda yeni düzenlemeler yapılmıştır yapıldığını bildiren Toprak,  15 Temmuz’da yürürlüğe girmesi planlanan değişikliklerin Benzer iş tebliği, İş hacmini gösteren belgeler, İş ortaklığına ait iş deneyim belgesinin kullanımı, Konsorsiyum ortağına iş durum belgesi düzenlenmesi,Anahtar teknik personeli Alt yüklenici çalıştırılması olduğunu belirtti.

    2009 yılından itibaren idareler ve meslek örgütlerinden alınan görüşler ve beraber yapılan çalışmalar sonucunda, yaklaşık 5,5 yıldır yürürlükte bulunan “Yapım İşlerinde İş Deneyiminde Değerlendirilecek Benzer İşlere Dair Tebliğ” değiştirildiğini belirten Toprak özetle şunları söyledi:

    Yönetmeliklerimizde yaptığımız değişiklikler, ilk olarak iş hacmini gösteren belgelerin kullanılmasıyla, yeterlilik kriteri olarak sunulacak iş hacmini gösteren belgelerle ilgiliydi.

    İkinci olarak, iş ortaklıklarına ait iş deneyim belgelerinin kullanımıyla ilgili ciddi bir değişiklik yaptık. Gene sektördeki taleplerin değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıktı. Bence güzel bir değişiklik oldu.

    Konsorsiyum ortağının iş durum belgesi düzenlenebilmesiyle ilgili yeni bir düzenleme yaptık.

    Ekonomik ve mali yeterliliğe ilişkin belgelerle ilgili olarak iş hacmine gösteren belgelerde değişiklik yaptık. Biliyorsunuz, halen yürürlükte olan mevzuatımıza göre, işin yaklaşık maliyetin eşik değeri oranına göre idareler tarafından oluşturulan dokümanda üç yıla kadar veya üç yıla ait iş hacmini gösteren belgeleri istiyorduk. Bu da bize neyi getiriyordu? Minimum yaşı üç yıl olan firmalar belli ihalelere girebiliyordu, belli ihalelere de bir yaşında olan firmalar girebiliyordu.

    Yaptığımız düzenlemeyle önceki düzenlememizi değiştirdik. Halen yürürlükte olan düzenlememiz nedir? Yaklaşık maliyetin eşik değerin yarısına eşit veya üzerinde ise son üç yıla ilişkin belgelerinizi sunmanız gerekiyordu. Eğer ki işin yaklaşık maliyeti eşik değerin onda 1’i ile eşik değerin yarısı arasında ise de son üç yıla kadarki belgelerinizi sunarak yeterlilik şartlarınızı oluşturmanızı istiyorduk.

    Yeni düzenlememizle, ihalenin yapıldığı yıldan önceki yıla ait belgelerde istenilen yeterlilik şartlarını, kriterlerini sağlayan bütün firmaların ihaleye katılımını sağlamış olduk.

    Şimdi, ilk olarak iş ortaklığının deneyim belgesiyle ilgili bir düzenleme yaptık. Daha önce kurulmuş bir iş ortaklığı, aynı ortaklık yapısı ile yeni bir iş ortaklığı kurması durumunda bu iş ortaklığının daha önce elde etmiş olduğu iş deneyim belgesini yeni katılacağı ihalede de tam olarak değerlendirmek üzere kullanabilmesini sağladık. Böylece pilot ortak ve özel ortak için istenen asgari deneyim koşullarını ayrı ayrı sağlaması şartının da aranmayacağını hüküm altına aldık.

    İş denetleme belgeleri ile bir tüzel kişiliğe, bir gerçek kişinin bir tüzel kişiliğe ortak olması durumunda ortaklarının da ilk beş yılında beşte 1 olarak değerlendirilmesi durumu var. Öyle olunca, çok farklı tarihler vardı, iş denetleme belgelerinin değerlendirilmesiyle ilgili farklı yorumlar çıkabiliyordu. Bununla ilgili olarak da, belgelerin hangi tarihe kadar, ne şekilde değerlendirilebileceğiyle ilgili yeni bir düzenleme yaptık. Bununla ilgili olarak da bir “Hak Kazanma Tarihi” diye mevzuatımıza yeni bir kavram ilave ettik. “Belge Hak Kazanma Tarihi”nin neler olduğunu yönetmelik değişikliğimizde detaylı olarak anlattık.

    Konsorsiyum ortaklarının iş deneyim belgesi düzenlenmesi şartlarını belirledik. Bu da mevzuatımızda çok net olan bir hüküm değildi. Bu konuya daha bir açıklık getirdik.

    İdarelerin anahtar teknik personelin meslek grubunu belirlemesiyle ilgili olarak belli bir kriter ortaya koyduk, idarelere belli bir sınırlama getirdik. İşin yaklaşık maliyetindeki meslek grubunun ağırlığının minimum yüzde 30 olmasını istedik. Yani 100 liralık bir işte 1 liralık bir meslek grubunun çalışması gerekiyorsa, bunun anahtar teknik personel olarak idare tarafından istenilmesinin önüne geçtik. Bunu, yüzde 30 olarak sınırladık.

    Anahtar teknik personel olarak istenilecek belgelerle ilgili belli düzenlemeler yaptık. Yeni yürürlüğe giren madde metnimizle, artık ilan veya davet tarihinden geriye doğru bir yıllık dönem içinde idarenin öngördüğü sayıda ve niteliklerde anahtar teknik personelin ticari faaliyette bulunulan yerde istihdam edilmesini istemiştik. Tabii, hâlâ “Ticari faaliyette bulunulan yer” diyoruz. Ticari faaliyette bulunulan yerden kastımızı tebliğimizde açıklamıştık; ticaret sicilinde kayıtlı olan şubesi ya da merkezi olarak henüz şantiyeler yapılan düzenlemede bu kapsam içinde değil. Merkezde ya da ticaret siciline kayıtlı olan şubesinde çalışmasını istiyoruz anahtar teknik personelin. Ama şöyle bir çalışmamız oldu anahtar teknik personelle ilgili olarak: İlk ilan veya davet tarihi itibarıyla istekli bünyesinde çalışan anahtar teknik personelin oda kayıt belgesini istiyoruz ve mezuniyet belgesini de tabii ki. Ancak geçmişe doğru bir yıl boyunca farklı kişilerle bu kadroların bu görevin tevsik edilmesi durumunda geçmişe doğru bir yıllık dönemdeki çalışan personelle ilgili olarak oda kayıt belgesini değil, diplomasını istiyoruz. Böyle bir düzenleme getirdik anahtar teknik personelle ilgili olarak.

    Panel bölümünün ardından soru cevap bölümüne geçildi.  İNTES üyeleri tarafından yoğun ilgi gören toplantı plaket töreninin ardından sona erdi.

    2316-2312
  • 2010 yılında yapılan toplantılar
    2316
  • 2319

    2010 yılında yapılan toplantılar

    İNTES ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSLARI XXXIV

    “Mimarlık, Mühendislik, Müteahhitlik ve Şehircilikte Yeni Yapılanma ”
    “İNTES Başkanı Koçoğlu: ”Yurt İçinde Artık Müteahhitliğin Sınırlandırılması Gerekir”
    Bayındırlık ve İskan Bakanı Demir:”Mühendislik Ve Mimarlık Uygulamaları Alanında Türkiye’yi Dünyada En İyi Sistemi Olan Ülke Haline Getirmek İstiyoruz”
    Demir: “Yeni Düzenlemeyle Bayındırlık Ve İskan Bakanlığı Mimarlık Ve Mühendislikle İlgili Tüm Alanlarda Politika Üreten, Sistem Kuran, İşleyişi Denetleyen Bir Bakanlık Olacak”
    “Mimarlık, Mühendislik, Müteahhitlik ve Şehircilikte Yeni Yapılanma” konulu Çözüm Arama Konferansı 27 Aralık 2010 Çarşamba günü Sheraton Otel’de yapıldı
    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının bir çok müteahhit için okul niteliğinde olduğunu kaydetti..
    Bakanlığın yeniden yapılanmayla ilgili mimarlık, mühendislik yasaları, kentsel dönüşüm çalışmaları, çevre çalışmaları, üst ölçekli imar planı çalışmaları, yapı denetim ve sorumluluğu gibi başlıklarda çalıştığını ifade eden Koçoğlu, İNTES olarak bu çalışma sürecinde bakanlığa her zaman destek olmaya hazır olduklarını belirtti.
    Müteahhitlik sektöründe bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu anlatan Koçoğlu, yurt dışı müteahhitliği konusunda bir akreditasyon kurulunun oluşturulması gerektiğini söyledi. Koçoğlu, şöyle konuştu:
    ‘‘ Türkiye’de herkes müteahhit olabiliyor. Bu, müteahhitliğin itibarını, ismini zedeliyor. Siz isterseniz boğaz köprüsünü yapın, yüzlerce baraj yapın; bir binanın çökmesi bütün müteahhitlere karşı kamuoyunda büyük tepki uyandırıyor. Hatta bazı zamanlar müteahhitlik hırsızlıkla eş anlamlı hale geliyor. Biz bunları hak etmedik. Dolayısıyla bunu temizlemek hepimiz görevi. Yurt içinde artık müteahhitlik mesleğine girişin sınırlandırılması gerekir. Zor, biliyorum,hatta siyaset tapmaktan da zor ama bu sistemi Türkiye’de uygulanmalıdır. Hem sektöre girişin çok zor olmalı, hem de bir belge istenmelidir”
    Bakan Demir, kurallara uygun olmayan yapı üreten müteahhitlerin, müteahhitlik yapma hakkı elinden alınabilecek düzenlemeler 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren uygulanacak
    Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, mühendislik ve mimarlık uygulamaları alanında Türkiye’yi dünyada en iyi sistemi olan ülke haline getirmek istediklerini söyledi.
    Konferansın açılışında konuşan Demir, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yeni bir isim altında yeniden yapılandırılmasıyla ilgili sürdürülen çalışmalara değindi.
    Bakan Demir, yeni düzenlemeyle Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın mimarlık ve mühendislikle ilgili tüm alanlarda politika üreten, sistem kuran, işleyişi denetleyen bir bakanlık olacağını söyledi. Mimarlık ve mühendislik alanlarını üç ana başlıkta topladıklarını anlatan Demir, planlama, projelendirme ve yapım aşamalarıyla ilgili politikaları belirleyen, denetimlerde bulunan bir bakanlık oluşturmayı hedeflediklerini açıkladı.
    Bakan Demir, bakanlığın planlama, projelendirme ve yapım alanındaki etkin rolünü üstlenmesi durumunda bugün sektörde sıkıntı ve şikayet edilen bir çok konunun disipline edilebileceğini söyledi.
    Müteahhitlik sektörünün sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gerekli düzenlemeleri yapmaya çalıştıklarını ifade eden Demir, kurallara uygun olmayan yapı üreten müteahhitlerin, bu eksikliğini gidermediği sürece müteahhitlik yapma hakkının elinden alınabileceği bir düzenlemenin yapılması gerektiğini kaydetti.
    Bu uygulamanın 1 Ocak 2012 yılında başlayacağını belirten Demir, ”Göreceksiniz ki hiç bir sıkıntıya sebebiyet vermeden 1–2 yıl içinde Türkiye’de çok şikayet edilen, müteahhitlik sektörünün itibarını düşüren sıkıntılar bir anda giderilecek’‘ dedi.
    Demir, sertifikasyon konusuna da değindi, bugün bazı ustaların, kendilerinden hiçbir belge istenmediği için şantiyelerde her türlü işi yapabildiklerini, ancak 1 Ocak 2012 yılından itibaren belgesi olmayanların artık inşaatlarda çalışamayacağını anlattı.
    Demir, bu düzenlemelerle ilgili katkı sağlamak isteyenlere, Bakanlığın kapısının açık olduğunu belirtti.Müteahhitlik sektöründe iş ve işlemlerin mimar ve mühendisler aracılığıyla yapıldığına işaret eden Demir, mimarlık ve mühendislik ile ilgili meslek yasalarının bir an önce çıkarılması gerektiğini, bu konuda düzenleme çalışmalarını yürüttüklerini bildirdi.
    Sektörle ilgili yapılacak düzenlemelerde sektörden talep gelmesi gerektiğini vurgulayan Demir, 2010 ve 2011 yıllarını özellikle mühendislik ve mimarlık uygulamaları alanında Türkiye’yi dünyada en iyi sistemi olabilecek bir ülke haline getirmek istediklerini açıkladı.
    Bakan Demir, özellikle yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin disipline edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
    Açış konuşmalarından sonra oturum başkanlığınıBayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Şaban Önder KIRAÇ’ın yaptığı panel bölümüne geçildi. Panelde Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr.H.Hami YILDIRIM, İNTES Yönetim Kurulu Başkan Vekili Necati ÜNAL, Kayseri Ticaret Odası Meclis Başkanı Bekir ADIYAMAN, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Bakan Danışmanı Feridun DUYGULUER ( sunum için tıklayınız) katıldı.
    Konferans katılımcılara sunulan plaket töreninin ardından sona erdi.

    2324-2319
  • Güncel Mali Konuların Değerlendirilmesi Konulu Çözüm Arama Konferansı
    2324
  • DSİ Yapım İşleri ve Sayıştay Denetimleri
    2324
  • Yapım İşleri İhalelerine Yönelik İkincil Mevzuat Çalışmaları Konulu Çözüm Arama Konferansı.
    2324
  • 2327

    Güncel Mali Konuların Değerlendirilmesi Konulu Çözüm Arama Konferansı

    17 Kasım 2009 Tarihinde Güncel Mali Konuların Değerlendirilmesi ve İnşaat Sektöründe Vergi İncelemeleri konulu Çözüm Arama Konferansı gerçekleştirildi. Konferansta Gazi Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şükrü Kızılot oturm başkanlığını yürüttü. Prof. Dr. Kızılot ve Kızılot Hukuk Bürosu Avukatı Av. Zuhal Kızılot Güncel Mali Konular, İnşaat Sektöründe Vergi İncelemesi ve Ortaya Çıkan İhtilafların Çözüm Yolları konulu bir sunum gerçekleştirdi. Nexia Uluslararası Denetim ve Mali Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Doğan ve E. Baş Hesap Uzmanı Hasan Yalçın İnşaat Sektöründe Vergi İncelemeleri konusunda bir sunum yaptı.
    Konferansta gerçekleşen sunumların içerikleri şöyle oldu,:
    GÜNCEL MALİ KONULAR
    • 2010 Bütçesi ile ilgili Özel Durumlar
    • 2010 Yılı Vergileri
    • Anayasa Mahkemesinin Son Kararı (Yatırım İndirimi – Ücretler – Dar Mükellefler)
    • Şirket Hissesi Satışında KDV, Gelir ve Kurumlar Vergisi
    • Varlık Barışı ve İnşaatçılarla İlgili Bazı İnce Noktalar
    İNŞAAT SEKTÖRÜNDE VERGİ İNCELEMELERİ VE BAZI İNCE NOKTALAR
    • Vergi İncelemesine neden ve dikkati çeken hangi hatalar nedeniyle alınırsınız?
    • En çok yapılan hatalar nedir?
    • İnceleme sırasında dikkat edilecek püf noktalar (incelikler)
    • İhbar ve Aramalı Vergi İncelemesi nedir, ne değildir?
    • Yurtdışı İnşaat İşleri, Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözüm Yolları
    • Tutanak ve Vergi İnceleme Raporunun Düzenlenmesi ve Önemli Noktalar
    VERGİ CEZALARI, KAÇAKÇILIK SUÇU, NAYLON FATURA, VERGİ İHTİLAFLARI
    • Vergi Cezaları
    • Kaçakçılık Suçu ve Hapis Cezası
    • Naylon Fatura Alınması, Cezası ve Naylon Faturaya Karşı Sigorta
    • Kara liste (Kod) uygulaması, Koddan Çıkma Yolları
    • Vergi İhtilaflarının Çözümlenmesi
    • İdari çözüm yolları veya Dava açma yolu, bu aşamada önemli noktalar
    • Teminat istenilmesi ve haciz işlemleri
    • Cezalı durumlardan kurtulabilmek için pratik öneriler ve çözüm yolları

    2329

    DSİ Yapım İşleri ve Sayıştay Denetimleri

    KOÇOĞLU: “Savunma hakkımız olmadan para kesiliyor. Bu Anayasaya aykırı” dedi.

    Sayıştay 5. Daire Başkanı Salihoğlu, “Ülkemizde denetim biraz siyasallaştı. Bundan kurtuluş nedir? Bağımsız, özerk ve özel denetim yapmaktır” dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) “DSİ Yapım İşleri ve Sayıştay Denetimleri” konulu Çözüm Arama Konferansı 25 Mart 2009 Çarşamba günü (yarın) Sheraton Hotel&Convention Center’deyapıldı.
    Toplantı, İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu’nun açış konuşmasıyla başladı. Koçoğlu, “Sayıştay kanunu bize savunma hakkı tanımıyor. Savunma hakkımız olmadan para kesiliyor. Bu Anayasaya aykırı.” dedi.

    2331

    Yapım İşleri İhalelerine Yönelik İkincil Mevzuat Çalışmaları Konulu Çözüm Arama Konferansı.

    ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSI 31

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) Kamu İhale Kurumu(KİK) ile birlikte düzenledikleri “Yapım İşleri İhalelerine Yönelik İkinci Mevzuat Çalışmaları” konulu Çözüm Arama Konferansı, 13 Şubat 2009 Cuma günü Sheraton Otel’de yapıldı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, değişen Kamu İhale Kanunu’na değinerek, kanunun”mükemmel” olduğunu, ikincil mevzuat ile de bazı aksaklıkların düzeltilmeye çalışıldığını ifade etti.
    Konuşması sırasında bir Fransız müteahhidin 1685 yılında dönemin Bayırlık Bakanına yazdığı mektup ile Babil Kralı Hamurabi’nin inşaata ilişkin kanunlarını okuyan Koçoğlu, milattan önce ve sonraki yıllara ilişkin bu örneklerde inşaat sektörüne ilişkin sorunların benzer olduğuna işaret etti.
    Koçoğlu, “Mektup 2000’li yıllarda kabine üyesi bakanlarımıza bir sivil toplum örgütü tarafından yazılmamıştır. Mektubun yazıldığı tarih 17 Temmuz 1685’tir. Fransa’da General Vauban tarafından Bayındırlık Bakanı’na yazılmıştır. Aradan 324 yıl geçmiştir. Ve değişen hiçbir şey yoktur. Temel sorunlarımız aynıdır” dedi.
    Amaçlarının gelişen teknolojiye uygun bir yapı oluşturmak ve teknolojinin mutlaka kullanılması olduğunu vurgulayan Koçoğlu, Kamu İhale Kanunu’ndaki temel esasın aslında ”işi en iyi zamanda, en uygun bedelle, adaletli olmak koşuluyla en iyi şekilde yapmak” olduğunu kaydetti.
    Denetleme ve iş bitirme belgelerine ilişkin olarak da müteahhitlik ve mühendislik kavramlarını birbirinden ayırmak gerektiğine işaret eden Koçoğlu, sistemde farklı uygulamalarla çifte standart uygulanmaması gerektiğini savundu.
    Kamu İhale Kurumu (KİK) Başkanı Hasan Gül, şikayet başvuru bedellerinde artış öngören yeni düzenleme yürürlüğe girdikten sonra başvuru sayısında düşüş meydana geldiğini belirtti.
    İNTES Başkanı Koçoğlu ile TOKİ Başkanı Bayraktar’ın yasadaki son değişikliğe yönelik olumlu eleştirilerini memnuniyetle karşıladığını ifade eden Gül, ”Böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum, teşekkür ederim” dedi.
    Kamu alımlarının son yıllarda büyük önem kazandığını, bunun temelinde de daha önce kamu tarafından üretilen bir çok mal ve hizmetin artık özel sektörden temin edilmesinin yer aldığını anlatan Gül, güvenlik, temizlik, yemek, bilgi işlem, sağlık alanı gibi özellikle hizmet sektöründe alımların öne çıktığını kaydetti.
    ”Kamu Alımları, 85 Milyar Liraya Ulaştı”
    Gül, kamu alımlarının GSMH’nın yüzde 10’una, yaklaşık 85 milyar liraya ulaştığını bildirdi.
    Hasan Gül, hem kamu, hem de özel sektörü bu kadar yakından ilgilendiren temel yasada çok sık değişiklik yapılmaması gerektiğine inandığını, ancak dünyada ve ülkede değişen koşullara ayak uydurmak gerektiğini söyledi.
    Kamu İhale Yasası’nın 2003’te yürürlüğe girdiğini ve ikisi ciddi nitelikte olmak üzere bazı değiş.

    2335-2331
  • İnşa Edenler Zirvesi.
    2335
  • Yurt Dışında Türk İşçisi İstihdamında Sorunlar
    2335
  • İnşaat Sektöründe Finansal Değişime Hazırlık.
    2335
  • Kamu İhale Kanununun Değişiklikleri ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Çalışmaları Konulu Çözüm Arama Konferansı.
    2335
  • 2338

    İnşa Edenler Zirvesi.

    İNŞA EDENLER ZİRVESİ. I
    28 Mayıs 2008 tarihinde inşa Edeler Zirvesi İNTES-Dünya Gazetesi işbirliği ile düzenlendi. İnşa edenler kitabının tanıtım kokteyli amacı ile düzenlenen zirvede sektörün önde gelen temsilcileri ve duayenleri konuşmacı olarak katıldı. Her bir isim kendi uzmanlık alanında deneyimlerini ve sektörün geleceğini değerlendirdi.
    İşte konuşmacılarımızın kendi sözlerinden görüşleri:
     M.ŞÜKRÜ KOÇOĞLU: İNTES BAŞKANI
    Ekonomi basınımızın lider kuruluşu Dünya ve İNTES’in birlikte düzenledikleri İNŞA EDENLER ZİRVESİ’nin geleceğe güzel tuğlalar koyacağına inanıyoruz.
    Bu platforma katkı sağlayan ve sektörün her zaman önünde yürüyerek bizi cesaretlendiren Sayın Kürşad Tüzmen’e, sektörün önemine inanan Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Faruk Nafız Özak’a, buna vesile olan başta Sayın Didem Demirkent, Sayın Osman Arolat, Sayın Ferit Parlak olmak üzere destek veren tüm çalışanlara teşekkür ediyorum.
    Cumhuriyetimizin kuruluşu ile atağa başlayan sektör artık inşaat sanayine dönmüştür. Ülkemizde Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Hatay’a dört bir yanda eserler inşa edilmektedir. Bir yandan anayurdumuz demiryolları ile örülmektedir. 68 ülkede konutlar, gökdelenler, otoyollar, sanayi tesisleri, boru hatları vb. önemli işler yaparak başarılara imza atılmıştır.
    Bir yandan eserler inşa ederken, diğer yandan ülkemizin ihracat koridorunu açık tutmakla görevlendirildiğimizin bilincindeyiz. Gelişmeler idaresiyle, devletiyle, işçisi ve işvereniyle kocaman bir aile olduğumuzu ortaya çıkarmıştır.
    Mesleki eğitim çabamız ve çalışmalarımız şekillenmiş, eğitimli işçilerimizle, sıfır iş kazası ile projelere tamamlamak ütopik olmaktan çıkmıştır. Sahadaki mühendislerimiz kendilerini kontrol eden uluslar arası müşavirlik firmalarının ciddiye almak zorunda kaldıkları öneme sahip iş üretmektedir.
    Kötü uygulamaları başarılı olanlarla kıyaslamak, kötüye ceza, başarıya ödül vermek en önemli teşviktir. 20 milyar dolar yıllık, 100 milyar dolar genel yurt dışı iş hacmimiz, 2007 yılında 1 milyon 224 bin istihdam yaratan ve 50 milyar YTL Gayri Safi Milli Hasıla hacmi ile yatırıma susamış ülkemiz, iş/aş üretimimiz sektöre gereken önemi vermeyi gerektirmektedir.
    Bir zamanlar unvanımızı kullanmazken şimdi tüm dünyada inşaat sanayi olarak tanınmak elbette gurur vermektedir.
    Hedeflerimiz büyüktür. İmar isteyen daha nice ülkeler var. Daha ülkemizde de çok işimiz var. Her sabah yeniden ümitle, heyecanla uyanmak için çok sebebimiz var.
     OSMAN AROLAT: DÜNYA GAZETESİ BAŞYAZARI
    İnşaat sektörü bir çok sektörü beraberinde hareketlendiren, ivmelendiren bir sektördür. Bu nedenle, ekonominin önemli motorlarından birini oluşturur. Gayrisafi Milli Hâsılaya direkt ve endirekt katkısı yüzde 33’ler.
    2340

    Yurt Dışında Türk İşçisi İstihdamında Sorunlar

    2342

    İnşaat Sektöründe Finansal Değişime Hazırlık.

    UMS 11 in uygulanabilmesi için şirketlerin inşaat sözleşme bedellerini ve ilave bedel artışlarını destekleyen gerçekçi ve güvenilir maliyet bütçeleri hazırlamaları gerekliliğine dikkat çeken Tuncer, bu bütçelerin yokluğunda standardın gerektirdiği şekilde “tamamlanma yüzdesi” hesaplanamayacağını ve cari dönemde kar yazılamayacağını dile getirmiştir ve bu sebeple, şirketlerin proje yönetiminde gerçekçi bütçelemenin öneminin arttığını belirtmiştir.
    Nesrin Tuncer sunumunun sonunda uygulamada dikkat çekilmesi gereken konuların toplam maliyet bütçesinin ve proje bedelinin zamanında güncellenmesi/ Karlılık sapmalarının mali tablolara etkileri, teknik kadrolarla muhasebe arasında etkin iletişim, sadece proje ile doğrudan ilişkili giderlerin muhasebeleştirilmesi – amortisman, finansman giderleri, fonksiyonel para birimi hesaplaması ve yetişmiş kadrolara ihtiyaç duyulacağını dile getirmiştir.
    Nesrin Tuncer’in ardından söz alan KPMG Türkiye Kıdemli Denetim Müdürü İsmail Önder Ünal “KPMG’nin Dünya Genelinde İnşaat Sektörüne Yönelik Yaptığı Araştırmaların Sonuçları” hakkında sektöre bilgi sunmuştur. 2005 yılında KPMG tarafından müteahhit şirketlerle yapılan “Risk mi Kar mı?” başlıklı araştırmada risk yönetimi, büyüme ve kalifiye personel sorunlarına yer verdiğini dile getiren Ünal, 2007 yılında yapılan ve sektörde büyük ilgi uyandıran “21. Yüzyıl’da İnşaat Tedarikleri” araştırmasının projelerin planlama, uygulama ve tamamlama aşamasında sektörün karşılaştığı sorunlara değindiğini belirtmiştir. Bu araştırmanın müteahhit şirketlere işveren konumunda olan şirketler ve kamu kuruluşlarının yöneticileri ile yapıldığını belirtilen İsmail Ünal, işveren şirketlerin belli başlı sorunlarının nitelikli müteahhit bulunamaması, artan maliyetler ve proje yönetim kadrolarında yaşanan sıkıntılar olarak ortaya konduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, müteahhit firma seçiminde en çok dikkat edilen 3 ana noktanın itibar, uzmanlık ve personel yetkinliği olduğunun ortaya konduğunu belirtmiştir.
    Sunumunda 2007 yılında yapılan araştırmanın belli birkaç önemli bulgusuna da değinen İsmail Önder Ünal, araştırmada ihale kararı sonrasında sözleşmelerin imzalanması ve denetimi aşamalarında risk yönetimini gelişmiş düzeyde olarak değerlendiren şirketlerin sadece %42 olduğunu ancak aynı zamanda bir önceki projede beraber çalıştıkları müteahhit firmayı bir daha seçme konusunda soru yöneltildiğinde şirketlerin %79’unun tekrar aynı müteahhit firma ile çalışmak istediklerini belirttiğini dile getirmiştir.
    Araştırma sonucunda projelerin zamanında teslim edilme yüzdesinin %84 olarak ortaya çıktığını belirten Ünal, bütçe dahilinde proje teslim edilme oranı sorusuna işveren konumundaki şirketlerin %65’inin “Evet“ yanıtını verdiğini belirtmiştir.Son 12 ayda, programı veya bütçeyi aşan projelerde, buna neden olan ana faktörlerin, kapsam değişiklikleri, öngörü eksiklikleri ve maliyet artışları olarak ortaya çıktığını belirten İsmail Önder Ünal, sözleşmeden kaynaklanan anlaşmazlıkların en önemli sebepl.
    2344

    Kamu İhale Kanununun Değişiklikleri ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Çalışmaları Konulu Çözüm Arama Konferansı.

    ”Kamu İhale Kanununun değişiklikleri ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği Çalışmalarının Tüm Boyutlarıyla Ele Alınması’
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES), ”Kamu İhale Kanununun değişiklikleri ve Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği çalışmalarının tüm boyutlarıyla ele alınması” amacıyla 8 Ocak 2008 Salı günü Swiss Otel’de çözüm arama konferansı düzeToplantının açış konuşmasını İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu yaptı. Koçoğlu, Kamu İhale Yasasının ”Sektörün Anayasası” niteliğinde olduğunu kaydederek, yasa taslağının konsensüs içinde çıkarılmasını arzu ettiklerini söyledi.
    Müteahhitliğin herkes tarafından eleştirilen ve ”günah keçisi” olarak görülen bir kavram olduğunu ifade eden Koçoğlu, ”Burada hem haklılık, hem de haksızlık var. Uygulama ve kanunda da yanlışlıklar bulunuyor. Sadece müteahhit günah keçisi değil” dedi.
    Kamu İhale Kanunu ve mevzuata ilişkin birçok sorunun, ”mühendis ve mimar olmayan kendini bir anda sektörün içinde bulan müteahhitlerden kaynaklandığını” düşündüğünü ifade etti. Koçoğlu, müteahhitliği bilimsel bir yapıya dönüştürülmemesi halinde de çözüm arayışlarının bir sonuç vermeyeceğini belirtti.
    Koçoğlu, yapım işleri ihalesi uygulama yönetmeliğinde bekledikleri değişikliklerin Kurul tarafından gündeme alınmasını istedi. İhalelerdeki ”aşırı kırımlara” da değinen Koçoğlu, aşırı düşük tekliflerin, ”damdan düşer” gibi gelmediğini, bu düşük fiyatların bazen bürokratların da hoşuna gittiğini savundu.
    TOKİ BAŞKANI BAYRAKTAR
    Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar, ”Kamu İhale Yasasına, ‘müteahhitlik, üç kağıtçılıktır’ gibi bir düşünceyi kıracak yapıyı getirmemiz lazım” dedi.
    TOKİ Başkanı Bayraktar, 2002 yılında yasalaşan, ancak 2003’te yürürlüğe giren Kamu İhale Yasasında bugüne kadar yaklaşık 8 kez değişiklik yapıldığını belirterek, bunun mevcut yasanın Türkiye’nin ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap veremediğinin göstergesi olduğunu söyledi.
    ”Amaç en iyi ve en uygun işi en kaliteli ve en ucuza yaptırmaktır. İşveren için ise en iyi teklif en ucuz tekliftir” diyen ve bunun bütün dünyada bu şekilde olduğunu ifade eden Bayraktar, ancak bu durumun Türkiye şartları açısından irdelendiğinde değiştiğini kaydetti.
    Bayraktar, ”En ucuz teklifi verenin, teklifinin sorgulandığında çok çeşitli sorunlar çıkıyor. Bunu önlemek için zaman zaman ‘en düşük kırım yapana, iş vermeme’ gibi denemeler yaptık. Ancak, Kamu İhale Kurumu başta olmak üzere savcılığa kadar şikayetler gitti” dedi.
    Sektörde yaşanan sorunların nedenlerine de değinen Bayraktar, bunların öncelikle, ”müteahhitlik mesleğinin belli bir formasyonunun olmaması” ile ”iş denetleme, iş yönetme ve iş bitirme belgelerinden” kaynaklandığını ifade etti.

    4323-2344
  • Su Hayattır.
    4323
  • AB Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Bilgilendirme Toplantısı.
    4323
  • ÇAK 25 : Ertelenen Sosyal Güvenlik Sorunu ve Ertelenmeyen Sektör sorunları, 20 Şubat 2007.
    4323
  • Avrupa Birliği Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Proje Başlangıç Toplantısı.
    4323
  • 4325

    Su Hayattır.

    SU HAYATTIR

    ÇEVRE VE ORMAN BAKANI EROĞLU:
    -”SUYU AKILLICA YÖNETİRSEK, SU TASARRUFUNA VATANDAŞLARIMIZ,
    ÇİFTÇİLERİMİZ RİAYET EDERLERSE, BU PROBLEMİ HEP BİRLİKTE AŞARIZ”
    ”2007-2008 YILINDA ÇOK BÜYÜK BİR AĞAÇLANDIRMA SEFERBERLİĞİ
    BAŞLATILACAK”

    KOÇOĞLU, SUYUN “HOYRATÇA” KULLANILMASINDAN YAKINDI.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES), ”Çözüm Arama Konferansları” kapsamında, 26 Eylül 2007 Çarşamba günü Sheraton Otel’de düzenlediği ”Su Hayattır Konferansı”nda konuşan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’de enerji ve su olmak üzere iki önemli konu bulunduğunu belirtti. Eroğlu, “Suyu sevmemiz lazım,.Su, Allah’ın verdiği en büyük nimetlerden biridir” dedi. Eroğlu, 2007–2008 döneminde çok büyük bir ”ağaçlandırma seferberliği” başlatılacağını kaydederek, bu kapsamda tüm kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerini yarıştırarak ödüllendirileceklerini söyledi.

    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ) hesaplamalarına göre, Türkiye’de 112 milyar metre küp suyun kullanılabilir olduğunu ifade eden Eroğlu, ”Bunun 40 milyar metre küpünü kullanabiliyoruz. 40 milyar metre küpün, 30 milyar metre küpünü sulamada, geri kalanını ise içme suyu ve sanayide tüketiyoruz” dedi.

    Eroğlu, ”İçme ve kullanma suyu açısından Türkiye’de önemli bir noktaya gelindiğini” söyleyerek, ”41 şehrimizin 2023 yılına kadar su ihtiyacını karşılamış olacağız” diye konuştu.

    Hidroelektrik enerjisine yönelik, özel sektörden talep geldiğini belirten Eroğlu, girişimci firmalara ”tahsislere ilişkin bürokratik engellerin kaldırılacağı ve başvuruların, önümüzdeki günlerde çıkarılacak bir genelgeyle Bakanlığa değil, bölgelerde kurulacak merkezlere yapılacağını” bildirdi.

    Eroğlu, sınır aşan sulara ilişkin bir soruyu ”Suriye ve Irak ile yapılan üçlü toplantıda çözüme kavuşturduklarını, Çoruh ve Dicle’deki barajların tamamlanmasıyla birlikte artık bu konuda bir sorun yaşanmayacağını” belirterek cevapladı.

    Hidroelektrik santrallerdeki (HES) açılım gibi sulamada da büyük bir açılım yapacağız” diyen Eroğlu, bu konuda da hazırlıkların bittiğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ABD’den döndüğünde bu konuya ilişkin bir açıklama yapacaklarını ifade etti.

    4327

    AB Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Bilgilendirme Toplantısı.

    Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Projesi
    Bilgilendirme Toplantısı

    İNTES tarafından Sivil Toplum Diyaloğu: Avrupa Bilgi Köprüleri Programı altında yürütülmekte olan “Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecinde Türk İnşaat Sektörü” isimli proje, 27.12.2006 tarihinde uygulanmaya başlanmış olup, 26.10.2007 tarihinde tamamlanacaktır.

    Proje kapsamında gerçekleştirilen ve AB tarafından finanse edilen Bilgilendirme Toplantısı, 13 Nisan 2007 tarihinde sektör mensuplarının, sivil toplum örgütlerinin, kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımı ile Ankara Sheraton Otel ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

    Toplantının açılış bölümünde proje faaliyetleri hakkında katılımcılara bilgi verildi.

    Toplantının panel bölümünün Oturum Başkanlığı Kamu İhale Kurulu Üyesi Yaşar Gök tarafından gerçekleştirildi. Yaşar Gök, Türk kamu alımları sisteminin genel bir değerlendirmesini yaptıktan sonra sözü oturum konuşmacılarına devretti.

    İlk konuşmayı proje ortaklarından BFW kurumunun Başkanı Micheal Hafner yaptı. Michael Hafner, Kamu Alımlarında Alman uygulamaları hakkında bilgi verdi. Almanya’da eşik değerin yapım işlerinde 5.278.000,00 euro olarak uygulanmakta olduğunu belirterek ihale usulleri, tekliflerin değerlendirilmesi, fiyatların değerlendirilmesi ve isteklilerin yararlandıkları hukuki korunma mekanizmaları hakkında bilgi verdi. AB’nin 2004/17 ve 2004/18 sayılı yeni alım direktifleri kapsamında gelen rekabetçi diyalog yolu ile alım yönteminin çok karmaşık inşaat işleri için söz konusu olabileceğini ve henüz bunu Almanya’da uygulamadıklarını açıkladı. Almanya’da hakkının ihlal edildiğini düşünen isteklilerin 3 kişiden oluşan İhale Kurullarına başvurabildiklerini ve bu kurulda kamu ve özel sektörün temsil edildiğini bildirdi.

    Daha sonra söz alan Kamu İhale Kurumu Yapım İşleri İhale Düzenleme ve İnceleme Dairesi Grup Başkanı Oğuz Çalık, AB Yeni Kamu Alım Direktiflerinin Yapım İhalelerinde Getirdiği Değişiklikler konusunda bilgi verdi. Yeni direktiflerle gündeme gelen farklı alım yöntemleri ve direktiflerin kapsamına giren işler hakkında bilgi verdi. Aşırı düşük tekliflerin değerlendirilmesi konusunda ülkemizde olduğu gibi tüm AB’de sorunlar yaşandığını da sözlerine ekledi.

    Son olarak panelde söz alan TSE Personel ve Sistem Belgelendirme Merkezi Başkanı Mehmet Bozdemir ise AB ve Türkiye’de Müteahhitlik Standart Çalışmaları konusunda açıklamalarda bulundu. TSE olarak AB standartlarına %95 oranında uyum sağladıklarını belirterek yapı müteahhitlik işletmelerinden istenilen idari ve mali şartların hazır olduğunu ancak teknik şartlar konusunda çalışmaların sürdüğünü belirtti. Bozdemir konuşmasının devamında, müteahhitlik firmalarının çevre duyarlılığı, yönetim kalite belgesi ve çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından standart çalışmalarını tamamlamalarının önemli olduğunu vurguladı.

    Toplantı panelistlere yöneltilen soruların cevaplandırılması ve plaket töreni ile son buldu.

    Toplantıda Yapılan Sunumlar
    Oğuz Çalık


    OĞUZ ÇALIK

    4330

    ÇAK 25 : Ertelenen Sosyal Güvenlik Sorunu ve Ertelenmeyen Sektör sorunları, 20 Şubat 2007.

    XXV.
    ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSI

    Çözüm Arama Konferansı: Ertelenen Sosyal Güvenlik Sorunu ve Ertelenmeyen Sektör sorunları.

    İNTES Başkanı Koçoğlu, asgari işçilik oranını eleştirirken, “Bu uygulama 40 yıl öncesinin zihniyetine ait” dedi.

    Çalışma Bakanı Başesgioğlu, “Bu yıl sosyal güvenlik kuruluşlarının toplam harcaması yaklaşık 83 milyar YTL olacak” dedi..

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın “Ertelenen Sosyal Güvenlik Reformu ve Ertelenmeyen Sektör Sorunları” konulu “Çözüm Arama Konferansı” 20 Şubat 2007 Salı günü Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantıya katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, bu yıl sosyal güvenlik kuruluşlarının toplam harcamasının 83 milyar YTL’yi bulacağını açıkladı.

    Toplantının açış konuşmasını İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu yaptı. Konuşmasında ağırlıklı olarak asgari işçilik uygulamasına değinen ve bu uygulamanın 40 yıl öncesinin zihniyetini yansıttığını belirten Koçoğlu, özetle şunları söyledi:

    “Asgari işçilik oranı sistemi uzun yıllardır inşaat sektöründe uygulanıyor. Asgari işçilik varsayımsal bir sigortalılıktır. Prim değildir. İşverene sen bildirdiğin sigortalılarla bu işi yapamazsın, daha fazlasını bildirmeliydin diyen bir sistemdir. Sektörümüzde teknoloji hızla ilerliyor, ama asgari işçilik oranları da sürekli olarak artıyor. Olmayan işçiler için ilave ödemeler yapmaya devam ediyoruz. Asgari işçilik devletin zorla para alması demektir.Asgari İşçilik Tespit Komisyonu özel sektör ağırlıklı olmalıdır.”

    Hakediş ödemesinde ilişiksizlik belgesi aranması uygulamasının sektörün yüklerine kanunla yeni yüksel anlamına geldiğini belirten Koçoğlu, “Eskiden prim borcu varsa hakedişten mahsup edilirdi. Şimdi ilişiksizlik belgesi olmadan hak ediş alamayacağız.” dedi. Koçoğlu, Kurum’un yanlış bildirimleri nedeniyle ihalelerden yasaklanan, teminatları gelir kaydedilen, kazandığı ihalenin sözleşmesini imzalayamayan firmalar olduğunu vurgulayarak, bunun firmaların ticari itibar ve geleceğini riske atmak anlamına geldiğini söyledi. Koçoğlu, “İlişik kesmekte taşeron borçlarından bir ay sonra haberimiz oluyor. Bu yüzden işe giremiyoruz” dedi.

    Çözüm Arama Konferansı’nın onur konuğu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından, sosyal güvenlik reformunun 1 Temmuz 2007 tarihine kadar ertelendiğini söyledi. Bu yıl sosyal güvenlik kuruluşlarının toplam harcamalarının 83 milyar YTL olacağını belirten Basesgioğlu,”Bu 83 milyar YTL’den yapılacak yüzde 5’lik, yüzde 10’l.

    4332

    Avrupa Birliği Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Proje Başlangıç Toplantısı.

    AVRUPA BİRLİĞİ’NE KATILIM SÜRECİNDE TÜRK İNŞAAT SEKTÖRÜ PROJE BAŞLANGIÇ TOPLANTISI YAPILDI.
    19 ŞUBAT 2007

    Sivil Toplum Diyaloğu: Avrupa Bilgi Köprüleri Programı çerçevesinde yürütülen Avrupa Birliği’ne Katılım Sürecinde Türk İnşaat Sektörü Projesi’nin başlangıç toplantısı 19 Şubat 2007 Pazartesi günü Sheraton Otel ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.

    Proje tanıtımını yapan İNTES Genel Sekreteri Sayın H. Necati Ersoy, AB sürecinde yol alan inşaat sektörünün ne gibi fırsat ya da risklerle karşılaşacağının fotoğrafını ortaya çıkarmanın bu projenin ve proje kapsamında yer alan eğitimlerin temel hedefi olduğunu ifade etti.

    Toplantının açılış konuşmaları, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri Sayın Bülent Pirler ve Merkezi Finans ve İhale Birimi Başkanı Sayın Muhsin Altun tarafından yapıldıktan sonra, “İnşaat Sektöründe Mevzuat Değişimi” konulu panele geçildi.

    Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sayın Kemal Dayınlarlı’nın başkanlığında gerçekleştirilen panelde Aydıner İnşaat A.Ş. Uzman İnşaat Mühendisi ve hukukçu Sayın Ali Rıza Yücel, MNG Holding A.Ş. İhale Bölümü, İnşaat Sözleşmeleri Yönetimi ve Sözleşme Risk Analizi Uzmanı Sayın Latif Onur Uğur, Kamu İhale Kurumu Eğitim Dairesi Başkanı Sayın Bülent Ağarı ve proje ortaklarımızdan ZDH- Alman Küçük İşletmeler ve Sanatkarlar Konfederasyonu temsilcisi Sayın Almut Schmitz panelist olarak yer aldılar.

    Panelin oturum başkanı Prof. Dr. Sayın Kemal Dayınlarlı; panelde FIDIC, Avrupa Sözleşme Hukuku İlkeleri ve ticari sözleşmelerde tahkim şartının önemine değindi, sık yapılan hatalar hakkında uyarı ve önerilerde bulundu.

    Panelistlerden Sayın Latif Onur Uğur, “İnşaat Sözleşmeleri ve Sözleşme Yönetimi” konusunda, Sayın Bülent Ağarı “İnşaat Sektöründe Kamu Alımları ve Eğitim” konusunda, Sayın Ali Rıza Yücel, “Sözleşmeden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde İzlenen Yöntemler”konusunda, proje ortaklarımızdan ZDH- Alman Küçük İşletmeler ve Sanatkarlar Konfederasyonu temsilcisi Sayın Almut Schmitz, “İnşaat Sanayi ve Avrupa Birliği’ndeki Kamu İhale Kuralları” konusunda sunum yaptılar.

    Toplantıya, sendikamız üyesi inşaat firmaları başta olmak üzere, Kamu İhale Kurumu, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı AB Birimi, DSİ Genel Müdürlüğü, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü,Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği, Türkiye Müteahhitler Birliği, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), Çimento Müstahsilleri İşverenleri Sendikası (ÇMİS), Metal Sanayicileri İşveren Sendikası (MESS), Türk Standartları Enstitüsü ve Yapı Denetim Kuruluşları Birliği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nden görevliler katılmıştır.

    Toplantıda; sözleşmelerde İngilizce çeviri programı, AB’nin temel kavramları

    4334-4332
  • 5510 Sayılı Kanunun Getirdikleri Götürdükleri
    4334
  • Nakliyat Sigortalarında Proje Taşımaları, Hasar Kontrol ve Kar Kaybı.
    4334
  • İnşaat Sektörü ve Mesleki Yeterlilikler Konferansı
    4334
  • 4338

    5510 Sayılı Kanunun Getirdikleri Götürdükleri

    “5510 Sayılı Kanun’un Getirdikleri / Götürdükleri” konulu İNTES Çözüm Arama Konferansı 11 Ekim 2006 tarihinde gerçekleştirildi.

    Konferansın açılış konuşmaları İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Vekili Tahsin Güney ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu tarafından gerçekleştirildi.

    Konferansın açılışında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, sosyal güvenlik reformunun önemi konusundaki görüşlerini açıkladıktan sonra 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun inşaat sektörünü etkileyen hükümleri konusunda görüşlerini açıkladı.

    İlk konunun yurtdışında Türk işgücünün istihdamı konusundaki düzenleme olduğunu açıklayan Koçoğlu, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinden elde edilen gelirin ülkemiz için önemli olduğunu, inşaat sektörünün yurt dışında kalıcı eserler inşa ettiğini ve en önemlisi yurt içinde yaratılamayan istihdama imkân yarattığını belirtti. Koçoğlu daha sonra “her geçen gün Türk işçisi çalıştırmanın maliyetinin yükselmekte olmasının da işverenleri zorladığını” vurgulayarak, 5510 sayılı kanunun 10 uncu maddesinde yer alan ve “sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş alan işverenlerin bu ülkelerde çalışmak için götürdükleri işçileri “geçici görevlendirilmiş” sayan düzenlemenin bu zorluğunu inanılmaz biçimde artırdığını söyledi.

    Düzenlemenin yaratacağı sorunlar hakkında ise Koçoğlu şunları söyledi: “İşyeri yurtdışında, işçi yurtdışında. Her şey yurtdışında. Ama bütün işlemler burada yapılacak. İşçimiz kaza geçirse Sosyal Güvenlik Kurumu nasıl devreye girebilecek belli değil. Sadece kendi cephemizden bakıyoruz. Bir de gidilen ülkenin kuralları var. Onlarda kendi mevzuatlarına göre sigorta yaptırılmasını istiyorlar. Arada bizler kalıyoruz. Mükerrer prim ödemek zorunda kalıyoruz. Getirilen düzenleme; uygulama sorunları yaratacak, zaten yüksek olan işçilik maliyetlerini artıracak, istihdamın daralmasına yol açacaktır. İşçilerimizin aileleri yeni kanuna göre genel sağlık sigortası kapsamı içinde olacaklarına göre işverenimizi de daha fazla zorlamamalıyız. Konuyu tüm boyutları ile ele alıp, yeniden düzenlemeliyiz.”

    Daha sonra Asgari İşçilik Oranları Uygulaması hakkında görüşlerini açıklayan Koçoğlu; bunun “İşverene sen bildirdiğin sigortalılarla bu işi yapmamışsındır, daha fazla işçi çalıştırmalıydın diyen bir sistem” olduğunu belirterek şunları söyledi: “ Bu uygulamanın bir tebliği var. Orada hangi işin hangi oranlarda işçilikle yapılabileceği belirtiliyor. Tebliğ yakın geçmişte yenilendi. Oranlar yükseldi. Sektörümüzde teknoloji hızla ilerliyor. Ama asgari işçilik oranları da sürekli artıyor. Bu anlaşılmaz bir çelişkidir”. Koçoğlu uygulanmakta olan oranların en kısa sürede<.

    4340

    Nakliyat Sigortalarında Proje Taşımaları, Hasar Kontrol ve Kar Kaybı.

    İNTES-AİG SİGORTA A.Ş. ORTAK SEMİNERİ
    İNTES, AIG Sigorta A.Ş. ile ortaklaşa 07 Eylül 2006 tarihinde Ankara Swiss Otel’de “Nakliyat Sigortalarında Proje Taşımaları, Hasar Kontrol ve Kar Kaybı” konulu bir seminer düzenledi.

    Toplantının açış konuşması İNTES Genel Sekreteri H. Necati Ersoy ve AİG Sigorta A.Ş. Genel Müdürü Philip J. Schwarz tarafından gerçekleştirildi.

    H.Necati Ersoy, ülkemizde sigortacılığın gelişimi hakkında bilgi verdikten sonra, inşaat sektörünü ilgilendiren politik risk sigortası konusuna değindi. Türk firmalarının dış piyasalardaki rekabet gücünün artırılmasının önemine değinen Ersoy, sigorta programlarının çeşitlendirilmesi gerektiğini, bu çerçevede, özellikle politik riski yüksek olan ülkelerde gerekli “Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetleri Politik Risk Sigortası Programı”nın uygulanmaya konulması gerektiğini ifade etti.

    Ersoy ikinci olarak inşaat sanayicilerinin sık karşılaştığı problemlerden birisi olan teminat mektuplarının haksız nakde çevrilmesi riskinin sigortalanması konusuna değindi. Bu problemin bugüne kadar tam olarak çözülememesinin Türk bankalarının saygınlığını zedelediği ve bu saygınlığın kısa sürede tekrar kazanılmasının kolay olmadığı, dolayısı ile Türk yüklenicilerin bu dönemde uluslararası sigorta brokerlerini kullanarak yabancı sigortacılardan “surety” ve “performance bond” temin etmeleri ve politik risk sigortası ile işverenin “unfair call of bid bond” riskini sigortalamaları gerektiğini söyledi.

    Ersoy günümüz koşullarında önem arz eden bir sigorta şekli olan İnşaat All-Risk sigortalarına ve bu konuda karşılaşılan problemlere değindi. Yıllara sari inşaat işlerinde işin başlangıcı ile projenin tamamlanması arasında uzun yıllar geçtiğini, özellikle bütçe ödeneklerinin kısıtlı olması nedeniyle bazı projelerin 20-30 yıl sürebildiğini, işin başında 3 yıl olarak planlanan sigorta giderlerinin müteahhit firmaca 20-30 yıl boyunca ödendiğini, bu durumun maliyetleri artırmanın yanında, işin maruz kaldığı ya da kalabileceği riskleri de artırdığını ifade etti.

    Daha sonra söz alan Schwarz ise AIG Sigorta’yı anlattı. Schwarz AIG’nin 1919 yılından beri sigortacılık sektöründe hizmet veren dünyanın en büyük kuruluşları arasında yer aldığını, Dünyanın 120 ülkesinde 92.000 çalışanı ile müşterilerine kurumsal ve bireysel anlamda sigortacılık çözümleri sunduğunu, kurulduğu günden elde ettiği başarıları ve sürekli gelişip büyüyen yapısı ile sigortacılığın öncülüğünü yaptığını belirtti.

    Schwarz, AİG Sigorta’nın 1976 yılından beri Türkiye’deki faaliyetlerini Genel Müdürlük İstanbul başta olmak üzere, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Samsun, Adana’da yedi ayrı bölgede sürdürdüğünü ve temel amaçlarının sigortalılara dünya çapındaki deneyimleri paralelinde ihtiyaçlara uygun ürün ve hizmet sunmak olduğunu ifade etti.

    Toplantıya konuşmacı olarak AİG Sigorta A.Ş. Sorumluluk Sigortaları Müdürü Ece Aykaç, AİG.

    4342

    İnşaat Sektörü ve Mesleki Yeterlilikler Konferansı

    ÇÖZÜM ARAMA KONFERANSI
    İnşaat Sektörü ve Mesleki Yeterlilikler Konferansı

    Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi (MEGEP) kapsamında yürütülen iki proje kapsamında 21 Mart 2006 tarihinde Çözüm Arama Konferansı gerçekleştirildi.

    İNTES tarafından 5 Temmuz 2006 tarihinde çalışmaları başlayan Yeterliliğe Dayalı Ölçme ve Değerlendirme ve İnşaat Sektöründe Meslek Standartları ve Pratik Eğitim projeleri kapsamında gerçekleştirilen Çözüm Arama Konferansı’nda Mesleki Yeterlilikler konusu konuşuldu.

    İnşaat Sektörü ve Mesleki Yeterlilikler Konferansı 21 Mart 2006 Salı günü Sheraton Oteli’nde yapıldı.

    Konferans’ın açılış konuşmaları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, TİSK Başkanı Tuğrul Kudatgobilik, YOL-İŞ Başkanı Fikret Barın tarafından yapıldı.

    Konferansın açılışında konuşan İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu, MEGEP kapsamında yürütülen proje ile en önemli hedeflerinin mesleki yeterliliklerin önemi konusunda sektörde bir farkındalık ve bilinç oluşturmak olduğunu söyledi.

    Uygulamaya konulan projelerin sosyal ortak Yol-İş ile birlikte yürütüldüğünü belirten Koçoğlu, Alman Küçük İşletmeler ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun(ZDH) proje ortağı olduğunu, ayrıca BFW Eğitim Kurumu ile ODTÜ/İSEM ile de işbirliği yaptıklarını vurguladı. Proje kapsamında 8 meslek grubunda çalışma yapılacağını belirten İNTES Başkanı Koçoğlu, yeterliliğe dayalı ölçme ve değerlendirme projesi kapsamında 2200 kişi üzerinde ölçme ve değerlendirme yapılacağını ve seçilen 100 kişinin eğitiminin gerçekleştirileceğini bildirdi.

    İlk 8 ayı tamamlanan projeler kapsamında meslek standartlarının yeniden değerlendirilmesi çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Koçoğlu, Türkiye’de mesleki eğitim süreci hakkında da şunları söyledi:

    “Her zaman istihdamın ve eğitimin çok önemli olduğundan söz ederiz. Ancak, somut adımlar atmakta ya gecikiriz ya da devletten çok şey bekleriz. Bugüne kadar meslek standartları ile ilgili yapılan çalışmalarda net sonuçlar elde edilememiştir. Bu konuda en somut örneklerden birisi İŞKUR’un yürüttüğü mesleki yeterliliklerin belirlenmesi çalışmalarıdır. İŞKUR tarafından mesleki yeterliklerle ile ilgili olarak 271 adet meslek için çalışma yapılmış olup bunun 71 adedi i.

    4336-4342
  • Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Proje Başlangıç Toplantısı
    4336
  • ÇAK Mayıs 2005: Yüksek Fen Kurulu Toplantısı
    4336
  • Yapım İşleri İhalelerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri Toplantısı.
    4336
  • Avrupa Birliği Perspektifinde İş Sağlığı ve Güvenliği Toplantısı.
    4336
  • 4344

    Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Proje Başlangıç Toplantısı

    İNTES tarafından Türkiye’de Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi (MEGEP)’ne sunulan “İnşaat sektöründe Meslek Standartları ve Pratik Eğitim Projesi” ile “Yeterliliğe Dayalı Ölçme ve Değerlendirme Projesi” 04 Temmuz 2005 tarihinde AB Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği ile imzalanarak faaliyetlerine başladı.

    Projede İNTES “lider kuruluş”, YOL-İŞ ve İSEM “proje ortağı, ZDH ise “yabancı ortak” olarak yer almaktadır.Her iki projede sosyal tarafların katkıları ile inşaat sektöründe meslek standartlarının güncellenmesi çalışması yapılacak ve yapılan standartlar doğrultusunda yeterliliğe dayalı ölçme ve değerlendirme sistemi geliştirilecek ve güncellenecektir. Projeler kapsamında halen sektörde çalışmakta olan 100 kişiye eğitim verilmesi ve 2200 kişinin sahada ölçme ve değerlendirilmesinin yapılması amaçlanmakta.

    Proje ile ilgili olarak, “Türkiye’de Mesleki Yeterliliklerin Tespiti ve Ölçülmesi” başlıklı “Proje Başlangıç Toplantısı” yapıldı. Toplantı Açış Konuşmaları İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu tarafından ve Yol-İŞ Başkanı Fikret Barın Tarafından yapıldı.

    Koçoğlu, işgücünün sektör ihtiyaçlarına uygun olarak yetiştirilmesinde ve kazandırılan yeterliliklerin uluslararası standartlar paralelinde belgelendirilmesinde ciddi sıkıntılar yaşandığını belirterek sözlerine başladı. Koçoğlu konuşmasında Sektörde becerili işgücünün yetersizliğinin, sektörün etkinliğini ve rekabet gücünü azalttığını, İnşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün halihazırda Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı meslek liseleri tarafından yetiştirildiğini, ancak, uygulanan programların pratik ağırlıklı olamayışı ve sektörün ihtiyaçlarını yansıtmamasının sosyal taraflara eğitim konusunda önemli rol yükledi hususların işaret etti.

    Daha sonra söz alan Barın da İnşaat Sektöründe mesleki eğitimin önemine ve özellikle ülkemizde inşaat sektöründe bu konuda gerçekleştirilecek çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtti.

    Oturum Yöneticiliğini Per-Yön Başkanı Özden ASLAN’nın yaptığı toplantıya konuşmacı olarak,

    Meb Erkek Teknik Öğretim Genel Müdür Yardımcısı Hüsamettin Kaya, İşkur Genel Müdür Vekili Namık Ata, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Adına Prof. Dr. Oğuz Borat Zdh , Alman Zanaatkarlar Ve Küçük İşletmeler Konfederasyonundan Bayan Almut Schmitz katıldı.

    Hüsamettin Kaya Milli Eğitimin Genel durumu hakkında genel bilgiler verdi. Kaya sözlerine cumhuriyetin kuruluşu ile başlatılan eğitim seferberliği ile eğitimde çok önemli bir noktaya gelindiğini belirterek o tarihten günümüze kadar okul sayısında 111 kat, öğrenci sayısında 50 kat, öğrenci sayısında 53 kat artış sağlandığını belirterek sözlerine başladı. Her yıl ortalama 1.250.000 öğrencinin eğitime dahil olduğu da dikkate alındığında ülkemizin eğitim yükünün ağırlığının ortaya çıktığını belirten Kaya sözlerine Türkiye’de eğitim kadamelerine göre okullaşma oranları, gelişmiş ülkelerde genel ve mesleki orta öğretimde öğrenci dağılımı

    4346

    ÇAK Mayıs 2005: Yüksek Fen Kurulu Toplantısı

    BAYINDIRLIK BAKANLIĞI-YÜKSEK FEN KURULU ORTAK TOPLANTISI
    Bayındırlık ve İskan Bakanı Ergezen: “İhale sonrası sorunları asgariye çekmek başlıca hedefimiz”

    İNTES Başkanı Koçoğlu: “ Uyuşmazlıkların çözümünde Yüksek Fen Kurulu’nun önemi ortaya çıkıyor”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) Bayındırlık Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu ile birlikte düzenlediği “Yüksek Fen Kurulu ve Sözleşme Uyuşmazlıklarının Çözümü” konulu toplantı 18 Mayıs 2005 Çarşamba günü Sheraton Oteli’nde yapıldı. Toplantıya Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen de katıldı.

    İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu, açış konuşmasına, 20 Mayıs 1920 tarihinde yasayla kurulan ve o zaman adı Nafıa Vekaleti olan Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 85. kuruluş yılını kutlayarak başladı.

    Birim fiyatların sağlıklı tespit edilmesinin önemini vurgulayan Koçoğlu, analizin elle ya da makinede yapılmasının farklı uygulamalara yol açtığını, bunun hukuk devleti ile bağdaşmadığını belirterek, “Yüksek Fen Kurulu’nun analizleri baştan aşağı taraması gerekir” dedi.

    Kamu İhale Kurumu’nun sözleşmeden önceki süreçte başvurulabilecek bir kurum olduğunu, Yüksek Fen Kurulu’nun ise önemli danışma ve denetim birimi konumuyla ve teknik kapasitesiyle sözleşme sonrası “emniyet supabı” görevi üstlendiğini söyledi. Koçoğlu, “Yüksek Fen Kurulu uyuşmazlıklarda istişari değil, çözüm mercii olsun. Bunun için gerekiyorsa Kurul’un yapısı güçlendirilsin. Sorunlarımızı kendi içimizde aynı dili konuşarak çözelim. Ama, 4735 sayılı sözleşme kanununun tarafların eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğu ilkesini hep gözeterek.” dedi.

    Yüksek Fen Kurulu Başkanı Oktay Şendur, birim fiyat ve analizlerle ilgili müteahhitlerin sorunları bulunduğunu belirterek, Bayındırlık Kurulu’nun kararlarının bağlayıcı olduğunu söyledi. Uyuşmazlıkların çözümünde tarafların Yüksek Fen Kurulu’na ortak başvurabileceklerini ve verilen kararın tarafları bağlayacağını anlatan Şendur, “Kurul özerk değildir, diye itiraz gelebilir. Kurul üyeleri üçlü kararname ile atanırlar. Bakan’ın itiraz hakkı olup konuyu Bayındırlık Kurulu’na götürebilir. Bu durumda Bayındırlık Kurulu’nun kararı herkesi bağlar.” dedi.

    Şendur, Yüksek Fen Kurulu’nun başkan ve üyelerinin tayin ve çalışma şartlarının, tarafsızlığını ve güvenirliğini artırmak için bir yönetmelikle yeniden düzenlenebileceğini söyledi.

    Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, inşaat sektörünün 200 sektöre getirdiği canlılık nedeniyle ekonominin belkemiği olduğunu, bunun Türkiye’de yerleştirilmesi ve sektörün “şamar oğlanı” olmaması gerektiğini söyledi.

    4348

    Yapım İşleri İhalelerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri Toplantısı.

    YapIm İşleri İhalelerinde Sorunlar Ve Çözüm Önerileri ToplantISI
    Koçoğlu : “Aşırı düşük teklifin sorgulanmasında bürokratı rahatlatan düzenlemeleri kanuna koymalıyız.”
    Akkaynak: “Kanunumuz çok sık değişti. Bizim tabirimizle her yıl, o yılın modeli bir kanun değişikliği oldu. 2005 modelde yolda gibi görünüyor.”

    Kamu İhale Kurumu ile Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası(İNTES)’in birlikte düzenledikleri, “Yapım İşleri İhalelerinde Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu toplantı 22 Nisan 2005 Cuma günü Sheraton Oteli’nde yapıldı.

    Toplantı, İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu’nun açış konuşmasıyla başladı.Koçoğlu, 2002 yılında kabul edilen Kamu İhale Kanunu’nun sekiz kez değiştiğini, kanunun özünün şeffaflık ve rekabet olduğunu belirterek, “Kanuna, aşırı düşük teklifle ilgili bürokratları rahatlatacak bir maddenin konulması lazım” dedi.
    Rekabet ve şeffaflığın Avrupa Birliği uyum yasalarının da öngördüğü unsurlar olduğunu anlatan Koçoğlu özetle şunları söyledi:

    “Biz hep objektif olmaya çalışıyoruz. Burada her kesimden insan var. Bugün bu toplantıda tartışmalar da yapılacak. Kişiye veya kişilerin zihniyetine göre değil. Yaklaşık üç yıldır Kamu İhale Kurumu çok ciddi ve özverili bir şekilde çalışma yapıyor. Tabii, bu kanunun yeniden yapılanması tabiri bana biraz sert geliyor. Bu değişikliği yapan saygıdeğer arkadaşlarımız şu anda, zaten komisyonda olan arkadaşlarımız da burada, kamudan. Ancak daha evvel olduğu gibi, taşın altında eli olan, yani bizlerden görüş alınması önemli. Artık 21. asırda kapalı kapılar ardında hiçbir kanunun yapılmaması gerekir. Kapalı kapılar ardında derken, kurumları, kişileri kötülemek, karalamak için söylemiyorum. Ama, eğer biz daha evvel bu işe emek sarfetmiş insanlar isek, tekrar bu emeğimizi, bu çabamızı canı gönülden, en şeffaf bir şekilde vermek isteriz. Eğer, yoksak da, tabii ki işte o zaman şeffaflık biraz zedeleniyor gibi algılıyorum.”
    Kamu İhale Kurumu Başkanı Sener Akkaynak ise “aşırı düşük teklif” konusunun hala gündemde olmasını “zafiyet” olarak kabul ettiklerini söyledi. Akkaynak, kanunun kapsamının dışına çıkılmasını sağlayan “istisna” maddesinin en hassas noktaları olduğunu vurguladı.

    İhale sürecinde sürelerin kısaltılması konusuna da değinen Akkaynak, bu konuda ihale yapacak idarelerin alışkanlıklarından kaynaklanan birtakım durumların söz konusu olduğunu belirterek, “ Sürelerin kısaltılması açısından olayı tartışırken, farklı durumların da hesaba katılması gerektiğine inanıyorum” dedi ve şunları söyledi:

    “Sürelerin kısaltması açısından, ihale yapacak idarelerin birtakım alışkanlıklarından kaynaklanan bir sıkıntının olduğun.

    4350

    Avrupa Birliği Perspektifinde İş Sağlığı ve Güvenliği Toplantısı.

    Koçoğlu: “İş sağlığı ve güvenliği yöntemleri kaliteli üretimin bir parçasıdır.”

    İNTES ile Yol-iş tarafından kurulan Türkiye Eğitim Şantiyesi ile İstanbul Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin birlikte düzenlediği “Avrupa Birliği perspektifinde İş Sağlığı ve Güvenliği”konulu toplantı 28 Ocak 2005 Cuma günü Sheraton Oteli’nde yapıldı.

    İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Berin Ergin’in açış konuşmasından sonra kürsüye gelen
    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu, işçi ile işveren birlikteliğinin güzel bir örneği olan Türkiye Eğitim Şantiyesi’nin. AB normlarına göre gerçekleştirildiğini kaydetti.

    İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda inşaat sektörünün ciddi sorunları bulunduğunu belirten Koçoğlu, sektörde işin ayrı yerlerde ve farklı niteliklerde yapılmasına rağmen tek bir mevzuatın uygulandığını, bunun sonuçta problem yarattığını söyledi. Koçoğlu, küresel rekabette kalite, iş güvenliği ve çevre duyarlılığı taşımadan var olmanın mümkün olamayacağına da işaret ederek, “ İş sağlığı ve güvenliği yöntemleri kaliteli üretimin bir parçasıdır” dedi.

    Yol-İş Sendikası Başkanı Fikret Barın da, Eğitim Şantiyesi’nin işçi ile işveren sendikacılığının işbirliği ve anlaşma temeline oturmasına bir örnek teşkil ettiğini belirtti. İnşaat sektörünün yapısı gereği iş kazalarında Türkiye’nin dünyada birinci sırada yer aldığını kaydeden Barın, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının gereği gibi gerçekleştirilmesinin sektörde yaşanan kayıpları ortadan kaldıracağını söyledi.

    Kısa adı ILO olan Uluslararası Çalışma Örgütü Türkiye Direktörü Gülay Aslantepe ise Türkiye Eğitim Şantiyesi’nin kalifiye iş gücünün yetiştirilmesi ile iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi bir oluşum olduğuna dikkati çekti. AB bünyesinde yaklaşık 13 milyon kişinin inşaat sektöründe istihdam edildiğini anlatan Aslantepe, iş sağlığı ve güvenliği açısından bu alanın riski en yüksek sektör olduğunu söyledi.

    Konuşmaların ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sarper Süzek’in moderatörlüğünde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Doç.Dr.Gülsevil Alpagut İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Açısından Yenilikler, Doç.Dr.Ömer Ekmekçi İş Sağlığı ve Güvenliği Sorunları konusunda görüşlerini açıkladılar. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Erhan Batur, AB Perspektifinde İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı, ÇASGEM Başkanı Aysel Ünalan da İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Eğitim Uygulamaları konularında katılımcıları bilgilendirdiler.

    ŞEHİT MUSTAFA DOĞAN CAD. 719. SOK. NO: 3 YILDIZEVLER MAHALLESİ, ÇANKAYA - ANKARA
    T: 0 312 441 43 50 F: 0 312 441 36 43 ∙ İNTES@İNTES.ORG.TR
    © İNTES, 2018 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.