• 2018
  • 2017
  • 2016
  • 2015
  • 2014
  • 2013
  • 2012
  • 2011
  • 2010
  • 2009
  • 2008
  • 2007
  • 2006
  • 2005
  • 6412-
  • Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri
    6412
  • İNTES 178. Geleneksel Toplantı
    6412
  • 6778

    Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri

    Yargıtay Kararları Işığında İnşaat Sektöründe İş Hukuku Uygulamaları Semineri

    Yargıtay Kararları Işığında İş Hukuku Uygulamaları Semineri’nin açış konuşmalarını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur ve İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu yaptı.
    Başkan Koloğlu konuşmasında 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren zorunlu olan arabuluculuk sistemine ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Projenin sonlanmasıyla o şantiyeye özgü iş yerlerinin kapandığını bu nedenle sirkülasyonu yüksek olan inşaat sektöründe arabuluculuk müessesesine özel önem verildiğini belirten Koloğlu, “Arabuluculuk geleneklerimize uygun olarak işçilerimizle helalleşmemize de imkân vermektedir.” dedi.
    Arabuluculuk sisteminin yaygınlaşmasına yönelik çalışmaların çok önem kazandığına değinen Koloğlu, İNTES tarafından kurulan Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde (TAM) çalışma hayatının taraflarına bu alanda hizmet sunulduğunu belirtti. Koloğlu, TAM’ın faaliyetlerine ilişkin bilgi vererek Eylül 2018 itibariyle yaklaşık 10 bin işçiyle tüm hakları ve ilave talepleri karşılanarak anlaşma sağlandığını ve yaklaşık 200 milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.
    Yargılama Sürecinde Emsal Ücret Araştırmaları konusunun önemine vurgu yapan Koloğlu, mahkemeler kanalıyla İNTES’e emsal ücret sorulduğunda, Yüksek Fen Kurulu İşçilik Rayiçleri ve toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ücretlerin kriter alınırken buna karşılık bazı örneklerde kanuna göre toplu sözleşme imzalama yetkisi olmayan işçi sendikalarına da emsal ücret sorulduğunu belirtti. Koloğlu, “Bu sendikalar tarafından astronomik rakamlar bildirilebilmektedir. Kaldı ki sendika üyesi ve toplu sözleşmeden yararlanan bir işçinin aldığı ücretin sendika üyesi olmayan işçinin ücreti açısından doğru emsal olamayacağı da bilinmektedir. Zira ülkemizde yaklaşık 15 milyon işçimiz sigortalı olarak çalışmasına rağmen yaklaşık ancak 1 milyonu toplu sözleşme kapsamındadır. Bu konuda kıymetli yargı mensuplarımızın ve akademisyenlerimizin görüşleri için bize yol göstermelerini rica ediyoruz.” dedi.
    Çalışma ve dinlenme süreleri ile holding ve şirket gruplarında işveren olarak organik bağ ilişkisinin kurulması konusunun sektörün sorun yaşadığı alanlardan birisi olduğunu belirten Koloğlu, sektörün yapısal özelliklerinin bu alandaki bazı uygulamaları da zorunlu kılmakta olduğunun altını çizerek, “Yargımızın aldığı ve alacağı kararlar sektörümüzün özellikle yurt dışında yürüttüğü çalışmaları etkilemektedir. Biz, inşaat sektörü olarak yurt dışı projelerimizde sadece işçilerimizin istihdam zorunluluklarını yerine getirmiyoruz. Üstlendiğimiz projelerin gerekenlerini de yapıyoruz. Gittiğimiz ülkelerin şartları ve kendine özgü hukuku da bulunmaktadır. Bunların getirdiği zorunluluklar da olmaktadır. Hepsine uyum sağlayıp çalışma mecburiyetindeyiz.” dedi.
    Koloğlu sözlerinin devamında yurt dışında çalışan işçilere yurt içinde çalışıyor gibi iş hukuku kurallarının uygulanmasının istihdam kararlarını olumsuz etkilediğine, yurt dışında üstlenilen büyük projelere rağmen daha az Türk işçisi ve mühendisi çalıştırıldığına vurgu yaptı ve “Ülkemizin geçirmekte olduğu bu zor günlerde bizler de daha çok Türk işçisi ve mühendisi çalıştırmak istiyoruz.” dedi. Koloğlu bu nedenle yurt dışında yapılan çalışmalar açısından iş hukuku mevzuatımızın yeniden ele alınması gerektiği görüşünde olduğu belirtti.
    Başkan Koloğlu’nun ardından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur açış konuşması yapmak üzere kürsüye davet edildi.
    Yargıtay Kararları Işığında İş Hukuku Uygulamaları Semineri’nin açış konuşmalarını Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur ve İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu yaptı.

    Başkan Koloğlu konuşmasında 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren zorunlu olan arabuluculuk sistemine ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Projenin sonlanmasıyla o şantiyeye özgü iş yerlerinin kapandığını bu nedenle sirkülasyonu yüksek olan inşaat sektöründe arabuluculuk müessesesine özel önem verildiğini belirten Koloğlu, “Arabuluculuk geleneklerimize uygun olarak işçilerimizle helalleşmemize de imkân vermektedir.” dedi.

    Arabuluculuk sisteminin yaygınlaşmasına yönelik çalışmaların çok önem kazandığına değinen Koloğlu, İNTES tarafından kurulan Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nde (TAM) çalışma hayatının taraflarına bu alanda hizmet sunulduğunu belirtti. Koloğlu, TAM’ın faaliyetlerine ilişkin bilgi vererek Eylül 2018 itibariyle yaklaşık 10 bin işçiyle tüm hakları ve ilave talepleri karşılanarak anlaşma sağlandığını ve yaklaşık 200 milyon TL ödeme yapıldığını açıkladı.

    Yargılama Sürecinde Emsal Ücret Araştırmaları konusunun önemine vurgu yapan Koloğlu, mahkemeler kanalıyla İNTES’e emsal ücret sorulduğunda, Yüksek Fen Kurulu İşçilik Rayiçleri ve toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ücretlerin kriter alınırken buna karşılık bazı örneklerde kanuna göre toplu sözleşme imzalama yetkisi olmayan işçi sendikalarına da emsal ücret sorulduğunu belirtti. Koloğlu, “Bu sendikalar tarafından astronomik rakamlar bildirilebilmektedir. Kaldı ki sendika üyesi ve toplu sözleşmeden yararlanan bir işçinin aldığı ücretin sendika üyesi olmayan işçinin ücreti açısından doğru emsal olamayacağı da bilinmektedir. Zira ülkemizde yaklaşık 15 milyon işçimiz sigortalı olarak çalışmasına rağmen yaklaşık ancak 1 milyonu toplu sözleşme kapsamındadır. Bu konuda kıymetli yargı mensuplarımızın ve akademisyenlerimizin görüşleri için bize yol göstermelerini rica ediyoruz.” dedi.

    Çalışma ve dinlenme süreleri ile holding ve şirket gruplarında işveren olarak organik bağ ilişkisinin kurulması konusunun sektörün sorun yaşadığı alanlardan birisi olduğunu belirten Koloğlu, sektörün yapısal özelliklerinin bu alandaki bazı uygulamaları da zorunlu kılmakta olduğunun altını çizerek, “Yargımızın aldığı ve alacağı kararlar sektörümüzün özellikle yurt dışında yürüttüğü çalışmaları etkilemektedir. Biz, inşaat sektörü olarak yurt dışı projelerimizde sadece işçilerimizin istihdam zorunluluklarını yerine getirmiyoruz. Üstlendiğimiz projelerin gerekenlerini de yapıyoruz. Gittiğimiz ülkelerin şartları ve kendine özgü hukuku da bulunmaktadır. Bunların getirdiği zorunluluklar da olmaktadır. Hepsine uyum sağlayıp çalışma mecburiyetindeyiz.” dedi.

    Koloğlu sözlerinin devamında yurt dışında çalışan işçilere yurt içinde çalışıyor gibi iş hukuku kurallarının uygulanmasının istihdam kararlarını olumsuz etkilediğine, yurt dışında üstlenilen büyük projelere rağmen daha az Türk işçisi ve mühendisi çalıştırıldığına vurgu yaptı ve “Ülkemizin geçirmekte olduğu bu zor günlerde bizler de daha çok Türk işçisi ve mühendisi çalıştırmak istiyoruz.” dedi. Koloğlu bu nedenle yurt dışında yapılan çalışmalar açısından iş hukuku mevzuatımızın yeniden ele alınması gerektiği görüşünde olduğu belirtti.

    Başkan Koloğlu’nun ardından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Başkanı Mehmet Çamur açış konuşması yapmak üzere kürsüye davet edildi.

    Toplantının Özet Metni Aşağıdaki Linkte Yer Almaktadır

    TOPLANTI ÖZET METNİ

    6414

    İNTES 178. Geleneksel Toplantı

     

    İNTES’in 178’inci Geleneksel Toplantısısının konuğu Adalet Bakanı Abdulhamit Gül oldu

     

    Enka İnşaat ve Sanayi A.Ş.’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Yüz Yetmiş Sekizincisi İNTES Geleneksel Toplantısı’nın onur konuğu ve konuşmacısı Adalet Bakanı Abdulhamit Gül oldu.

    Toplantının açış konuşması İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu tarafından gerçekleştirildi.
    Konuşmasına gündeme ilişkin genel değerlendirmelerde bulunarak başlayan Koloğlu sürdürülebilir büyümenin en önemli unsurunun istikrar olduğuna işaret ederek, 24 Haziran tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleriyle belirsizlik ortamının yerini istikrar ortamına bırakacağını belirtti.

    Hukuk sisteminin her alanında önemli gelişmeler yaşandığını anlatan Koloğlu bu önemli konulardan birisinin Arabuluculuk müessesenin zorunlu hale gelmesi olduğunu anlattı. Bu sürecin çalışma barışına önemli katkılar sağlayacağını aktararak sistemin herkesin kazanacağı dostane bir sistem üzerine inşa edildiğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı: “Arabuluculuk sisteminde işçi işveren anlaşma oranları %70 seviyelerini aşmaktadır. Arabuluculukta uyuşmazlıklar ortalama 4 günlük süre içinde çözülmektedir. Yargılama süreleri ve masrafları ile kıyaslandığında uzlaşmaya varmak her iki tarafın da lehinedir. Her iki taraf için de daha ekonomik olan bu sistemde işçilerimiz, hak etmiş olduğu alacağına en kısa sürede kavuşmaktadır. Amaç, işçinin tüm haklarını alabileceği ve işvereni ile sorun yaşamadan işinden ayrılabileceği bir sistemin kurulmasıdır.”

    Konuşmasında 2018 yılının Ocak ayında kurulan Türkiye Arabuluculuk Merkezi’nin çalışmalarından da
    söz eden Koloğlu merkezde yapılan 3235 sözleşmenin sadece 5’nin olumsuz sonuçlandığı merkezin amacının herkesin uzlaşabileceği, ilişkilerin devam edeceği bir ortamı tesis etmek olduğunu söyleyerek sözlerine sistemin işlerliğinin iş mahkemelerinin dosya yükünü de azaltacağına dair görüşlerini ekledi.

    Açılan iş davalarının yurt içinde ve yurt dışında işverenlerin faaliyetlerini olumsuz etkiledikleri konusuna vurgu yapan Koloğlu bu sorunlar nedeniyle sektör temsilcilerimizin yüz milyonlarca lira
    zarara uğramakta olduğunu belirterek “Özellikle yurt dışı müteahhitlik hizmetleri kapsamında yaşanan işçi işveren uyuşmazlıkları sektörün kanayan yarası haline gelmiştir.” ifadesiyle görüşlerini vurguladı.

    Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde yaşanan uyuşmazlık sorunlarının yurt dışında Türk işçi istihdamını sekteye uğrattığına işaret eden Koloğlu, işverenler olarak, yurt dışında Türk işçi ve mühendislerle çalışmak istediklerini ancak bu koşullarda çalışılan Türk işçi, mühendis ve mimar sayısının azalmakta olduğunu aktardı.

    Koloğlu, şunları kaydetti: Üzülerek belirtmekteyim ki yurt dışında çalışan Türk işçi ve mühendis sayımız giderek azalmaktadır. İnşaat sektörü olarak 2002 yılında yurt dışında yaklaşık 4 milyar dolar iş üstlenirken yaklaşık 27 bin Türk işçi istihdam ediyorduk. Bilahare 2014-2015 yıllarında üstlenilen yıllık projeler yaklaşık 30 milyar dolara ulaşmıştır. İş yaptığımız Libya, Suriye, Irak ve benzeri ülkelerdeki sorunlara rağmen bugün 15-16 milyar dolarlık iş hacmi vardır. Ancak Aralık 2017 istatistiklerine göre istihdam edilen Türk işçi sayısı 19 bin 834 seviyesindedir. Aradan geçen süre zarfında üstenilen proje miktarında artış olurken, istihdam oranında ciddi bir düşüş yaşanmaktadır. Olması gereken yüzbinlerce Türk işçisi, mühendisi, mimarıdır. Müteahhitlerimiz kendini koruma refleksi ile yurt dışı projelerinde Türk işçiler yerine hızla yabancı uyruklu işçileri tercih eder hale gelmiştir.”

    Koloğlu mahkemelerdeki emsal ücret araştırma hususuna yönelik sorunlara da değindi. İNTES’in Türkiye’nin farklı illerinden gelen emsal ücret sorularına cevap verildiğini bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu rayiçlerine ve İNTES’in taraf olduğu Toplu İş Sözlemlerinin esas alındığına vurgu yaparak bu konuda da işverenlerin mağdur olduğu durumlara değindi. Koloğlu konuya ilişkin açıklamalarında bazı işçi sendikalarının ise Toplu İş Sözleşmesi imzalama yetkisi olmadığı halde emsal ücret bildirmekte olduklarını, üstelik bu bildirilen rakamların astronomik rakamlara ulaşmakta olduğunu belirterek “Astronomik emsal ücretlere itibar eden bir dosyada gerçekle ilgisi olmayan çok yüksek rakamlara varan tazminatlara hükmedilmeye başlanmıştır. Mahkemelerimizin emsal ücret araştırmasına daha sağlıklı ve adil bir çözüm getirmek adına bu konuda yeknesak bir uygulamaya ihtiyaç olduğu görülmektedir.” dedi.

    Koloğlu’nun ardından Enka İnşaat ve Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İNTES Yüksek Danışma Kurulu Başkan Vekili Sinan Tara konuklara hitap etmek üzere kürsüye davet edildi.

    Tara yurt dışı müteahhitlik sektörü hakkında bilgi verdi. Türk müteahhitlerinin başarılarını anlatan Tara 70’li yıllarda Libya’dan başlayarak tüm Orta Doğu ülkelerine yayılan müteahhitlik hizmetlerinin 90’lı yıllarda Rusya ile imzalanan doğal gaz anlaşmasını takiben Rus pazarının tamamen ele geçirildiğini Papua Yeni Gine’den Paraguay’a Türk müteahhitlerinin çalışmadığı coğrafya kalmadığını ifade etti.

    Bugünkü dünyada en büyük rakibimizin Çinli şirketler olduğundan söz eden Tara bunun nedeninin Çinli şirketler gittikleri ülkelerde Çin devletinin büyük finansman desteğini alırken Türk Eximbank’ın finanse ettiği proje sayısının ise 50 yılda bir elin parmaklarını geçmediğini belirten Tara “Tüm finansman desteğine rağmen birçok ülke Türk şirketlerini tercih etmektedir. Çoğu Çin şirketi işleri zamanında ve istenen kalitede bitiremezken, işi Türklere vermek artık o işin istendiği gibi biteceğinin garantisi olarak algılanmaktadır.” dedi.

    Türk şirketlerinin son yıllarda ekonomik ve hukuki nedenlerle üçüncü dünya ülkelerinden işçi alımına yöneldiğini hatırlatan Tara sadece işçi değil ustabaşı ve kalfa seviyesinde de yabancıların istihdam edilmeye başlandığı bilgisini paylaştı.

    Tara Türkiye’de karşılaşılan hukuki sorunların artmasına paralel olarak son zamanlarda mühendis ve şantiye yönetim kadrolarının da üçüncü dünya ülkeleri vatandaşı olmaları tercih edilir hale geldiği konusunu açıklayarak, müteahhitlerin karşılaştıkları hukuki sorunları yabancı istihdamı ile çözmüş olduğunu vurguladı. Tara konuya ilişkin şu sözleri kaydetti: “Ancak orta vadede yılların tecrübesi ve bilgi birikimi kaçacak, yetiştirdiğimiz yöneticiler edindikleri know-how’u kendi ülke şirketlerine taşıyacak ve bizleri rekabet edemez duruma sokacaktır. Bu nedenle hukuki sorunlarımızın çözümü ülke ekonomisi için önem arz etmektedir.”

    Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde istihdam edilen işçiler ve işverenler arasında devletin görevli kuruluşu olan IŞKUR’un hazırladığı matbu sözleşmeler imzalandığını aktaran Tara bu sözleşmelerin işçi – işveren anlaşmazlıklarını çalışılan ülkenin iş hukukuna uygun olarak çözülmesi gerektiğini emrettiğine açıklama getirerek “ Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin sadece bu hükme uymaları dahi sorunu büyük ölçüde çözecektir.” ifadesini kullanarak sözlerine son verdi.

    Kürsüye son olarak onur konuğu ve konuşmacı olarak Adalet ve Kalkınma Bakanı Abdulhamit Gül davet edildi.

    Sektöre ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye’nin marka değerini artıran yüz akı projelerin tamamında inşaat sektörü temsilcilerinin katkısı, alın teri, emeği olduğunu belirterek ekonomiye can veren sektörlerin başında inşaat sektörünün geldiğini ve gelişme gösterdiğini söyledi.
    Adalet ve ekonominin iç içe geçmiş kavramlar olduğunu vurgulayan Gül, yatırımları ve istihdamı artıran en temel unsurlardan birinin adalet olduğunu belirtti. Bu iki kavramın birbirini tamamladığına dikkati çeken Gül, “Bu nedenle adalet ve kalkınma isminin tercih edilmesi de bir tesadüf değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde esasen ortaya konmaya çalışılan vizyon da budur.” ifadesini kullandı.

    Bakan Gül, Türkiye’de 16 yılda ekonomide ve adalette gelişmeler yaşandığına işaret ederek, “Adalette, yargı sisteminde çok önemli mesafeler kat ettik. Elbette eksiklerimiz de var. Ama bunları da hep birlikte çözerek, bundan sonraki aşamada daha fazla adaleti ve geç gelen adalet adalet değildir; anlayışıyla yine reformlarını da hep birlikte sürdüreceğiz.” diye konuştu.

    Müteahhitlerin dünyadaki başarıları

    Ekonomik reformların Türkiye’nin önünü küresel krizlere rağmen açtığını ve ekonominin canlı bir şekilde ayakta kaldığını vurgulayan Gül, şöyle devam etti:

    Bugün dünyanın en büyük 250 müteahhitlik şirketi arasına 46 Türk firmasının girdiğini ifade eden Gül, enerji üreticisi ve tüketicisi bölgeler arasında çok önemli bir enerji üssü olan bir ülke olduğumuzdan söz etti.

    Gündemdeki seçim konusunu değerlendiren Gül, tüm bu başarının ardında Türkiye’deki siyasi istikrarın olduğunu belirterek, “Önceden istikrar deniyordu ama yoksulluk istikrarı, yolsuzluk istikrarı kazanıyordu. Hayat pahalılığı, işsizlik istikrarı kazanıyordu ama 16 yılda Cumhurbaşkanımızın karizmasından kaynaklı milletimizle olan irtibatından kaynaklı, güçlü bir destekle istikrar sağlandı ama bugün istikrarın kalıcı hale geleceği bir seçime doğru ilerliyoruz.” dedi.

    Türkiye’de ilk defa çok partili hayata geçildiği günden bu yana seçim günü, hükümetin kurulacağı bir 24 Haziranın yaşanacağını aktaran Gül, şu değerlendirmelerde bulundu:

    24 Haziranda diğer yapılan bütün seçimlerden farklı bir şey olacak. 24 Haziran akşamı hükümeti, parlamentoyu siz kurmuş olacaksınız. Pazartesi günü ofisinize gittiğinizde acaba koalisyon görüşmeleri nasıl olacak? Kurulabilecek mi? Kurulsa kaç ay devam edecek? diye aklınızda böyle bir soru kalmayacak. Çünkü pazar günü 24 Haziranda sizlerin vereceği oylarla hükümet kurulmuş olacak. Bu Türkiye’nin hem ekonomisi hem hukuki geleceği bakımından çok önemli bir reformdur. Bunu hep beraber göreceğiz.”

    Bu anlamda istikrarı kalıcı hale getirecek olan bir sistemi Türk demokrasisinin kazanmış olacağına değinen Gül, şu görüşlere yer verdi:

    “Bu hükümetin bir üyesi olarak, AK Parti’nin bir mensubu olarak söylüyorum; eğer mesele bir AK Parti, bir kişilerin ikbali meselesi olsaydı 1,5 yıldan fazla cumhurbaşkanlığı süresi olan Cumhurbaşkanımız ya da %50 oyla tek başına yine iktidar olan AK Parti böyle bir tercihe yol açmazdı. Ama buradaki temel hedefimiz istikrar, kişilerin karizmasından kaynaklı olarak, konjonktürel, geçici o ülkenin talihine göre şekillenecek bir olgu olmaktan kurumsal bir istikrar haline gelsin diye yapılan çok önemli bir reformdur. Artık sandıktan her zaman istikrar çıkacak. Peki ne olacak? Sandıktan yüzde 50+1 oy alan kişi hükümeti kurup, ülkeyi yönetecek. Bu da konsensus, toplumsal uzlaşı demektir. Yüzde 50+1 almak için seçim dilinizi, propagandanızı ve bütün kampanyanızı milletin dediğiyle uzlaştırmak, öyle iş yapmak zorundasınız.”

    Refahı toplumsal tabana yayılacağı ekonomi yönetimiyle, dezavantajlı grupları gözeten sosyal politikalarla, çalışma ortamını daha pozitif ve barış içinde yapan politikaları ortaya koyduklarına değinen Gül, bütün vatandaşlar için fırsat eşitliğinin sağlanması, kamu hizmetlerinin erişilebilir olması ve hukuk güvenliğini esas aldıklarını söyledi.

    Hükümetin takip ettiği istikrar için büyüme hedefinin üç önemli boyutu olduğuna işaret eden Gül, bunların “Siyasi istikrarın korunması, ekonomi alanındaki kurumların yapısal istikrarı ve hukuk istikrarının sağlanması” olduğunu aktardı.

    Son iki yıl içinde üç önemli reformun yasal çerçevesini çizip uygulamaya başladıklarını belirten Gül, bunlardan birincisinin yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla geçtiğimiz şubat ayında kanunlaştırdıkları paket olduğunu anlattı.

    Bakan Gül, başta İcra İflas Kanunu olmak üzere 12 kanunda bir dizi yenilik ve düzenlemeyi hayata geçirdiklerini belirterek, bu konuda yapılan çalışmaları anımsattı.

    Elektronik tebligat uygulaması getiriyoruz

    Elektronik tebligat uygulamasını da getirdiklerini belirten Gül, böylece artık ilkel ve çağdaş olmayan tebligat usullerinden de vazgeçileceğini bildirdi.

    Cep telefonu, mail ve iletişim adreslerine tebligat yapılarak, yasal sürenin başlayacağı, daha az emek ve masrafla yargının hızlanacağı bir usulü getirdiklerini vurgulayan Gül, şu ifadeleri kullandı: “Böylece 2017 verileri esas alındığında mahkemelerin 40 milyonluk tebligatın 28 milyonunun elektronik yolla yapılacağını öngörüyoruz. Toplamda da 75 milyon tebligatın 52 milyonunun elektronik tebligatla yapılmasını öngören bir düzenleme. Bu konuyla ilgili de her türlü çalışmayı yaptık ve en kısa zamanda da yine uygulaması ortaya çıkacaktır.”

    Bakan Gül açıklamalarında Arabuluculuk müessesini de değerlendirdi.

    Konuya ilişkin iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk kanununun düzenlenip, yürürlüğe girdiğini anımsatarak, toplumsal barış ve uzlaşmada tarafların anlaşmasının önemine değindi.

    Bu uygulamanın başarıyla yürütüldüğünü vurgulayan Gül, “Bu arabuluculuk meselesini biz de bakanlık olarak bir pilot uygulama olarak izliyoruz. Buradaki başarılı sonuçları dikkate alarak farklı konularda da uyuşmazlıkların alternatif yolla çözülmesine yönelik çalışmamızı yapacağız. Ticari davaların yine arabuluculuk yoluyla çözülmesini planlıyoruz. Ama bunu iş hukukundaki, iş uyuşmazlığındaki uygulamalar nasıl, onu bir test ederek, laboratuvar gibi, uygulamadaki aksaklıkları da dikkate alarak genişletmeyi planladık.” dedi.

    Gül, arabuluculuk uygulamasına desteklerinden dolayı iş adamlarına teşekkür ederek, “30 Nisan 2018 tarihi itibarıyla iş uyuşmazlıkları sebebiyle arabulucuya 106 bin 352 başvuru yapılmış ve anlaşma sağlanan dosyaların anlaşma sağlanamayan dosyalara oranı %65 civarında gerçekleşmiştir.” ifadesini kullandı.

    Dava yoluna başvurulduğunda ise yıllar süren yargılama süreçlerinin birkaç gün gibi kısa zaman içinde çözüme kavuştuğuna dikkati çeken Gül, “2017 yılının ilk dört ayında iş mahkemelerine açılan toplam dava sayısı 98 bin, 2018 yılının aynı döneminde bu sayı 15 bin 886. Yani yaklaşık 100 bin dava açılmış bu sene aynı dönemde 15 bin dava açılmış.” diye konuştu.

    Türkiye Arabuluculuk Merkezini önemsiyoruz

    Gül, %85 oranında bir azalmanın söz konusu olduğunu belirterek, İNTES bünyesinde Türkiye Arabuluculuk Merkezi açılmasını da önemsediklerini bildirdi.
    Önümüzdeki dönemde cezada da uzlaşma kurumunu yaygınlaştıracağız.” diyen Gül, ceza davalarında vatandaşın mağdur edilmemesini sağlayacaklarını ifade etti.

    Bilirkişilik Kanunu’na da değinen Gül, ocak ayından itibaren bilirkişilerin eğitime tabi tutularak disipline edildiğini, daha kaliteli ve daha objektif bir bilirkişi sistemine geçildiğini anlattı.

    Amaçlarının hukukun kolaylaştırıcı imkanlarını harekete geçirmek, vatandaşın ve toplumun, iş dünyası ve yatırımcının beklentilerine cevap vermek olduğunu aktaran Gül, 24 Haziran’da bu düzenlemelerle bir seçime gidileceğini kaydetti.

    Gül, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin Türkiye’nin prangalarından kurtulduğu, güçlü parlamento, güçlü hükümet ve güçlü Türkiye demek olduğunu belirterek, 24 Haziran demokrasi şöleninin şimdiden hayırlı olması temennisinde bulundu.

    Geleneksel toplantı bakan gül ve Sinan Tara için İNTES Hatıra ormanında dikilen fidanlara için sunulan sertifika takdimi ile son buldu.

    1885-6414
  • İNTES 177. Geleneksel Toplantı
    1885
  • İNTES 176. Geleneksel Toplantı
    1885
  • İNTES 175. Geleneksel Toplantı
    1885
  • 4543

    İNTES 177. Geleneksel Toplantı

    Kayıtlı ve Nitelikli istihdam

    İNTES’in 22 Kasım 2017 Salı günü Ankara’da JW Marriott Otel’de düzenlenen geleneksel toplantısının onur konuğu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu oldu.

    Kayıtlı ve Nitelikli istihdam konulu geleneksel toplantı, Türkiye YOL-İŞ Sendikası ev sahipliğinde düzenlendi. Toplantıya kamu sektöründen üst düzey bürokratlar, İNTES üyesi firmaların temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, özel sektör temsilcileri ve akademisyenler katıldı.

    Toplantı, Başkan Koloğlu’nun açış konuşmasıyla başladı. Koloğlu, çalışma hayatındaki gelişmeleri değerlendirirken kayıt dışı istihdam konusundaki görüş ve önerilerini açıkladı.

    Yatırımların sürmesinin istihdam için çok önemli olduğunu ifade eden Koloğlu, Türkiye’nin, Avrupa’da yıllık istihdam yaratma kapasitesinde ilk sıralarda yer almasında, inşaat sektörünün payı olduğunu ifade etti.

    İnşaat sektöründe yapılan yatırımlarla son 10 yıldır istihdam kapasitesinin arttığını, müteahhitlerin yurt içinde ve yurt dışında büyük eserler, büyük projeler gerçekleştirdiklerini söyledi. Yurt dışında Türk işçi istihdamının ise arzulanan seviyeye bir türlü gelemediğini belirten Koloğlu, şunları kaydetti:

    “Çünkü yurt dışında işçi çalıştırmanın maliyeti yüksek. Sosyal güvenlik primleri yüksek. İşçilerimizin tüm haklarını almalarına rağmen sürekli davalar açması da işin cabası olmaktadır. Bu davaların büyük çoğunluğu işverenlerin aleyhine sonuçlanmaktadır. Bu durum, Türk vatandaşlarının yurt dışında ve yurt içinde de istihdamını engellemektedir. İş mahkemelerimiz, dava yükü en ağır mahkemelerdir. Meclisimiz, bu sorunun çözümüne yönelik somut bir adım atmıştır. 25 Ekim 2017 tarihinde, İş Mahkemeleri Kanun Tasarısı Meclisten geçmiş ve kanunlaşmıştır. Bu Kanun’la arabuluculuk sistemi, 01.01.2018 tarihinden itibaren zorunlu hâle getirilmiş ve bundan sonra arabuluculuk sistemi olmadan mahkemeye gidilmeyeceği belirtilmiştir. Tabii arabuluculuk sisteminin de iş hukuku uyuşmazlıklarında ne gibi yenilikler getireceğini, neler yaşayacağımızı, sonuçlandığında yaşayıp hep birlikte göreceğiz. Firmalarımız, yurt dışına götürdükleri Türk işçilerle İŞKUR nezdinde sözleşme imzalamaktadırlar. Bu sözleşmelerde esas olan çalışanın, çalıştığı ülke hukukuna göre hak ve menfaatlerin düzenlenmesidir. Yakın zamanda yurt dışına götürülen Türk işçilerimizin yanı sıra, Türk mühendislerin, mimarların ve teknik elemanların da yerini, eğitimi yüksek olan ülkelerden Pakistanlı, Hindistanlı mühendislerin, mimarların almasından endişe duymaktayız. Bu konu da Türk işçi istihdamı kadar önemlidir. Zira bizimle çalışan Türk mühendisler ve mimarlar sonra o ülkelerde kendi işlerini kurup, şirketlerini kurup yeni Türk firmaları oluşturarak sektöre katkı vermektedirler. Gelişen yeni Türk firmaları ise ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır.

    Kayıtlı çalışmanın, çalışanların en doğal hakkı olduğunu belirten Koloğlu, Bakanlığın İş Teftiş Kurulu’nun çağdaş bir yaklaşımla denetimlerini; eğitim, uyarı ve en son ceza mantığıyla yürütmekte olduğuna vurgu yaptı.

    Kayıt dışıyla mücadele için sendikal örgütlenmenin büyük önem arz etmekte olduğunu ifade eden Koloğlu, işçi sendikalarının sadece ücret ve pazarlık sendikacılığı yerine, eğitim, sosyal diyalog ve iş yerinin korunması anlayışına geçmesi gerektiğini söyleyerek YOL-İŞ Sendikası gibi sendikaların toplu iş sözleşmelerinde artık mesleki eğitim ve iş sağlığı güvenliği eğitimlerinin yer almasının önemine değindi.

    Koloğlu, kayıtlı istihdamın aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliğini uygun ortamda çalışma anlamını da taşıdığını aktararak bu konuda paydaşlarla ortak çalışma kültürünün oluşmasının önemine değindi.

    Tehlikeli ve çok tehlikeli mesleklerde, mesleki yeterlilik belgeli işçi çalıştırılması zorunluluğunun iş sağlığı ve güvenliğine uygun bir zemin hazırlayacağını aktaran Koloğlu, şunları söyledi: “İNTES olarak ülkemizde mesleki yeterlilik sisteminin kurulması ve işletilmesine yönelik çok önemli faaliyetleri hayata geçirdik. Mesleki Yeterlilik Kurumumuzla yaptığımız çalışmalar sonucunda, 45 ulusal meslek standardını ve 26 ulusal yeterliliği yürürlüğe koyarak çalışma hayatına kazandırmışızdır. Türkiye MYM aracılığıyla yapmış olduğumuz mesleki yeterlilik sınavları sonucunda, 19 meslekte yaklaşık 12 bin kişiye mesleki yeterlilik belgeleri verilmiştir. İnşaat sektöründe verilen belgelerin %14’ünü TÜRKİYE MYM olarak biz başarmış bulunuyoruz.”

    Türkiye MYM’den belge alan işçilerin de davetli olduğu toplantıda Başkan Koloğlu, kendilerine hitaben şu sözleri aktardı: “Değerli işçi kardeşim, sizlerin inşa ettiği yapıların güveni ve kaliteyi temsil ettiğini bilmenizi istiyorum. Mesleki yeterlilik belgesi ile istihdam piyasasında öncelikli personel olarak yeriniz hazırdır. Bu anlayışınız için sizlere teşekkür ediyoruz.”

    Geleneksel toplantının ev sahipliğini üstlenen YOL-İŞ’in Genel Başkanı Ramazan Ağar da bir konuşma gerçekleştirdi.

    Ağar sözlerine, İNTES ve YOL-İŞ’in geliştirdiği sosyal diyalogun tüm sendikalara örnek olması dileğiyle başladı.

    Başkan Ramazan Ağar da en temel sorunlarının iş kazaları olduğunu ifade etti. Geçen yıl iş kazası sonucu hayatını kaybeden işçilerin dörtte birinin inşaat iş kolunda olduğunu ifade eden Ağar, 2023 hedefine yürüyen Türkiye’nin bu olumsuz tabloyu mutlaka değiştirmesi gerektiğini ifade etti.

    Ağar, İNTES’in inşaat sektörünün gelişmesine ivme kazandırdığı kadar, işçi-işveren ilişkileri açısından da örnek bir kuruluş olduğunu ifade ederken İNTES Mesleki Yeterlilik ve Belgelendirme Merkezi’nin çalışmalarından da övgüyle bahsetti.

    Taşeron işçiliği ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Ağar, görüşlerini şu sözlerle ifade etti: “Karayollarında kadroya geçen 10 bine yakın taşeron işçisinin sevincini birlikte yaşadık. Bu sevincin yaşanmasında Bakanlığımızın ve Hükümetimizin önemli bir katkısının olduğunu huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Sayın Bakanımızın işçi-işveren meselelerini yakından bilen bir çevreden olması, çalışma hayatının içinden gelmesi, hepimiz ve iş dünyası için önemli bir imkân ve fırsat sunmaktadır. Nitekim yakın zamanda taşeron işçilik konusunda yaptıkları açıklamada, talepleri, beklentileri maksimum seviyede karşılamak için gayret gösterdiklerini, taşeron yapıyı kaldırma yönünde çalışmaları olduğunu ifade etmektedirler. Size inanıyoruz; tüm taşeron işçilerin kadrolarına kavuşma sevincini de en kısa sürede birlikte yaşayacağımıza inanıyor ve umutla bekliyoruz.

    Ağar, özel sektör inşaat iş yerlerinde de iş üstlenmiş taşeron firmaların işçilerinin sendikaya üye olmaları gerektiğini, taşeron işçilerin sendikalara üye olmalarının hem iş sağlığı ve güvenliği açısından hem de sendikalı çalışma düzeni açısından önemli olduğunu söylerken sendikalı çalışma düzeninde çalışma barışı ve huzurun sağlandığına da vurgu yaptı.

    İnşaat sektöründe çalışan üç milyona yakın işçi olduğunu belirten Ağar, inşaat sektörünün istihdamdaki payının giderek artmasının, ülkemizin yapısal hâle dönüşen işsizlik sorununun çözümünde büyük umut oluşturacağına dair görüşlerini paylaştı ve sözlerine, “Bu özellikleri ve katkıları nedeniyle inşaat sanayi daha güçlü desteği, üretim ve istihdam teşvikini fazlasıyla hak etmektedir.” ifadesiyle devam etti.

    Ağar sözlerini, şu ifadelerle tamamladı: “Sendikam ve TÜRK-İŞ topluluğu olarak ülkemizin meseleleri söz konusu olduğunda bugüne kadar hep millî bir duruş sergiledik. Son dönemdeki bölgesel ve uluslararası nifaklara karşı da birliğimiz, bütünlüğümüz ve demokrasimiz için yine tek vücut olacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”

    Toplantıda son olarak geleneksel toplantının onur konuğu Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, katılımcılara hitap etmek üzere kürsüye davet edildi.

    Bakan Sarıeroğlu sözlerine, işçi ve işveren örgütlerini temsil eden Başkanların konuşmalarındaki ortak mesajların ülkemizde hem sendikacılığın hem de çalışma hayatının geldiği aşama anlamında çok kıymetli olduğunu ifade ederek başladı.

    İNTES’in elli üç yıldır çalışma hayatı açısından birçok ilke imza atan, otuz üç yıldır geleneksel toplantılarını düzenleyen bir kurum olmasının kurumsal kapasitesini gösterdiğini ve İNTES’in, sektörün daha fazla gelişmesi, daha fazla istihdam yaratması, daha fazla büyümesiyle ilgili gayret gösteren bir kurum olduğunu ifade ederek, “ İNTES’in çalışma hayatımıza kazandırmış oldukları ilkler olarak geçmişten bu yana yine işçi-işveren birlikteliğiyle ilgili örnek çalışmaları, mesleki yeterlilikle ilgili sektördeki ilk belgelendirme merkezini açan kuruluş olması gibi konularla çalışma hayatına katkıları için teşekkür ediyorum. İnşallah İNTES ve YOL-İŞ ailesinin çalışma hayatımıza katkıları bundan sonra da aynı azimle ve inançla devam eder.”

    Bakan Sarıeroğlu, 15 yıldır Türkiye’nin büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirdiğini belirtti. Türkiye’nin, bu değişim ve dönüşüm sürecinde ciddi büyüme performansı göstererek dünyanın parlayan yıldızı haline geldiğine dikkati çeken Sarıeroğlu, ülkenin birçok zorlu aşamadan geçmesine rağmen yoluna inançla, azimle ve kararlılıkla devam ettiğini dile getirdi ve bu yolda, çalışma hayatımızın aktörleriyle hep birlikte çalışarak ilerlendiğini aktardı.

    Sarıeroğlu, Türkiye ile inşaat sektörünün büyümesinin paralel olduğuna ilişkin görüşlerini şu sözlerle ifade etti: “İnşaat sektörü, büyümemizde dinamo etkisi yapmaktadır. Türkiye’nin büyümesi demek, inşaat sektörünün büyümesi demek, inşaat sektörünün büyümesi demek de Türkiye’nin büyümesi anlamına gelir bir hâle gelmiş durumdadır. Bu anlamda, sektörümüzün bütün paydaşlarının, bu büyüme azminin devam etmesi için yanlarında olmaya devam edeceğiz. Çalışanlarımızın hak ve menfaatlerinin aynı oranda geliştirilmesi için gayretlerimizi inşallah sürdüreceğiz.”

    Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da ağır bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığını anımsatan Sarıeroğlu, sonrasında ülke ekonomisine yönelik girişimler olduğunu ve son günlerde de döviz kurlarında hareketlilik yaşandığını dile getirdi. Sarıeroğlu, iş dünyasından aldıkları güçle tüm bu süreçlere karşı direnç gösterdiklerini anlattı.

    Bakan Sarıeroğlu, Türkiye’nin terör örgütleriyle mücadelesini de sürdürdüğünü belirterek, “Tüm bu süreçlerde her alanda ortaya koyduğumuz performans gerçekten bir başarı hikayesi ama maalesef bu kadar zorlu süreçleri atlattıktan sonra artan şekilde çalışma hayatında yaşanan başarı hikayesinin gölgelenmeye çalışıldığına üzülerek şahitlik ettiğimi ifade etmek istiyorum.” dedi.

    Sarıeroğlu, işsizlik rakamlarının Türkiye’nin en önemli konusu durumunda bulunduğunu ve azalan bir işsizlik oranının söz konusu olduğunu ifade etti.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileriyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerinin uyumlu olduğunu dile getiren Sarıeroğlu, iş gücüne katılım ve istihdam oranlarında yükselme, işsizlik oranında ise azalma olduğunu belirtti.

    Bakan Sarıeroğlu, Orta Vadeli Program’da, 10. Kalkınma Planı’nda da işsizlik ve istihdamla ilgili çok güçlü hedefler ortaya konulduğunu ve bunun için Bakanlık olarak gece gündüz çalışıldığını, yeni stratejiler, yeni uygulamalar, neler yapabiliriz ile ilgili büyük bir gayret içerisinde olduklarına vurgu yaptı.

    Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan Millî İstihdam Seferberliğinin ülkemizin gayretli, azimli iş dünyası temsilcileri sayesinde büyük bir başarı sağladığına açıklama getiren Bakan Sarıeroğlu, “ Ben huzurlarınızda bu alkışlanacak başarı için işverenlerimize teşekkür etmek istiyorum ve inşallah önümüzdeki dönemde de aynı performansı beklediğimizi, bu performansları daha da ileriye götürmek için bizlerin de yeni modeller, yeni uygulamalar konusunda arayış içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.” dedi.

    Her şeyin yolunda olduğunu yineleyen Sarıeroğlu, “İnşallah daha da yoluna sokacağız. Daha da iyi oranlarla istihdamda performansları hep birlikte, iş dünyamızın temsilcileriyle birlikte gerçekleştireceğiz.” diye konuştu.

    Sarıeroğlu, Türkiye’nin G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen üçüncü ülke olduğunu, Avrupa Birliği içinde de son 10 yılda en güçlü istihdam artışını sağlayan ülke konumunda bulunduğunu ifade etti.

    ” 6,5 milyonluk bir istihdam artışımız var. Neredeyse bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin nüfusu kadar. Bunun 3 milyonu kadınlardan oluşuyor. Kadınların iş gücü piyasasına girişinde artışımız var. Her yıl 700 bin, 800 bin yeni iş gücü iş piyasamıza giriyor. Hem bunu absorbe edecek rakamları gerçekleştiriyoruz hem de 6,5 milyonluk bir istihdam performansına ulaşıyoruz. Bunların hepsi ülkemizin başarı hikâyeleridir.” diye konuştu ve inşaat sektörünün bu rakamlarda önemli rol üstlendiğini açıkladı.

    İNTES’in geleneksel toplantısı vesilesiyle istihdam oranlarını en fazla sağlayan işverenlerle bir arada olduklarını ifade eden bakan Sarıeroğlu, bu işverenlerin kayıtlı ve nitelikli istihdama önem verdiklerini belirterek, “Sizlerin büyük fedakârlıklarla bu süreçleri yürüttüğünüzü çok iyi biliyoruz. İnşallah bunu daha da kolaylaştırıcı şekilde çalışmalarla yanınızda olmaya devam edeceğiz.” dedi.

    Bakan Sarıeroğlu, 2018 senesine ilişkin yeni teşvik uygulamaları olacağını, bazı teşviklerin bu sene sonu itibarıyla süresinin dolacağını ancak daha etkili, daha tercih edilebilir teşvik uygulamalarıyla iş dünyasının yanında olacaklarına açıklama getirdi.

    Sektörün nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyduğunu bildiğini ifade eden Sarıeroğlu, Başkan Koloğlu’nun da kedisine yaptıkları ziyarette projelerde nitelikli eleman bulma konusunda bazı zorluklar olduğunu ifade ettiklerini paylaşarak, bu zorlukları aşma konusunda bazı kolaylaştırıcı adımları olduğunu açıkladı. Bu kapsamda, iş gücü talebi ve arzının eşleştirilmesinin önemine değinen Bakan Sarıeroğlu, “İşverenlerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikte iş gücü oluşturma konusunda, daha fazla gayret sarf etmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

    Bakan Sarıeroğlu, mesleki eğitim kurumlarının niteliklerini artırmayı hedeflediklerini ve mesleki eğitim kurslarını özel sektör iş birliğiyle gerçekleştirmek istediklerini ve eğitimlerin daha amaca uygun, sektörün ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha verimli sonuçlar almaya yönelik dizayn edilmesi konusunda çalışmaları olduğunu söyledi.

    Kayıtlı çalışma konusuna da değinen Sarıeroğlu, kayıt dışı çalışan kesimlerin, kayıtlı çalışan kesimler açısından rekabet gücünü nasıl olumsuz etkilediğini söyleyerek İş Teftiş Kurulu bünyesinde denetim faaliyetlerinin sürdüğüne açıklama getirdi.

    Bursa’da yaşanan iş kazasını anımsatan Sarıeroğlu, iş kazalarında hem can kayıplarının olduğunu hem de işverenlerin çok zor durumda kaldığını belirterek bu durumların yaşanmaması için gerekli çalışmaları yapacaklarını bildirdi.

    Mesleki yeterlilik sistemi çalışmalarına da değinen Sarıeroğlu, inşaat sektöründeki ilk belgelendirme kuruluşunun İNTES tarafından kurulduğunu ve İNTES’in öncülük yaptığı bu alanda 65 kuruluşun belge verme konusunda yetkilendirildiğini söyledi.

    Sarıeroğlu, “Güçlü hedefleri olan, güçlü potansiyeli olan bir ülkeyiz. Önümüzde daha güçlü hedeflerimiz var, Orta Vadeli Programımızı da açıkladık. Ülkemizin daha güçlü seviyelere gelmesi için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

    Geleneksel toplantı sonunda Bakan Sarıeroğlu ve YOL-İŞ Genel Başkanı Ramazan Ağar adına İNTES Hatıra Ormanında adlarına dikilen fidanlara ilişkin sertifikalar takdim edildi.

    TÜRKİYE MYM’nin mesleki yeterlik sınavlarına girerek belge alan bazı işçilerin de Mesleki Yeterlilik Belgelerine ilişkin başarılarını simgelemek adına adlarına İNTES Hatıra Ormanında fidan dikildi. Fidanları simgeleyen sertifikalar, işçilere Bakan Sarıeroğlu tarafından takdim edildi. İşçilerin mesleki yeterlilik belgelendirilmesi için işçilerine destek veren işveren temsilcilerine de sertifika sunuldu. Bu kapsamda; İGA Havalimanları İşletmesi’nden Demet Gürsoy, Kolin İnşaat A.Ş’den Aykut Kandal, Melikgazi Belgelendirme Eğitim ve İş Bulma Merkezi’nden Abdullah Gülbahar, Rönesans Holding’den Raşit Koca, YDA İnşaat A.Ş.’den Yakup Candan belgelerini aldılar. TÜRKİYE MYM’den mesleki yeterlilik belgeli işçilere de Bakan Saıeroğlu tarafından sertifikaları takdim edildi. İş Sağlığı ve Güvenliği Elemanı Burhan Çelik, İskele Kurulum Elemanı Bayram Bal, Ahşap Kalıpçı Erol Kök, İskele Kurulum Elemanı Rasim Yüksel, Betonarme Demircisi Şahin Çam, Ahşap Kalıpçı Halil Sağır, İnşaat Boyacısı Abbas Harmanbaşı geleneksel toplantıya davet edilen işçiler oldu.

    1915

    İNTES 176. Geleneksel Toplantı

    İNTES Başkanı Koloğlu, “Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedakarlık yapmaya hazırız” dedi.

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Arslan “”Ulaşıma, erişime inanan bir Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız var” dedi

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (İNTES) “Ulaştırmada Yeni Dönem” konulu geleneksel toplantısı 27 Eylül 2016 Salı akşamı Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu ve konuşmacısı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan oldu.

    Toplantının ev sahibi Tekfen İnşaat ve tesisat A.Ş. oldu.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, hükümetin ekonomi, yapısal reformlar ve çalışma hayatında alacağı kararları destekleyeceklerini belirterek, “Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedakârlık yapmaya hazırız” dedi.

    Başkan Koloğlu, Türkiye’nin küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalara rağmen üretmeye devam ettiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın dirayetli tavrı ile Türk halkının menfur darbe girişimini önlediğini, iktidarın ve muhalefet partilerinin hükümet ile demokrasi konusunda aynı kararlılığı gösterdiğini ifade etti.

    Hükümetin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Polis teşkilatının etkin şekilde terörle mücadele ettiğini belirten Koloğlu, bu zorlu dönemde Türkiye’de ekonomik olarak önemli gelişmeler kaydedildiğini söyledi.

    Son yıllarda ulaştırma sektöründe köklü reformlar yapıldığına işaret eden Koloğlu, “Ulaştırma her alanda dengeli büyümektedir. Ülke genelinde karayolu ağımız yenilenmektedir. Havayolu sektöründe transit noktası olduk. Demiryollarında hız ve konforu yaşıyoruz. Türkiye’nin her noktasından kesintisiz haberleşme sağlanabiliyor.” diye konuştu.

    Yatırımcıların beklentisi güven ve istikrar

    Koloğlu, yatırım ortamının iyileştirilmesi yönünde ciddi kararların hayata geçirildiğine dikkati çekerek, “Dış politikada etkin bir diyalog süreci başlatılmıştır. Rusya ile ilişkilerin olumlu seyri son derece önemlidir. Yurt içi tasarruf oranlarımızı yükseltmeliyiz. Üreterek büyüyen bir ülke olmalıyız. Güvenilirlik ve sürdürülebilirlik, ekonomik yatırımların temelidir. Hukuki düzenlemelerde istikrar ve güven yatırımcıların en önemli beklentisidir” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye’de en uzun köprülerin ve tünellerin, en büyük havalimanlarının inşa edildiğini vurgulayan Koloğlu, uluslararası rekabet gücünün korunmasının teknolojik gelişime ve insan sermayesine bağlı olduğunu dile getirdi.

    Başkan Koloğlu, fiber alt yapı uzunluğunun 80 bin kilometreden 270 bin kilometreye çıkarıldığına işaret ederek, “Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın yönlendirmesi ile Akıllı Ulaşım Sistemleri Derneği kuruldu. İNTES olarak biz de üye olduk. Sayın Bakanımız Ahmet Arslan da derneğimizin çalışmalarına destek veriyor, bizlere güç katıyor.” ifadelerini kullandı.

    Kamu-özel sektör projelerine de değinen Koloğlu, inşaat sektörü için 1,5 milyar liralık ödeneğin serbest bırakılmasının kendilerini çok memnun ettiğini söyledi.

    Siz hedef gösterin, biz çalışalım

    Hükümetin ekonomi, yapısal reformlar ve çalışma hayatında alacağı kararları destekleyeceklerini belirten Koloğlu, şöyle devam etti:

    “Siz bize hedef gösterin, biz çalışalım. Kaynağımız olduğu müddetçe üreteceğiz. Vergimizi ödeyeceğiz, istihdama katkı sağlayacağız. Kayıt dışı ekonomi Türkiye’nin kanayan yarasıdır, işçilerimizin güvenli bir gelecekten mahrum kalması demektir. Vergisini ödeyen işverenlerimiz için ise haksız rekabettir. Kayıt dışı istihdamla hep birlikte mücadele etmeliyiz. Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedâkarlık yapmaya hazırız.”

    Koloğlu, pek çok deneyimli ve köklü firmanın düşük teklifler dolayısıyla sektörden uzaklaştığına dikkati çekerek, Kamu İhale Kanunu’nda yapılacak çalışmalar ile bu sorunların çözülmesi gerektiğini ifade etti.

    İNTES’in kurumsal sosyal sorumluluklarının bilincinde olduğunu da dile getiren Koloğlu, “Çevreye önem veriyoruz. Tüm toplantılarımızda plaket vermek yerine ağaç dikme geleneğini başlattık. İNTES Hatıra Ormanımıza yeni fidanlar kazandırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

    Sektördeki büyüme 2017’de artacak

    Tekfen İnşaat Genel Müdürü Levent Kafkaslı da toplantıya ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, Türkiye’nin son yıllarda ekonomik olarak ciddi mesafe kat ettiğini dile getirdi.

    Küresel piyasa koşullarına rağmen inşaat sektörünün Türkiye’nin büyümesine önemli katkı ve hizmet sağlandığına işaret eden Kafkaslı, “Sektördeki büyümenin 2017 yılında da artarak devam edeceğine inancım sonsuz. Daha güçlü yarınlara inancımızla sürdürülebilir geleceği inşa etmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptığımız işlerle yetinmeyeceğiz, hep birlikte dünden daha çok çalışacağız” dedi.

    Arslan, Kamu İhale Kanunu dinamik olmalı

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, “Ulaştırmada Yeni Dönem” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, İNTES’in geleneksel toplantılarının Türkiye’nin geleceğini kurarken güzel etkinliklerden olduğunu, sendikanın köklü bir geçmişi bulunduğunu söyledi.

    Arslan, Kamu İhale Kanunu’nun güncellenebilir, değiştirilebilir ve dinamik olması gerektiğini belirterek, “Kamu İhale Kanunu, bizim önümüzde engel olmamalı ki yaptıklarımızı daha da büyütelim.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın gayretleriyle Türkiye’nin önemli bir ivme yakaladığını vurgulayan Arslan, “Ulaşıma, erişime inanan bir Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız var. Başbakanımızın himayelerinde, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ulaştırmada yeni dönemde de tarihler yazmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki bu tarihleri sizlerle birlikte, şantiyedeki, bürodaki, sahadaki mühendisle teknisyenle teknikerle işçiyle birlikte yazacağız. 14 yıldır yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.” diye konuştu.

    Müteahhitler dünyadaki büyük firmalara patron

    Arslan, sanayicilerinin ve müteahhitlerin, bugün dünyadaki büyük firmalara patron olduğunu söyledi.

    Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Osmangazi Köprüsü gibi Türkiye’nin en büyük projelerinde, dünyanın büyük firmalarının taşeron olarak kullanılmasının gelinen nokta açısından çok önemli olduğuna işaret eden Arslan, şunları kaydetti:

    “Bir dönem dünyanın büyük firmalarına ne yazık ki taşeronluk yapıyorduk. Taş üstüne taş koyan herkese teşekkür ediyorum. Uzunca süredir dünyanın her yerinde büyük işler yapıyoruz. Bizim de dünyanın ilklerinden olan gurur duyduğumuz projelerimiz var. Sadece bir kuş göç yolu üzerinde olması ve bir lagün barındırması nedeniyle projesinde revizyona gidilen bir Osmangazi Köprümüz var. Bir Yavuz Sultan Selim Köprümüz var ki dünyanın en genişi. İstanbul’da yeni havalimanını yaparken bir günde Mısır’daki iki piramidi yapacak kadar malzeme elleçliyoruz. 14 yıldır ülkede oluşan istikrar ve güvenle bunları yapıyoruz. Bütün yüklenici ve paydaşlarımızın elini taşın altına koyması sayesinde yapıyoruz. İnşallah yapmaya devam edeceğiz.”

    Kamu İhale Kanunu değişikliği

    Arslan, Kamu İhale Kanunu’nda yeni bir düzenleme yapılmasının şart olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin artık kabına sığamadığını, bu nedenle söz konusu kanunun mutlaka güncellenebilir, değiştirilebilir, dinamik olması gerektiğini belirtti.
    Bunun için mücadele verdiklerine söyleyen Arslan, “Kamu İhale Kanunu, bizim önümüzde engel olmamalı ki yaptıklarımızı daha da büyütelim. Başbakanımızın da bu konuda talimatları, destekleri var. Amaç hangi işi yaparsak yapalım insanımıza hizmetimizi bir an önce sunmak” dedi.

    Daha çok istihdam oluşturmak lazım

    15 Temmuz hain darbe girişiminin omuzlara büyük sorumluluk yüklediğini dile getiren Arslan, milletin siyaset, etnik yapı, mezhep, bölgesel ayrım gözetmeksizin millet olma şuuruyla meydanlara çıktığını anımsattı.

    Arslan, 15 Temmuz gecesinin gençlerin apolitik yetişmediğinin de göstergesi olduğunu vurgulayarak, darbelerin, İstiklal Savaşı vermenin ne demek olduğunun şuurunda olan gençlerin “Toprak uğrunda ölen varsa vatandır” düsturuyla meydanlara çıktığını anlattı.

    Kadınların da bu gece büyük fedakarlık gösterdiğini vurgulayan Arslan, “Altı aylık bebeği bırakıp savaşa giden Nene Hatun’un sahip olduğu iman gücüne sahip o kadar çok kızımız, eşimiz ve annemiz var ki. Bunu görmek geleceğe dair umutlarımızı güçlendirdi. Bizim daha çok çalışmamız lazım, sizin inadına daha çok yatırım yapmanız lazım. Hep beraber daha çok istihdam oluşturmamız lazım” diye konuştu.

    “Ulaşan ve Erişen Türkiye” sunumu

    Bakan Arslan, ulaştırma alanında yapılan projelerin sadece bulundukları bölgeye değil, ülke geneline hizmet ettiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin Asya ile Avrupa, Balkanlar ile Kafkaslar, Kafkaslar ile Ortadoğu arasında köprü konumunda olduğunu ve Türkiye’nin coğrafi konumundan faydalanmak için projeler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

    Türkiye’nin 1,5 milyar insanın uçakla 3 saatte erişebildiği bir coğrafyada bulunduğunu belirten Arslan, bu coğrafyada 31 trilyon dolarlık ticaret hacminin söz konusu olduğunu anlattı.

    Ulaştırma projelerinin en önemli önceliğinin Türkiye’nin coğrafi anlamdaki konumundan yararlanmak, dünyadaki ticaret ve taşıma pastasından pay almak olduğunu söyleyen Arslan, toplantıda “Ulaşan ve Erişen Türkiye” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

    Toplantı, İNTES Başkanı Celal Koloğlu’nun Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’a ve Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş. Genel Müdürü Levent Kafkaslı’ya İNTES Hatıra Ormanı’nda adına dikilen fidanlarla ilgili sertifikayı sunmasıyla sona erdi.

    1913

    İNTES 175. Geleneksel Toplantı

    Başkan Koloğlu, “Orta Vadeli programın uygulanmasında tüm tarafların duyarlılıkla üzerine düşen görevleri yerine getireceğine inanıyoruz. İnşaat sektörü olarak biz de üzerimize düşen görevi yapacağız.”

    Bakan Elvan, “İnşaat izin süreçlerini kısaltacak ve inşaat ruhsatlarını tek imzayla vereceğiz.”

    Yüz Yetmiş Altıncı Geleneksel Toplantı: Kalkınmada Yeni Dönem

    İNTES’in Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş. ev sahipliğinde düzenlediği 176. Geleneksel Toplantısı, 10 Ekim 2017 Salı akşamı JW Mariott Otel’de yapıldı. “Kalkınmada Yeni Dönem” konulu toplantının onur konuğu ve konuşmacısı Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan oldu.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmasına Türkiye’nin önemli günler yaşadığını ancak hükümetin sağduyulu ve etkili dış politikalarıyla bu sürecin aşılacağına olan inancını vurgulayarak başladı ve “Türkiye güçlü bir ülkedir, milletimizin, birlik, beraberlik ve duyarlılığı ile güçlü olmaya devam edecektir.” dedi.

    Ekonomideki gelişmeleri değerlendiren Koloğlu, Türkiye ekonomisinin 9 aylık süreçte oldukça iyi bir performans sergilediğini anlattı ve Türkiye’nin 2017’nin ilk 6 ayında %5,1 büyüdüğünü, bunun önemli fakat yeterli olmadığını, büyümenin sürdürülebilir olması gerektiğini ifade etti.

    Koloğlu, sözlerine şöyle devam etti:” Hükümetimiz Orta Vadeli Programda; makro ekonomik istikrarın sağlanması, beşeri sermaye ve iş gücünün kalitesinin artırılması, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, kamuda kurumsal kalitenin artırılmasını hedeflemiştir. Programın uygulanmasında tüm tarafların duyarlılıkla üzerine düşen görevleri yerine getireceğine inanıyoruz. İnşaat sektörü olarak biz de üzerimize düşen görevi yapacağız.”

    Yurt içinde inşa edilen eserlerin kalkınmaya güç katmakta olduğunu belirten Koloğlu, inşaat sektörünün genel ekonomiden daha hızlı büyümesinde kamunun ulaştırma, enerji, tarımsal altyapı ve şehir hastaneleri gibi büyük ölçekli yatırımları ile özel sektör yatırımlarının etkin olduğunu söyledi. Başkan Koloğlu sözlerinin devamında, bahsi geçen bu eserlerin, işini sadece fen ve sanat kurallarına göre uygulayan müteahhitlerin yapmasının doğru olacağını, mesleğin itibarını zedeleyen firmaların iş üstlenmemesi gerektiğine ilişkin düşüncelerini paylaştı.

     

    Başkan Koloğlu, kayıtlı istihdamın önemine ilişkin konuya da değindi ve “İNTES olarak sektörde nitelikli ve kayıtlı iş gücü istihdamının önemini her platformda vurguluyoruz.” İfadesini kullandı. Kayıtlı istihdamda %50’ler seviyesinden %30’lar seviyesine gerileme olduğunu ancak son dönemde yeniden artış eğilimi olması hususunda önlem alınması gerektiğini ifade etti. Koloğlu, sosyal yardımların, vergi ve prim aflarının kayıt dışı ekonomiyi olumsuz etkilediğini daha nitelikli, belgeli ve sendikalı işçi çalıştırmak ile bu sorunların üstesinden gelineceğini söyledi. Koloğlu konuşmasının devamında, yeni bir İş Yasası’na ihtiyaç olduğunu, asgari ücret kavramının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ve istihdam teşvik sistemlerinin basitleşmesi ve uygulanabilir hale getirilmesi gerektiği yönündeki önerilerini de sıraladı.

    Kamu projelerinin yatırıma dönüşmesinde ortaya çıkan sorunlar konusunda yeni bir bakış açısının gerekli olduğuna inandıklarını ifade eden Koloğlu, “Ancak artık kamu yatırımlarında bir öncelik sıralaması yapılmasına ihtiyaç olduğu bir gerçektir. “ dedi.

    İnşaat sektörü sorunları

    Koloğlu, kamu ihale mevzuatından kaynaklanan sorunlara da değinerek kamu ihale mevzuatı ile mega projelerin ihalesini ve yapımını sağlıklı bir şekilde yürütmenin mümkün olmadığını söyleyerek aşırı düşük teklifler konusunda şu ifadeleri kullandı: “En ucuz teklif, kamuya daha pahalıya mal olmaktadır. İhalelerdeki fiyatlara değil, işin bitimindeki fiyatlara odaklanmalıyız. Yalnızca fiyat odaklı bir bakış açısı ve aşırı düşük teklifler ile iş yapma kültürünün gelişmesi ülkemiz için ciddi bir tehlikedir. Aşırı düşük tekliflerle alınan bir ihalede, yapı güvenliğinden ve kaliteden söz edilemez. Ayrıca düşük fiyatlı yapım işlerinde insan hayatı hiçe sayılıyor, iş sağlığı ve güvenliği göz ardı ediliyor.”

    Koloğlu, son olarak sektör mensuplarının son dönemde yaşadıkları inşaat malzeme fiyatlarındaki artış konusuna değindi. Malzeme fiyatlarındaki artışa en önemli örnek olarak demir ve çimentodaki artışların büyük sıkıntılara neden olduğunu belirtti.  İnşaat sektöründe ana girdilerin ağırlıklı ortalaması ile fiyat farkının düzenlenmesine ilişkin önerilerini paylaşan Koloğlu, “İşlerin tasfiye edilmesi, devletimize zaman ve maliyet kaybı yaşatacaktır. Zor duruma düşen firmalarımız birçok sektörde soruna neden olmaktadır.” dedi.

    Levent Kafkaslı “ İnşaat sektörü büyümeye devam edecek”
    Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş. Genel Müdürü ve İNTES Yönetim Kurulu Başkan Vekili Levent Kafkaslı da toplantıda konuklara hitap etti. Kafkaslı, ekonomideki gelişmelere ilişkin değerlendirmesinin ardından Tekfen İnşaat olarak sektöre yaptıkları katkıları anlattı.

    Türkiye’de son yıllarda, özellikle ekonomik olarak çok yol kat edildiğini, ülke ekonomisinin yakaladığı bu büyüme hikâyesinde en önemli katkı ve hizmetin Türk inşaat sektörü temsilcileri tarafından sağlandığını söyleyen Kafkaslı, bu başarıların jeopolitik risklere rağmen elde edildiğini belirterek, “Türkiye, etrafın, bu büyüme ve gücünü göstererek büyük bir ders olmaktadır.” dedi.

    İnşaat sektöründe son yıllarda yaşanan büyüme trendinin ise karşılaşılan olumsuzlara rağmen 2018 yılında da artarak süreceğine inandıklarını aktararak bir ülkenin gelişmesinin ana eksenini oluşturan otoyollar, demir yolları, enerji üretim tesisleri, depolama ve iletim tesisleri gibi birçok alt ve üstyapı projelerinin ülkemizin genel kalkınma politikası içinde önemli bir yer aldığına da vurgu yaptı. Kafkaslı sözlerine, “Küresel piyasa koşullarına rağmen Türk müteahhitlik sektörünün yurt içinde ve yurt dışında elde ettiği başarılar, ülkemizin ve sektörümüzün itibarını artırarak ülke ekonomisinin büyümesi noktasında da diğer sektörlere örnek olacak niteliktedir.” ifadeleriyle sürdürdü.

    Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş.’nin faaliyetleri

    Kafkaslı konuşmasının devamında, Tekfen İnşaat’ın çalışmalarına değindi. Yurt içinde 1956, yurt dışında 1977 yılından beri petrol, doğal gaz, petrokimya tesisleri, boru hatları, kara terminalleri, deniz terminalleri, deniz platformları, tank çiftlikleri, çok katlı binalar ve büyük spor kompleksleri gibi 350’nin üzerinde başarılı projeye imza attıklarını, bugün özellikle enerji ve üstyapılarda devam eden 18 projesi ile Türkiye’den Katar’a, Azerbaycan’dan Suudi Arabistan’a farklı iklim koşulları ve saat dilimlerini kapsayan coğrafyalarda iş üstlendiklerini anlattı.

    Kafkaslı, Katar’da 2022 Dünya Olimpiyatları için yapılacak olan statlardan birinin daha yapımını üstlendiklerini anlatarak, “Atatürk Olimpiyat Stadı ve Bakü Olimpiyat Stadı’ndan sonra üstlendiğimiz üçüncü uluslararası boyuttaki stadyum bizim için onur kaynağıdır.” dedi.

    Kafkaslı, Tekfen inşaat olarak üstlendikleri projelerde çevre bilinciyle hareket ettiklerini, faaliyetlerini gerçekleştirirken toplumsal yararı ön planda tuttuklarını, iş sağlığı ve güvenliği ve kalite performansı ile de uluslararası standarda uyum sağlamış bir taahhüt şirketi olduklarını söyledi.

    İnsan kaynaklarına önem verme ilkesi ile çalışan Tekfen’in yurt içi projelerinde, YOL-İŞ Sendikası ile birlikte toplu iş sözleşmelerini imzaladıklarını ve çalışanların %98’nin sendikalı olduğu hususuna vurgu yaptı. Çalışanların sağlık ve güvenliğinin her şeyden önemli olduğunu söyleyen bu nedenle İNTES rehberliğinde Avrupa Eğitim Fonu ve Mesleki Yeterlilik Merkezi iş birliği ile standartlara uygun tüm direkt personelin kendi mesleklerinden ayrı olarak iş sağlığı ve güvenliğine destek elemanı programından geçirildiklerini belirten Kafkaslı, düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: “Çünkü sürdürülebilir bir gelecek sağlamak, bizim şirket mottomuz olan sürdürülebilir geleceği inşa etmekte olduğu gibi hepimizin görevi olduğunu düşünüyorum. Çünkü biz, bir önceki jenerasyondan aldığımız miras olan bu dünyayı, bir sonraki jenerasyondan borç alarak yaşadığımızı düşünerek sürdürülebilir bir dünya teslim etme borcumuz olduğunu düşünüyorum.”

    Bakan Elvan, “Orta Vadeli Programda makroekonomik istikrar bizim için olmazsa olmazların başındadır.”

    Toplantıda son olarak onur konuğu olarak katılan Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan konuştu. Bakan Elvan, 33 yıldır süren Geleneksel Toplantıya katılmaktan mutluluk duyduğunu ifade ederek “1964 yılında kurulan yarım asrı geride bırakan Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, yaptığı işlerle, mesleğin çıtasını yükselten adımlarıyla, bilinçli ve örgütlü yapısıyla, oluşturduğu istihdamla, öncelikle Türkiye’yi inşa edenlerin çatı kuruluşudur. Bu yapıyı kuran, kurumsallaştıran, bugünlere getiren, yurt dışına açılmasını sağlayan, özellikle yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde ülkemizin yüzünü ağartan herkese huzurlarınızda çok teşekkür etmek istiyorum.” Sözleriyle konuşmasına başladı.

    Gelişmekte olan ülkelerin altyapı ve üstyapı ihtiyacı nedeniyle küresel inşaat sektörü büyüklüğünün 2015 yılında yaklaşık 9 trilyon dolarken 2030 yılında yaklaşık iki katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydederek sektörün ekonomik canlanmaya hızlı ve etkili katkı sağladığını ifade etti.

    İnşaat sektörünün özellikle devam eden yatırımlar aracılığıyla ekonomik canlanmaya hız ve etkili bir katkı sağladığını, öncelikli kamu yatırımlarının hızlandırılmasının sektörde ihtiyaç duyulan ileriye yönelik güvenli öngörü ortamının tesis edilmesine katkı sunduğunu söyleyen Elvan, sektörün etkilediği yan sektörlerle ekonomimize önemli katkı verdiğini ifade etti.

    İnşaat sektörünün ürettiği teknoloji odaklı çevreye duyarlı projeleri ile rekabet gücü yüksek bir sektör olduğunu vurgulayan Elvan, son yıllarda inşaat müteahhitlerimizin, sadece yapımla sınırlı kalmayıp yatırımların işletme dönemlerinde de roller üstlenmekte olduklarını ve tecrübe birikimine ulaştıklarına dair gözlemlerini aktardı.

    Bakan Elvan, inşaat sektörü büyüme verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sektörün genel ekonomik konjonktüre duyarlı olduğunu aktararak bu kapsamda, inşaat sektörünün son 15 yılda özellikle küresel koşulların belirleyici etkisiyle büyüme performansı gösterdiğini belirten Elvan, “2002 yılından itibaren büyüme eğilimine giren sektör, 2007 yılına kadar oldukça yüksek bir büyüme performansı ortaya koymuştur. 2008 ve 2009 yıllarında küresel krizin etkisiyle bu performans, biraz yavaşlasa da 2010 yılından itibaren tekrar toparlanarak büyüme hızını yükseltmiştir. İnşaat sektörü istihdamı ise son 10 yıllık dönemde belirgin bir artış eğilimi göstermiştir. Sektör istihdamı 2017 yılı Nisan ayında son on yılın zirvesine çıkmış ve yaklaşık 2 milyon 200 bin kişiye ulaşmıştır. Sektörün toplam istihdam içindeki payı da son on yılda yükselmiş ve 2006 yılında %6 iken 2016 yılında %7,3 olmuştur.” şeklinde konuştu. Sözlerine, sektörün 2.200.000 kişiye istihdam yarattığını ve toplam istihdamdaki payının da yükselerek 2006 yılında %6 iken, 2016’da %7,3’e çıktığı bilgisini vererek devam etti.

    Türk müteahhitliğinin dünyada edindiği saygınlığa değinen Bakan Elvan, Türk müteahhitlerin, 1972 yılından bu yana 118 ülkede toplam 346 milyar dolara yaklaşan 9 binden fazla proje taahhüdü üstlendiğini vurguladı. Elvan, bu faaliyetler sonucunda müteahhitlik firmalarının kayda değer bir konum elde ettiğini söyledi.

    Bakan Elvan, yurt dışında başarılı olabilmek için müteahhitlere önerilerini şu sözlerle ifade etti: “Müteahhitlerimiz, dünyanın en büyük müteahhitlik firmaları arasında kayda değer bir konum elde etmiştir. Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektöründe genellikle emek yoğun alanda faaliyet gösterilmektedir. Ancak gelişmiş ülke pazarlarında da pay sahibi olabilmek için yüksek katma değerli alanlara daha hızlı bir geçiş yapma ihtiyacı devam etmektedir.”

    Önümüzdeki dönemde ülke kalkınmasına yön verecek projelere karşı sektörün hazırlıklı olması gerektiğine vurgu yapan Elvan, çeşitli finansman alternatifleri kullanılarak gerçekleştirilecek olan kamu yatırımlarının, kalite ve verimlilik odaklı inşaat müteahhitliği hizmetlerine yönelik önemli bir talep oluşturacağına ilişkin görüşlerini paylaştı.

    Sektörün en önemli hedeflerinin; kalite odaklı rekabet anlayışının benimsenmesi, küresel gelişmeleri ve eğilimleri yakından takip ederek devamlı bir yenilik arayışı içerisinde olunması, iş ölçeğini büyüterek ve küresel rekabet gücünü artırmaya çalışarak ülkemiz kalkınmasındaki rolünü güçlendirmesi olması gerektiğinin altını çizdi.

    Bakan Elvan, Kalkınma Bakanlığı tarafından yürütülen Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu. OVP’deki temel yaklaşımı makroekonomik istikrar olarak ifade etti.
    Elvan, inşaat sektörünün büyümesi için 2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’da da belirli politika ve tedbirler öngördüklerine değinerek, “Bu kapsamda, inşaat izin süreçlerini kısaltacak ve inşaat ruhsatlarını tek imzayla vereceğiz. İnşaat teknik mevzuatı ile malzeme standartlarının uluslararası uygulamalar dikkate alınarak güncellenmesini ve yenilikçi uygulama ve malzemelerin kullanılmasını teşvik edeceğiz. İnşaat sanayisinde yerli girdi kullanımını, yenilikçi şartname ve sözleşmeler yoluyla artıracağız. Yapı denetim alanındaki uygulamaların geliştirilerek güncel standartlar dahilinde, yapım kalitesinin etkili bir şekilde izlenmesi ve denetlenmesini sağlayacağız. Kentsel dönüşümü, yerli imalat sanayi için yenilikçi ürünlerin üretilmesi yönünde değerlendireceğiz. Ayrıca, OVP’de yer verdiğimiz yatırım yeri tahsis işlemlerini kolaylaştırmak üzere alacağımız tedbirler de inşaat sektörünün iş ve işlemlerini hızlandıracaktır.” ifadelerini kullandı.
    Bakan Elvan, Başkan Koloğlu’nun sözlerinde ifade ettiği gibi kayıt dışılıkla mücadeleye kararlı adımlarla devam edileceğini söyleyerek iş gücü niteliğini artırıcı ve kayıt dışılığı azaltıcı tedbir ve çalışmaları olduğunu, bunları sonuçlandırıp nihai hale getireceklerini kaydetti.

    OVP hedeflerinden birsinin iş dünyasının şikayet ettiği bürokrasinin azaltılması olduğunu ifade eden Bakan Elvan, bu yönde kamu kurum ve kuruluşları arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi, hızlandırılması, insan kalitesinin artırılması ve iş ve işlem süreçlerinin kısaltılmasına yönelik çalışmaların gerçekleşeceği bilgisini verdi. Konuya ilişkin sözlerine şöyle devam etti: “İş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi bizim öncelikli alanlarımızın başındadır. Bu noktada istenilen seviyede değiliz. Sorunları biliyoruz, sivil toplum kuruluşlarımızı, meslek kuruluşlarımızı dinledik ve inşallah iş ve yatırım ortamını geliştirici, özellikle hukuki alanda öngörülebilirliği artırıcı, yargılama süreçlerinde iş dünyasına yönelik uygulamaların daha da öngörülebilir hâle gelmesine yönelik birtakım tedbirlerimizi alacağız. İş dünyamızın önünü açacak çalışmalarımız söz konusu olacak. OVP’de bunlara kapsamlı olarak değindik ve bu noktada da somut adımlar atmaya başladık.”
    Bakan Elvan, Türkiye’nin, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde tüm engelleri aşarak büyümeye ve güçlenmeye devam edeceğini söyleyerek, “Gerçekten girişimci ruhu yönüyle, rekabet gücü yönüyle iş dünyamızda yatırımcılarımızla, üreticilerimizle gurur duyuyoruz.” dedi.

    Bakan Elvan sözlerini, “Bakın, kaynak nedir diyorsunuz; kaynak insanımızdır, kaynak Türkiye’dir. Türkiye’den daha zengin kaynağımız olur mu? Biz her türlü potansiyele sahibiz. Yeter ki biz bir olalım, beraber olalım ve çalışalım, çalışalım, çalışalım. Biz çalışmalıyız, sizler çalışmalısınız.” ifadeleri ile tamamladı.

    Toplantı, İNTES Başkanı Celal Koloğlu’nun Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’a ve Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş. Genel Müdürü Levent Kafkaslı’ya İNTES Hatıra Ormanı’nda adına dikilen fidanlarla ilgili sertifikayı sunmasıyla sona erdi.

    1893-1913
  • İNTES 174. Geleneksel Toplantı
    1893
  • İNTES 173. Geleneksel Toplantı
    1893
  • İNTES 172. Geleneksel Toplantı
    1893
  • 1927

    İNTES 174. Geleneksel Toplantı

    İNTES Başkanı Koloğlu, “Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedakarlık yapmaya hazırız” dedi.

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Arslan “”Ulaşıma, erişime inanan bir Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız var” dedi

     

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (İNTES) “Ulaştırmada Yeni Dönem” konulu geleneksel toplantısı 27 Eylül 2016 Salı akşamı Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu ve konuşmacısı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan oldu.

    Toplantının ev sahibi Tekfen İnşaat ve tesisat A.Ş. oldu.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, hükümetin ekonomi, yapısal reformlar ve çalışma hayatında alacağı kararları destekleyeceklerini belirterek, “Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedakârlık yapmaya hazırız” dedi.

    Başkan Koloğlu, Türkiye’nin küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalara rağmen üretmeye devam ettiğini vurgulayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın dirayetli tavrı ile Türk halkının menfur darbe girişimini önlediğini, iktidarın ve muhalefet partilerinin hükümet ile demokrasi konusunda aynı kararlılığı gösterdiğini ifade etti.

    Hükümetin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Polis teşkilatının etkin şekilde terörle mücadele ettiğini belirten Koloğlu, bu zorlu dönemde Türkiye’de ekonomik olarak önemli gelişmeler kaydedildiğini söyledi.

    Son yıllarda ulaştırma sektöründe köklü reformlar yapıldığına işaret eden Koloğlu, “Ulaştırma her alanda dengeli büyümektedir. Ülke genelinde karayolu ağımız yenilenmektedir. Havayolu sektöründe transit noktası olduk. Demiryollarında hız ve konforu yaşıyoruz. Türkiye’nin her noktasından kesintisiz haberleşme sağlanabiliyor.” diye konuştu.

    Yatırımcıların beklentisi güven ve istikrar

    Koloğlu, yatırım ortamının iyileştirilmesi yönünde ciddi kararların hayata geçirildiğine dikkati çekerek, “Dış politikada etkin bir diyalog süreci başlatılmıştır. Rusya ile ilişkilerin olumlu seyri son derece önemlidir. Yurt içi tasarruf oranlarımızı yükseltmeliyiz. Üreterek büyüyen bir ülke olmalıyız. Güvenilirlik ve sürdürülebilirlik, ekonomik yatırımların temelidir. Hukuki düzenlemelerde istikrar ve güven yatırımcıların en önemli beklentisidir” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye’de en uzun köprülerin ve tünellerin, en büyük havalimanlarının inşa edildiğini vurgulayan Koloğlu, uluslararası rekabet gücünün korunmasının teknolojik gelişime ve insan sermayesine bağlı olduğunu dile getirdi.

    Başkan Koloğlu, fiber alt yapı uzunluğunun 80 bin kilometreden 270 bin kilometreye çıkarıldığına işaret ederek, “Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın yönlendirmesi ile Akıllı Ulaşım Sistemleri Derneği kuruldu. İNTES olarak biz de üye olduk. Sayın Bakanımız Ahmet Arslan da derneğimizin çalışmalarına destek veriyor, bizlere güç katıyor.” ifadelerini kullandı.

    Kamu-özel sektör projelerine de değinen Koloğlu, inşaat sektörü için 1,5 milyar liralık ödeneğin serbest bırakılmasının kendilerini çok memnun ettiğini söyledi.

    Siz hedef gösterin, biz çalışalım

    Hükümetin ekonomi, yapısal reformlar ve çalışma hayatında alacağı kararları destekleyeceklerini belirten Koloğlu, şöyle devam etti:

    “Siz bize hedef gösterin, biz çalışalım. Kaynağımız olduğu müddetçe üreteceğiz. Vergimizi ödeyeceğiz, istihdama katkı sağlayacağız. Kayıt dışı ekonomi Türkiye’nin kanayan yarasıdır, işçilerimizin güvenli bir gelecekten mahrum kalması demektir. Vergisini ödeyen işverenlerimiz için ise haksız rekabettir. Kayıt dışı istihdamla hep birlikte mücadele etmeliyiz. Ülkemizin yaşadığı sorunların aşılmasında fedâkarlık yapmaya hazırız.”

    Koloğlu, pek çok deneyimli ve köklü firmanın düşük teklifler dolayısıyla sektörden uzaklaştığına dikkati çekerek, Kamu İhale Kanunu’nda yapılacak çalışmalar ile bu sorunların çözülmesi gerektiğini ifade etti.

    İNTES’in kurumsal sosyal sorumluluklarının bilincinde olduğunu da dile getiren Koloğlu, “Çevreye önem veriyoruz. Tüm toplantılarımızda plaket vermek yerine ağaç dikme geleneğini başlattık. İNTES Hatıra Ormanımıza yeni fidanlar kazandırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

    Sektördeki büyüme 2017’de artacak

    Tekfen İnşaat Genel Müdürü Levent Kafkaslı da toplantıya ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, Türkiye’nin son yıllarda ekonomik olarak ciddi mesafe kat ettiğini dile getirdi.

    Küresel piyasa koşullarına rağmen inşaat sektörünün Türkiye’nin büyümesine önemli katkı ve hizmet sağlandığına işaret eden Kafkaslı, “Sektördeki büyümenin 2017 yılında da artarak devam edeceğine inancım sonsuz. Daha güçlü yarınlara inancımızla sürdürülebilir geleceği inşa etmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptığımız işlerle yetinmeyeceğiz, hep birlikte dünden daha çok çalışacağız” dedi.

    Arslan, Kamu İhale Kanunu dinamik olmalı

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, “Ulaştırmada Yeni Dönem” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, İNTES’in geleneksel toplantılarının Türkiye’nin geleceğini kurarken güzel etkinliklerden olduğunu, sendikanın köklü bir geçmişi bulunduğunu söyledi.

    Arslan, Kamu İhale Kanunu’nun güncellenebilir, değiştirilebilir ve dinamik olması gerektiğini belirterek, “Kamu İhale Kanunu, bizim önümüzde engel olmamalı ki yaptıklarımızı daha da büyütelim.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın gayretleriyle Türkiye’nin önemli bir ivme yakaladığını vurgulayan Arslan, “Ulaşıma, erişime inanan bir Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız var. Başbakanımızın himayelerinde, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ulaştırmada yeni dönemde de tarihler yazmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki bu tarihleri sizlerle birlikte, şantiyedeki, bürodaki, sahadaki mühendisle teknisyenle teknikerle işçiyle birlikte yazacağız. 14 yıldır yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.” diye konuştu.

    Müteahhitler dünyadaki büyük firmalara patron

    Arslan, sanayicilerinin ve müteahhitlerin, bugün dünyadaki büyük firmalara patron olduğunu söyledi.

    Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Osmangazi Köprüsü gibi Türkiye’nin en büyük projelerinde, dünyanın büyük firmalarının taşeron olarak kullanılmasının gelinen nokta açısından çok önemli olduğuna işaret eden Arslan, şunları kaydetti:

    “Bir dönem dünyanın büyük firmalarına ne yazık ki taşeronluk yapıyorduk. Taş üstüne taş koyan herkese teşekkür ediyorum. Uzunca süredir dünyanın her yerinde büyük işler yapıyoruz. Bizim de dünyanın ilklerinden olan gurur duyduğumuz projelerimiz var. Sadece bir kuş göç yolu üzerinde olması ve bir lagün barındırması nedeniyle projesinde revizyona gidilen bir Osmangazi Köprümüz var. Bir Yavuz Sultan Selim Köprümüz var ki dünyanın en genişi. İstanbul’da yeni havalimanını yaparken bir günde Mısır’daki iki piramidi yapacak kadar malzeme elleçliyoruz. 14 yıldır ülkede oluşan istikrar ve güvenle bunları yapıyoruz. Bütün yüklenici ve paydaşlarımızın elini taşın altına koyması sayesinde yapıyoruz. İnşallah yapmaya devam edeceğiz.”

    Kamu İhale Kanunu değişikliği

    Arslan, Kamu İhale Kanunu’nda yeni bir düzenleme yapılmasının şart olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin artık kabına sığamadığını, bu nedenle söz konusu kanunun mutlaka güncellenebilir, değiştirilebilir, dinamik olması gerektiğini belirtti.
    Bunun için mücadele verdiklerine söyleyen Arslan, “Kamu İhale Kanunu, bizim önümüzde engel olmamalı ki yaptıklarımızı daha da büyütelim. Başbakanımızın da bu konuda talimatları, destekleri var. Amaç hangi işi yaparsak yapalım insanımıza hizmetimizi bir an önce sunmak” dedi.

    Daha çok istihdam oluşturmak lazım

    15 Temmuz hain darbe girişiminin omuzlara büyük sorumluluk yüklediğini dile getiren Arslan, milletin siyaset, etnik yapı, mezhep, bölgesel ayrım gözetmeksizin millet olma şuuruyla meydanlara çıktığını anımsattı.

    Arslan, 15 Temmuz gecesinin gençlerin apolitik yetişmediğinin de göstergesi olduğunu vurgulayarak, darbelerin, İstiklal Savaşı vermenin ne demek olduğunun şuurunda olan gençlerin “Toprak uğrunda ölen varsa vatandır” düsturuyla meydanlara çıktığını anlattı.

    Kadınların da bu gece büyük fedakarlık gösterdiğini vurgulayan Arslan, “Altı aylık bebeği bırakıp savaşa giden Nene Hatun’un sahip olduğu iman gücüne sahip o kadar çok kızımız, eşimiz ve annemiz var ki. Bunu görmek geleceğe dair umutlarımızı güçlendirdi. Bizim daha çok çalışmamız lazım, sizin inadına daha çok yatırım yapmanız lazım. Hep beraber daha çok istihdam oluşturmamız lazım” diye konuştu.

    “Ulaşan ve Erişen Türkiye” sunumu

    Bakan Arslan, ulaştırma alanında yapılan projelerin sadece bulundukları bölgeye değil, ülke geneline hizmet ettiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin Asya ile Avrupa, Balkanlar ile Kafkaslar, Kafkaslar ile Ortadoğu arasında köprü konumunda olduğunu ve Türkiye’nin coğrafi konumundan faydalanmak için projeler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

    Türkiye’nin 1,5 milyar insanın uçakla 3 saatte erişebildiği bir coğrafyada bulunduğunu belirten Arslan, bu coğrafyada 31 trilyon dolarlık ticaret hacminin söz konusu olduğunu anlattı.

    Ulaştırma projelerinin en önemli önceliğinin Türkiye’nin coğrafi anlamdaki konumundan yararlanmak, dünyadaki ticaret ve taşıma pastasından pay almak olduğunu söyleyen Arslan, toplantıda “Ulaşan ve Erişen Türkiye” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

     

    1929

    İNTES 173. Geleneksel Toplantı

    İNTES Başkanı Koloğlu, borulu sulamadaki sorunların çözümü için

    Eroğlu’ndan destek istedi.

    Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Eroğlu, “HES’ler elektriğin sigortasıdır” dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının “Su ve Yatırımlar” konulu 173. Geleneksel toplantısı 21 Nisan 2016 Perşembe günü Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu ve konuşmacısı Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr.Veysel Eroğlu oldu.

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmaya, ev sahipliğini yapan Gülermak İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güleryüz’e teşekkür ederek başladı.

    “Suyun ikamesi olmayan tek varlık olduğunu” belirten Koloğlu şunları söyledi:

    “Sayın Bakanımız hayatını suya vakfetmiştir. Medeniyetler suyla başlamaktadır. Suyun güvence altına alınması devletler için temel hedeftir. Ülkemiz de maalesef su zengini değildir. Nüfusumuz artıkça kişi başına düşen su miktarı da azalmaktadır. Sayın Bakanımız bu konunun önemini sürekli vurgulamaktadır. Dolayısıyla suyumuzu bilinçli ve tasarruflu kullanmak zorundayız. Hepimiz biliyoruz dünyada suyun sadece %2,5’u tatlı sudur. Gelecek nesillere sağlıklı ve yeterli su bırakmalıyız.”

    Büyüme yeterli değil

    Türk ekonomisinin 2015 yılında ekonomimiz yüzde 4 oranında büyüdüğünü kaydeden İNTES Başkanı Koloğlu, “Bu oran önemlidir, değerlidir ancak yeterli değildir. Dünya ekonomisi hala bir durgunluk içerisindedir. Petrol ihracat eden ülkelerin gelirleri azalmıştır. Bölge coğrafyalarda jeopolitik riskler artmıştır. Bu ortamda yüzde 4’lük büyüme oranı büyük başarıdır. Temiz suya erişim  ve doğru kullanımı kalkınmış olmanın göstergesidir.O zaman suya ilişkin yatırımları artırmalıyız.”dedi.

    İşletmeye alınan baraj ve göletlerin ülke için hayati yatırımlar olduğunu ve Türk inşaat sanayinin gelişiminde barajlar ve sulama projeleri büyük rol oynadığını belirten Koloğlu şöyle devam etti:

    “Cumhuriyetin başlangıcından bu yana barajlar inşa ediyoruz. Bu projeler yetişmiş insan gücü ve bilgi birikimimizi artırmıştır. Türk müteahhitlik, Türk mühendislik ve Türk işçilik eserleridir.

    Enerji konusu da kritik öneme sahiptir. Dünyada 1,2 milyar insanın elektrik kaynaklarına erişimi olmadığı belirtilmektedir. Suyun potansiyel enerjisinden faydalanmalıyız. Su, yenilenebilir enerji kaynaklarının en önemlilerindendir. Bu yatırımlar yüz yıl ve daha fazla ömre sahip projelerdir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz olağan üstü çalışmalar gerçekleştirmektedir. Hedefimiz 2023 yılında tüm su potansiyelinin devreye alınmasıdır. Planlaması doğru yapıldığında HES’ler en önemli enerji kaynağıdır.

    Enerji ithalatı dış ticaretin açığını büyütmektedir. Bu nedenle enerji üretimi içerisinde yerli enerji kaynaklarının payını artırmalıyız. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimi geliştirmeliyiz. Bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum Biz yerli kaynaklar açısından şanslı bir ülkeyiz. Bir başka önemli kaynağımız da Yerli Kömürdür. Yerli kömür kaynakları üretimi ile olan yatırımlar tamamen Türk firmalarımızca gerçekleştirilmektedir. Kömür üretiminden, santrallerin işletilmesine, tedarikçilere kadar çalışanlar hep Türk işçisidirler. İşlerin devam edebilmesi için yerli kömür ve yerli kömürden elektrik üretimi teşvik edilmelidir. Böylece, bir taraftan yerli kaynaklarımızın kullanım ekonomiye katkı sağlayacaktır. Diğer taraftan yeni istihdam sahaları açılacaktır.”

    Borulu sulamada sorunlar

    Sulama kanalları tarımsal alanların gelişmesine katkı sağladığını, bölge halkına istihdam olanaklarını geliştirerek ekonomik fayda sunduğunu kaydeden Koloğlu, şöyle konuştu:

    “Suyun yaydığı dalgalar hızla büyüyebilmektedir. Öyleyse, tarımda su tasarrufu önem kazanmaktadır.  Bu nedenle su kayıpları minimize edilecek sistemler geliştirilmelidir.  Son yıllarda kamu yatırımları hızla hayata geçirilmektedir. Kamu ve özel sektör el ele verdik. Alt ve üst yapıda önemli yatırımlar gerçekleştiriyoruz. HES’lerde kamu özel sektör işbirliği projelerinin güzel örneklerini gördük. Bu projeler özel sektörün önünü açmaktadır. Projeler,hızla ve istenen kalitede ülkemiz hizmetine sunulmaktadır.

    Sayın Bakanım, sizin ve İdarelerimizin talimatları ile projeleri hızla tamamlamak üzere var gücümüzle çalışıyoruz. Ancak, bazı durumlarda işleri zamanında bitiremiyoruz. Son dönemde borulu sulama taahhütlerinin tamamlanmasında sorunlar yaşanmaktadır. Sulama işlerinde boru imalat taahhütleri dövize bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Yüksek bilgileriniz dahilinde olduğu üzere, döviz kurlarında yüksek oranlı artışlar yaşanmıştır. Bu artışlardan dolayı yüklenici firmalarımız olumsuz etkilenmektedir. Boru tedarikinde ve işin tamamlanmasında zorluklar yaşamaktadırlar. Hatta yüksek maliyetlerden dolayı taahhütlerini yerine getiremez duruma gelmektedirler.  Kur artışları yüklenicilerimizin öngöremediği bir durumdur. Hepimiz hatırlıyoruz. Temmuz 2013 tarihinden itibaren Amerikan dolarında hızlı ve ani bir yükseliş olmuştur. Bu nedenle yapım malzemeleri ve imalat girdilerinde ciddi fiyat artışları meydana gelmiştir. 2003 Temmuz ayında 1 Dolar=1.77 TL iken, Eylül 2015 döneminde ise 1 dolar=3.00 TL’ye yükselmiştir.  Artış yaklaşık 70 civarında olmuştur.Taahhütlerimizde bazı sözleşmelerde fiyat farkları TEFE –TÜFE endeksleri bazında karşılanmaktadır. Temmuz 2013 ile Eylül 2015 tarihleri arasında enflasyon artış oranı yaklaşık yüzde 18 olarak gerçekleşmiştir. Bu durumda enflasyon oranı ile dolar artışı arasında yüzde 52’lik bir fark oluşmuştur. Takdir edersiniz ki, döviz kurlarındaki artış dünya konjonktürüne göre değişmektedir. Bu artışların tahmin edilebilmesi mümkün değildir. Döviz fiyatları TEFE-TÜFE endekslerinin üç, dört katı kadar artmıştır. Döviz kurlarında yaşanan  artışlar nedeniyle oluşan maliyetlere, yüklenicilerin katlanması mümkün değildir.

    Konuyu çeşitli zamanlarda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz ile paylaştık. Fiyat farklarından kaynaklanan sorunumuzu aktardık. Biz işlerimizi devam ettirmek istiyoruz. Amacımız işleri zamanında ve istenen kalitede tamamlamaktır. İşlerin durdurulması milli ekonomimiz için kayıptır. Bunun için İnşaat Sanayicilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi önemlidir.

    Üyelerimizin görüşleri ile önerilerimizi aktarmak istiyorum. 01 Temmuz 2013 tarihi esas alınmak üzere; Sözleşme tarihlerine göre geriye doğru boru imalatlı sulamalardaki malzeme fiyat farkı hesaplanmalıdır. Varsa verilen normal fiyat farkları düşülerek kalan tutarın ödenmesi gerekmektedir. Bu tutardaki fiyat farkıyla iş bitirecek olanlar bitirmeli, kalanlara ise tasfiye hakkı verilmelidir. Zira, fiyat farkı kararnamesinin ruhu da budur. Artık Türkiye’nin boşa geçirecek zamanı yoktur. Sayın bakanım üyelerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi için katkı vereceğinizi umuyoruz. İşçiye, esnafa ve yatırımcıya daha fazla zarar vermeden bir hal çaresini bulma konusunu takdir ve tensiplerinize arz ediyoruz.”

    İNTES Ormanı Önerisi

    Orman ve Su İşleri Bakanlığının çevreye ve yeşile verdiği önemi bildiklerini, erozyonla mücadele edildiğini, Ağaçlandırma ve Erozyonu Önleme Kampanyası başlatıldığını belirten Koloğlu, “ Sayın Bakanım, Türkiye’nin dört bir yanında ağaçlandırma çalışması yürütüyorsunuz. Tüm kurum ve kuruluşların kampanyaya destek olması için teşvik ediyorsunuz. Sendikamıza da bu konuda talimat verdiniz.2010 yılından beri toplantılarımızda plâket vermiyoruz. Aslında ufak bir katkımız oluyor.  Ama, bizim gibi tüm kurumların küçük katkıları zamanla ormanlara dönüşecek. Sertifikalarımızı imzalıyorsunuz. Gösterdiğiniz nezaket için teşekkür ederiz. Bugüne kadar 2734 fidan değerinde bağışta bulunmuşuz.  Orman ve Genel Müdürlüğümüzün temsilcileri de buradalar. Bu fidanlarla özel bir alanda İNTES ormanı olsun isteriz. Desteğinize ihtiyacımız vardır.”dedi.

    Kaynakları bilinçli tüketmek ve bireysel olarak suyu tasarruflu kullanmak gerektiğini vurgulayan Koloğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Çevreye özen göstermeliyiz. Su kaynaklarımızı hem miktar hem de kalite olarak korumayı görev bilmeliyiz. Sularımızın verimli kullanımını başarmak zorundayız. Daha güzel bir dünyada yaşamak hepimizin isteğidir. Bu vesileyle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı da içtenlikle kutluyorum.  Nice geleneksel toplantılarda buluşmak amacıyla katılımınız için tekrar teşekkür ediyorum.”

    Bakan Eroğlu’nun konuşması

    Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İNTES’in çalışmalarını takdirle karşıladığını belirterek konuşmasına başladı, “İNTES Ormanı kurulacak. Hayırlı olsun” dedi.

    1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde kürsü başkanı iken o zaman İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın İSKİ’nin yönetimine destek vermesi ve “Haliç’in temizlenmesi” için daveti üzerine, Üniversiteden bir yıl izin alarak bu işe giriştiğini anlatan Bakan Eroğlu, şöyle konuştu:

    “İSKİ’de su kesintisi olmayacak diye ilan ettim. Sonra Haliç’e başladık. ‘Haliç kurtulamaz’ diye raporlar vardı. Bir taş ocağına çamurları suyla çekerek başladık. İki kademeli pompayla bastık. Filtre ettik. Çamurlar eski taş ocağına atıldı. O sistemi kuran bugünkü toplantının ev sahipliğini yapan Gülermak’tı. Kendilerine teşekkür ediyorum. Gülermak’ın Polonya’da inşa ettiği metro da örnek bir projedir. Gülermak İnşaat’a ev sahipliği için de teşekkür ediyorum.”

     HES’ler elektriğin sigortasıdır

    Daha önce ülkede toplanan verginin yüzde 86’sının faize gittiğini, şu anda bu oranın yüzde 14’e düştüğünü hatırlatan Eroğlu, aradaki farkın yatırımlarda kullanıldığını söyledi. Eroğlu, yüzde 4’lük büyümenin yetersiz olduğunu, büyümeyi yüzde 7’ye çekmek gerektiğini kaydetti.

    HES’leri “Türkiye’de elektriğin sigortası” diye tanımlayan ve geçmişte hidroelektrik santrallerle alakalı çok ciddi adımların atılamadığını ifade eden Eroğlu şöyle konuştu:

    “Hidroelektrik santraller bütün dünyada teşvik ediliyor, tamamen temiz. Üstelik diğer santraller gibi karbondioksit salınımı olmayan, temiz enerji kaynağı. Tabiatı tahrip etmiyor, dereleri kurutmuyor, bilhassa yaz aylarında derelere can suyu veriyor. HES’ler Türkiye’de elektriğin sigortasıdır. Baraj ve hidroelektrik santralleri yapmaya devam edeceğiz.”

    Bakan Eroğlu, Türk inşaat sektörünün başarılarından gurur duyduğunu, Türk müteahhitlerin inşa ettiği yapıların yıllarca sağlam bir şekilde varlığını koruduğunu da belirtti.

    Bakanlığın su yatırımları yaptığını ve Türkiye Su Enstitüsü ile Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün kurulduğunu vurgulayan Eroğlu, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurguladı. Eroğlu, “Türkiye’de suyun tek elden ve akıllı bir şekilde yürütülmesi gerekir, aksi takdirde Türkiye susuz kalır. Nitekim geçmişte Türkiye çok susuzluk, kuraklık yaşadı.” ifadesini kullandı.

    Baraj ve göletlerin önemine dikkati çeken Eroğlu, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de barajların ve göletlerin yapılması bir zarurettir. Müteahhitlerine teşekkür ediyorum, şu anda Türkiye’nin en yüksek, dünyanın sayılı barajlarını yapıyorlar. Yabancı yatırımcıya ihtiyaç yok. Bazıları barajlara karşı çıkıyor, bu fevkalade yanlıştır. Türkiye’de yağışlar zamanla değişiyor, mevsimlere ve bölgelere göre değişiyor. Biz bu yüzden baraj ve biriktirme yapılarını yapıyoruz. 320 baraj inşa ettik, binden fazla gölet inşa ettik. ”

    Eroğlu, Türkiye’nin birçok ilinde yaşanan su sıkıntısını çözdüklerine işaret ederek, “2019 yılı sonuna kadar bin 71 baraj, gölet ve sulama tesisini bitirmek için hepimiz ant içtik, söz verdik.” dedi.

    Bakanlığın, Türkiye’de, 81 ille ilgili içme suyu eylem planı hazırladığını aktaran Eroğlu, su sıkıntısı yaşanan 76 ildeki su sıkıntısını çözdüklerini bildirdi.

    Fiyat artışları için üç çözüm yolu

    Bakan Eroğlu, İNTES Başkanı Celal Koloğlu’nun konuşmasında değindiği döviz kurlarındaki artışlar nedeniyle oluşan maliyetlere ilişkin de şunları söyledi:

    “Son zamanlarda gerek demirdeki gerek dövize bağlı olarak boru fiyatlarındaki artış için yapılacak üç çözüm var. Bana göre en uygun olanı fiyat farklarını çıkarmak ama tabii bazı kurumlar buna itiraz ediyor. İkincisi tasfiye kararnamesi, üçüncüsü de acaba boruları idare verip, boruların döşenmesi yani ferşiyat diyoruz, ferşiyatını müteahhitler yapabilir mi? Böyle bir çözüm için de çalışacaklar, ama benim tercihim fiyat farklarının belirlenmesi, o olmazsa tasfiye kararnamesinin çıkarılması olabilir. Bununla ilgili arkadaşlar hazırlık yapıyor, bu konuyu Bakanlar Kurulunda gündeme getireceğim.”

    Eroğlu, sulama sistemlerinin önemine de değinerek, eskiden açık sistem sulamanın kullanıldığını, şimdi ise kapalı sistem sulamaya geçildiğinin bilgisini verdi.

    Dere ıslahlarına önem verdiklerini de belirten Eroğlu, derelerin estetik görünümüne dikkat ettiklerini, şehir içinde bir “gerdanlık” şeklinde olması için çalışmalar yürüttüklerini aktardı.

    İnşa edilen barajlara ilişkin de bilgi veren Eroğlu, 2019 yılı sonuna kadar Türkiye’nin baraj ve gölet problemi kalmayacağını kaydetti.

    Doğa turizmi eylem planı

    Uzun yıllar boyunca 70 milyon fidan üretilirken Orman ve Su İşleri Bakanlığının 333 milyon fidan ürettiğini, 2008 yılında başlattıkları ağaçlandırma seferberliği kapsamında toplam 2 milyar fidanı toprakla buluşturduklarını kaydeden Eroğlu, “ Devlet ormanlarından millet ormanlarına geçtik” dedi. Bakan Eroğlu, doğa ve yayla turizmini geliştirmek istediklerini belirtti, doğa turizmini geliştirmek amacıyla bir eylem planı hazırladıklarını da açıkladı.

    1937

    İNTES 172. Geleneksel Toplantı

    İNTES’in 172’inci Geleneksel Toplantısının onur konuğu ve konuşmacısı Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanı Süleyman Soylu oldu

    Koloğlu, “Türkiye küresel olumsuzluklara rağmen, 20,5 milyar dolar değerinde 179 proje üstlendi” dedi

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Soylu “Çalışma hayatında kayıt dışı oranı yüzde 52’lerden yüzde 32,05’lere geldi” dedi

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) ile Yol-İş Sendikasının birlikte düzenledikleri “Çalışma Hayatında Son Gelişmeler konulu Geleneksel Toplantısı 29 Mart 2016 Salı akşamı Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu oldu.

    Toplantı Türkiye YOL-İŞ Sendikası ev sahipliğinde gerçekleştir. İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada öncelikle Başkan Ramazan ve tüm YOL-İŞ yönetimine teşekkür ederek başladı.

    Koloğlu konuşmasında çalışma hayatının gündemindeki yaşanan gelişmeleri değerlendirerek, kayıt dışı ile mücadelenin önemine vurgu yaptı ve 2023 yılında kayıt dışı istihdam oranındaki hedefin yüzde 15 olarak belirlendiğini bildirerek, “Bu hedef doğrultusunda, prim tabanı genişletilmeli” dedi.

    Koloğlu, Türkiye’de İş Kanunu’ndan, Sosyal Güvenlik Reformuna, genel sağlık sigortası düzenlemesinden, istihdam teşviklerine kadar çok önemli adımlar atıldığını söyledi.

    Kayıt dışı istihdamla mücadele için prim tabanının genişletilmesi gerektiğine işaret eden Koloğlu, “İstihdam ve sigorta prim yüklerinin azaltılmasına devam edilmelidir. Ülkemizde vergi ve sigorta prim yükleri %36,8 düzeylerindedir” diye konuştu.

     Yurt dışında Türk işçi çalıştıramıyoruz

    Koloğlu, firmaların yurt dışında Türk işçisi çalıştıramadıklarını dile getirdi. Firmalarla işçiler arasında yargıya intikal eden uyuşmazlıklar yaşandığının altını çizen Koloğlu, “Yurt içinde 2 bin liraya çalışan bir ustaya, yurt dışında 2 bin dolar ücret verilmektedir. Yapılan iş sözleşmelerinde de çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağı belirtilmektedir. Bu kapsamda çalışanlar, işverenlerinden tüm yasal haklarını ve alacaklarını almaktadırlar. Ancak yine de Türkiye’ye döndüklerinde işverenlerine dava açmaktadırlar. Hem de son çıktığı işi dikkate alarak 10, 20, 30 yıllık geriye giderek dava açabilmektedir” ifadesini kullandı.

    Kıdem ve ihbar tazminatlarına düzenleme

    Yasal uyuşmazlıklar nedeniyle milyonlarca lira ödeme yaptıklarını belirten Koloğlu, şunları söyledi:

    Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri istihdamın lokomotifidir. Ancak yurt dışında çalışan işçi sayımız azalmaktadır. Tercihimiz elbette Türk işçisi ile çalışmaktır. Ancak tazminatlar nedeniyle Türk işçisi çalıştırmamaktadırlar. Kıdem ve ihbar tazminatları için Borçlar Kanunu’ndaki 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Dava açmak için uygun bir zamanaşımı süresinin tayin edilmesinin doğru olacağını düşünüyoruz. Kıdem tazminatı konusunda düzenli işleyen bir sistem olmalıdır.”

    Ramazan Ağar, “Eğitime büyük önen veriyoruz.”

    Türkiye YOL-İŞ Sendikası Başkanı Ramazan Ağar, toplantıda yaptığı konuşmada, sosyal diyalogun geliştirilmesi açısından bu tür toplantıların önem taşıdığını söyledi. İNTES ile YOL-İŞ’in birlikte kurdukları Türkiye Eğitim Şantiyesi (TES)’nin sosyal ortaklığın güzel bir örneği olduğunu belirten Ağar, YOL-İŞ olarak eğitime büyük önem veriyoruz. Bu nedenle sendikamıza üye işçilerin iş kazası oranları daha düşüktür. dedi.

    Yedi yıllık bir mücadele sonucunda taşeron işçi konusundaki girişimden mutlu olduklarını belirten Ağar, “Ancak, bu işçilerin özel istihdam edilecekleri yolundaki açıklamalar bizi endişelendirmektedir. Kamuda adil bir personel rejimine girmemiz inşallah uzun sürmez. İşverenler de bizi çözüm ortağının bir parçası olarak görmelidir. Değişeceksek hep birlikte değişeceğiz” diye konuştu

    Geleneksel toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, İNTES’in 172. Geleneksel Toplantısın’da yaptığı konuşmada,  Biz güvenlikçi siyaset taraflısı değiliz, tam tersi siyasetin ve demokrasinin güvenliğini oluşturmaya çalışıyoruz. Bugün ne yapıyorsak sorumluluğunu siyasi olarak alıyor ve sorumluluğunu siyasi olarak kabul ediyoruz. Bu millet bu ülkeyi idare edelim diye bize yetki vermiştirdedi.

    Önemli projelere imza atan Türkiye’nin 21. yüzyılda bir fırsat yakaladığını kaydeden Bakan Soylu,  bu projelerden birisi olan Marmaray’ı Anadolu insanın dünyaya bir bayrak sallaması olarak nitelendirerek bunun “bir milletin kendini anlatma selamı olduğunu” söyledi.

    Suriye’de daha bir ay öncesine kadar iddiasını farklı bir şekilde ortaya koyan Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya’nın farklı bir yöne doğru gittiğine işaret eden Soylu, Biz oyun kurmakta bu bölgede zorluk çekebiliriz. Ama, herkes bilsin ki bölgede istediğimiz oyunu da bozarız. Ama biz bu coğrafyada oyun bozmak için yokuz. Tam tersi, Türkiye bir barış adasıdır. Bu coğrafyanın kıymetini biliyoruz” dedi.

    Türkiye’nin kendi adına bir ilerlemesi ve yolculuğu olduğuna değinen Soylu, bu yolculuğa devam edileceğini belirtti.

    İlerlenebilecek tek yolun demokrasi ve milli irade olduğunu söyleyen Soylu, Türkiye’nin her alanda kendisine hedefler koyduğunu ve bu hedefleri ortaya koyabilen, yönetebilen, bu hedeflerden sapmamak için çaba sarf eden bir Türkiye tablosunun var olduğuna dikkati çekti.

    Kayıt dışı oranı düşürüldü

    Soylu, Türkiye’de çalışma hayatında kayıt dışı oranının %52’ler seviyelerden  %32,05’lere geldiğini dile getirerek, bu rakamları %15’lere kadar düşürme konusundaki bir iddiayı ve iradeyi ortaya koyduklarının altını çizdi.

    1 Kasım seçimlerinin milletin iradesiyle belirlendiğine vurgu yapan Soylu, Bir takım çevreler bizi bir güvenlikçi siyaset anlayışı içerisinde olduğumuzu düşünerek eleştiriyorlar. Bu salonda açık bir şekilde, altını çizerek söylemek istiyorum, biz güvenlikçi siyaset taraflısı değiliz, tam tersi siyasetin ve demokrasinin güvenliğini oluşturmaya çalışıyoruz. Bugün ne yapıyorsak sorumluluğunu siyasi olarak alıyor ve sorumluluğunu siyasi olarak kabul ediyoruz. Bu millet bu ülkeyi idare edelim diye bize yetki vermiştirdiye konuştu.

    Türkiye’de son dönemde yaşanan terör olaylarına ilişkin değerlendirmeler yapan Soylu şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Sonu nereye giderse gitsin, hangi nokta olursa olsun bizim millete olan sorumluluğumuz teröristi bu topraklardan temizleyip, silmek ve atmaktır. Çocukluğumdan beri siyasetin içindeyim. Hiç Dicle’yle konuştunuz mu bilmiyorum, ben Dicle’yle konuştum. Hiç Kızılırmak’la konuştunuz mu bilmiyorum, ben Kızılırmak’la konuştum. Hiç bu ülkede, bu ülkenin Toroslarıyla konuştunuz mu bilmiyorum ama ben Toroslarla konuştum. Hepimiz bu ülkeyi seviyoruz ve biz bu ülkeyi zengin, özgür, ayakları üzerinde duran ve milletin kardeş olduğu, birbirinin medeniyet değerlerine bağlı, yarına ait heyecanlarından vazgeçmemiş bir ülke olması yolundaki adımlarımızdan vazgeçmiyoruz. Önümüze ne çıkarsa çıksın. Hangi risk alınması gerekirse bu risklerin tamamı, Allah bizi korusun ki şahsımız adına değil aziz milletimiz ve bu topraklar adına alıp yarına ait bu yürüyüşümüzü hep birlikte sürdüreceğiz.”

    Toplantı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Süleyman Soylu  adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında fidan dikilmesi için yapılan bağışa ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

    3317-1937
  • İNTES 171. Geleneksel Toplantı
    3317
  • 3361

    İNTES 171. Geleneksel Toplantı

    Babacan, “Her türlü şarta hazır olacağız” dedi.Tasarrufun yatırımların garantisi olduğunu söyleyen Koloğlu “Tasarruf oranlarımızı hızla yükseltmemiz gerekiyor “dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın Mali Politikalar ve Güçlü Ekonomi” konulu 171. Geleneksel Toplantısı 11 Mart 2015 Çarşamba günü Swissotel’de Kolin İnşaat ev sahipliğinde yapıldı. Toplantının onur konuğu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan oldu.

    Başbakan Yardımcısı Babacan,  İNTES’in toplantısında yaptığı konuşmada, ekonomiye ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu. Babacan, hava şartları gibi dünyanın finans ve ekonomi ikliminin de kontrollerinde olmadığını belirterek, “Her türlü şarta karşı hazırlıklı olacağız, kar yağsa da hazırlıklı olacağız, güneşli hava için de hazırlıklı olacağız, yağmur yağarsa da hazırlıklı olacağız” dedi.

    Dünya ekonomisinin küresel krizin etkilerinden hala kurtulamadığını belirten Babacan, finans sektörü kaynaklı krizlerin etkisinin uzun sürdüğünü söyledi. Babacan, Avrupa ekonomisindeki toparlanmanın yavaş olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
    “Avrupa şu anda deflasyona düştü, büyüme sıfırlarda seyrediyor, yani büyüme durmuş durumda. ABD’de toparlanma var ama oradaki toparlanmanın sonucunda da Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) atacağı adımlar var. Toparlanma ne kadar güçlü olursa FED o kadar erken bir dönemde faiz artırımı sürecine başlayacak. Faiz artırma döneminin ne zaman başlayacağı ve hangi hızda oluşacağı konusunda kendilerinin de fikri olduğunu zannetmiyorum. FED’in her faiz artırımı, dünyaya dalgalar yayacak, bazı ülkeler bu dalgaları hafif hissedecek, bazıları daha şiddetli hissedecek, bazı ülkelerde ise tsunami etkisi olacak. Bunu daha önce de yaşadık. Önemli olan, bu konjonktürü iyi bilip olası etkilere karşı kendimizi iyi hazırlamalıyız.”

    Babacan, FED’in faiz artışıyla ilgili en küçük haberin dahi dünya piyasaları üzerinde etki oluşturduğunu belirterek, “FED’in sıkılaştırma politikasıyla Avrupa Merkez Bankası’nın genişletme politikasının nasıl sonuçlanacağı konusunda emin değiliz, bunun olumlu sonuç verip vermeyeceği konusunda ciddi şüphelerimiz var. Bu durumun net etkisinin nasıl olacağı konusunda da açıkçası hiç kimsenin fikri yok” ifadelerini kullandı.

    Son aylarda piyasalardaki olağanüstü dalgalanmanın önemli bir sebebinin de bu iki merkez bankasının ortaya koyduğu belirsizlik olduğuna dikkati çeken Babacan,  “Euro-dolar kuruna bakıldığında, ilk olarak avro kullanılmaya başlandığı dönemde 1,1 civarında bir rakam, sonra 0.80’i de gördü, 1.60’ı da gördü, geçen seneki maksimum noktası 1.40, şu aralar 1.05, geçen hafta 1.10’du. Yani avro, dolar karşısında bir haftada yüzde 5 değer kaybetti” diye konuştu.

    Babacan, bu gelişmelerin çok şiddetli hareketler olduğuna dikkati çekerek, önümüzdeki dönemde bunun ne yönde, nasıl gideceğiyle ilgili de kimsenin net fikri olmadığını belirtti.

    Sorulara cevap alamıyoruz
    Avrupa Merkez Bankası Başkanı’na “Sizin hedefiniz nedir, bu kur nereye doğru gidecek” diye sorulduğunda cevap alınamadığını ifade eden Babacan, şunları kaydetti:

    “FED’e aynı soruyu soruyorsunuz, cevap alamıyorsunuz. Dolayısıyla bu sadece resmi görüşleri değil, her iki tarafta da çok yakın üst seviyede  dostlarımız var. Biz Avrupa Merkez Bankası Başkanıyla Goldman Sachs’da çalıştığı dönemden beri çok iyi tanışıyoruz, görüşüyoruz, alttaki ekibinden yine çok iyi tanıştığımız, görüştüğümüz kimseler var. Özel sohbetlerde dahi, onların değerlendirmelerindeki tereddütler bizi açıkçası korkutuyor.

    Bütün bunlar olacak, elimizde değil, hava şartları nasıl kontrolümüzde değilse, bu da kontrolümüzde değil, dolayısıyla dünyanın finans ve ekonomi iklimi de kontrolümüzde değil. Peki ne yapacağız? Her türlü şarta karşı hazırlıklı olacağız, kar yağsa da güneşli hava için de yağmur yağarsa da hazırlık olacağız. Bir tsunami olursa da tedbirlerimizi alacağız. Biz önümüzdeki döneme böyle bakıyoruz. Kurumlarımızın elinde her türlü hazırlık var. Kimdir burada en önemli kurumlarımız? Merkez Bankası’dır, Hazine’dir, BDDK’dır, SPK’dır. Bu kurumlar piyasayla iç içe yoğun, düzenleme, denetleme yetkisi olan ve karar alabilen kurumlardır.”

    Babacan, Finansal İstikrar Komitesi’nin şimdiye kadar 20’nin üzerinde toplantı gerçekleştirdiğini dile getirerek, bu toplantıları kapalı yaptıklarını, toplantıların yapılıyor olmasının dahi lüzumsuz heyecan oluşturabildiğini söyledi.

    Kimsenin eline böyle bir manipülasyon, spekülasyon imkanı vermek istemediklerini vurgulayan Babacan, bu toplantıların sonuçlarının bazen BDDK, bazen Hazine Müsteşarlığı’nın bazen de Merkez Bankası’nın attığı adımlar olarak duyulduğunu kaydetti. Babacan, “Burada önemli olan, çekinmeden, korkmadan doğru zamanda doğru olanı yapabilmek, o günün gerektirdiği politikayı gözünü kırpmadan yapabilmek. Dolayısıyla bunu uygulayacak kurumlarımızın da güçlü olması gerekiyor, bu kurumlarımıza da güvenin sağlanması gerekiyor” diye konuştu.

    ‘Enflasyon tedbirleri işe yaradı’
    Enflasyonla ilgili aldıkları tedbirlerin işe yaradığını ifade eden Babacan, bunun yanı sıra güzel bir sürprizle petrol fiyatlarının düştüğünü söyledi.

    Babacan, Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladıklarında petrol fiyatlarının bu kadar düşeceğini kimsenin beklemediğini belirterek, bunun enflasyona faydasının olduğunu ve olmaya devam edeceğini ifade etti. Babacan, OVP’de öngördükleri iki hedefin petrol fiyatlarının yardımıyla gerçekleşeceğini belirterek, “Bu yıl eğer petrol fiyatları böyle devam ederse, yeni bir yükseliş olmazsa %4’ün bir miktar üzeri gibi bir cari işlemler açığı ile bitirmeyi bekliyoruz” dedi.

    Sürdürülebilir büyümenin önemine değinen Babacan, “2014 yılı büyümemiz %3, belki biraz altında bir rakamla bitecek. Yine 2014 yılında % 5.8’lik bir istihdam artışı ile çalışanların sayısı 1 milyon 400 bin kişi arttı. Yüzde 3 büyümeye yüzde 5,8’lik istihdam artışı, bu ancak geleceğe güvenle mümkün” diye konuştu.

    Yapısal reformlar gerçekleştirdiklerini, 25 öncelikli dönüşüm programı kapsamında yaklaşık 1.250 eylem planı açıkladıklarını belirten Babacan, bunun uzun bir emeğin sonucu olduğunu söyledi.

    Babacan, dış konjonktürün kolay olmadığı bir dönemden geçildiğini vurgulayarak, böylesine zor bir konjonktürde içeride çok sağlam durulması gerektiğinin altını çizdi.

    Birçok olumsuzlukları atlattıklarını ifade eden Babacan, şunları kaydetti:
    “Şimdi önümüzde genel seçim var. Dış konjonktürün yine göreceli olarak zor olduğu bir dönemde genel seçimlere doğru gidiyoruz ama inşallah Türkiye, bundan önceki dönemlerde olduğu gibi o zor şartlarda nasıl alnının akıyla çıktıysa, böylesine dış gündemin ve iç gündemin yoğun olduğu, hemen yanı başımızda Suriye’de bir iç savaşın, Irak’ta ciddi bir istikrarsızlığın sürdüğü, hemen kuzeyimizde Rusya ile Ukrayna arasında bir savaşın olduğu bir dönemde bu sınavı da başarıyla atlatacaktır. Yeter ki temeller sağlam olsun, yeter ki demokrasimiz sıhhatli bir şekilde işlesin, yeter ki temel hak ve özgürlükler konusunda Türkiye sapa sağlam ilkelerini korusun hatta ilerletsin, yeter ki Türkiye’nin hukuk devleti olmak için verdiği mücadele çabası aynı gayrette devam etsin. Bütün bunlar gerçekleşirse bunların hepsini atlatırız.”

    Babacan, inşaat sektörüne ilişkin açıklamalarda da bulunarak, sektörün çok önemli bir istihdam alanı olduğunu kaydetti.

    Sektörün GSYİH’deki payı artacak
    İnşaat sektörünün kentsel dönüşüm, alt yapı yatırımları dikkate alındığında  milli gelirden aldığı payın gelecek dönemde artacağını, 2002 yılında toplam çalışanların %4,5’i inşaat sektöründe çalışırken, bu rakamın %7,4’e ulaşmış durumda olduğunu belirten Babacan, “Gelişmiş ülkelerde dahi inşaat sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı Türkiye’den daha yüksek. En gelişmiş ekonomilere baktığımızda, toplam milli gelirin yüzde 7-8’i gibi rakamların inşaat sektöründen oluştuğunu görüyoruz” dedi.

    İnşaat sektöründe haksızlıkların olmadığı, çok çalışanın bileğinin gücüyle, alnının teriyle para kazandığı bir yapının kendileri için önemli olduğuna değinen Babacan, “Bununla ilgili imar uygulamaları başta olmak üzere bir yeni hazırlık yapmış durumdayız, Başbakanımızla beraber yaptığımız o geniş toplantıda aldığımız görüşler çerçevesinde bu yasal düzenlemenin de son şeklini verip TBMM’ye göndereceğiz” ifadesini kullandı.

    Özellikle kamu altyapı yatırımlarının şu anda dünyada sadece gelişmekte değil, gelişmiş ülkeler için de çok büyük ihtiyaç olduğunu aktaran Babacan bugün pek çok gelişmiş ülkenin altyapısında ciddi bir yıpranma söz konusu olması nedeni ile yenileme ihtiyacı olduğunu bu altyapı yatırımları akıllıca yapılırsa, sadece o altyapı yatırımı yapıldığı zamanki büyümeye katkısı değil, o altyapı yatırımının hizmet ettiği süre boyunca ekonomiye ve büyümeye katkısı olabileceğine vurgu yaptı.

    Ekonomide reformlar gerçekleşti
    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, Başbakan Yardımcı Babacan’ın on iki yıldır ekonomiye yön verdiğini, başarılı politikaları sayesinde Türkiye son on iki yılda çok önemli değişikliklere tanık olduğunu söyledi.

    Güvenin, istikrarın, şeffaflığın ve mali istikrarın güçlü Türkiye ekonomisini oluşturduğunu belirten Koloğlu, şöyle konuştu:“2002 yılından beri yapısal reformlar kavramı dilimize yerleşti. Siyasette,  eğitimde,  adalet sisteminde, sosyal güvenlik alanında ve en önemlisi ekonomide reformlar gerçekleştirildi.  Bu reformlar büyümemize destek veriyor. Dilimize yerleşen en önemli kavramlardan birisi de istikrar oldu. Siyasi istikrar ve güvenilir bir hukuk ortamı iş dünyasının vazgeçilmez beklentisidir. Zira, biz iş adamları yarını bugünden tahmin ederek hareket ederiz. Artık, bugün ortaya konulan politika hedeflerinin yarın da uygulanacağına güveniyoruz. Böylece yatırımlarımızda daha cesur davranıyoruz. Siyasi istikrarın ekonomiye yansımalarına hep birlikte tanık oluyoruz. Ekonomik istikrarla siyasi istikrarın birbirini tamamlayan unsurlar olduğunun bilincindeyiz.”

    Enflasyon ile mücadeleye kararlılıkla devam edilmesi son derece önemli gördüğünü belirten Koloğlu, “Para Politikasındaki sıkı duruş sayesinde kronik enflasyon günlerinin geride kaldığını görüyoruz.” dedi.

    Krizlerden ders çıkardık
    “2001 krizinin yaşandığı dönemde enflasyon oranı %68,5 idi. Bugüne geldiğimizde Dünyadaki ekonomik krizlere rağmen 2014 yılında enflasyon oranı %8,17 olarak gerçekleşti.  Mikro ve makro ihtiyati tedbirler ile finansal istikrarımız artıyor. Krizlerden ders çıkardık. Bankacılık sistemimiz sağlıklı ve güçlü yapısını koruyor. Cari açığımız, kamu borç stokumuz azalışını sürdürüyor. Küresel krizlere rağmen Türkiye dinamizmini tüm Dünyaya kanıtlar nitelikte reformlar gerçekleştiriyor. Kamu ve özel sektör yatırımlarımız artıyor. Güvenilir bir yatırım ortamını yakaladığımız gibi bürokraside ve şeffaflıkta da eskiye göre iyi bir süreçle yönetiliyoruz.Bu konuda yürütülecek eylem planları ile daha iyi bir aşamaya geleceğimize de inanıyorum.”2008’de dünyada yaşanan krizin tüm ülkeleri derinden etkilediğini, hala Avrupa’nın durgunluktan çıkamadığını kaydeden Koloğlu, “İçinde bulunduğumuz coğrafya kritik günler geçiriyor. Irak’ta, Suriye’de gerginlikler devam ediyor. Rusya, en önemli ticaret ortaklarımızdan birisidir. Bu ülkede ekonomi ve dış siyasette sıkıntılar yaşanıyor.” dedi.
    1990’lı dönemlerde %90 seviyelerindeki enflasyon canavarı ile mücadeleyi unutmadıklarını anlatan Koloğlu, şöyle devam etti:

    Türk ekonomisini etkileyen sıkıntılara rağmen büyüme ve istihdam olanaklarının geliştiğini,  2010-2013 yılları arasında ortalama % 6’lık, 2014 yılında ise %3 düzeyinde büyüme yaşandığını belirten Koloğlu şöyle konuştu:

    “Ancak, biz bu büyümeyi yeterli görmüyoruz. Genç nüfusumuzun istihdam olanaklarını geliştirmek için yüksek oranda büyümeliyiz. İstikrarlı büyüme oranları yakalamalıyız. İstikrarlı büyümenin yolu da yapısal reformlardan geçiyor. Başbakanımız Sayın Davutoğlu son dönemde eylem planlarını açıkladı. 1250 adet Eylem Planı ile Türkiye’miz köklü bir gelişime tanıklık edecek. Bu reformlara yönelik hazırlık önümüzdeki seçim sürecine rağmen yapılıyor. Türkiye için neredeyse unutulan kavramlardan birisi de seçim ekonomisi oldu.

    Seçimlere rağmen kayıt dışı ekonomi ile kararlılıkla devam edilmektedir.  Kayıt dışı istihdamda da kat ettiğimiz mesafe çok önemlidir. 2000 yılında her iki çalışandan biri kayıt dışı idi. 2014 yılı için son açıklana verilere göre bu rakam %33,9 olarak gerçekleşti. Maliye politikalarındaki sıkı duruştan taviz verilmemesini önemli görüyoruz. Kamu borçları ve cari açığımız sürdürülebilir bir yapıya kavuşmuştur. Bütçe açıklarının gayri safi milli hasıla içerisindeki payı kademeli olarak azalmaktadır. Enflasyonla mücadelede para politikası etkin bir araç olarak kullanılmaktadır. Türkiye, yatırımlar için güvenli bir liman olma yolunda ilerlemektedir.”

    Türkiye markası tüm dünyada
    Elde edilen bu başarıda Başbakan Yardımcısı Babacan’ın uyguladığı ekonomi politikalarının katkısı büyük olduğunu vurgulayan Koloğlu, “Türkiye markası, tüm dünyaya yerleşmektedir.” dedi.

    İstanbul’un finans merkezi olma yolunda ilerlediğini, uluslararası şirketlerin gözünün Türkiye’de olduğunu belirten Koloğlu şunları söyledi: “Zatıaliniz ve çalışma arkadaşlarınız sayesinde Türkiye G 20’nin başkanlığını yürütüyor.

    G 20 Başkanı olarak seçilmek Türkiye’nin mali piyasalarda güvenirliği açısından da önem arz etmektedir.  Türkiye’nin güvenirliliği ise ülke kredi notumuzun yükselmesine katkı sağlayacaktır. Maalesef, Türkiye’nin kredi derecesi ekonomik gelişme sürecimizin gerisinde kalmaktadır. Bunun nedenlerini iyi analiz etmemiz gerekiyor. G 20’de de altyapı yatırımlarını temel bir öncelik alanı olarak ilan edilmesi de sektörümüz için önemli bir teşviktir.İnşaat sektörü Türkiye’nin en önemli teminatıdır.  Sektörümüzün, istihdamın gelişimi açısından da önemli bir işlevi bulunuyor.”Hükümetin kalkınmada inşaat sektörü önemli bir araç olarak gördüğünü, bunun sektörün çalışma azmine dinamizm kattığını belirten Koloğlu, “Ulaştırma yapısında olağanüstü gelişmelere tanık olduk. Artık, inşaat sektörü olarak daha büyük düşünüyoruz.” dedi.Havalimanları, köprüler, otoyol projeleri ile Türkiye’nin ulaştırmada bölgesel üst olma hedefine yaklaştığını, enerji arz güvenliği için büyük ölçekli projelere imza atıldığını, sağlık ve eğitim gibi alanlarda altyapının güçlenmesine önem verildiğini anlatan Koloğlu, sağlıklı kentler inşa etmek için Cumhuriyet tarihinin en önemli seferberliği başlatıldığını söyledi.

    Türkiye’nin artık uzun vadeli hedeflere koşan bir ülke olduğunu belirten Koloğlu, şöyle konuştu:
    “Hep birlikte sağduyulu hareket etmemiz gereken günlerden geçiyoruz. Türkiye’nin başarısını gölgeleyecek gerilimlerden uzak durmak gerekiyor. Hak ve özgürlüklerin inşa edildiği bir hukuk devleti olmalıyız. Ekonomik kalkınmamızı hızlandırmalıyız. Tasarruf oranlarının gayri Safi Milli Hasıla içerisindeki payı gelişmiş ülkelerin gerisinde kalıyor. Öncelikle tasarruf oranlarımızı hızla yükseltmemiz gerekiyor. Tasarruflar yapılacak yatırımların garantisidir. Yeni yatırımlarla Türkiye büyüyecek, gelir dağılımı da iyileşecektir. Enerji kaynaklarımız sınırlı. Sınırlı olan kaynaklarımızı maksimum verimlilikte kullanmak zorundayız. Enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak adımları da hızla atmamız gerekiyor. Elde edilecek başarı enerji ithaline ayrılan kaynakların daha etkin kullanılmasının yolunu açacaktır. Türkiye sanayisi güçlü bir ülkedir. Ama, Dünyada çok yüksek bir rekabet ortamı var. Bu rekabet ortamında ileri teknoloji üreten, yenilikçi, kalite ve verimlilik anlayışını ön plana alan üretim yapmalıyız Eğitimin seviyesini ve niteliğini arttırmak için her türlü çabayı göstermeliyiz. Eğitimli nüfus çalışma hayatında nitelikli iş gücü istihdamı anlamına geliyor. İşgücünün verimliliği ve kalitesi rekabetin temel koşuludur. Ülkemizde mesleki yeterlilik sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar nitelikli iş gücünün teminatıdır. Mesleki Yeterlilik Sisteminin en önemli parçası belgeli işgücü çalıştırılmasıdır. Biz bu konuda tüm çalışmalarımızı tamamladık. On bir ilimizde merkezlerimiz hazır. 2015 yılında yayımlanmasını beklediğimiz Kanun ile tüm işçilerimiz akredite belge sahibi olacak.Türkiye’miz kaliteli ve verimli işgücü ile hedeflerine koşacak.”

    Toplantı Başbakan Yardımcısı Ali Babacan adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında fidan dikilmesi için yapılan bağışa ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

    1904-3361
  • İNTES 170. Geleneksel Toplantı
    1904
  • İNTES 169. Geleneksel Toplantı
    1904
  • İNTES 168. Geleneksel Toplantı
    1904
  • İNTES 167. Geleneksel Toplantı
    1904
  • 1943

    İNTES 170. Geleneksel Toplantı

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Elvan:
    “Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri Türkiye’nin yüz akıdır”

    İNTES Başkanı Koloğlu, aşırı düşük tekliflerden yakındı, “İdarenin görevi haksız rekabeti önlemektir”dedi.
    İNTES’in “Ülkemizin Ulaştırma Hedefleri” konulu 170. Geleneksel Toplantısı 25 Kasım Salı günü Sheraton Otel’de yapıldı.
    Tekfen İnşaat ve Tesisat A.Ş ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının onur konuğu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan oldu.

    Bakan Elvan, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (İNTES), Geleneksel Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, İNTES’in yaptığı işlerle, mesleğin çıtasını yükselten adımlarıyla, bilinçli ve örgütlü yapısıyla, oluşturduğu istihdamla, “Türkiye’yi İnşa Edenler”in çatı kuruluşu olduğunu belirtti.Konuşmasına Hacı Bayram Veli’nin Ankara’ya geldiğinde, Ogüst Tapınağı’nın yanı başında dergahı kurduğunu belirterek başlayan Elvan, “Nagehan ol Şara vardım/Ol şarı yapılır gördüm/Ben dahi bile yapıldım/Taş u toprak arasında” şiirini okudu. Elvan, “Yani günümüz Türkçesiyle söylersek, ansızın bir şehre geldim, o şehir yapılmaktaydı, şehirle birlikte ben de inşa edildim. Mekan-insan ilişkisini yeryüzünde en güzel şekilde anlatan bu şiir esasında siz yükleniciler olarak, biz idare olarak meseleye bakışımızı, inşa etmekten muradımızın ne olduğunu anlatması bakımından önemlidir” diye konuştu.

    Müteahhitlik hizmetleri Türkiye’nin yüz akı

    Müteahhitlerin yaptığı işlerin, insana, şehre ve uygarlığa karşılık gelen yanlarının sadece fiziki büyüklüklerle, sadece maddi büyüklüklerle açıklanamayacağını kaydeden Bakan Elvan, “Özellikle yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sadece İNTES’in değil Türkiye’nin yüz akıdır” değerlendirmesinde bulundu.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarım dışı istihdam içerisinde inşaat sektörünün işgal ettiği yerin 2005 yılında 1 milyon 171 bin kişi ile %7,53 iken, bugün bu oranın 1 milyon 954 bin kişi ile  %9,43’e ulaştığını ifade eden Elvan, bu sayının 1,2 milyonunu İNTES çatısı altında toplanan şirketlerin istihdam ettiğine dikkati çekti.

    Küresel krizin etkisiyle daralan sektörün 2010 yılından itibaren tekrar toparlandığını kaydeden Elvan, “Şayet, ulaşım altyapı projelerine hız kesmeden devam etmeseydik, 2008-2009 döneminde sektörde meydana gelen depremin, ortaya çıkan enkazın kaldırılması bu kadar hızlı olmazdı” değerlendirmesinde bulundu.

    Sektörün gerek yurt içi gerekse yurt dışı müteahhitlik işleri konusunda hangi sorunlarla karşılaştığını bildiklerini dile getiren Elvan, bugüne kadar sorunları çözme iradesini gösterdiklerini, bundan sonra da aynı irade ve kararlılığı göstereceklerini de kaydetti.

    Çalışmaların merkezinde insan var

    Bakanlık çalışmalarının merkezinde “insanın olduğunu” anlatan Elvan, şöyle konuştu:

    “Merkezimizde insan var. İster Türkiye’de olsun, ister Türkiye dışında olsun, otoyollar, barajlar, konutlar, köprüler, tüneller, çarşılar, demiryolları, limanlar, havaalanları inşa etmekle kalmıyoruz, kendimizi ve geleceğimizi inşa ediyoruz. Bu açıdan sizlerin yaptığı işlerin insana, şehre ve uygarlığa tekabül eden yanları sadece fiziki büyüklüklerle, sadece maddi büyüklüklerle izah edilemez. Bu nedenle sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

    İNTES üyesi şirketlerin, bugün 103 ülkede 7 bin 371 farklı projede 31,3 milyar dolarlık iş hacmine ulaşmaları ve on bir yıllık dönemde gerek proje sayısında gerekse işin mali boyutunda görülen yükseliş, Türkiye’nin bölgesel ve küresel ufkuyla da yakından ilgilidir. On bir yıl önce 16 milyon dolar olan ortalama proje bedeli bugün 84 milyon dolara ulaşmıştır. İNTES, alanında Türkiye’nin birikimini, deneyimini ve ustalığını temsil ediyor. Gerçekleştirdiğimiz projelerin büyük kısmını sizlerle hayata geçirmişsek, gerçekleştireceğimiz projelerde de büyük ölçekte sizler olacaksınız.”

    Projelerle ilgili sunum

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Elvan, konuşmasının ardından devam eden projelere ilişkin ayrıntılı bir sunum yaptı. Elvan, özellikle demiryollarının gelişmesine öncelik verdiklerini belirtti, 2003 yılında 11 bin kilometre olan demiryollarının 8 bin 706 kilometresinin yenilendiğini söyledi, demiryollarında çift hatlılara öncelik verileceğini belirtti. Yüksek hızlı tren uygulamaları ile ilgili bilgi veren Bakan, hızlı tren yatırımlarında yerli yatırımcıları teşvik edeceklerini, yabancılarla ortaklıklarda %51’lik payın yerli yatırımcıda olmasını önemsediklerini anlattı.

    Karayollarında gerçekleştiren makro projeler hakkında da bilgiler veren Elvan, havayolu taşımacılığında önemli adımlar atıldığını yurt içinde bir yıl içinde 170 milyon yolcu taşınacağını da kaydetti.

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında bir konuşma yaptı.  Koloğlu, ulaştırma alanında son 12 yılda 186,5 milyar liralık yatırım yapıldığını belirterek, bu yatırımların Türkiye‘yi dünyayla bütünleştirdiğini söyledi.

    Demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi için yolların çift hat yapılması gerektiğini ifade eden Koloğlu, ilerleyen yıllarda demiryolu taşımacılığının ülke açısından çok daha önemli olacağını dile getirdi.

    Koloğlu, konuşmasına, toplantının ev sahipliğini yapan İNTES Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekfen İnşaat Genel Müdürü Levent Kafkaslı’ya ve toplantının onur konuğu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan’a “yoğun programlarına rağmen zaman ayırdığı için” teşekkür ederek başladı.

    Ulaştırma sektöründe binlerce proje yürütüldüğünü,  bu projelerin Türkiye’nin tüm vatandaşlarına hizmet verdiğini belirten Koloğlu, ulaştırma alanında 12 yılda çok büyük ve önemli projelere imza atıldığını söyledi.

    İNTES Başkanı Koloğlu şöyle konuştu:

    “Bakanımız Sayın Elvan devam eden projeleri artan titizlikle takip etmekte, yeni projeleri hayata geçirmek için yoğun çaba harcamaktadır. Çalışmaları ve başarıları ile sektör olarak gurur duyuyoruz. Ulaştırma alanında yapılan yatırımlar ülkemiz için son derece önemlidir.

    Zira Türkiye karayolu ulaşımında kavşak noktasıdır.  Demiryollarında gerçekleşen yatırımlar ise bir devrim niteliğindedir. Yüksek Hızlı Tren yatırımları ülkemizin çağa ayak uydurmasına vesile olmaktadır. Uluslararası demiryolu koridorları ülkemizin dünyadaki konumunu güçlendirecektir.  Sayın Bakanım, Demiryolu taşımacılığını da geliştirmemiz için yollarımızı çift hat yapmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü ilerleyen yıllarda Demiryolu taşımacılığı ülkemiz için çok önemli olacaktır.

    Hava yollarında ise sonuç daha güzeldir. Bakanlığımızın hedefi havayolunun halkın yolu olmasını sağlamaktı. Bu hedef de çok şükür başarılmıştır.   Herkes için çağdaş ulaşılabilir hava alanları inşa edilmeye devam ediliyor. Ulaştırmada Ezber Bozan Projeler gerçekleştiriyoruz. İstanbul’da 150 milyon yolcu kapasiteli havaalanı, İstanbul-İzmir  Otoyolu ve Körfez Geçişi, 3. Köprü dahil Kuzey Marmara Otoyolu Projesi ve Marmaray’ın kardeşi Karayolu Tüp Geçidi. Bu makro projeler, ülkemizin ulaştırma alanında ne kadar büyük düşündüğünün çok çarpıcı örnekleridir. 2015 yılında inşa edilecek tüneller ile mesafeler yollar  kısalacak ve yollarda bilhassa nakliyeci arkadaşlarımızın çektikleri çileler bitecektir.

    İnşaat Sanayicileri olarak Ülkemizin kalkınmasına, gelişmesine katkıda bulunan bu yatırımlara imza atabilmenin onurunu ve gururunu yaşıyoruz.”

    Daha çok çalışma ve daha çok üretim

    Bu son dönemde gerçekleştirilen önemli projelerin ulaştırma altyapısında olduğu kadar ekonomimize, kalkınmamıza ve istihdamımıza katkı verdiğini belirten Koloğlu, “Ülkemizin tam da bu günlerde daha çok çalışması, daha çok üretmesi gerekiyor. Sektör olarak biz hazırız.  Siz de yeterince ödenek verir ve hak edişlerimizi ödemekte biraz daha hassas davranırsanız, kapasitemizi daha rahat kullanacağız. Mevcut ödenek ve ödeme sıkıntılarından bilhassa henüz gelişmekte olan müteahhitlerimizin kısa vadede olmasa da orta vadede  zor durumda kalacaklarını görmekteyiz.” Dedi.

    Koloğlu, büyük projelerin ve önemli yatırımların tamamlanmasının kalkınmamızın ve büyümemizin devamı için YAP-İŞLET, YAP-İŞLET-DEVRET dışında alternatif kaynaklar bulmanın önem kazandığını vurguladı, sektör olarak ellerinden gelen desteği vermeye her zaman hazır olduklarını söyledi.

    Aşırı düşük teklifler

    Konuşmasında aşırı düşük tekliflere de değinen Koloğlu, bunun en önemli sebebini açıklarken de şöyle konuştu:

    “Artık idareler de, kamuoyu da,  Kamu İhale  Kurumu da anladı ki en düşük teklif, her zaman en uygun teklif değildir. Bunun en önemli sebebi ise sektöre girişlerin son derece kolay ve basit oluşudur. Bir işten alınan onlarca iş deneyim, yönetme ve denetleme belgeleri ve  yurt dışından gelen içerik araştırması olmayan belgeler  bunlarla oluşan yeni firmalar, “Bu Aşırı Düşük Teklifler”in tek sebebidir.  Zira gerçek Rekabet, eşitler arasında olur. Diğeri Haksız Rekabet’ tir. İdarenin görevi Haksız Rekabeti önlemektir.

    İş yönetme ve denetleme belgelerine kalıcı bir çözüm bulmak zorunlu hale gelmiştir.

    Çeşitli zamanlarda ve platformlarda verdiğiniz talimatlar çerçevesinde İNTES/TMB/ASMÜD olarak bu konuda ortak bir çalıştay düzenleyeceğiz ve konuyu enine boyuna tartışacağız.”

    Toplantının ev sahipliğini yapan İNTES Yönetim Kurulu Üyesi ve Tekfen İnşaat Genel Müdürü Levent Kafkaslı da şirketin gerçekleştirdiği yatırımlarla ilgili kısa bir konuşma yaptı. Tefken İnşaat A.Şile ilgili bir tanıtım filmi de izlendi.

    Toplantının bitiminde Bakan Elvan ile Tefken İnşaat AŞ Genel Müdürü Kafkaslı’ya adlarına dikilen ağaçlarla ilgili sertifikaları takdim edildi.

    1945

    İNTES 169. Geleneksel Toplantı

    Enerji Bakanı Yıldız, “Ham petrol fiyatlarındaki düşüş tüketici ülkeler için fırsat.” dedi.

    İNTES Başkanı Koloğlu,”İşçi sağlığı her türlü maddi varlığın üzerindedir” dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 169. Geleneksel Toplantısı 20 Ekim 2014 Pazartesi akşamı Rixos Grand Ankara Hotel’de yapıldı. “Enerjide Yeni Dönem” konulu toplantının onur konuğu ve konuşmacısı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız oldu.

    Yıldız, Türkiye’nin ilerleme ve büyümesine devam edeceğini belirterek, bu kapsamda yatırım imkanlarının da kolaylaştırılacağını ifade etti, inşaat sanayicilerine “yatırım yapmaları” çağrısında bulundu.

    Bakan Yıldız, ham petrol varil fiyatlarındaki düşüşün, 1 yıl boyunca bu şekilde devam etmesi halinde Türkiye’nin 3,4 milyar dolar kar edeceğini vurguladı.

    Petrol fiyatlarındaki düşüşe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldız, 118-120 dolara çıkan ham petrol varil fiyatının şu anda 86 dolar civarında seyrettiğini belirtti. Yıldız, bu düşüşün petrolün siyasi bir araç olarak kullanılmasından kaynaklandığına dikkati çekerek, “Yerin altındayken savaş gerekçesi, yerin üstündeyken de barış gerekçesi haline gelen ham petrol ve doğalgaz şu anda bu noktalara geriledi. Üretici için bir tehdit ama bizim gibi tüketici ülkeler için de bu bir fırsattır” ifadelerini kullandı.

    “İşverenle işçi birbirinden ayrılmaz iki unsur”

    Maden işçilerinin ücretleri ile ilgili düzenlemelere değinen Yıldız, “Soma’dan sonra sektörel bir ücret düzenlemesi yapıldı. ‘Maden işçilerinin ücreti 2 kat fazla olmak zorundadır’ denildi. İşçilerimizin haklarının düzenlendiği bir ortamda Kamu İhale Kurumu ve rödevans işletmeciliği vasıtasıyla iş almış olan işverenlerimizin haklarının düzenlenmemiş olması bir eksikliktir” diye konuştu.

    Yıldız, konuyla ilgili önergenin, Plan Bütçe Komisyonu’ndan sonra TBMM Genel Kuruluna geldiğini söyledi. Söz konusu maddeye, genel kurulda muhalefet partilerinin itiraz ettiğini anlatan Yıldız, şunları kaydetti:

    “Muhalefetin itiraz konusu şuydu; biz burada işçinin haklarını düzenlemeye geldik, siz işverenin hakkını düzenlemeye geldiniz. Biz, işverenle işçi birbirinden ayrılmaz, birbirini tamamlayan iki unsurdur, dedik. O yüzden birini diğerinden ayırt ederek hak düzenlemesi olmaz. İşverene yeni bir hak ihdasında bulunmayacaktık. Yalnızca, maliyetlerinden dolayı artış miktarını kendilerine tebliğ etmek için önergeyi verdik. Önerge TBMM’de çıkarıldı. Büyük bir yanlışlıktı, kendilerini ikaz ettim. Bu kapsamda Torba Yasa çıktı. Cumhurbaşkanı onayladı iki gün geçti, 4 bin 200 işçi işverenlerimiz tarafından işten çıkartıldı.

    Bunun uzaktan gelişi belliydi. Şimdi muhalefetten de arkadaşlar ‘bu önergeyi tekrar gündeme getirebilir miyiz?’ diyorlar. Tamam getireceğiz de, bu olaylar yaşanmadan önce bunları rahatlıkla yapabilmek lazımdı. Biz maden kanunuyla alakalı suyun kendi mecrasında akmasını teminen, Başbakan ve Cumhurbaşkanımızla da konuştuk, bir kanun tasarımız vardı. İnşallah, önümüzdeki ay genel kurulda kanunlaşmasını hep beraber sağlamış olacağız, bu önergede içinde olmak kaydıyla bunları dikkate almış olacağız. Biz haklı veya haksız bütün taleplerin değerlendirildiği ve gerçekten bütün şeffaflığıyla cevaplandırıldığı bir ortam istiyoruz.”

    “42 HES projesi mahkeme kararıyla iptal edildi”

    Mahkeme kararlarıyla iptal edilen enerji yatımlarına da değinen Yıldız, 42 HES projesinin mahkeme kararıyla iptal edildiğini kaydetti. Bunu bir şikâyet değil, tespit olarak dile getirdiğini söyleyen Yıldız, söz konusu HES projelerinin kurulu gücünün yaklaşık 1263 megavat olduğunu bildirdi.

    Yıldız, enerji yatırımlarındaki iptal kararlarının “makul” ve “keyfi” olanların değerlendirileceğini belirterek, “İthal kömürde 1245, yerli kömüre dayalı termik santrallerde yaklaşık 8 bin 777 megavatlık yapı, Türkiye’de bulunduğu yere, yani yer altına gömülmek isteniyor… Doğalgazda da toplam 14 bin 707 megavatlık kurulu güce sahip, 3521 megavatlık 3 santral de mahkeme kararıyla durdurulan yatırımlar arasında” diyerek sözlerini tamamladı.

    “İşçi sağlığı her türlü maddi varlığın üzerindedir”

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, oplantının açılışında yaptığı konuşmada, maden ve inşaat sektöründeki yeni yasalara değinerek, “İşçi sağlığı ve güvenliği her türlü maddi varlığın üzerindedir. Ancak, şartlar çok zorlanırsa ortaya kayıt dışılık ve büyük sorunlar çıkacağı endişesi taşıyoruz. Yasalarımızı tabiri caizse ‘vur’ deyince öldürmeyen şekilde düzenlemeliyiz” dedi.

    Toplantının konusunun “Enerjide Yeni Dönem” olduğunu söyleyen Koloğlu, enerjide “milat” denilecek gelişmelere tanık olunduğunu ifade etti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının çabalarıyla ülkenin elektrikte Avrupa elektrik sistemiyle senkron hale geldiğini belirten Koloğlu, Türkiye’nin köprü ve merkez ülke konumunda bulunduğuna dikkati çekti.

    Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık dörtte üçünü dışarıdan sağladığını kaydeden Koloğlu, 2015 yılında enerji ithalatı için 57,3 milyar dolar, 2017’te ise yaklaşık 64 milyar dolar harcanacağı söyledi. Cari açığın bir çok makro ekonomik değişkeni tehdit ettiğini ifade eden Koloğlu, ekonomik ve verimli bir elektrik enerjisine sahip olmak için başta rüzgar, su ve güneş enerjisi gibi yerli ve yenilenebilir kaynaklarının iyi değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

    Türkiye’de yaşanan olayları üzüntü ile takip ettiklerini, bu dönemde verilen şehitlerin derin üzüntü kaynağı olduğunu belirten Koloğlu, “Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini her şeyin üstünde tutuyoruz. Bu sağlandıktan sonra hiç kimse ülkemizin önünde duramaz. Türkiye, kalkınan ve sürekli gelişen, tutulamayan bir ülke olur.” dedi.

    Kalkınmanın temel dinamiklerinden birisinin enerji olduğunu belirten ve enerjiye olan talebin karşılanmasının önemine değinen Koloğlu, şunları kaydetti:

    “Bu talebin, düşük maliyetlerle, zamanında, sürekli karşılanabilmesi de bir o kadar önemlidir. Doğal kaynaklar hızla tükenmektedir. Petrol ve doğal gaz sınırlı miktarda üretilmektedir. Aynı zamanda sürekli fiyat değişikliği yaşanmaktadır.

    Yerli kaynakların ekonomiye kazandırılması önemlidir. Ekonomik durgunluklar dikkate alınmazsa Türkiye’de elektrik tüketimi her yıl yüzde 10 ‘a yakın oranda artmaktadır.  Bu nedenle yenilenebilir enerji kaynakları enerji üretiminde önemli bir alternatiftir. Hidrolik, Türkiye’nin en büyük birincil yenilenebilir enerji kaynağıdır. Hidrolik kapasitemizi sonuna kadar değerlendirmemiz gerekmektedir. Devam etmekte olan projelerin takibini yaparak hızla sonlandırılmasının sağlanması, yeni projelerin yapılabilmesi için önündeki engellerin aşılmasına yardımcı olunarak devreye alınması, lisansı verilmiş bulunan projelerin yapılmasının sağlanması için yakın takip edilmesi gerekmektedir. Yerli kömüre dayalı alternatif enerji santrallerimizin etkinliğinin arttırılması da önemlidir.

    İNTES Başkanı Koloğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının elektrik dağıtımının özelleştirmelerini başarıyla sonuçlandırdığını, özelleştirmeler ile 12.7 milyar dolar gelir elde edildiğini, böylece kamu elinde bulunan şirketlerin daha etkin ve verimli kullanılır hale geldiğini, verimlilik ve kalite artışında süreklilik sağlandığını kaydetti. Koloğlu, şunları söyledi:

    “Bu konuda başta Bakanımız Sayın Yıldız olmak üzere emeği geçen herkesi kutlamayı görev biliyorum. Biz bu dünyada geçiciyiz. Gelecek nesillere temiz bir çevre bırakmalıyız. Fosil yakıtlar ve petrol, dünyada kıt olan kaynaklardır. Kıt olduğu kadar çevreye de zararı büyüktür.  Bu nedenle elektrikli otomotiv üretimini ve kullanımını yaygınlaştıracak teşvikler getirilmelidir.”

    Toplantı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Faruk Çelik ve Çelikler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Çelik  adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında fidan dikilmesi için yapılan bağışa ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

    1954

    İNTES 168. Geleneksel Toplantı

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik : Bazı teşvik uygulamaları getireceğiz.

    Koloğlu: İNTES MYM yılda 500 bin kişiye kadar sınav yapabilecek yer kapasitesine sahip.

    “Çalışma Hayatındaki Son Gelişmeler” konulu toplantıda Yol-İş Başkanı Ağar da konuşma yaptı.

     

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (İNTES) geleneksel toplantısı 23 Eylül 2014 Salı akşamı Ankara Swiss Otel’de yapıldı. YOL-İŞ’in ev sahipliğinde gerçekleşen “Çalışma Hayatındaki Son Gelişmeler” konulu toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik oldu.

    Bakanı Çelik, İNTES ile Yol-İş Sendikası’nın ortaklaşa düzenlediği 168. Geleneksel Toplantıda yaptığı konuşmada, iş kazalarıyla ilgili, “Hassasiyet ve farkındalığı oluşmuş işadamı ile oluşmamış işadamı arasında fark olması gerekiyor. Dolayısıyla bazı teşvik uygulamaları getireceğiz” dedi.

    Bakan Çelik, Soma faciası ve asansör kazasına değindi, ”Karşımıza çıkan tablo, Türkiye’de iş kazaları devam ediyor. Bu kazaların devam ettiği, bu fotoğrafların gazetelerin manşetlerini süslediği bir ülke, kalkınmış bir ülke olamaz. Kimseyi inandıramazsınız. Bundan çıkmamız gerekiyor’‘ diye konuştu.

    Çelik, Türkiye’nin ve çalışma hayatının yoğun bir gündemi olduğunu belirterek, bölgedeki olaylar, küresel ekonomideki durağanlığa rağmen, Türkiye’nin başarılarına başarı kattığını söyledi.

    Türkiye’de 2002 yılından bu yana, İş Kanunu’ndan Sosyal Güvenlik Reformuna, genel sağlık sigortası düzenlemesinden, istihdam üzerindeki yükleri azaltan pakete kadar, çalışma hayatında çok önemli adımlar atıldığını anlatan Çelik, çalışma hayatındaki örgütlenmenin önemine değindi.

     Tahripkar sendikacılığın modası geçti

    Türkiye’nin ücret sendikacılığını, tahripkar sendikacılık anlayışını mutlak suretle artık geride bırakması gerektiğini vurgulayan Çelik, işçiyle işvereni artık birbirinden ayırmak mümkün olmadığını uzlaşmaya, diyaloğa dayalı bir sendikacılık anlayışının, yalnız ücreti değil, ücretin yanında başka hakları da konuşabilen bir sendikacılık anlayışının mutlaka oturması gerektiğini ifade etti.

    Asgari ücretin bir koruma ücreti olduğunu, geçim ücreti olmadığını ifade eden Çelik, asgari ücreti bir geçim ücretine dönüştürme anlayışı kabul edilebilir bir anlayış olmadığının altını çizdi.

    İşçisiyle işvereniyle, yargısıyla idaresiyle çalışma hayatının son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, ”Burada alınacak olan kararlar, oluşacak kanaatler bizi geleceği taşımak durumundadır” ifadelerine yer verdi.

    Müteahhitlikte destan yazıldı

    AB standartlarında bir İş Sağlığı Güvenliği Yasası çıkardıklarını anlatan Çelik, kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkını getirdiklerini söyledi.

    Yabancıların çalışma izinleriyle ilgili bir düzenlemeyi tamamladıkları konusunu da aktaran Çelik,  özellikle iş sağlığı güvenliği ve çalışma hayatındaki sıkıntılarla ilgili belirlediğimiz bazı önemli ve temel konuları, yabancıların çalışma  izinleri yasasıyla birlikte kısa zaman içerisinde parlamentoya taşınacağını aktardı.

    Türkiye’nin çalışma hayatındaki önemli düzenlemeleri yasalaştırdıklarını, bu dönem içerisinde Türkiye’nin her alanda 3–4 kat büyüdüğünü anlatan Çelik, müteahhitlik alanında destan yazıldığını, istihdam konusundaki başarılara bütün ülkelerin gıpta ile baktığını kaydetti. Bütün bunların istikrar ve güven ortamında olduğuna dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:

    ”Türkiye’nin büyümesi, gelişmesi güzel şeyler. Çalışma hayatında ve sosyal güvenlikte  önemli reformlar gerçekleşiyor. Çok güzel ama diğer taraftan başarılarımıza adeta bir sünger çeken Soma olayı ve asansör faciası karşısında dilimizin tutulduğunu, söylenecek bir şey kalmadığını ve bu kadar önemli başarılar ve  gelişmelere sahne olan Türkiye’ye yakışmayan görüntüler olduğunu bir kez daha burada belirtmek istiyorum. Büyüyelim mi? Büyüyelim tabi ama önlemlerle büyüyelim. Takdir Allah’tan efendim ama tedbir insandan. Tedbiri alacaksınız, tedbir almadan takdire havale etmek kolaylığına kaçma lüksümüz olamaz. Bizim görevimiz gerekli önlemleri almaktır. Ondan sonra takdir neyse zaten olacak.”

    “İnsanı merkez aldık”

    Hiçbir maddi kazancın insan hayatından daha değerli olmadığını vurgulayan Çelik, kendilerinin insanı merkezi alan, merkeze oturtan programlar yaptıklarını, ancak yaşanan olaylara bakıldığında bazı alanlarda bunun gerçekleşmemesinin üzüntüsünü yaşadıklarını ifade etti.

    2012 yılında İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nın yürürlüğe girdiğini hatırlatan Çelik, son dönemde medyada sıkça söz edilen 167 ve 176 sayılı İLO sözleşmelerinin Bakanlar Kurulu olarak imzalarının tamamlandığını, Ekim ayıyla birlikte Meclise geleceğini söyledi.

    Kalkınmış ülke olmanın kıstası

    İş sağlığı ve güvenliği konusunda yasanın gerekli mevzuat düzenlemelerinin olduğunu, her türlü önlemlerin alındığını anlatan Çelik, maden faciasının meydana geldiği yerde yasayla iş güvenliği uzmanları ve Maden Kanunu’na göre, maden mühendisini bulundurmayı getirdiklerini ifade ederek  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yapı denetim firmasından, makine mühendisleri odası, Sanayi Bakanlığına kadar işin her alanında sorumlular olduğunu,  ancak karşımıza çıkan tabloda kazaya baktığımızda, bu kazaların devam ettiğini aktararak “Türkiye’de. bu kazaların devam ettiği, bu fotoğrafların gazetelerin manşetlerini süslediği bir ülke, kalkınmış bir ülke olamaz. Kimseyi inandıramazsınız. Bundan çıkmamız gerekiyor. Eksiklik nerede? Eksiklik, az önce başkanlarım konuşuyorlar. Efendim yahu bir günah keçisi aranıyorsa buyurun Çalışma Bakanlığı. Hiç mahsuru yok, ben bundan gocunmam. Ben işimi en iyi şekilde yapmanın mücadelesini veriyorum. Eksiğini gediği bırakmama konusunda gecemizi gündüzümü harcıyoruz. Fakat sen kömürde 1,5 milyon ton üretecekken, eğer yılda 3 milyon ton üretirsen, hesabı vereceksin. Yok böyle bir şey, böyle yağma yok. Sen asansörü kurup, binayı kat kat yükseltiyorsan, eyvallah, eline sağlık, yüreğine sağlık. Binalar yüksek, ülkemiz de yükselsin ama bunu yükseltirken, asansörü yükseltirken 50 liralık durdurucuyu takamıyorsan, yapmasan daha iyi inşaatı.” dedi.

    Bir çok kesimin sorumluluğu bulunduğunu, ancak farkındalığı olmadığını belirten Çelik, herkesin sorumlulukları belli ama maalesef farkındalığın olmamasının getirdiği bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun altını çizdi.

    Kendilerinin farkındalığı oluşturmak için işverenlerin önünü açacaklarını anlatan Çelik, cezanın da müfettişin de yasanın amacının da  farkındalığı oluşturmak olduğunu söyleyerek. iş sağlığı güvenliği konusunun sadece bir kanuni, yasal bir konu değil, insani ve vicdani bir sorumluluk olduğunun bilinmesi gerektiğine işaret etti.

    İş sağlığı güvenliği öncelikli

    Çelik, ”Vicdan mı, cüzdan mı? Mal mı, Can mı? Böyle mukayeseleri doğru bulmuyorum. Tabii ki can. Tabii ki önce vicdan. Bu konuları da tartışma, mukayese konusu şeklinde ele almanın doğru olmayacağını düşünüyorum” dedi.

    İş sağlığı güvenliğine harcanan her kuruşun işyerinin itibarını artıracağını, aynı zamanda çalışanların istikbaline de yatırım olacağını ifade eden Çelik, güvenli bir ortamda hem işçinin hem de işverenin kazanacağını söyledi.

    İşverenlerin mevzuatın gerekli kıldığı tedbirleri almakla, çalışanların ise tedbirlere harfiyen uymakla yükümlü olduğuna dikkati çeken Çelik, ”Şimdi bu önümüzdeki düzenlemelerde ceza geliyor ama teşvik  de getiriyoruz. Bu konuda hassasiyet ve farkındalığı oluşmuş işadamı ile oluşmamış işadamı arasında fark olması gerekiyor. Dolayısıyla bazı teşvik uygulamalarını  önümüzdeki düzenlemeyle getireceğiz” dedi.

    TES: “Sosyal Diyaloğun önemli bir örneğidir”

    İNTES Başkanı Celal Koloğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmaya, YOL-İŞ Sendikasına toplantının ev sahipliğini üstlenmelerinden dolayı teşekkür ederek başladı.  İNTES ile Yol-İş Sendikası arasında gerçekleştirilen çalışmaların örnek teşkil edecek düzeyde olduğunu belirten Koloğlu, “Bu örnek sosyal diyalogun en önemli kanıtı, Türkiye Eğitim Şantiyesi’dir.” dedi.

    Türkiye Eğitim Şantiyesi’nin 2003 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından temelinin atıldığını ve açılışın da 2004 yılında yine onun tarafından yapıldığını belirten Koloğlu, sektörün tüm meslek gruplarında eğitim ve sınavların yapılabildiği TES’in şu anda ayda 10.000 kişi, yılda 120.000 kişiye kadar sınav yapabilme kapasitesine sahip Türkiye’nin örnek tesisi olduğunu söyledi. Koloğlu, “İNTES MYM yılda 500 bin kişiye kadar sınav yapabilecek yer kapasitesine sahiptir.”dedi.

    Son dönemde birbiri ardına yaşanan iş kazalarından büyük üzüntü duyduklarını kaydeden Koloğlu, “Umarız ki bu tür kazalar, böylesi büyük olayların yaşanmaması için uyarı niteliği taşır. Herkes gereken dersi alır.” diye konuştu.

    İş sağlığı ve güvenliğinin Türkiye’nin önem vermesi gereken konuların başında geldiğini, inşaat sektörünün, dünyanın hemen her yerinde en çok ölümlü iş kazasının görüldüğü sektör olduğunu vurgulayan Koloğlu, iş kazalarının azaltılması için toplumsal bilincin yaygınlaşmasının gerektiğini söyledi. Koloğlu, bu amaçla İNTES, Bakanlık ve YOL-İŞ Sendikası ile ülke genelinde Güvenliği İnşa Edelim kampanyasını gerçekleştirildiğini belirterek “ Sayın Çelik’in liderliği ve Bakanlığımızın teknik koordinasyonunda yeni etkinliklere ve çalışmalara hazır olduğumuzu belirtmek isterim.” dedi.

    Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği konusuyla ilgili yasal alt yapının yeterli olduğunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik’in gayretlerini takdirle karşıladıklarını, mevzuatta getirilen düzenlemelerin işyerlerinde barışçıl, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamını tesis edecek düzeyde olduğunu belirten Koloğlu, “En önemli gelişmelerden birisi Bakanlığımızın cezalandırmak yerine iletişimi, işbirliği ve diyaloğu yani çalışma barışı tesis edecek bir yaklaşımı esas almasıdır. Artık denetimler sadece denetim olmaktan çıkmış, işyerini, işçiyi ve işvereni eğitim noktasına getirecek düzeye gelmiştir.”dedi.

    Ülkemizde genç nüfusa paralel, genç istihdam oranının yoğun olduğunu, Y kuşağı olarak anılan en büyüğü 33 yaş grubuna kadar olan bu nesil özgürlüklerine düşkün olduklarını, en yaşlısı 48 yaş grubuna kadar olan X kuşağı çalışma motivasyonun ve disiplininin yüksek olduğunu anlatan Koloğlu, “Ramak kala kavramı tecrübe ile paralel olup,  iş sağlığı ve güvenliğinde çok önemlidir. Bu deneyimi yaşayanların başına iş kazası gelme olasılığı da azalır.” dedi.

    Mesleki yeterlilikler sistemi

    Çalışma hayatındaki sorunların çözümünde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Koloğlu, artık ülkede yetkin ve mesleki yeterlilik belgeli işgücünden söz edildiğini söyledi. Koloğlu, mesleki yeterlilik belgeli usta çalıştırılması zorunluluğuna doğru gidildiğini,  kanunların, mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenlerin çalıştırılamayacağına hükmettikleri aktararak yakın zamanda hiçbir işçinin belgesiz çalıştırılamayacağı bir döneme girileceğini vurguladı. 2015 yılından itibaren sahada yeterliliği tespit edilmemiş ve belgesiz hiçbir işçi kalmayacağını ifade eden Koloğlu, bu sürecin işleyişinin teminatı olarak Mesleki Yeterlilik Kurumunun faaliyetlerine hızla devam ettiğini ifade ederek “Mesleki yeterlilik sistemi kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar mesleki yeterlilik belgeleri ile taçlandırılmalıdır.” dedi.

    İşçilerin eğitiminin önemi

    İnşaat işçilerinin eğitimi, belgelendirilmesi ve bilinç düzeylerinin artırılmasının İNTES’in asli görevi olduğunu, deprem kuşağında olan Türkiye’de güvenli yapıların inşa edilmesinde bilinçli ve ehil işgücünün öneminin arttığını belirten Koloğlu, “Türk müteahhidi, Tük Mühendisi, Türk Müşaviri ve belgeli Türk İşçisi ile ülkemizde ve dünyada üstlenemeyeceğimiz iş yoktur.” diyerek  İNTES olarak inşaat sektöründe 47 meslekte meslek standardı ve 24 meslekte ulusal yeterlilik çalışmalarının tamamlandığını, bunu inşaat sektörü adına devletten hiçbir maddi destek beklemeden kendi mali imkanları ile yapıldığını aktararak 21 meslekte ulusal yeterlilik, 5 meslekte ise meslek standardı hazırlık çalışmalarının devam ettiğini, 6 ay içinde tüm bu mesleklerde çalımların tamamlanmış olacağı bilgisini vererek bir mesleğin standardını oluştururken ve yeterliliklerini hazırlarken öncelikli olan, İş Sağlığı ve Güvenliğini sağlamak ve iş kazalarını önleme konusuna vurgu yaptı.

    İNTES MYM’nin işlevi

    İNTES’in inşaat sektöründe belgelendirme amacına hizmet vermek üzere 2010 yılında İNTES Mesleki Yeterlilik ve Belgelendirme Merkezini kurduğunu, bu kuruluşun inşaat sektöründe ‘Mesleki Yeterlilik Belgesi’ veren ilk yetkili kurum olduğunu anlatan Başkan Koloğlu, “İNTES MYM 05 Ocak 2012 tarihinde TÜRKAK tarafından, 19 Ocak 2012 tarihinde ise Mesleki Yeterlilik Kurumu’nca sınav ve belgelendirme yapmak üzere yetkilendirildiğini ve yürütülen çalışmalar sonucunda “İNTES MYM’nin 18 meslekte akredite olan bir kurum haline geldiğini ifade etti.

    Koloğlu Türkiye Eğitim Şantiyesi ile on yılda çok önemli tecrübeler edinildiğini aktararak deneyimli ve alanında uzman kadroların Türkiye’nin ve dünyanın her köşesinde sınav yapma kabiliyetine sahip bulunduğunu belirtti. İNTES MYM için şantiyenin bulunduğu her yerin bir sınav merkezi olduğunu belirten Koloğlu, Türkiye Eğitim Şantiyesi’nin yanı sıra bir yılda; Adana ve Mersin’de 30.000, Adapazarı ve Sakarya’da 30.000, İstanbul (Gebze) ve Bolu’da 75.000, Sivas, Kahramanmaraş ve Ağrı’da 25.000 kişiye sınav ve belgelendirme yapabilecek sürekli sınav merkezlerimiz mevcut olduğunu, İstanbul, Elazığ, Malatya, Erzurum, Trabzon, Diyarbakır gibi ilerimizdeki şantiyeler ve yurt dışındaki şantiyelerimizin de geçici sınav merkezi olarak kullanılabildiğini anlattı ve  “Netice itibari ile İNTES MYM yılda toplam 500.000 kişiye kadar sınav yapabilecek yer kapasitesine sahiptir.” dedi.

    Koloğlu konuya ilişkin sözlerine şöyle devam etti. “Bu sistem desteklenir ise hizmete hazırız. İNTES MYM olarak kısa vadede inşaat sektöründe yoğun olarak talep gören tüm mesleklerde akredite belge vermeyi hedefliyoruz.” dedi.

    Koloğlu sistemin sürdürülebilirliği ve kalitesi için Mesleki Yeterlilik Belgesi vermek üzere yetkilendirilecek ve akredite edilecek kuruluşların belirli seviyelerdeki kuruluşlardan seçilmesi ve bu kuruluşların sıkı denetimlere tabii tutulması gerekmekte olduğuna vurgu yaparakGerek TÜRKAK ve gerekse MYK yetkilileri çalışmalarımızı en ince ayrıntılarına kadar inceliyorlar ve varsa eksikliklerimizi tespit ediyorlar. Merdiven altı eğitimlerin ardından gelecek tehlikelere ve merdiven altı belgelendirmeye engel olunmalıdır. Mesleki Yeterlilik Sistemi devlet, işçi, işveren tüm tarafların sosyal sorumluluğudur.” dedi.

    İNTES üyelerinin kayıtlı işverenler olarak tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde teşvik edici uygulamalar yapılmasının etkili olacağını belirten Başkan Koloğlu, her yıl vergi rekortmenleri sıralaması açıklandığı gibi, en fazla sigorta primi ödeyen işverenlerin isimlerinin kamuoyuna açıklanması ve ödüllendirilmesi önerisinde bulundu.  Koloğlu, “Diğer yandan, sıfır iş kazası olan işletmeler için özel teşvikler getirilmesinin bu konudaki disiplini artıracağını düşünmekteyiz.” dedi.

    Ağar “TES’in gelişmiş pek çok ülkede bile örneği yoktur”

    Yol-İş Başkanı Ramazan Ağar, toplantıda yaptığı konuşmaya İNTES’in işbirliğinde kurulan Türkiye Eğitim Şantiyesi’nin önemini belirtmesinden dolayı Koloğlu’na teşekkür ederek başladı, “Türkiye Eğitim Şantiyesi işçi ve işveren kuruluşları arasındaki sosyal ortaklığın çok güzel bir örneğini oluşturmaktadır.”dedi.

    TES’in gelişmiş pek çok ülkede dahi örneği bulunmayan bir mesleki eğitim kurumu olduğunu belirten Ağar, inşaat sektöründe üretimin vazgeçilmez bir parçası olan işgücünün eğitimine desteğin YOL-İŞ açısından bir övünç kaynağı olduğunu söyledi.

    Ağar, şöyle konuştu:

    “Sendikamız uzun yıllardır Türkiye’nin önde gelen İNTES’e bağlı özel sektör inşaat işyerlerinde de örgütlenmiştir. YOL-İŞ bu firmalarla ve genellikle de üyesi oldukları İNTES ile 40 yıldır toplu sözleşmeler bağıtlamış, üretim süreçlerinin iş barışı içinde en iyi şekilde sonuçlandırılmasına katkı sağlamıştır. Sendikamız faaliyetini sürdürdüğü geçmiş elli yılda olduğu gibi, bugün de giderek geliştirdiği bu bilinçle hareket etmekte, örgütlendiği işyerlerinde taraf olmanın ötesinde kendisini üretim sürecinin bir parçası ve ortağı olarak görmekte, sosyal diyalogu işyerlerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde ilk ve asıl araç olarak benimsemektedir. YOL-İŞ hiçbir zaman işveren olmazsa işyerinin ve istihdamın diğer deyişle işçinin olmayacağını göz ardı etmemiştir.” dedi.

    İnşaat sektörü, iş kazalarının en çok yaşandığı sektörlerden üçüncüsü olduğunu Aktaran Ağar,  ölümlü iş kazalarında sektörün ilk sırada yer aldığını, her gün inşaat işyerlerinde meydana gelen iş kazalarında 2-3 işçinin yaşamını yitirdiğini aktararak “Soma’da, İstanbul’da ve duyulmayan başka yerlerde meydana gelen iş kazalarında yaşamlarını yitiren işçi kardeşlerime Allahtan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.” dedi.

    Bakan Çelik’e teşekkür

    Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliğinin korunmasına ilişkin yasal alt yapının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca en iyi şekilde, hem ülke koşullarına, hem de Avrupa Birliği müktesebatına uygun şekilde yeniden düzenlendiğini belirterek Bakan Çelik’e teşekkür eden Ağar, şunları söyledi:

    “İşçilerde iş sağlığı ve güvenliği bilincinin oluşturulmasında takdir edersiniz ki, işçi sendikalarına büyük görevler düşmektedir. İncelendiğinde görüleceği üzere işçilerin örgütlü oldukları işyerlerinde iş kazaları çok daha az görülmektedir. Zira, işçilerin eğitilmesi sendikaların başlıca görevleri arasındadır. YOL-İŞ Sendikası da bu bilinçle hareket etmektedir. Örgütlü olduğu işyerlerinde yapılan işler ağır ve tehlikeli olmasına karşın iş kazası oranları düşüktür. Bu nedenle örgütlendiğimiz inşaat işyerlerinde işverenlerimizin Sendikamızı taraf değil, bir çözüm ortağı olarak görmelerini bekliyor ve diliyoruz.”

    Sendikal örgütlenmenin önünü açmaya yönelik çalışmalarınızdan dolayı da Bakan Çelik’e teşekkür eden Ağar, YOL-İŞ’in taşeronlaşmaya karşı mücadele verdiğini belirterek şunları söyledi:

    “Sendikamız son beş yılda özellikle kamu sektöründeki taşeronlaşmaya karşı önemli bir mücadele vermiş, Karayolları Genel Müdürlüğü’nde uzun yıllardır aracı firmalardan temin suretiyle istihdam olunan üyelerimizin aslında bu şekilde çalışmaya başladıkları ilk günden itibaren idarenin işçisi olduğunu yargı kararıyla tespit ettirmiştir.  Bu şekilde bir mücadelede yer almamızın amacı anılan kapsamda çalıştırılan iş gücünün sürekli işçi kadrolarında güvenceli bir şekilde istihdamını sağlamak ve taşeronluk sisteminin birlikte sorumluluk nedeniyle kamuya getirdiği görünmez yükü ortadan kaldırmak, diğer deyişle işçiyi olduğu kadar kamuyu da korumaktır.  Bu nedenledir ki, adına dava açtığımız üyelerimiz karayollarında çalışmaya başladıkları ilk günden beri, idarenin işçisi sayılmalarından dolayı lehlerine doğan alacak haklarından, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmelerinin sağlanması kaydıyla feragat etmeye hazırdır.”

    İşverenlere yönelik çağrı

    Yol-iş Başkanı Ramazan Ağar, işverenlere yönelik çağrı yaparken de şunları söyledi:

    “Buradan inşaat işverenlerine sesleniyorum; gelin bizleri işyerlerinizde sorun üreten bir taraf olarak değil, çözüm ortağı olarak görünüz. Geçmiş dönemde kötü örneklerden kaynaklanan yanlış algıları ortadan kaldırıp, iş gücünün güvenli ve güvenceli bir biçimde istihdamı için olduğu kadar, üretimde verimliliğin artırılması için sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kalkmasına yardımcı olunuz. Gelin güçlü bir Türkiye’nin inşası için, işyerlerinde sendikalaşmanın önünü açarak sosyal ortaklığımızı güçlendirelim.”

    Toplantı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve YOL-İŞ Genel Başkanı Ramazan Ağar  adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında fidan dikilmesi için yapılan bağışa ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

    1964

    İNTES 167. Geleneksel Toplantı

    İNTES GENEL SEKRETERİ NECATİ ERSOY – Sayın Başbakan Yardımcım, sayın konuklar; İNTES’in 167. Geleneksel Toplantısına hoş geldiniz, şeref verdiniz.

    Yönetim Kurulumuz adına açılış konuşmasını yapmak üzere Başkan Vekilimiz Sayın Mustafa Demir’i kürsüye arz ediyorum.

    Buyurunuz Sayın Demir.
    İNTES BAŞKAN VEKİLİ MUSTAFA DEMİR – Sayın Başbakan Yardımcım, Sayın Müsteşarım, sayın bakanlarım, sayın genel müdürlerim, sayın bürokratlar, sevgili meslektaşlarım; İNTES’in 167. Geleneksel Toplantısına hoş geldiniz.

    Siz değerli katılımcılarla 2014 yılının ilk Geleneksel Toplantısını bugün yapıyoruz. İNTES 30. yılında 167 toplantıyı başarıyla sonuçlandırdı. Bu yıl enteresan bir tesadüf de İNTES’in 50. kuruluş yıldönümüdür.

    Sektörümüzün önemli bir platformu olan bu geleneksel toplantıları ve diğer çalışmalarını 50 yıldır ülkemizin hizmetine ve sektörümüzün problemlerinin çözümüne ayırarak başarıyla yürütmüştür.

    Değerli katılımcılar, bugünkü Geleneksel Toplantımızın yemeğini, ev sahipliğini AKFEN Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hamdi Akın yapacaktır. Camiamızı bir araya getiren bu güzel ev sahipliği için kendisine teşekkür ediyoruz. Bilindiği üzere AKFEN Holding, çok önemli projelere imza atmış, binlerce kişiye istihdam yaratmış başarılı bir firmamızdır. Allah yolunu açık etsin diyoruz.

    Efendim, bugünkü toplantımızın onur konuğu ve konuşmacımız Başbakan Yardımcımız Sayın Ali Babacan’dır. Sayın Babacan bu yoğun gündemde bize zaman ayırdığı için çok teşekkür ediyoruz.

    Sayın Başbakan Yardımcım,
    Bugün bizlerle paylaştığınız konular, vereceğiniz mesajlar son derece önemlidir. Eminim katılımcılarımız sizi dikkatle izleyecekler ve önemli işaretler alacaklardır. Sektörümüz yurt içinde, yurt dışında her türlü olumsuzluğu aşarak üretim yapmakta, dünya sıralamasında Çin’den sonra en fazla iş üstlenen 2. Ülke konumundadır. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde yıllık taahhüde bağlanan iş hacmi 30 milyar dolar seviyesine ulaşmış bulunmaktadır. Yüksek bilgileriniz dahilinde olduğu üzere, inşaat, millî gelire katkısı, istihdam potansiyeli, harekete geçirdiği 200’den fazla alt sektör ile kalkınmada önemli bir etken olup ekonominin lokomotif güçlerinden birisidir.

    Sayın Başbakan Yardımcım,
    ben sözümü fazla uzatmayacağım ama sektörümüzün sorunlarından iki üç problemi yüksek müsaadelerinizle arz edeceğim.

    Bilindiği üzere, yurt içi ihalelerde Kamu İhale Kurumu bazındaki temel sorunlar zatıaliniz ve bakanlarımız tarafından çok iyi bilinmektedir. Bunların başında aşırı düşük fiyatlar gelmektedir. Bunun çözümü için doğru hesaplanmış, yaklaşık maliyetlerin altındaki tekliflerin elenmesi şeklinde düşünmekteyiz. Nitekim, yaklaşık maliyetin içerisinde zaten yüzde 15 genel gider, yüzde 10 kâr vardır. Bunun altında bir işi yapmak mümkün değil diye düşünmekteyiz.

    İkinci bir problem, iş deneyim belgelerinde bir işte yaklaşık 15-20 civarında belge çıkmasıdır. Bu da ayrı bir handikap yaratmaktadır.

    Son dönemlerde yıllara sari işlerde, özellikle son iki üç ay içerisinde doların değerinin yüzde 20-30 civarında artması, maliyetlerimizi de o mertebede artırmıştır. Acilen bir fiyat farkı kararnamesine de ihtiyaç olduğunu, arz etmek istiyorum.

    Sayın Başbakan yardımcım
    Bu ve benzer sorunları mutlaka çok iyi biliyorsunuz ve Hükümetimizin sektörümüze her zaman olduğu gibi yardımcı olmasını, önünün açılmasını ve başarılarının devamı için gereken tedbirlerin alınmasını talep etmekteyiz.

    Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

    İNTES GENEL SEKRETERİ NECATİ ERSOY – Sayın Başbakan Yardımcım, sayın konuklar; AKFEN Holdingin yaptığı işleri tanıtan kısa filmi dikkatlerinize arz ediyorum…

    İNTES GENEL SEKRETERİ NECATİ ERSOY – Sayın Başbakan Yardımcım, sayın konuklar; şimdi de konuşmalarını yapmak üzere AKFEN Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hamdi Akın’ı kürsüye davet ediyorum.

    Buyurun Sayın Akın.
    HAMDİ AKIN (AKFEN Holding Yönetim Kurulu Başkanı) – Sayın Başbakan Yardımcım, değerli İNTES üyeleri ve sektörün değerli temsilcileri; Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının 167. Geleneksel Toplantısına hoş geldiniz.

    Bugün AKFEN Holding olarak sizleri ağırlamaktan büyük onur duyuyoruz. Sizlerin de yakından takip ettiği üzere, Türkiye son yıllarda, özellikle ekonomide çok yol kat etti. Ülke ekonomisinin yakaladığı bu başarılı büyüme hikayesinin en büyük katkı ve hizmeti Türk inşaat sektörü temsilcilerinin sağladığını söyleyebiliriz.

    Geçtiğimiz yılı yüzde 7’ye yakın bir büyüme ile kapatan sektörümüzün 2014 yılında da büyümesini sürdüreceği inancındayım.

    Bir ülkenin gelişiminin ana eksenini oluşturan otoyollar, havaalanları, enerji üretim tesisleri, hastaneler ve konut gibi birçok altyapı ve üst yapılar ülkemizin genel büyüme politikası içerisinde önemli bir yer alırken, inşaat sektörünün gelişimine de destek vermektedir. Özellikle bu yıl ve yakın gelecekte inşaat sektöründeki büyüme seyrinde mega ölçekte kamu yatırımlarının önemli bir paya sahip olacağını düşünmekteyim.

    Kısa süre içerisinde tamamlanması planlanan İstanbul’daki 3. Köprü, 3. hava limanı, Avrupa’nın en büyük 2. köprü inşaatını da kapsayan İstanbul-İzmir Otoyolu, 50 şehirde büyük altyapı ve hastane inşaatları ve 6,5 milyon konutu içeren kentsel dönüşüm, hızlı tren, yeni bölünmüş yollar, tüp geçitler, limanlar ve HES projeleri ile bölgesel havaalanları gibi devasa projelerle alınacak mesafe inşaat sektörünün 2014’te göstereceği performansının temel dinamikleri olacaktır.

    Küresel piyasa koşullarına rağmen tüm bu planlanan yatırımlar çerçevesinde Türk inşaat sanayicisinin yurt içinde ve yurt dışından elde ettikleri başarılar ülkemizin ve sektörümüzün itibarını artırmakta olup aynı zamanda bu başarı ülke ekonomisinin büyümesi noktasında da diğer sektörlere örnek olacaktır.

    2014 yılında kamu yatırımlarının yanı sıra, özel sektör inşaat yatırımlarının da büyümeye katkı sağlaması beklenmektedir. Bu nedenle, küresel, siyasi, bölgesel ve ekonomik belirsizliklerin ortadan kalkmasıyla ekonominin özel sektöre odaklı büyümeyi sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.

    Değerli konuklar, AKFEN Holding olarak 1976 yılından bu yana Türkiye’nin birçok altyapı projelerinde yatırımcı olarak yer alarak Türkiye’nin önde gelen altyapı yatırım holdinglerinden biri haline geldik. Hava limanı yönetim ve operasyonları, inşaat, deniz limanı işletmeciliği, deniz ulaşımı, su dağıtımı, atık su hizmetleri, enerji ve gayrimenkul gibi birçok alanda bağlı ortaklıklar ve iştirakler yoluyla kararlı bir şekilde yolumuza devam etmekteyiz.

    TAV İnşaat olarak Medine Hava Limanı ihalesini kazandıktan sonra, 2013 yılında Suudi Arabistan’ın Riyad King Halid Hava Limanının Terminal 5 Tasarım ve İnşaat ihalesini de portföyümüze kattık.

    Isparta Şehir Hastanesi ihalesini AKFEN İnşaat olarak en iyi teklifi vererek kamu-özel ortaklığı modeli kapsamında sosyal altyapı işlerine adım attık.

    AKFEN Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı olarak 3 yeni otel yatırımını tamamlayarak portföyümüzdeki operasyonel otel sayısını 16’ya yükselttik. Ayrıca 4 otelin yapımı devam etmekte, 2015 yılında 20 otelimizle birlikte hizmetimize devam edeceğiz ve yeni otel projelerine de inşaat olarak devam kararlılığındayız.

    1969-1964
  • İNTES 166. Geleneksel Toplantı
    1969
  • İNTES 165. Geleneksel Toplantı
    1969
  • İNTES 164. Geleneksel Toplantı
    1969
  • İNTES 163. Geleneksel Toplantı
    1969
  • 1972

    İNTES 166. Geleneksel Toplantı

    Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış: “Türkiye’nin kalkınması, demokratikleşmesi ve özgüvenine kavuşması için AB sürecine ihtiyacı var.”

    • İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu: “Hükümetin AB konusundaki duruşunu takdir ediyorum. AB’ye girmek için her türlü özveriyi gösterdik. Ama buna rağmen AB’ye giremedik”
    • Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir: ”Türkiye artık örnek alan değil örnek alınan bir ülke haline geldi, bizler de bu durumun kıymetini bilmeliyiz.”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 4 Haziran 2013 Salı günü düzenlenen 166. Geleneksel Toplantısı’nın onur konuğu Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış oldu.

    ‘AB Finansmanlı Altyapı Yatırımları’ konulu Aylık Geleneksel Toplantı, Limak Holding A.Ş.’nin ev sahipliğinde Ankara Sheraton Otel’de yapıldı. İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu ve Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir’in açılış konuşmalarını yaptığı toplantıda AB Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde atılan adımları anlattı. Türkiye’nin kalkınması, demokratikleşmesi ve özgüvene kavuşması için AB sürecine ihtiyacı olduğunu belirten Egemen Bağış, çözüm sürecinin de AB sürecinden farklı düşünülemeyeceğine işaret etti.

    Konuşmasında son günlerde tüm yurtta yaşanan Gezi Parkı olaylarına değinen Bakan Bağış “Gerçekten bu süreçte farklı kesimlerin farklı mesajları olabilir. Bu bahsi geçen gösterilere katılanların ortak bir mesajı yoktur. Farklı farklı mesajlar vardır. Çok farklı siyasi hareketlere destek vermek isteyenler, samimi çevreci duyguları olanlar, farklı sosyalleşme arayışında olanlar bir araya gelmişlerdir.” dedi.

    “Ben de beyaz saray önünde eylem yaptım”

    Protestolar ve gösteriler konusunda da AB standartlarının yakalanması gerektiğine dikkati çeken Egemen Bağış, “AB üyesi olmasa da oradaki standartlara benzer standartları olan Amerika Birleşik Devletleri’nde 17 yıl yaşadım. 17 yıl boyunca da pek çok eyleme katıldım. Gün geldi Kıbrıs davamız için gösteriler düzenledim, gün geldi Bosna Hersek’le dayanışma içinde olduğumuzu göstermek için, gün geldi Karabağ’da yaşanan dramı dile getirmek için BM önünde, gün geldi sözde ermeni soykırımı iddialarına cevap vermek için Beyaz Saray önünde gösteriler düzenledim” diye konuştu.
    “İğneyi kendilerine batırsınlar sonra çuvaldızı göğsüme saplasınlar”

    AB ülkeleri ve ABD’de kamu malına zarar verildiğinde güvenlik güçlerinin verilen zararı engelleme görevi olduğuna işaret eden Bağış,  şöyle devam etti:

    “Almanya’da da güvenlik güçlerinin nasıl faaliyet gösterdiklerine bizzat şahit oldum. Güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanmasının tek örneği Türkiye’de değil. Ama o ülkelerden bir tanesinin Şansölyesi çıkıp Türkiye’ye bu konuda nutuk atarken, kendi ülkesinde hala Neo-Nazi davalarında, ırkçılık davalarında öldürülen Türklerle ilgili yargılanmaların olduğunu unutuyor. Biz Avrupa’dakilere de bir takım mesajları iletmek açısından AB sürecini önemsiyoruz. Ben şunu diyorum; iğneyi kendilerine batırsınlar sonra gelsinler çuvaldızı benim göğsüme saplasınlar ben ona razıyım”

    “Ortak çıkarlarımıza odaklanmalıyız”

    “Birbirimizi değiştiremeyeceğimizi kabul etmemiz lazım” ifadesini kullanan Egemen Bağış, birlikte hareket edildiği takdirde kazancın çok daha fazla olacağına dikkati çekti. Çözüm sürecinden rahatsızlık duyanların varlığının normal olduğunu vurgulayan Bağış, provokasyonlara karşı toplumu uzun süredir uyardıklarını söyledi.

    “Bundan bazı yerel, bölgesel ve küresel güçlerin rahatsız olması son derece doğaldır” diyen Bağış, şunları kaydetti: “O endişelerimizin ne kadar gerçekçi olduğunu sizler de herhalde takip ediyorsunuz. Bunlar tesadüf olaylar değil. Bunlar İstanbul’un Gezi Parkı’ndaki dört tane ağacın yerinden sökülmesi, iki tanesinin kesilmesiyle alakalı bir mesele değil. Öyle başlatılmış, öylece insanların istismar edilmiş olduğu süreçler olabilir ama bu süreçte iki yanlış bir doğru yapmıyor. Bundan sonraki süreçte hep birlikte ortak çıkarlarımıza odaklanmalıyız. Bu süreçte ‘Ahmet, Mehmet, AK Parti, CHP, MHP kaybetti’ diyemeyiz. Bunda Türkiye kaybediyor. Bundan hepimiz zarar görüyor.”

    AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, son 10 yılda 2,5 milyar ağaç dikildiğini, bu alandaki çalışmaların devam edeceğini de sözlerine ekledi.
    Türkiye bugüne kadar çok büyük balarılar elde etti

    Türkiye’nin 54 yıl önce başlayan AB süreci ile o günden bugüne kadar görev alan tüm hükümetlerin Avrupa Birliği sürecini bir devlet politikası olarak gördüklerini ve 1959’da Türkiye o sürece ilk başvurduğunda kişi başına düşen gelirin 350 dolar olduğunu, Osmanlı döneminde kalma dahil, toplam 14 üniversitede eğitim görüldüğünü, bugün ise tüm Türkiye’de yaygın 200 üniversitede gençlerimizin eğitim gördüğünü, Türkiye’nin yıllık turizm gelirinin sadece 9 milyon dolar iken,  bugün 30 milyar dolar seviyesine geldiğini, kişi başına düşen gelirin ise 11 bin dolar iken 25 bin doları seviyesini hedefleyen bir ülke olduğumuzu vurguladı.

    Avrupa Birliği sürecinde en büyük yatırımı demokrasiye yapıldığını vurgulayan Bakan Bağış “ Demokrasimiz kazandıkça, ekonomimiz de gelişti. Çünkü demokrasisi topal olan bir ülkenin ekonomisinin felç olması kaçınılmazdır. İşte, onun neticesinde bugün burada gerçekten Türkiye’nin kalkınmasında çok büyük emekleri olan İNTES üyeleriyle cumhuriyet tarihi boyunca, 1923’ten 2002’ye kadar toplam 6.100 kilometre yol yapabilen devletin sizlerle iş birliği içerisinde son 10 yılda 17 bin kilometre yeni yol ve otoban yaptığına şahitlik ettik. Bugün Türkiye’de hizmet veren okulların, hastanelerin yarısından fazlası son 10 yılın eseridir.” dedi.  Bağış bütün bu gelişmelerin arkasında da Avrupa Birliği sürecinin çok ciddi katkıları olduğunu vurguladı.

    KOÇOĞLU: “Hükümetin AB konusundaki duruşunu takdir ediyorum”

    İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu toplantının konuşmasında, Hükümetin Avrupa Birliği konusundaki duruşunu takdir ettiğini belirterek, ”AB’ye girmek için her türlü özveriyi gösterdik aa buna rağmen AB’ye giremedik” dedi.

    AB üyeliği için atılan adımları aslında Türk insanı için atıldığının farkında olduklarını aktaran Koçoğlu halkımızın da bunun bilincinde ve AB standartları olarak adlandırılan bu uygulamalarını sosyal hayatımıza hızla adapte ettiklerini belirtti.

    Koçoğlu, 31 temmuz 1959 yılında ülkemizin o zamanki adıyla Avrupa ekonomik topluluğu olan AET’ye ortaklık başvurusuyla başlayan serüvenin 54 yıldır devam ettiğini aktararak Türkiye’nin üyelik süreci içerisinde gösterdiği çabanın  halkımızın yararına olduğunu ifade etti

    Konuşmasında bundan tam 37 yıl önce işletme mastırı yaptığı sırasında bir çalışma için yürüttüğünü anketin sonuçlarını paylaşan Şükrü Koçoğlu, AB’den o günkü beklentilerle bugünkü beklentiler arasında benzerlikler olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de AB’ye 37 sene önceki bakış açısıyla bugünkünün farklı olabileceğini ifade eden Koçoğlu, Hükümetin AB üyelik sürecinde attığı adımları memnuniyetle izlediklerini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “AB üyeliği için atılan adımları aslında Türk insanı için atıldığının farkındayız. Siz de zaten her platformda bunun altını ısrarla çiziyorsunuz. Halkımız da bunun bilincinde ve AB standartları olarak adlandırılan bu uygulamalarını sosyal hayatımıza hızla adapte ediyor.  Öte yandan, AB ülkeleri nezdinde Türkiye’yi anlatma ve tanıtmaya dair Bakanlığımızın yürüttüğü kapsamlı çalışmaları da memnuniyetle takip ediyoruz. Hükümetimizin konusundaki duruşunu takdir ediyorum. AB’ye girmek için her türlü özveriyi gösterdik. Ama buna rağmen AB’ye giremedik.”
    İNTES olarak AB destekli 9 proje gerçekleştirildiğini ve bu projelerin başarılı bir şekilde tamamlandığını anlatan Koçoğlu, “Bu projeler bize çok önemli deneyimler kazandırdı. Bazı projelerin işçi-işveren sendikalarının birlikteliği açısından ayrı bir yeri var. YOL-İŞ Sendikamız ile kurduğumuz Türkiye Eğitim Şantiyesi ilk deneyimlerini AB projeleri ile başlattı.

    AB projelerinde bütçe imkânlarının kısıtlı olduğu unutulmamalıdır. İNTES olarak, projelerimize AB’nin sağladığı hibe oranında maddi katkı sağladık ve belirlenen hedefleri yerine getirdik. Uygulamaya aldığımız projeler ile 180’in üzerinde kişiyi istihdam ettik” diye konuştu.

    Vize sorununa da değinen Koçoğlu, birçok ülkenin iş adamlarının AB’ye vizesiz girmesine karşın Türk iş adamlarına vize uygulanmasını eleştirdi. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın AB ile Gümrük Birliği yerine serbest ticaret anlaşması imzalanması önerisini hatırlatan Koçoğlu, ”Serbest ticaret anlaşması ile herhalde düzlüğe çıkarız” değerlendirmesinde bulundu.

    Sektörün Anayasası AB Direktifleri ile Kamu İhale Kanunu konusuna da değinen Koçoğlu Kanun ile pazarımızı AB ülkelerine ve uluslararası pazarlara açmış durumda olduğumuzu, ancak Türkiye AB’ye tam üye olursa buna uygun yapılar düzenlemek ülke çıkarlarına daha uygun olacağını vurguladı.

    Kamu İhale Kanunu ve ikincil mevzuatın uygulanmasında karşılaşılan birçok sorunun temelinde

    isteyen herkesin hiçbir şart ve deneyim aranmaksızın inşaat- taahhüt sektöründe faaliyet gösterir olması olduğunu vurgulayan Koçoğlu, “Kanun ve ikincil mevzuatın uygulamasında karşılaşılan birçok sorunun temelinde de bu sorun yatmaktadır.” dedi.

    AB direktiflerinde yer alan son beş yıl içinde tamamlanma koşuluna ilişkin olarak yapım işlerinde 15 yıllık işler dikkate alındığını, AB’nin bu sürenin 5 yıla düşmesini istediğini eğer bu kabul edilirse dört Türk müteahhidinden üçünün işsiz kalacağını vurgulayarak “Türk müteahhitleri Türkiye’de sadece taşeronluk yapacaklar demektir.” dedi.

    Özdemir:” Türkiye artık örnek alan değil örnek alınan bir ülke”

    Toplantıya ev sahipliği yapan Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir de şirket ve konsorsiyum olarak yürüttükleri projeler ve üstlendikleri büyük ihaleler hakkında bilgi verdi. Cengiz, Mapa, Kolin ve Kalyon şirketleri ile İstanbul’un 3. havalimanı projesini aldıklarını hatırlatan Nihat Özdemir, ”İstanbul’a dünyanın en büyük havalimanlarından birini inşa edeceğiz” dedi. Türk özel sektörünün finansman bulma kabiliyetine dikkat çeken Özdemir, şöyle devam etti:

    “İstanbul 3. Havalimanı gibi mega bir projenin, kamu-özel iş birliği ortaklığı modeli ile başarıyla gerçekleştiriliyor olması, özel sektörün bu projeye finansman bulma kabiliyeti, tüm dünyanın dikkatini çekti. Londra Belediye Başkanı Financial Times’a şöyle bir açıklamada bulundu: ‘Türkiye bize göstermiştir ki, özel sektör mega havalimanları kurabilmek için kaynak bulabilmektedir. Biz de bu havalimanı yarışında Türkiye’yi örnek alalım ve yeni bir havalimanı yapalım.’

    Türkiye artık örnek alan değil örnek alınan bir ülke haline geldi, bizler de bu durumun kıymetini bilmeliyiz.

    Türkiye’nin özellikle enerji, altyapı ve ulaştırma sektörlerinde çok daha fazla büyüme potansiyeli var. Bizler inanıyoruz ki, devletimizin 2023 yılı hedeflerine paralel, Türkiye büyümeye devam edecek ve bölgedeki lider ülke konumunu sürdürecek.

    Türkiye, 2023 yılında dünyanın ilk 10 en güçlü ekonomisi arasına girmeyi, 25 bin USD kişi başı milli gelire sahip olmayı, 500 milyar USD ihracat, 650 milyar USD ithalat, 60 milyon turist ve 500 milyar kWh elektrik tüketim rakamlarına ulaşmayı hedefliyor. Bu hedeflere ulaşmak için özelleştirmelerin tamamlanması ve piyasaların tamamen liberalleşmesi gerekmektedir. Bu süreçte devletimizin biz yatırımcıları, desteklemesi ve teşvikleri sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.”

    Toplantı Bakan Bağış ve Limak İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında dikilen ağaçlara ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

    1978

    İNTES 165. Geleneksel Toplantı

    EKONOMİ BAKANI ZAFER ÇAĞLAYAN OLDU

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES)  “Hizmet İhracatı” konulu Geleneksel Toplantısı 26 Mart 2013 Salı günü Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan oldu.

    Geleneksel Toplantının ev sahipliği bu kez Gülermak Ağır San.İnş.Ve Taahhüt A.Ş.tarafından gerçekleştirildi.  Gülermak A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güleryüz  başta Bakan Çağlaya’a ve konuklara katılımları için teşekkürlerini sundu. Ardından Gülermak tanıtım filmi yayımlandı.

    Geleneksel Toplantıda İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu açış konuşması yaptı.

    İNTES Başkanı  Koçoğlu, yurt dışı müteahhitlik konusunda talepte bulunduklarını ve hükümetin sorunun çözümü için harekete geçtiğini dile getirdi. Hazırlıkları son aşamaya gelen yeni yasal düzenlemeyle Türkiye’den yurt dışına götürülecek işçilerin sigorta primlerinde 5 puanlık indirim uygulanacağını öğrendiklerini ifade eden Koçoğlu, ”3 milyar dolara iş yaparken 100 bin işçi sayısı vardı. 26-27 milyar dolar iş yapıyoruz desek 900 bin işçi götürmemiz lazım, ama maalesef bu rakam 50 bine düştü. Getirdiğiniz iyileştirmeler sayesinde bu rakamı yakalayabileceğimize inanıyorum” diye konuştu.

    İNTES Başkanı Koçoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hükümetimizin bize kulak vererek bu yönde bir düzenleme hazırlığı içinde olması son derece memnuniyet verici. Bunu ilk adım olarak görüyoruz ve önümüzdeki dönemde diğer taleplerimizin de gerçekleştirileceğine inanıyoruz. Emin olun ki, biz de hükümetimizin yüzünü kara çıkarmayacağız.

    Son uygulamayla firmalarımızın yurt dışı projelerde çalıştırdığı işçi sayısının artacağını hep birlikte göreceğiz. Bildiğiniz gibi, yurt dışı projelerde çalışan Türk işçi sayısı bir dönem 150 binlere kadar çıkıyordu.  Biz, çok bir şey istemiyoruz Sayın Bakanım. Sadece yurt dışının 82. il olarak görülmesini ve diğer sektörlere verilen teşviklerin yurt dışında iş yapan firmalarımıza da tanınmasını talep ediyoruz.”

    Hizmet İhracatı Önemi

    Türkiye’de hizmet ihracatının öneminin her geçen gün arttığını, 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilmek için ihracat kalemlerinin de çeşitlenmesi gerektiğini belirten Koçoğlu, şunları söyledi:

    “ Klasik ihracat kalemleriyle hedefimizi yakalamamız mümkün değil. Sanayi ihracatına hizmet ihracatını da eklememiz lazım. Hizmet ihracatı denince akla ilk gelen sektör ise yurt dışı müteahhitlik sektörü.  Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz dünyada özellikle iş yaptığımız ülkelerde yaşanan siyasi krizlere sizin ve Sayın Başbakanımızın yoğun çabaları ile yükselişini sürdürüyor. Sektörümüzün temsilcileri firmalarımız dünya çapında ayrıcalıklı bir yere sahip oldu. Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü olan inşaat sektörümüz yurt dışında da Türkiye’nin yüzünü güldürüyor. Türk müteahhitleri bugün 100’e yakın ülkede iş yapıyor. Körfez ülkelerinden Kuzey Afrika’ya, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan Ortadoğu ve Balkanlara kadar bir çok bölgede müteahhitlerimizin izlerini görmek mümkün.  Sadece pazarımızı genişletmekle kalmıyor, iş hacmimizi de artırıyoruz. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde marka haline gelen Türk firmaları her geçen yıl daha büyük ölçekli işler alıyor.

    Sektörümüzün 2012 yılında üstlendiği projelerin toplam bedeli 2011 yılına göre %31 oranında arttı ve 26 milyar doları aştı. Bu rakam müteahhitlik sektöründe yıllık bazda bugüne kadar ulaşılan en yüksek değerdir. 1972 – 2011 yılları arasında 94 ülkede toplam 206,8 milyar dolar değerinde 6406 proje üstlendiğimizi hatırlarsak geldiğimiz noktanın önemini daha iyi algılayabiliriz.

    Kararlı adımlarla ilerliyoruz, gideceğimiz çok ülke, yapacağımız çok iş var. Hedefleri siz belirliyorsunuz, o hedeflere ulaşmak ise bizim işimiz. Bakanlığımızla birlikte hareket ediyoruz. Afrika pazarını hedef gösterdiniz. Kaynak verdiniz, biz de organizasyonu yaptık. İlk adımı attık. Bu kapsamda Nijerya heyeti Türkiye’deydi. Nijerya’da karayolu, demiryolu ve liman projelerini yürüten Federal Yapı Bakanlığı ile Konut İdaresi’nin üst düzey yetkililerini Türkiye’de ağırladık. Ülkemizde kaldıkları bir haftalık süreçte Ekonomi Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, TOKİ yetkilileri ile görüştüler. Türk firmaları tarafından kamu ihale sistemiyle gerçekleştirilen projeleri yerinde incelediler. Türk kamu ihale sistemi ve tahkim konusunda bilgi aldılar.  Bu organizasyon ile Türkiye-Nijerya ilişkileri inşaat sektörü açısından artık başka bir boyuta taşındı.  ”

    Dünya şampiyonluğuna oynuyoruz

    Türk müteahhitleri olarak dünya şampiyonluğuna oynadıklarını ve sektörün rakiplerine göre çok güçlü olduklarını kaydeden Koçoğlu şöyle konuştu:

    “Sektör her alanında deneyim sahibi. Teknolojik bilgi birikimimiz var, zor koşullarda çalışabiliyoruz. En önemlisi de coğrafi konumumuz nedeniyle dünyanın dört bir noktasına kolay ulaşabiliyoruz. Ne mutlu ki, artık firmalarımızda dış pazarda ortak hareket etme bilinci oluştu.

    Mal ihracatı, turizm ve yurtdışı müteahhitlik hizmetleri ortak değerlendirilmeli ve ayrılmaz bir üçlü olarak desteklenmelidir. Yurtdışı müteahhitlik sektörü olarak hem hizmet ihraç ediyoruz hem de Türkiye’nin adını tüm dünya ülkelerine duyuruyoruz. Diğer taraftan hem döviz kazandırıyor hem de istihdam yaratarak işsizlik sorununun çözümünde çare olmaya çalışıyoruz.  Bütün bu özellikler ve gelişmeler yurtdışı müteahhitlik hizmetlerimizi uluslar arası alanda rekabet gücümüzün en yüksek olduğu sektörler arasına sokuyor. Bizler bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da üzerimize düşeni yapacağız. Yeni pazarlarda daha büyük işlerle Türkiye’yi dünya şampiyonu yapacağız.”

    Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise konuşmasına , İNTES’in başarılı çalışmalarından dolayı İNTES Yönetim Kuruluna teşekkür ederek başladı.

    Çağlayan  yaptığı konuşmada Türk müteahhitlik sektörünün, her geçen gün gelişen kalitesi, dünyada artan tecrübesi, bilgi ve becerisiyle dünya üzerinde önemli bir yer tutmaya başladığı vurguladı. Çağlayan “1975 yılından beri sektörün içinde çeşitli şekilde yer almış ve sektörde 27 yıl sanayicilik vermiş bir arkadaşınız olarak, bir kere müteahhitlik sektörünün gelmiş olduğu seviyeyi, son 35 yılını fiilen bilen bir arkadaşınızım.” dedi ve Türk müteahhitlik sektörünün geldiği noktanın son derece önemli olduğunu kaydetti. Yurt dışı müteahhitliğin 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren ve Türkiye’nin göğsünü kabartan bir sektör olduğunu ifade ederek  Libya’da 1972 yılında Türk müteahhitlik sektörünün dünya müteahhitlik sektörüyle tanışmasıyla beraber bir milat yaşadığını aktaran Çağlayan 1972-2002 yıllarında 44 milyar dolar olan sektör büyüklüğünün, 2002-2012 yıllarında  245 milyar dolar gibi rekor bir seviyeye ulaştığını vurguladı. Bugün dünyada 7010 üzerinde proje, 100’den fazla ülke ve 245 milyar dolar gibi rekor seviyede bir iş hacmine ulaşıldığını aktaran Çağlayan “Müteahhitlerimizi tebrik ediyorum. Geçmişte Türkiye’yi yurt dışı müteahhitlik sektörüne açan, 2002 yılına kadar bu konuda emek veren herkese de gönül dolusu şükranlarımı, teşekkürlerimi buradan ifade etmek istiyorum.” dedi.

    Çağlayan, sektörün geçen sene de bir önceki yıla göre %33,6’lık bir büyüme gösterdiğine değinerek, yurt dışı müteahhitlik sektörünün ortalama proje bedellerinin ise 20 milyon dolardan 60 milyon dolara yükseldiğini belirtti.
    Bakan Çağlayan, 2013 hedefini 100 milyar dolar olarak belirlediklerini hatırlattığı sektörün, bu yılı ise rahatlıkla 30 milyar dolarla kapatabileceğini düşündüğünü dile getirdi.
    İhracat rakamlarına da değinen Çağlayan, ekonomik kriz ve Arap Baharı’na rağmen Türkiye’nin geçen yıl ihracatını 2011 yılına göre %13,1 artırarak 152,6 milyar dolara çıkardığını ifade etti.

    Çağlayan, Türkiye’nin, hizmet ihracatını da 44,2 milyar dolara çıkararak, dünyanın bu alandaki 17. büyük ihracatçısı konumuna geldiğini söyledi.

    152,6 milyar dolar mal ihracatı, 44,2 milyar dolar hizmet ihracatının toplam değeri hesaplandığında 197 milyar dolar olduğunu ifade eden Çağlayan, Türkiye’nin gayrisafi millî hasılasının %25’ine yakın bir rakamının ihracat kalemi olduğunu açıklayarak  Türkiye’nin  ihracatla büyüyen bir ekonomi olduğunu vurguladı. Çağlayan eğer Türkiye ihracat yapamasaydı, güçlü büyümenin elde edilemeyeceğini söyleyerek “Ve Türkiye, 2011 yılının son çeyreğinden itibaren artık ihracatla büyüyen bir ülke haline gelmiştir. 2012 yılının 9 aylık ihracat performansı olmasaydı, biz 2012 yılının ilk üç çeyreğinde  %2,6’lık pozitif bir büyüme değil, belki %3’lük, % 4’lük bir küçülmeyle ilk 9 ayı geçecektik. Ama şükürler olsun bugün ihracat artışı Türkiye ekonomisinin dinamiği, motoru haline gelmiştir.” dedi.

    Hizmet ihracatında en büyük katkıyı turizm sektörünün sağladığını belirten Çağlayan, geçen yıl 31 milyonun üzerinde turist ağırlayan Türkiye’nin 30 milyar dolara yakın gelir elde etiğini bildirdi. Türkiye’nin turizmde de bir tarih yazdığını aktaran ve 2012 yılında 31,8 milyon turisti ağırlayan  Türkiye  30 milyar dolara yakın turizm sektöründen ihracat geliri elde ettiğini ve Türkiye bu başarısıyla dünyanın 6. büyük, Avrupa’nın 4. büyük turizm destinasyonu olduğunun altını çizdi.
    Türkiye’nin bugün tüm dünyaya örnek olan ekonomisindeki gelişme performansını hep beraber izlediğini aktaran Çağlayan  “Evet, Türkiye bundan iki yıl öncesine kadar ihracatının yarısını Avrupa’ya yapardı. Şimdi Türkiye, önemli bir hizmet ihracatçısı olma noktasına geldi. 2012 yılında Türkiye Avrupa’ya yapmış olduğu ihracatın seviyesinin %38’lere düşmüş olmasına rağmen, ihracatının %25’ini yapmış olduğu Arap Baharı ile beraber bilhassa ciddi kaosa girmiş olan Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde yaşanan sıkıntıya rağmen,  ihracatçımız âdeta bir tarih yazdı, bir destan yazdı ve 2012 yılında ihracatımız bir önceki yıla göre %13,1 artarak 152,6 milyar dolara ulaştı. Bu bir başarı, bu bir başarı hikâyesi.” dedi.

    İhracata, aslında müteahhitlik sektöründeki hizmetlere, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün artması olarak değerlendirdiğini aktaran Çağlayan, “dünya piyasası âdeta kurtlar sofrası. Kurtlar sofrasından bu payı almak da her babayiğidin harcı değil. Ama şükürler olsun ülkemiz bu başarıyı, bu gayreti devletiyle, Hükümetiyle, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımızın önderliğinde, benim tabii görevim ve diğer bakan arkadaşlarımın desteği, bürokratlarımız ve hepsinden önemlisi bu işin asıl aktörleri olan Türk özel sektörüyle gerçekleştirdi.” dedi.

    Türkiye’nin  böyle bir başarı hikayesini ortaya koyduğunu aktaran Çağlayan  “Eğer Türkiye sadece Avrupa’daki gelişmelere seyirci kalsaydı, sadece Kuzey Afrika ve Orta Doğu pazarlarındaki gerilemeye seyirci kalmış olsaydı, ihracatımızda 152,6 milyar doları değil, sizlere neden 110 milyar dolar seviyesine düştüğümüzü anlatmak zorunda kalırdım.” dedi.

    Son dört yılda pazar çeşitlendirmesinin ihracatımıza getirmiş olduğu katkının 42 milyar doların üzerinde olduğunu söyleyen Çağlayan, bugün Türk ihracatçısının dünyanın 241 gümrük bölgesine ihracat yaptığını ve  sadece Nauru ve Mikronezya’ta ihracat yapılmadığını ancak buralara ulaşılacağını söyleyerek  “Bilmem buraya gideniniz nerede olduğunu bileniniz var mı, sorayım şöyle bir salona? Evet, ben de bilmiyordum, sonra haritada gördüm. Asya Pasifik’te toplu iğne başı büyüklüğünde iki devletten bahsediyorum. Bunun bir tanesinin yüzölçümü 700 kilometrekare, bir tanesinin yüzölçümü sadece 30 kilometrekare. Biz buraya da ihracat yapacağız. Dolayısıyla dünyada girmediğimiz hiçbir pazar bırakmayacağız, çünkü Türkiye, müteşebbisiyle, işadamıyla, iş insanıyla sıkıştığı anda başka pazarlarda çok rahat bir şekilde nüfuz etmeyi gördü, öğrendi ve tatbik etti.”

    2023 hedeflerine ilişkin olarak bu tarihin bizim için son derece önemli olduğunu söyleyen  Çağlayan konuya ilişkin “Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümünde bu ülkeyi kuran, bağımsızlığımızı, cumhuriyetimizi bize armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun arkadaşlarına bizim vereceğimiz en büyük armağanın olduğu tarih. 2023’ü bu şekilde anlamak ve algılamak gerekiyor. Evet, biz Büyük Atatürk’ün dediği gibi, ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine getirme noktasında önemli gayretler içindeyiz. Ümit ediyoruz ki, inşallah şimdi Türkiyemiz 2023 yılında, yani cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıldönümünde dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde olacaktır.” dedi.

    Avrupa’nın son 4 yılda 4 milyon insanın işsiz kalmış olduğu bir ortamda Türkiye’nin 5 milyon insanın istihdam piyasasına girdiğini, 30 yaş ortalamasıyla 76 milyona dayanmış olan nüfusumuzda Türkiye son derece önemli bir ülke olma özelliğini giderek arttırdığını 2002 yılına kadar ülkemize gelen toplam doğrudan sermaye yatırımlarının sadece 14,6 milyar dolar iken, 2003-2012 sonuna geldiğimizde ülkemize gelen toplam doğrudan sermaye yatırımları 123,7 milyar dolar olduğu bilgisini verdi.

    Hizmet Dış Ticaret Konseyi

    Çağlayan, Bakanlık olarak ”Hizmet Dış Ticareti Konseyi” kurma aşamasında olduklarını söyledi.”Dünyada giremeyeceğimiz hiçbir pazar bırakmayacağız” diyen Çağlayan, gelinen noktanın önemine değinerek ancak bunun yeterli olmadığını vurguladı.

    Gelecek 10 yılda Türkiye’ye 240 milyar dolar tutarında yatırım yapılacağına işaret eden Çağlayan, bunun bir kısmının devlet, bir kısmının özel sektör eliyle gerçekleştirileceğini belirtti.

    Geçen yılki ihracatın bir kilogramının kaç liraya yapıldığına yönelik bir çalışma yaptırdığını dile getiren Çağlayan, sonuçta 1 dolar 58 centlik bir rakamın ortaya çıktığını aktardı. Çağlayan, Almanya’da bu rakamın 4, Güney Kore ve Japonya’da 3,5 dolar civarında olduğunu ifade etti.

    Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için üretim ve ihracat yapısını değiştirmesi gerektiğine dikkati çeken Çağlayan, ARGE, inovasyon ve yüksek katma değere ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi. Bakan Çağlayan, ”Hamallık yaparak 500 milyar dolarlık ihracatı yakalayamayız” diye konuştu.

    Ekonomi Bakanı Çağlayan, Türkiye’de yatırımı bulunan ABD sermayeli firmaların temsilcileriyle bir araya geldiğine değinerek, görüştüğü 3 firmanın yetkililerinin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşıyacaklarını açıkladığını bildirdi.

    Konuşmalardan sonra Koçoğlu, Bakan Çağlayan’a adına dikilen fidanlarla ilgili belge takdim etti. Yemeğe ev sahipliği yapan Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güleryüz  de Çağlayan’a toprak delme makinesi maketi verdi.

     

    1982

    İNTES 164. Geleneksel Toplantı

    İNTES’İN 164. GELENEKSEL TOPLANTISI’NIN KONUĞU ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU OLDU.

    *Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’nin HES potansiyelinin yüzde 46’sını değerlendirebildiğini belirterek, “Türkiye’de HES’ler olmazsa enerjide tamamen dışa bağımlı bir ülke olurduk”

    *Eroğlu, ”HES’lere karşı çıkan bir grup var. Niye karşı çıkıyorlar? Yurt dışında enerjiden, pastadan pay alanlar var, yurt dışına bağımlılık var. Türkiye’nin hep yurt dışına bağımlı kalmasını arzu eden bir grup var” dedi.

    * Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası(İNTES) Başkanı Şükrü Koçoğlu: “en ucuz olan, en iyi olur mantığı bitirilmeli”

    Koçoğlu: ” Enerji yatırımlarını gerçekleştirenler olarak biz bürokraside boğulmaya başladık”

    İNTES’in  “Türkiye’nin Su İşleri” konulu 164. Geleneksel Toplantısı’na katılan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’nin HES potansiyelinin 185 milyar kilowatt saat olduğunu belirterek, “Türkiye’de HES’ler olmazsa enerjide tamamen dışa bağımlı bir ülke olurduk” dedi.

    İNTES tarafından Ankara Sheraton Otel’de düzenlenen 164. Geleneksel Toplantısı’nın konuğu Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu oldu. Sistem Elektromekanik A.Ş. ev sahipliğinde yapılan “Türkiye’nin Su İşleri” konulu toplantıda konuşan Bakan Eroğlu, Türkiye’nin ne su fakiri bir ülke, ne de su zengini bir ülke olduğunu söyledi. Suyun tek elden ve akılcı yürütülmesi gerektiğini belirten Eroğlu, Hükümet olarak su politikaları 30-40 yıl sonrası düşünülerek yapıldığına dikkat çekti.  Eroğlu, içme suyu meselesini çözdüklerini ifade ederek, “4 ayda 81 ilin nüfus tahminlerine göre su kaynakları belirlendi. Örneğin İstanbul’un 2070 yılına kadar su sıkıntısı yok” dedi.

    Bakanlık olarak geçen yıl ve bu yılı DSİ Genel Müdürlüğü’nde, sulamada hamle yılı ilan ettiklerini aktaran Eroğlu, Türkiye’de bulunan 8,5 milyon hektarlık sulanabilir alandan ancak 5,6 milyon hektarının sulandığını, tamamlanması gereken 68 büyük baraj kaldığını, bunların da çok kısa zamanda bitirileceğini kaydetti.

    Veysel Eroğlu, 1 Ocak 2012 tarihinde başlatılan ”Bin Günde Bin Gölet Projesi” ile yapılacak sulama göletlerinin hizmete sunulacağını dile getirdi.

    DSİ tarafından bin 215 büyük tesisin bitirildiğini dile getiren Eroğlu, bunlardan 18 tanesinin Hidroelektrik Santral (HES) olduğunu belirterek, HES’lerin önemini vurguladı. Türkiye’de HES’ler olmazsa dışa bağımlı olunacağını savunan Eroğlu, Türkiye’nin HES potansiyelinin 126,7 milyar kilowatt saat olduğunu bildirerek, 26 milyar kilowatt saat hidroelektrik enerji üretildiğini de söyledi. Yapılan çalışmalarla potansiyelin 185 milyar kilowatt saat olduğunu vurgulayan Bakan Eroğlu, yapılan çalışmalar sonucunda ‘Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği’ni çıkardıklarını hatırlattı.

    ”HES’ler olmazsa Türkiye enerjide dışa bağımlı olacak”

    HES’lerin kurulmasına karşı çıkanlar olduğunu sözlerine ekleyen Bakan Eroğlu, “Türkiye’nin yurt dışına bağlı olmasını isteyen kişiler kendi çıkarlarına ters düştüğü için HES’lerin yapılmasına karşı çıkıyor” diye konuştu.

    Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı olduğunu ve enerji ithali için 66 milyar dolar ödendiğini dile getiren Eroğlu, ”Dolayısıyla mutlaka kendi yerli kaynaklarımızı, temiz enerji kaynaklarımızı hızla harekete geçirmemiz lazım” ifadesini kullandı.

    Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği’nin çıkarılmasının ardından özel sektörün de büyük yatırımlara ilgisinin arttığını dile getiren Eroğlu, 110 milyar kilovatsaatlik potansiyeli olan HES’lerin özel sektör tarafından inşa edileceğini ve 65 milyar dolarlık yatırım yapılacağını aktardı.

    Eroğlu, HES’lerle ilgili bürokratik işlemlerin azaltılması için bir heyet oluşturulması teklifinde bulundu

    Bazı çevrecilerin HES’lere tepki gösterdiğini anımsatan Eroğlu, şöyle devam etti:

    ”HES’lere niye karşı çıkıyorlar? Amerika’da hidroelektrik santral potansiyelinin yüzde 90’ı kullanılmış, Finlandiya’da yüzde 100’ü, Japonya’da yüzde 86’sı kullanılmış. Biz daha şu anda toplam 186 milyar kilovatsaatin 70 milyar kilovatsaatine ulaşabildik, yüzde 46’sı. Yani çok daha düşük. Dolayısıyla bunlar niye karşı çıkıyorlar diye baktığımız zaman gayet basit. Yurt dışında enerjiden, pastadan pay alanlar var, yurt dışına bağımlılık var. Türkiye’nin hep yurt dışına bağımlı kalmasını arzu eden bir grup var. Dolayısıyla bunun mutlaka önüne geçmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda sadece bakanlıklara değil, diğer kurumlara, EPDK başta olmak üzere, özel idarelere, valiliklere, emniyet teşkilatına herkese önemli görev düşmektedir.”

    Firmalara da önemli görev düştüğünü belirten Eroğlu, ”Hakikaten başlangıçta bazı firmalar vahşi şekilde çalıştılar, ikaz ettik. Hep o gündeme geliyor. Aslında şu anda firmalar dikkatli çalışıyor. Biliyorum, yüzde 95’i dikkatli çalışıyor. Ama geçmişte bir, iki firmanın yaptığı hata sürekli gündeme geliyor. Bu HES’lere karşı milleti tahrik ediyor” diye konuştu.

    Eroğlu, HES’lerin bulunduğu vadilerde, çevre düzenlemeleri yapacaklarını anlattı.

    Koçoğlu: “En Ucuz Olan, En İyi Olur Mantığı Bitirilmeli”

    Toplantının açılış konuşmasını yapan İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu, Kamu İhale Mevzuatı’nı eleştirerek, en ucuz olan, en iyi olur mantığının bitirilmesi gerektiğini söyledi. “Kamu İhale Kanunu bize gelen gideni arattı sözünü hatırlattı” diyen Koçoğlu, “Esas, yapılabilir fiyatlarla işin ihale edilmesidir. Yıllardır süregelen gerçekçi fiyatlar yerine ilgisi olmayan aşırı düşük tekliflere işin verilmesinin sağlanması hususu sistemden nitelikli firmalarımızı dışlamaktadır. İhalelerin aşırı düşük tekliflerle sonuçlanması, işleri yapılabilir olmaktan çıkarmaktadır” diye konuştu.

    “Türkiye Su Zengini Değil”

    Türkiye’nin su zengini olmadığını belirten Koçoğlu, bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen yıllık su miktarının 8 bin ile 10 bin metreküp olması gerektiğini kaydetti. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 1960’larda 28 milyon nüfus için 4 bin metreküp iken, bugün bu miktarın azalarak yıllık yaklaşık bin 519 metreküpe düştüğünü aktardı. Koçoğlu, 2030 yılında 100 milyon olması öngörülen nüfus sonucu, kişi başına düşen su miktarının ise yıllık bin 120 metreküp düzeyine düşeceğini dile getirdi. Koçoğlu, Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2030 yılında dünyada, 2020 yılına göre 602 kat fazla enerjiye ihtiyaç duyulacağını hesapladığını bildirdi.

    “Türkiye’nin HES’leri Harekete Geçirmesi Gerekiyor”

    1950’den bu yana dünya nüfusunun 2.5 kat artarken, enerji talebinin 7 kat arttığını kaydeden Koçoğlu “Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülkedir. Bu oran petrolde yüzde 92 iken, doğalgazda yüzde 98 seviyesindedir. Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde geçtiğimiz 10 yıllık dönemde enerji talep artışının en hızlı gerçekleştiği ülke durumundadır. Aynı şekilde ülkemiz, dünyada 2002 yılından bu yana elektrik ve doğalgazda Çin’den sonra en fazla talep artış hızına sahip ikinci büyük ekonomi oldu. Bize düşen bu süreçte suyumuzu ve enerji arzımızı güven altına alacak yatırımlar yapmaktadır” dedi.

    Dünya yenilenebilir enerji kaynaklarını hızla harekete geçirirken Türkiye’nin de yenilenebilir enerjinin en önemli parçası olan Hidroelektrik Santralleri (HES) harekete geçirmek gerektiğini söyleyen Koçoğlu, dünya su potansiyelinin tamamına yakınının kullanılmış durumda olduğunu kaydetti. Koçoğlu, “Bazı gelişmiş ülkeler hidroelektrik potansiyellerinin yüzde 90’ını değerlendirdi. Ülkemizde ise bu oran henüz yüzde 46’dır. Ancak mevcut projeler tamamlandığında toplam 120 milyar kilowatt saatin üzerinde enerji HES’lerde üretilecek. Cumhuriyetimizin 100. yılında hidroelektrik potansiyelimizin yüzde 90’ını kullanır hale geleceğimize inancımız tamdır. Ancak enerji yatırımlarında bürokrasi azaltılmazsa bu hedefi tutturmamız hayal olabilir” diye konuştu.

    “HES’lerde Dünyanın Sayılı Projelerini İnşa Ediyoruz

    Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre bin 494 adet HES projesine başvurulduğunu, bunların kurulu gücünün 30 bin mw olduğunu belirten Koçoğlu, “HES’lerde dünyanın sayılı projelerini inşa ediyoruz. Örneğin dünyanın 6’ıncı, ülkemizin ise en yüksek barajı olan Artvin Deriner Barajı’nda yılda 2 milyar 118 milyon kw/saat enerji üretimi mümkün olacak. Dünyanın 3. en yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santralı’nın sözleşmesi imzalandı. Ilısu Barajı, yine dev projelerimiz arasında. Bu barajların firmalarımız tarafından inşa edilmesi ise bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır” diye konuştu.

    “Bürokrasiye Boğulmaya Başladık”

    “Enerji yatırımlarını gerçekleştirenler olarak biz bürokraside boğulmaya başladık” diyen Koçoğlu, şunları söyledi:

    “Birçok enerji yatırımı bazen sadece inisiyatif kullanılmadığı için uzuyor. İşler gereksiz şekilde zorlaştırılıyor. Özellikle HES’ler başta olmak üzeri enerji yatırımlarında sürecin hızlanması halinde özel sektör tarafından yapılan yatırımların hem daha çabuk ekonomiye kazandırılması mümkün olacaktır. Kendi kendine yetebilmenin ötesinde, dış dünya ile rekabet edebilen bir enerji sektörünün oluşabilmesi için, enerji yatırımlarının sorunları acil olarak çözüm beklemektedir. Bürokratik engeller bir an önce aşılmalı ve gerekli kurumlarla yapılan yazışmalar hızlandırılmalı.

    Enerji yatırımlarının realize edilmesinde çok sayıda kurum ve kuruluşla ilişki kurulmak, onay, izin veya ruhsat alınmak zorunda kalıyoruz. Bu noktada kurumlar arası yetki kargaşasının bir an önce sona erdirilmesini istiyoruz. Enerji yatırımlarında çok farklı idarelere muhatap olunması ve idareler arasındaki koordinasyonsuzluklar nedeniyle çok ciddi zaman kayıpları yaşanıyor. Gecikmeler, yüklenicilerin sözleşmeyle ilgili sorumluluklarını iradeleri dışında nedenlerle yerine getirememeleri sonucunu yaratıyor. Bu da yine yüklenicilerin haksız yere cezai sonuçlarla karşılaşmalarına neden oluyor. İdarelere işlem ve incelemelerini tamamlaması için süre konulması ve bu süreye mutlaka uyulmasının sağlanmasını bekliyoruz. Yargının sosyal (çevre) hassasiyet adı altındaki durdurma kararları da yatırımları olumsuz etkiliyor.”

    “Denetimler Cezalandırma Yöntemi Olmamalı”

    Denetimlerin mutlaka olması gerektiğini ama bunların bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Koçoğlu, “Son dönemde zaman zaman bu uygulama ile mağdur olan üyelerimiz ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldılar. Kamu kaynaklarının sarf denetimine hiç kimsenin bir şey söylemesi ya da karşı çıkması düşünülemez. Ancak, ihalesi yapılan ve devam eden kimi zaman tamamlanan işlerde geriye doğru, teknik yerindelik denetimi ciddi sorunları da beraberinde getiriyor” dedi.

    Koçoğlu konuşmasında sektörün kemikleşen sorunlardan Kamu İhale Kanunu ile ilgili açıklamalarda bulundu. En ucuz olan en iyi olur mantığının bitirilmesi gerektiğini vurgulayan Koçoğlu                Projelere ilişkin idarelerce belirlenen yaklaşık maliyetler yeterli maliyet araştırması ve hesaplama yapılmadan kümülatif değerler üzerinden belirlenmektedir. Esas, yapılabilir fiyatlarla işin ihale edilmesidir. Yıllardır süregelen gerçekçi fiyatlar yerine ilgisi olmayan aşırı düşük tekliflere işin verilmesinin sağlanması hususu sistemden nitelikli firmalarımızı dışlamaktadır. İhalelerin aşırı düşük tekliflerle sonuçlanması, işleri yapılabilir olmaktan çıkarmaktadır. Diğer taraftan fiyat değişiklikleri ile yapım işinde kaliten ödün verilmesine sebebiyet vererek, işin kalitesini etkileyecek sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sebeple, işin uygun kişi ve fiyatla ihale edilmesi ve işin süresinde belirtilen kalite ve fiyatla yapılmış olması ile en büyük kamu yararı sağlanmış olacaktır” şeklinde konuştu.

    Sektörde projelerin yıllara sari olarak yapıldığını belirten Koçoğlu, fiyat artışlarının her yıl ÜFE-TÜFE’ye bağlı olarak uygulandığını belirtti. “Domates fiyatı düşüyor, TÜFE düşüyor, patlıcan fiyatı artıyor, TÜFE artıyor. Benim işim bunlarla değil ki. Benim işim petrol demir, çimento asfalt. Bunlarla. Enflasyon hesaplamasında bunlar dikkate alınmalı” serzenişinde bulundu.

    Toplantının ev sahipliğini yapan Sistem Elektromekanik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Merdan Hürmeydan ise uzun süredir bitirilemeyen projelerin tamamlanması konusunda geliştirdiği projeler için Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na teşekkür etti.

    1987

    İNTES 163. Geleneksel Toplantı

    “ İnşaat Sektörünün Çalışma Hayatına Katkıları”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES)   “ İnşaat Sektörünün Çalışma Hayatına Katkıları”  konulu Geleneksel Toplantısı 17 Ocak 2013 Perşembe akşamı Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik oldu.

    Toplantı Güvensoy İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde düzenlendi. Güvensoy İnşaat  Yönetim Kurulu Başkanı Gültekin Güvensoy firmalarının 30 yıllık geçmişini aktaran bir sunuş konuşması yaptı.

    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, istihdam ve asgari işçilik oranları ile ilgili görüşlerini açıkladı.

    Koçoğlu, konuşmasına, Sayın Çelik,  Geleneksel Toplantımıza en son 2008 yılında katılmıştı. Aradan geçen süreçte, ülkemizde istihdam kapasitesinin arttırılması ve iş gücü niteliklerinin geliştirilmesine ilişkin önemli çalışmalar oldu. Sayın bakanımıza burada huzurlarınızda teşekkür ediyorum. diyerek başladı.

    İstihdamın Türkiye gündeminin en önemli konularından biri olduğunu belirten Koçoğlu nüfusumuz büyürken, ‘genç nüfus’ özelliğini hala koruduğunu işgücümüz ise tarımdan sanayiye transfer olduğunu, bu kapsam içinde istihdamın niteliği ve kayıt dışılığı konusundaki bazı sorunların günümüze kadar geldiğini aktararak. gerek kamunun gerekse özel sektörün üzerine düşeni yapmaya daha fazla hevesli olduğu son yıllarda da nitelikli eleman eksikliğinin olması nedeni ile  bu konuya odaklanılması gerektiğinin altını çizdi.

    Sektörümüz için istihdam konusun farklı bir önem arz ettiğini aktaran Koçoğlu büyümenin en önemli lokomotiflerinden biri olan inşaat sektörü istihdam ağırlıklı bir sektör olduğunu ifade ederek   istihdam ve inşaat sektörünün birlikte ele alınması gereken kavramlar olduğunu aktardı.

    Koçoğlu “Sektörün istihdam kapasitesi yüksek! Çünkü sektörümüz,  sadece eserlerin inşaatı esnasında istihdam sağlamakla kalmıyor, aynı eserlerin hizmete açılmasından sonra da istihdam sağlamaya devam ediyor. Ancak, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da istihdam sağlayan sektörümüz, hala bazı sorunlarla karşı karşıyadır.” dedi.

    Koçoğlu 2011 yılında istihdam paketi olarak bilinen “iş kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun” ile ülkemizde istihdamın teşvikine yönelik önemli düzenlemeler getirildiğini ancak ihaleli işler kapsamındaki yapım işlerinin bu teşviklerden faydalanamadığına dikkat çekerek  “Hatta, kendi yatırımını yapan firmaların inşaatları bile kapsam dışında olup, yurt dışında çalışanlar kapsam dışında tutuluyor. Oysa, yurt dışı inşaat hizmetlerinde Türk müteahhitlerimiz giderek daha büyük ölçekli işlere imza atıyorlar.  Ekonomi Bakanlığı’nca yapılan açıklamaya göre, sektörün 2012’de üstlendiği projelerin bedeli, 2011’e göre yüzde 31 arttı, 26.1 milyar dolar oldu. Bu rakam, müteahhitlik sektöründe yıllık bazda bugüne kadar ulaşılan en yüksek değerdir” dedi.

    Koçoğlu “Ülkemizde halen doğu ve güneydoğu illeri için uygulanan teşvik sistemi, yurtdışında Türk işçisi istihdam eden işverenler için de ihdas edilmeli.”

    İş artarken, işçi sayısı düşüyor

    Koçoğlu’nun konuya ilişkin verdiği bilgilere göre İŞKUR kayıtlarında 2006 yılında yurt dışına giden Türk işçi sayısı 81 bin 379, 2011 yılında ise 52 bin 491 olarak tespit edilmiştir.  Eğer, 2003’teki katsayı ile hareket edersek 2012’de 212.225 kişi istihdam edilmesi gerekmektedir. Oysa, 2012 yılında yurt dışında istihdam edilen işçi sayısı sadece 49.500 kişi ye istihdam sağlanabilmiştir.  Yurt dışına giden işçilerin ülkelere göre dağılımına bakıldığında en çok iş üstlenmiş olduğumuz Irak, Katar, Rusya, Romanya ve Türkmenistan’ın öne çıktığını görülmektedir. Yani, neredeyse yurtdışına giden işçilerin tamamını inşaat sektörü istihdam edilmektedir.

    Koçoğlu sözlerime söyle devam etti  “Yurt dışında çalıştırılacak Türk işçi ve mühendis sayısında zaten gidilen ülkeye göre kısıtlamalar uygulanıyor… Hem bu kısıtlamalar, hem daha düşük ücretli yabancı işçiler, hem de yurt içinde yüksek SSK pirimi vs. yükler nedeniyle yurt dışında işçi çalıştırmada Türk işçisi tercih edilemez duruma gelmiştir. Bunun nedeni, yurtdışında istihdamın bugüne kadar hiçbir şekilde teşvik edilmemiş olmasıdır.”

    Sosyal güvenlik anlaşması olmayan ülkelerde çalışmaya giden işçilerimiz için kısa vadeli sigorta kolları ve genel sağlık sigortası priminin işverenlerince ödenmesi,  uzun vadeli sigorta kollarının ise isteğe bağlı sigorta kapsamında çalışanlarca ödenmesi öngörüldüğünü belirten Koçoğlu, işverenlerimizin   kısa vadeli sigorta kolları prim yükü, genel sağlık sigortası prim oranı gibi yükümlülükler ile %19’a varan prim oranları ile karşılaşmakta olduklarını, ayrıca %20 olan uzun vadeli sigorta kollarının priminin ise isteğe bağlı sigorta kapsamında işçilerce karşılanabildiği bilgisini aktararak ancak, hiçbir inşaat işçisinin sosyal güvenlik ile ilgili ödemeyi kendisinin yapmayarak işverenine bıraktığını, böylece bu noktada ise prim maliyetinin %39’u bulmakta olduğunu aktararak şu öneride bulundu “ Ülkemizde halen doğu ve güneydoğu illeri için uygulanan teşvik sistemi, yurtdışında Türk işçisi istihdam eden işverenler için de ihdas edilmeli ve bu işverenlerimize sigorta primi işveren payı ve gelir vergisi stopajı teşviki sağlanmalıdır. İşverenlerimize, kurum adına yapmış oldukları sağlık harcamalarının geri ödenmesi konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmelidir.”

    Koçoğlu, “Toplu iş sözleşmesi uygulanan işyerlerinde ‘asgari işçilik oranı’ uygulaması kaldırılmalıdır! Bu sistem artık sona erdirilmelidir.” Dedi.

    İnşaat sektörünün en itibar gördüğü alanın, asgari işçilik oranları sistemi olduğunu kaydeden Koçoğlu, çok önemli bir örnek vererek konuya dikkat çekti Koçoğlu, şunları söyledi:

    “Bir sistem geliştirilmiştir ve sadece inşaat sektöründe uygulanmaktadır…Bu sistem şöyle işliyor: Eğer ihale aldıysanız ya da inşaat/iskan ruhsatı ile muhatapsanız yandınız; sistem çalışmaya başlıyor. Bir işi yapıyorsun hepsi sigortalı işçi çalıştırıyorsun. Sonra hesap yapılıyor ve deniliyor ki; ‘sen aslında bu metroyu 3000 işçi ile yapmalıydın ama 2000 işçi ile yapmışsın. Aradaki farkı ödemeden sana ilişiksizlik belgesi vermeyiz!’ Oysa şöyle bir gerçek yok mu? Teknoloji gelişmiş, verimlilik artmışsa,  bunun doğal sonucu daha az iş gücü ile çalışmak değil midir?  Bu arada teminat mektubun çoğu yabancı kökenli bankada duruyor. Dönem faizi ödemeye devam ediyorsun, teminat mektubu limitlerin azalıyor ve karlarının yurt dışına gitmesini seyrediyorsun.

    Asgari işçilik incelemesi sonunda ortaya çıkan fark sonucunda, işçiliğe gecikme cezası ve zammı uygulanmamalıdır! Kesinleşmemiş bir borcun gecikmesinden ve buna dayalı olarak faizinden söz edilemez… Kamuya taahhüt edilen işlerin ‘asgari işçilik uygulaması dışında bırakılması’  kamu yatırımlarının gerçekleştirilmesi açısından da çok önemlidir. Toplu iş sözleşmesi uygulanan işyerlerinde ‘asgari işçilik oranı’ uygulaması kaldırılmalıdır! Sayın bakanım, bu sistem artık sona erdirilmelidir. 5510 sayılı kanunun 85 inci maddesinde düzenlenen kişiyle ilişkilendirilemeyen ve ‘adına prim denilemeyen’ bu uygulamadan sektörü kurtarmanızı bekliyoruz.”

    -Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik: -”Birlikte cumhuriyeti kuranların, birlikte mezarda yan yana yatanların, apartmanlarda, ailede iç içe geçmiş

    insanlara kan ve kinden uzak bir yaşam dilememiz en doğal bir temennidir. Olması gereken bir şeydir.”

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye’de kan ve kinden uzak bir yaşam dileğinde bulunarak, ”Umuyor, diliyoruz ki ebedi bir dostluk bu coğrafyada sağlanır, kanlar ve kinler ortadan kalkar” dedi.

    Bakan Çelik, sözlerine Gazeteci Mehmet Ali Birand’a rahmet dileyerek ve  Türkiye’nin kandan çok çektiğini, bu topraklarda büyük acılar olduğunu söyleyerek başladı.

    Son günlerde barış kelimesinin gür bir sedayla yankılandığını dile getiren Çelik, Fransa’da öldürülen üç kadının Diyarbakır’a getirildiğini ve sonrasında toprağa verildiğini anımsatarak, bir olayın yaşanmaması, barışın, huzurun hakim olması konusunda bütün kesimlerin duyarlı davranmasının, Türkiye’nin, Türk iş dünyasının geleceği açısından son derece önemli olduğunu söyledi.

    ”Kan, kin oluşturuyor. Kan ve kin, Türkiye’ye çok pahalıya patladı. Onun için kan da dursun, kin de” diyen Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

    ”Bizim milletimize bu yakışmıyor. Bizim milletimiz Cumhuriyeti birlikte kurdu. Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta birlikte yatıyor. Birlikte cumhuriyeti kuranların, birlikte mezarda yan yana yatanların, apartmanlarda, ailede iç içe geçmiş insanlara kan ve kinden uzak bir yaşam dilememiz en doğal bir temennidir. Olması gereken bir şeydir. Ekstra istenilen bir şey değildir. Onun için barış bu coğrafyaya yakışıyor. Dostluk, kardeşlik bu coğrafyaya yakışıyor. Umuyor, diliyoruz ki ebedi bir dostluk bu coğrafyada sağlanır, kanlar ve kinler ortadan kalkar.”

    Çelik, “Krize ve Ortadoğu’daki gelişmelere rağmen Türkiye’nin istikrarlı yürüyüşü sürüyor.”

    Çelik, konuşmasında dünya ekonomisinin 2007 yılında ABD merkezli küresel bir krizle sarsıldığını ve bu krizin hala sürdüğünü belirterek, 2013 yılında küresel büyüme tahminlerini dünya bankasının yeniden revize ettiğini anlattı. Buna göre, dünya ekonomisinin yüzde 3 değil, yüzde 2,4 büyüyeceğini dile getiren Çelik, dünya ekonomisinin yüzde 19’unu oluşturan Avro bölgesinin 2013’te binde bir daralmasının beklendiğini ifade etti.

    Çelik, Avrupa’da durağanlığın sürdüğünü, işsizliğin yükseldiğini bildirerek, Avrupa’daki işsizlik istatistikleri hakkında bilgi verdi.

    Ekonomik gelişmeler hakkında bilgi veren Çelik, küresel kriz ve Ortadoğu’daki gelişmelere rağmen Türkiye’nin istikrarlı yürüyüşünü sürdürdüğünü anlattı.

    Çelik, ”Bu olumlu tablonun ortaya çıkmasında hayata geçirdiğimiz reformlar ve özellikle de özel sektörümüzün gayretli çalışmalarının katkısı hiçbir zaman yadsınamaz. Biz önaçıcı olduk, sizler dünyanın dört bir tarafına koştunuz ve bu başarıları hep birlikte sağladık. Bu uyumun neticesidir, bu istikrarın neticesidir” diye konuştu.

    Çelik, hükümet olarak her toplantıda sanayicilere, iş dünyasına, müteahhitlere teşekkür ettiklerini vurguladı. İnşaat sektörünün lokomotif sektörlerden olduğunu vurgulayan Çelik, 1993-2003 arasında yüzde 22 küçülen inşaat sektörünün, sadece 2011 yılında yüzde 11,2 büyüme başarısına eriştiğini bildirdi.

    Çelik, inşaat sektöründe 2002’de istihdam oranının yüzde 4,5, 2012’de bunun yüzde 10’lara yükseldiğini belirterek, bu sektörün sadece ülke içinde değil küresel düzeyde de bir güç, aktör olma yolunda önemli başarılara imza attığını kaydetti.

    Hükümet olarak 10 yıllık her alanda olduğu gibi çalışma ve sosyal güvenlik alanında da önemli reformlara imza attıklarını dile getiren Çelik, en son iş sağlığı güvenliği yasal düzenlemelerinin düzenlendiğini bildirdi.

    Çelik, işverenleri rahatlatan önemli yeniliklerin de hayata geçirildiğini ifade ederek, istihdam paketleriyle 5 puan prim indirimini, teşvikini sağladıklarını, kadın ve gençlerin istihdamında işveren prim desteğini sürdürdüklerini anlattı. Çelik, 2004 yılından bu yana prim teşvikleri kaleminden işverenlere toplam 24 milyar liralık destek sağlandığını söyledi.

    Vatandaştan alınanın yine vatandaşa eşit ve adil şekilde dağıtma mücadelesi verildiğini vurgulayan Çelik, ”Bunu ne kadar adil bir şekilde gerçekleştirirseniz o kadar iyi hükümetsiniz. Kanaatime göre üç kez milletin huzuruna çıktığımıza göre bu konuda mümkün mertebe bir adaleti, mümkün mertebe bir başarıyı gerçekleştirdiğimizi sizler de takdir edersiniz” dedi.

    Çelik, işverenler açısından bürokrasiyi de önemli oranda azalttıklarını, çeşitli kolaylıklar getirildiğini dile getirdi.

    Kısa vadeli sigorta kolları için öngörülen yüzde 1 ve yüzde 6,5 oranlarının, yapılan yasal düzenlemeyle yüzde 2 ile sabitlendiğini anlatan Çelik, ”Böylece artık %6,5 yok, %1’de yok.

    %2’de kısa vadeli sigorta kolları sabitlenmiş bulunuyor. İnanıyorum ki tehlikeli, çok tehlikeli iş kolu olan inşaat sektöründe %6,5’lerde olan bu oranın %2’lere inmesi iş dünyamız açısından önemli bir adım. Ama esas mesele bir çok ihtilafı da, kurumlar arası ihtilafı da ortadan kaldıran önemli bir düzenleme geçtiğimiz hafta Meclis’te yasalaştı. Cumhurbaşkanımızın onayında.”

    İŞÇİ VE İŞVERENLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

    Özellikle kriz dönemlerinde işverenleri rahatlatmak ve çalışanları işten çıkarmalarını önlemeye yönelik attıkları adımlar bulunduğunu, bunun da kısa çalışma ödeneği olduğunu belirten Çelik, 2005’ten bu yana 4 binin üzerinde firmanın 227 bin çalışanın, kısa çalışma ödeneğinden yararlandığını bildirdi.

    Çelik, 2011’de 649 bin 300 iş yerinin 13 milyar liralık prim borcunun yapılandırıldığını, işverenler açısından sıkıntı doğuran asgari işçilik uygulaması gibi sorunların da farkında olduklarını belirterek, ”Bunları zaman kaybetmeden önümüzdeki hafta Sosyal Güvenlik Kurumu’nda bir toplantı ile atılması gereken bir adım var ise gerçekten bir adaletsizlik söz konusu ise bunları gidermeye dönük çalışmayı yapabiliriz” dedi.

    Mesleki eğitim konusuna da bakanlık olarak önem verdiklerini anlatan Çelik, aralık ayı itibarıyla 48 bin işçi açığı olduğunu belirtti.

    Çelik, hangi şehre gidiyorlarsa oda başkanlarının eleman bulmakta sıkıntı yaşadıklarını kendilerine söylediğini belirterek, ”Gerekçe, iş var. Fakat mesleksizlik sorunu ciddi bir sorun. Arz talep uyuşmazlığı konusu ciddi sorun olarak önümüzde durmaktadır”diye konuştu. Bunun için atılan adımlar da olduğunu belirten Çelik, İŞKUR bünyesinde mesleki eğitimlerin devam ettiğini söyledi.

    Bakan Çelik, iş dünyasına ”istediğiniz elemanı işe başlatın” dediklerini, onun 6 ay primini ve maaşını ödeme teklifinde bulunduklarını belirterek, iş ve meslek danışmanları gibi pek çok enstrümanı da kullandıklarını bildirdi. Toplumsal huzur açısından istihdamın önemli olduğunu vurgulayan Çelik, bu konuda hedefleri bulunduğunu söyledi.

    Çelik, şöyle konuştu:

    ”Ulusal anlamda yaptığımız projeksiyonlar ve çalışmalar var. Ulusal istihdam strateji çerçevesinde 2023 yılında, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında işsizliği yüzde 5’e indirme hedefini açıkladık. İşsizlik yüzde 5 olacak. Bununla ilgili hedeflerimiz, bilişim, finans, inşaat, sağlık, tarım, tekstil, turizm sektörlerine ilişkin 40 hedef, 57 politika ve 205 tedbiri içeren ulusal istihdam stratejisinin tamamlamış bulunuyoruz. Şu anda Kalkınma Bakanlığı’nda son değerlendirmeler yapılıyor. Yayınlanınca 2 yılda bir gözden geçirilecek olan bu plan çerçevesinde inanıyorum ki 2023’e geldiğimizde yüzde 5’lere inmiş bir işsizlik oranıyla karşı karşıya kalacağız.”

    Çelik, iş sağlığı güvenliğinin de müstakil bir yasaya dönüştüğünü belirterek, bilimsel verilerin gerekli önlemler alınırsa %98-%100 iş kazaları ve meslek hastalıklarından bir can kaybının olmasının söz konusudur demesine rağmen, maalesef henüz istenilen noktada olunmadığını bildirdi.

    Bakan Çelik, 2002’de yüz bin çalışandan 17’sinin, bugün ise 8’inin hayatını kaybettiğini, gelişmiş ülkelerde yüz bin çalışanda 4, 15 Avrupa ülkesinde ise yüz bin çalışanda bir kişinin hayatını yitirdiğini söyledi.

    Zonguldak’a gittiğini ve maden ocağında hayatını kaybedenlerin aileleriyle buluştuğunu vurgulayan Çelik, ”Hiçbir şey, inanın orada boynunuza sarılan yavrunun acısını gidermeye değmez. İster Ankara’yı verin, ister İstanbul’u verin” diye konuştu. Yasanın risk değerlendirmesi getirdiğini belirten Çelik, ”önce insan” denmesi gerektiğini kaydetti.

    Çelik, bu ülkeye yaraşır, insana değer veren bir çalışma hayatını öne çıkaran bir ülke olarak yer almayı umduklarını bildirdi.

    Toplantı Bakan Çelik ve Güvensoy İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Gültekin Güvensoy adına Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği Kampanyası kapsamında dikilen ağaçlara ilişkin sertifikaların sunulması ile sona erdi.

     

     

    1991-1987
  • 162. Geleneksel Toplantı Yapı Merkezi A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.
    1991
  • 161. Geleneksel Toplantı Erg İnş. A.Ş ev sahipliğinde gerçekleşti.
    1991
  • 1994

    162. Geleneksel Toplantı Yapı Merkezi A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.

    Türk Ticaret Kanunu’nda yeni düzenlemeler gündemde

    İNTES Başkanı Koçoğlu, şirketlerin mali durumunun herkes tarafından bilinmesinin kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebileceğini söyledi.

    Koçoğlu, “Kendi kazancımızı çektiğimiz için cezalandırılacağız.” dedi.

    Gümrük ve Ticaret Bakanı Yazıcı  “Tüm eleştirileri dikkate aldık. 25-30 madde civarında değişiklik hazırlığımız var” dedi.

    Yazıcı: Şirketlerin yöneticilerinin dörtte birinin yüksek tahsilli olması…Böyle bir düzenleme şu anki TTK’da var. Şimdi biz bunu kaldırıyoruz.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) “Yeni Türk Ticaret Kanunu” konulu Geleneksel Toplantısı 23 Mayıs 2012 Çarşamba akşamı Hilton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı oldu.

    Toplantı yapı merkezi Sanayi ve Ticaret A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın hızla değiştiğini, teknolojinin geliştiğini ve insanların inovasyon peşinde olduğunu, değişim ile birlikte şantiyelerin aralıksız 12 ay çalışır hale geldiğini söyledi.

    Teknolojik gelişmeler ve değişimler yaşanırken,  dünyada sınırların ortadan kalması, uluslararası siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerin boyutunu değiştirdiğini kaydeden Koçoğlu şöyle konuştu:
    “Türk Ticaret Kanunu’nun yeniden yazılması da, yaşanan bu gelişmelerin zorunlu bir sonucudur. Çünkü ülkemizin çağdaş yaşama uyum sağlaması için, ticari yaşamı düzenleyen böyle bir kanuna ihtiyaç duyulmuştur. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun, tüm işletmelerimizin sürdürülebilir bir rekabet gücüne zemin oluşturacağını umut ediyorum. Emeği geçen herkesi başta Türkiye Büyük Millet Meclisi mensuplarını, Sayın Bakanımızı,  bürokratlarını kutluyorum.

    1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek Türk Ticaret Kanunu çok önemli değişiklikleri de beraberinde getirecektir.  Şirketlerimizin yapması gereken çok sayıda işlem vardır. Her şeyden önce ciddi cezai müeyyideler gündemde. Yöneticilere ciddi para ve hapis cezaları geliyor. Anonim ve Limited şirketler 14 ağustos 2012’ye kadar sözleşmelerini yeni Türk Ticaret Kanunu ile uyumlu hale getirecekler. Sermaye şirketlerinde, özellikle de anonim şirketlerde kökten değişikliğe gidiliyor. E-İmza, E-Arşivleme-E-Fatura, E-Ticaret ile şeffaflık ticari hayatımızın temeli olacak. Elektronik ortamda toplantılara iştirak edilmesi mümkün olacak.  Ticari şirketler bütün işlemlerini güvenli elektronik imza ile yapabilecekler.  Yeni sistem, bilgi almak isteyenin, bilgiye bulunduğu yerden kolayca ulaşabilmesi ve bilgiyi devamlı olarak önünde bulmasını sağlayacaktır. Türk Ticaret Kanunu’nun dili ve genel kullanım gören bazı terimleri sadeleştirilip değiştirilmiştir.”

    Kanunda en çok sözü edilen olayın, tek kişilik şirkete imkân sağlanması olduğunu kaydeden,  Türk Ticaret Kanunu’na göre kâr payı avansı dağıtılabileceğini belirten Koçoğlu, faturaların fotokopilerinin saklanacağını, asılları olsa bile suretlerinin olmaması durumunda 4–20 bin TL arasında adli para cezası ödemezse, hapis cezası bulunduğunu söyledi. Fatura ve fişe Yönetim Kurulu Üyeleri ile Müdürlerin isimlerinin yer alacağını, taahhüt edilen sermaye, ödenen sermaye, internet sitesi adresi internet numarası da bulunacağını anlatan Koçoğlu, yönetim kurulu üyelerinin en az dörtte birinin yüksek öğrenim görmüş olması zorunlu hale geleceğini kaydetti.

    İnternet Sitesi Mecburiyeti

    İnternet Sitesi Mecburiyetinin tartışmalı konulardan olduğunu belirten Koçoğlu, bu konuda şunları söyledi:

    “Artık tüm mali durumumuz herkes tarafından bilinecek. Şirketin finansal tabloları geliri, gideri, kasası ve bankasındaki paralar, borçları, alacakları, denetim raporları, yönetim kurulu başkan üye ve yönetici ücretleri kamuya açık olacak. İnternet siteleri 1 Temmuz 2013’ten itibaren 3 ay içinde oluşturulması zorunlu. Aksi halde 6 aya kadar hapis ve 300 güne kadar adli para cezası, eksik bilgiye 3 aya kadar hapis 100 güne kadar adli para cezası var. Adli para cezası ödenmezse o da ayrıca hapse çevriliyor.İNTES Başkanı Koçoğlu, şirketlerin mali durumunun herkes tarafından bilinmesinin kötü niyetli kişiler tarafından istismar edilebileceğini vurguladı.

    Bağımsız Denetim Sistemi

    Kanunla “Bağımsız Denetim” diye tanımlanan  yeni bir denetim sistemi getirildiğini, her işletmenin Türk muhasebe standartları ile uyumlu muhasebe altyapısının hazırlanmasının zorunlu hale geleceğini ve şirketlerin faaliyet raporları bağımsız denetçiler tarafından denetleneceğini anlatan Koçoğlu, “İnanılmaz bir pazar doğuyor. Daha önce ortak sayısı 20’den az ise denetçi gerekmiyordu yeni Türk Ticaret Kanunu’nda hem muhasebeci hem de ayrıca denetçi gerekiyor. Şimdi 550 bin limitet şirkete en az birer denetçi mecburiyeti getiriliyor, muazzam bir iş potansiyeli anlamını taşıyor.” dedi.

    Kanun ile ticari hayatın kolaylaşacağını, karar alma sürecinin hızlandığını, yönetim kurulu üyelerinin eğitimli, özenli ve profesyonel yönetici olması zorunlu hale geldiğini, sorumluluk rejiminin akılcı biçimde düzenlendiğini, kimin kime karşı sorumlu olduğu, görev ve yetki tanımlamalarının açıklık kazandığını, yıllık faaliyet raporlarının kapsamlı, doyurucu ve uluslararası standartlara uygunluğu da yönetsel şeffaflık açısından yerinde olduğunu vurgulayan Koçoğlu, bağımsız denetimin sürekli olması risklere karşı şirketlerin direncimizi arttıracağını söyledi.

    Ticari Defter Sayısı Arttı

    Koçoğlu, ticari defter sayısı artışıyla ilgili eleştirilerini ise şöyle anlattı:

     “Yeni Kanun ile tutulması zorunlu defterler gündeme geldi. Bürokrasi ve idari işlem sayımız yine arttı.  Örneğin pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri de ticari defter sayılacak. Üstelik bütün ticari defterlerimizin açılışları, kapanışları her yıl notere onaylatılacak.  Bu karar, hep şikayetçi olduğumuz noter masraflarımızı daha da arttırmaktadır. Defterler notere onaylatılmaz ise adli para cezası, para cezası ödenmez ise hapis cezasına tabi olacağız. Şöyle ki açılış veya kapanış tasdikini yaptırmayanlar  (birini dahi yaptırmasa) 4-20 bin TL arasında adli para cezası, ödenmezse hapis. Zamanında kayıt yapılmaması eksik kayıt yapılması gümrük ve ticaret bakanlığı denetim elemanlarınca tespit edilirse 200 günden başlayan adli para cezası ödenmezse hapis. Bu konunun da ele alınarak düzeltilmesi gerektiğini
    düşünüyorum.”

    1999

    161. Geleneksel Toplantı Erg İnş. A.Ş ev sahipliğinde gerçekleşti.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES)  “Türkiye’nin Yeni Gücü: Hizmet İhracatı” konulu geleneksel toplantısı 27 Ocak 2012 Cuma akşamı Sheraton Hotel’de yapıldı. Toplantını onur konuğu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan oldu.

    Toplantı Erg İnşaat Ticaret Sanayi A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleştir. Toplantıda Erg İnşaat adına Genel Müdürü Muzaffer Özdemir konuklara hoş geldiniz konuşmasının ardından sözü Bakan Çağlayana devretti

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin özellikle 2002 yılından bu yana çok hızlı büyüyen bir ülke olduğunu söyledi.

    İnşaat sektörünün ise her zaman olduğu gibi söz konusu dönemde genel ekonomiden daha fazla büyüdüğünü belirten Koçoğlu, bu büyümenin devam edeceğini ifade etti. Türkiye’nin dünyanın 16. ve Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi ve  en hızlı gelişmekte olan 10 pazardan biri olarak G-20’nin de üyesi olduğunu belirten Koçoğlu,“OECD verilerine göre, 2017 yılında Türkiye, Çin ve Hindistan’dan sonra en yüksek büyüme hızına sahip üçüncü ülke olacaktır.” dedi.

    2011 yılında da ekonominin başarı grafiğinin devam ettiğini, 9 aylık dönemde yüzde 9.6 büyüme oranıyla dünyanın en hızlı büyüyen ülkesinin Türkiye olduğunu, ekonominin büyüklüğünün cari fiyatlarla 957 milyar 326 milyon liraya yükseldiğini anlatan Koçoğlu, üçüncü çeyrekte yüzde 10.6 büyüme ile büyümeyi sırtlayan sektörün inşaat olduğunu söyledi.

    “Ulaştırma türkiye’nin parlayan yıldızı”

    Konut sektöründen, ulaştırmaya ve enerji sektörüne kadar büyük projelerin devam edeceğini belirten Koçoğlu şunları söyledi:

    “ 2012 yatırım programında ulaştırma sektörü yatırımları en yüksek paya sahiptir. Ulaştırma projelerine yüzde 32 oranında pay ayrılmıştır. Ulaştırma sektörü Türkiye’nin parlayan yıldızı oldu. Bu konuda hükümetin başarısını takdirle karşılıyoruz.  Son dokuz yılda ulaştırma ve iletişim sektöründe 112 milyar liralık yatırım büyüklüğüne ulaşılmıştır.

    Enerji sektöründe, Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde geçtiğimiz on yıllık dönemde talep artış hızının en hızlı gerçekleştiği ülke konumundaydı. Enerji sektörünün 2023 yılına kadarki toplam yatırım ihtiyacının 120-130 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’nin geleceği enerji sektöründedir.  İNTES, enerji sektöründe gelişim ve dinamizm için alacağı sorumlulukların bilincindedir. Bu kapsamda enerji arz güvenliğini sağlayacak yatırımlar hız kazanacaktır.  Özellikle bu yatırımların özel sektör tarafından gerçekleştirilmesinin önünü açacak düzenlemeler yönünde hükümetimiz önemli çalışmalar yürütmektedir.”

    “ İşte Amcamız, İşte Zafer Bey Burada”
    Koçoğlu, Türk inşaat sanayicilerinin Türkiye’yi dünyaya tanıttığını vurgulayarak, ”Ancak bize bir dayı lazım. Amca da diyebiliriz. İşte amcamız burada, işte Zafer Bey burada. Biz iş adamları olarak arkamızda bir politik güç olmadan işlerimizi bir yere kadar götürebiliriz.

    Sağ olsun Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan bize bu güne kadar hep destek oldu. Ona bu desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyoruz” dedi.
    Geleneksel toplantının başlığını “hizmet ihracatı” olarak seçtiklerini, çünkü tasarım, mühendislik, teknik müşavirlik ve tüm çalışanların ortak adının hizmet ihracatçısı olduğunu vurgulayan Koçoğlu, “Mal ihracı- turizm ve yurt dışı müteahhitlik hizmetleri ortak ayrılmaz üçlü olarak desteklenmeli ve birbirinden ayrılmamalıdır” dedi.

    Koçoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “ Biz, hizmet ihraç ediyoruz. Türkiye’nin adını tüm dünya ülkelerine duyuruyor, hem döviz kazandırıyor ve işsizlik sorununa merhem olmaya çalışıyoruz. Takdir edilmeyi bekliyoruz. Buna layık olduğumuza inanıyoruz. Net döviz girdisi sağlayan yurt dışı müteahhitlik hizmetleri sektörü, ödemeler dengesi içerisinde, inşaat kalemi yanında, lojistik,işçi gelirleri ve ihracat kalemleri altında da ciddi kaynak yaratmaktadır. Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri gerçekten artık ihracata nasip olan tüm teşviklerden yararlanmalıdır.”

    Yurtdışında çalışacak Türk işçilerinin mesleki niteliklerinin belgelenmesi konusunda çok sayıda ülkenin talepte bulunmaya başladığını, İNTES’in bu konuda önemli bir çalışmaya imza attığını kaydeden Koçoğlu, “TÜRKAK tarafından 17024 standardı şartlarına göre kurulan sistemi akredite ettirme konusunda çalışmalar tamamlanmıştır. Artık, TÜRKAK tarafından akredite edilen mesleklerde verilen belgelerimizin uluslara arası geçerliliği olacaktır. Başlangıçta 3 meslekte akreditasyon süreci tamamlandı. Hedefimiz  meslek standardı çalışmalarını yürüttüğümüz 55 meslekte akredite olmaktır” dedi.

     “SARKOZY SAYIN BAŞBAKANI KISKANIYOR”

    Fransa’da kabul edilen yasayı da lanetlediklerini belirten Koçoğlu, ”Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’de Türkiye’ye karşı bir kıskançlık var. Bir de tabi Sayın Başbakanımıza karşı bir kıskançlık var. Şu anda Libya ile ilişkilerimiz çok iyi ama inşallah orada bir karışıklık olmaz. Avrupa da boş durmuyor. Fransa bizim önümüzde engel olmaya çalışıyor ama inşallah bunu da sayın bakanımızın desteğiyle aşarız” diye konuştu.

    Libya’da tahrip edilen bazı kamusal yapıların Libyalılara bağımsızlık jesti olarak onarımının Türkiye’nin Libya’ya karşı bakışı açısından örnek bir davranış olduğunu düşündüklerini
    belirten Koçoğlu, konuşmasına şöyle tamamladı:

    “Sektör olarak Libya’ya dönmeye hazırız. Müteahhitlerimizin projelerine kaldıkları yerden devam edebilmesi çok önemlidir. Bunun sağlanması için yine Evliya Çelebi Bakanımız (Çağlayan) yoldadır. Ayağının tozu ile gelmiştir. Balkanlardan Orta Asya’ya, Rusya’dan Ortadoğu ve Afrika’ya kadar Türk müteahhitleri  başarı öykülerine imza atıyor. Amacımız hedef pazarlarımızı genişleterek büyük projelere imza atmaktır. Şimdi, daha çok çalışmak ve koşmak zamanıdır.”

    Çağlayan ”Avrupa’da belirlenmiş olan sektörlerde şirket satın alacak
    veya ortak olacak firmalarımızın yapacağı fizibilite
    çalışmalarına 200 bin dolara kadar hibe şeklinde destek
    veriyoruz” dedi.

    Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İNTES’in 161. geleneksel toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin ihracat yapamadığı şu anda sadece iki gümrük bölgesi olduğunu belirterek, ”O iki bölgeye ihracat yapamamak da inanın bana koyuyor. O yüzden de karar verdik. Bu yıl  Kribati ve Palao’ya da ihracat yapacağız ve dünyada ihracat yapmadığımız hiç bir gümrük kapısı kalmayacak” dedi.

    Bakan Çağlayan, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES)  kendisi için önceliği olan bir sendika olduğunu söyledi.

    Türkiye’nin, 2011 yılında dünyanın en büyük sıkıntılardan geçtiği bir ortamda çok başarılı bir yıl geçirdiğini vurgulayan Çağlayan, Türkiye’nin 2011 yılını yüzde 8 gibi bir büyüme rakamını yakalayacağını tahmin ettiklerini bildirdi.
    Türkiye’nin dünyanın 246 gümrük bölgesine ihracat yaptığını aktaran Çağlayan, 135 milyar dolara yakın bir ihracat rakamının yakalandığını ifade etti.

    Bu ihracatın gül bahçesinde değil, bir çok sıkıntıya rağmen yapıldığını belirten Çağlayan,  “Bu yıl inşallah ihracatımızı 150 milyar dolara çıkarırken Kribati ve Palao’ya da ihracat yapacağız ve dünyada ihracat yapmadığımız hiç bir gümrük kapısı kalmayacak” diye konuştu.

    HİZMET İHRACATINDA ÖNEMLİ BAŞARILAR

    Ekonomi Bakanı Çağlayan, Türkiye’nin hizmet ihracatına da değinerek, bu alanda da önemli başarılar yakalandığını vurguladı.

    Turizm sektöründe de Türkiye’nin önemli atılımlar yaptığını belirten Çağlayan, ”Gerekli güncellemeyi yapabilirsiniz. Türkiye artık turizm alanında dünyanın altınca, Avrupa’nın ise dördüncü büyük destinasyonu olmuştur” dedi.

    100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF

    Çağlayan, Türkiye’nin ihracatında müteahhitlik sektörünün çok önemli bir payı olduğunu da vurgulayarak, müteahhitlik sektörü için 2023 yılında ortaya konulan 100 milyar dolar hedefi için her zaman sektörün yanında olacaklarını söyledi.

    Bu hedefin yakalanmak zorunda olduğunu belirten Çağlayan, ”Bu hedefler size hiç zor gelmesin. ‘Bu hedefler yakalanabilir mi?’ diye düşünmeyin. Bal gibi yakalarız” dedi.

    200 BİN DOLARLIK HİBE

    Avrupa’nın şu an içinde bulunduğu zor durumun gelecekte de devam edeceğini dile getiren Çağlayan, Avrupa Birliği Komisyonu Raporuna göre Avrupa’da 1 milyon 600 bin şirketin kapanacağını söyledi.

    Türk firmalarının da bu firmalarla temasa girdiğini ve ya ortak olduklarını ya da satın aldıklarını aktaran Çağlayan, ”Biz de bakanlık olarak bu konuda destek veriyoruz. Avrupa’da belirlenmiş olan sektörlerde şirket satın alacak veya ortak olacak firmalarımızın yapacağı fizibilite çalışmalarına 200 bin dolara kadar hibe şeklinde destek veriyoruz. Şükürler olsun, devir artık bizim devrimiz olacak” dedi.

    “TÜRKİYE YÜZDE 4’ÜN ÜZERİNDE BÜYÜYECEK”

    Konuşmasında Türkiye’nin büyüme hedeflerine de değinen Çağlayan, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF)  ve Dünya Bankası’nın tahminlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Çağlayan, şunları söyledi:

    ”Bakın IMF, Dünya Bankası zaman zaman çeşitli revizeler yapıyor. Şimdi Türkiye ekonomisinin Orta Vadeli Planda belirlenen rakamdan daha altında büyüyeceğini ifade ediyorlar. Geçmişte hep revize ettiler. Ben biliyorum ki bu rakamları yine yukarı doğru revize edecekler ve Türkiye ekonomisi inşallah bu yapısıyla yüzde 4’ü üzerinde bir büyüme gerçekleştirecektir.”

    “FARKIMIZI ÇOK İYİ BİLİYORLAR”

    Türkiye’nin öneminin bölgesinde ve dünyada her geçen gün arttığını belirten Çağlayan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    ”Geçtiğimiz günlerde Irak’a gittim, Tunus ve Libya’ya gittim. Sanıyorum Libya’ya daha önce 10’un üzerinde gittim. Gerekirse 500 kere daha gideriz. Çünkü oralar, bilhassa müteahhitlik sektörümüzün çok önemli ekmek kapılarından biri ve bizim orada önemli işlerimiz var. Hiç merak etmeyin ki hiç bir şekilde oraları başkasına bırakma lüksüne sahip değiliz. İstediği kadar başka ülkeler orada ön almaya çalışsın. Libya halkı, özellikle son 1 yılda yaşadığı krizde Türk halkını her zaman yanlarında hissetti. Bizim farkımızı çok iyi biliyorlar.

    Bilhassa geçmişi sömürgecikle dolu, geçmişte Afrika’nın kanını kemiren, sömüren Avrupalıların bakmayın oradan pay almaya çalışması, Türkiye’nin önüne geçmesi çabasını Libya da hiç bir Afrika ülkesi de hiç bir Ortadoğu ülkesi de yemeyecektir. Çünkü, onların gözü baktığı zaman hep yerin altını, yerin altındaki petrol ve madenleri görüyor ama biz baktığımız zaman yerin üstündeki kardeşlerimizi görüyoruz. Bu farkı onlar da çok iyi biliyorlar ve her fırsatta ifade ediyorlar.”

    ŞANTİYELERDE ZARAR TESPİTİ

    Libya’da iş yapan firmaların çeşitli sıkıntıları olduğunu bildiklerini anlatan Çağlayan, bunların yavaş yavaş aşılmaya başladığını söyledi.

    Bakan Çağlayan, Libyalı yetkililerle artık zarar ve ziyanlarla ilgili konuşmaya da başladıklarını belirterek, ”Artık sizler de kendi şantiyelerinizdeki zarar tespitlerinizi yapın ve bunları bir rapora bağlayın. Bu zararların nasıl karşılanacağını konuşacağız” dedi.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının sonunda Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a adına dikilen fidanlarla ilgili sertifikayı takdim etti. Çağlayan da, Sheraton Hotel’de düzenlenen geleneksel toplantıya ev sahipliği yapan ERG İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ’nin Genel Müdürü Muzaffer Özdemir’e bir teşekkür plaketi verdi.

    2003-1999
  • İNTES in 160. Geleneksel Toplantısı
    2003
  • 159.Geleneksel Toplantı Gerçekleşti
    2003
  • 26 Nisan 2011 Elektrik piyasasında 2030 Projeksiyonu Yatırımcılara Yönelik Fırsat ve Beklentiler : EPDK BAŞKANI KÖKTAŞ
    2003
  • 28 Şubat 2011 Güncel Değerlendirmeler Devlet Balakanı Ve Başbalan Yardımcısı Cemil Çiçek: Cemil Özgür İnşaat A.Ş.
    2003
  • 12 Ocak 2011 : Türkiye Ekonomisi ve Para Politikaları Uygulamaları : Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz: Gama Holding A.Ş.
    2003
  • 2006

    İNTES in 160. Geleneksel Toplantısı

    “Türkiye’nin Enerji Gündemi” konulu geleneksel toplantısı 29 Kasım 2011 Salı akşamı Sheraton Hotel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız oldu.
    160’ın Geleneksel Toplantı Aydıner İnşaat A.Ş ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantıda kürsüde Aydıner İnşaat A.Ş.’ti temsilen Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Aydıner bulundu.
    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’de su, rüzgar ve güneş gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının henüz yeteri kadar değerlendirilemediğini, Türkiye’de özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarının çok önemli olduğunu söyledi.

    Koçoğlu “Enerji yatırımlarında oluşan bürokrasi, bizim için ağır bir yüktür”dedi.
    Koçoğlu şöyle konuştu:

    “Enerji, hem ülkemiz, hem de tüm dünya için, önemini ve güncelliğini yitirmeyen bir konudur. Enerjiye çok sayıda nedenle önem atfetmek mümkündür. Enerji, uygarlığın temelidir.  Enerji kalkınmadır. Hayat kalitesidir. Enerji, güven demektir. Isınmadan, aydınlanmaya, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamayı sağlayacak araçların itici gücünü enerji oluşturmaktadır. Cari açığın ilacı yine enerji yatırımlarıdır. Bu sayede enerjide dış bağımlılığımız azalacaktır. Ülkemiz bugün dünyada bir ekonomik güç olma yolunda ilerlemektedir.  Türkiye Cumhuriyeti 100’üncü yaşına giden yolda kendine çok büyük hedefler koymuştur.

    Ülkemiz 2023 yılına kadar, dünyanın en büyük 10 ekonomisine girecektir. Kışı başına geliri 25 bin dolara çıkacaktır. 500 milyar dolar yıllık ihracat yapacaktır. 100 milyar dolar yurt dışı müteahhitlik hizmetleri gerçekleştirecektir.  Bu hedeflerin ve büyüme öngörüsünün gerçekleşebilmesi enerji arz güvenliğinin sağlanması ile doğrudan ilgilidir. Ülkemizde su, rüzgâr ve güneş gibi, yerli ve yenilenebilir kaynaklarımız, henüz gerektiği kadar değerlendirilememektedir. Petrol ve doğal gaz gibi birincil enerji kaynakları açısından, yaklaşık % 75 oranında dışa bağımlıyız.  Bu gerçekle yaşarken, bunu lehimize çevirmenin yol ve yöntemlerini de bulmak zorundayız. Ülkemizde, enerji konusunun, her yönüyle iyi anlaşılması, ekonomik ve sosyal kalkınmamız için büyük önem taşımaktadır. Zira doğal kaynakların rezervleri sınırsız değildir. Suyun, petrolün, doğalgazın, hatta güneşin bile artık en verimli şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.”

    Koçoğlu, cari açığın ilacının da yine yerli ve yenilenebilir enerji yatırımları olduğunu vurguladı.
    Enerji talebinin karşılanmasında tüm dünyanın yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verdiğini kaydeden  Koçoğlu, petrol, gaz, kömür gibi karbon salan ve dünyayı kirleten yakıtlara dur demek için çevre dostu HES’lere yönelmek ve teknoloji üretmek gerektiğini söyledi.

    Koçoğlu, sözlerini şöyle aktardı: “Bugüne göre; 2020 yılında enerji talebi % 65, 2050 yılında enerji talebi ise % 250 artacaktır.  Öte yandan enerji üretiminde fosil yakıtların ağırlıklarının aynen devam edeceği düşünülmektedir.  Enerji talebinin karşılanmasında tüm dünyada hidroelektrik, rüzgar, jeotermal, güneş, dalga, gel-git, biyoenerji gibi yenilenebilir enerji kaynakları öncelik almaktadır. Suyun, tarımda kıymetini bilecek, enerjiye dönüşümünü sağlayacak yatırımların,  yanı sıra enerji tüketen sulama sistemlerinin yeniden düzenlenmesi de yeni enerji yatırımları kadar önemlidir.

    Son 5 yılda enerji konusunun önemine yapılan vurgu özel sektör yatırımları ile daha belirgin hale gelmiştir.  Bu konuda özel sektör olarak önemli bir rol üstlendiğimiz açıktır. Enerji sektörü yatırımlarımız 50 milyar dolara ulaşmıştır. Bu yatırımlarla 1500’e yakın proje ve 70 milyar kwh’lik bir enerji hedeflenmektedir.  Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılan araştırmaya göre 2020 yılına kadar yaklaşık 40.000 mv’lık bir yatırım yapmamız gerekmektedir. Enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak amacı ile yerli üretime ağırlık vermemiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretimini artırmamız gerekiyor. Türkiye’nin en büyük birincil yenilenebilir enerji kaynağı hidroliktir.  Bizim temel kaynağımız olan hidrolik kapasiteyi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.”

    Türkiye’de  teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli 150-160 milyar kwh olduğunu,  2010 yılı itibari ile yılda yaklaşık 53 milyar kwh hidroelektrik enerji üretim potansiyelinin devreye alındığını kaydeden Koçoğlu, şöyle devam etti:

    “Bu değerler, potansiyelimizin yaklaşık yüzde 35’tir.  Oysa devam eden HES projeleri tamamlandığında yılda 80 milyar kwh’lık elektrik üretimi sağlanacaktır.  Böylece potansiyelimizin kullanımı yüzde 50’ye çıkacaktır. Hidrolik enerjiyi;  çevre olgusu ( gelecek nesillerimiz adına ) ve  stratejik olarak, sonuna kadar savunmamız gerekiyor. Öncelikle; mevcut santrallerin rehabilitasyonu, yeni yatırımlarda üretime geçişin hızlandırılması,  yap-işlet-devret projeleri sorunlarının giderilerek zamanında işletmeye alınması zorunludur.  Bakanlığınızın 2020 yılına kadar nükleer enerjide  % 5 paya , yenilenebilir enerjinin ise (büyük hidrolikler dahil) 2023 yılında % 30 paya ulaşmasını hedeflediği bilinmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için, orta ve uzun vadede inşasına başlanmış ve lisans almış santrallerin belirlenen tarihlerde devreye alınması büyük önem arz etmektedir.

    Bizim tarafımızdan bakıldığında inşaat sektörünün gündeminde önceliği “su ve enerji” yatırımları almaktadır. son dönemdeki gelişmeler olumlu, ümit verici ve cesaretlendiricidir. Öncelikle şunu vurgulamak isterim ki enerji yatırımlarında oluşan bürokrasi, bizim için ağır bir yüktür.  Diğer yandan da sular akıp gitmektedir.  Artık slogan “su akar Türkler baraj yaparlar” şeklinde olmalıdır. Yüksek bilgileriniz dahilinde olduğu üzere, İNTES üyelerinin katılımı ile bir Enerji Raporu hazırlanmış, sizin dikkatinize arz edilmiştir.

    Sizin, Orman ve Su İşleri Bakanımız Prof. Dr. Sayın Veysel Eroğlu’nun, DSİ  Genel Müdürü Sayın Akif Özkaldı’nın,  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üst düzey bürokratlarının  katılımı ile düzenlediğimiz “hidroelektrik santral projelerindeki  problemler ve çözüm önerileri platformu”nda bu sorunları tüm boyutlarıyla masaya yatırdık.  Burada verdiğiniz desteğe de teşekkür ediyorum. Toplantılar önerilerinizle her altı ayda bir yapılacaktır.  Platform kurma çalışmaları ise başlamıştır.  Bizler, yatırımcılar olarak çevre dostu olduğunu söyleyen çevrelerden daha çok çevreye duyarlı iş adamlarıyız. HES yatırımlarının Türkiye’nin enerji sorunlarının aşılmasındaki önemini her fırsatta vurgulamayı da görev biliyoruz.  Ancak sosyal (çevre) hassasiyet adı altındaki idari yargı durdurma kararları ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.  Bu ise yatırımcıların şevkini kırmaktadır.  Yaşadığımız tüm olumsuzluklara ve engellere rağmen, özel sektör enerji yatırımcıları geri adım atmayacaktır.  Başlamış HES projelerinin tamamlanması ve ekonomiye kazandırılması bizim ülkemizde namus borcumuzdur.  Hiç kuşku yok ki, sayın bakanlarımız da, özel sektörün bu kararlı duruşuna en etkili biçimde destek vereceklerdir. Buna yürekten inanıyorum.”

    Petrol, gaz, kömür gibi karbon salan ve dünyayı kirleten yakıtlara dur demek kaçınılmaz olduğunu anlatan Koçoğlu, “  Karbon devrini kapatmalı, çevre dostu HES’lere yönelmeliyiz.  Artık teknoloji üretmek zorundayız.” dedi.

    Nükleer santrale çok sempatik bakmadığını ve Türkiye’de yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları yeterli olsa nükleer santral istemeyeceğini kaydeden İNTES Başkanı Koçoğlu, ”Ama yok işte, hidrolik potansiyelimiz tüketimimizin ancak yüzde 30’unu karşılıyor. Hem fosil yakıtlardan kaçmak hem dünya hem de gelecek için başka alternatif kalmıyor” diye konuştu.

    Yatırımlarla ilgili yaşanan sorunları dile getiren Koçoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Öncelikle tüm bu sorunların iyi niyetli ve gayretli çalışmalarınız ile çözüme kavuşacağına inanıyoruz. Sizin konuları hemen çözme kararlılığınız ve takipçiliğinizi bilen sektör mensuplarının ümitleri her geçen gün artıyor.  Sektör adına İNTES olarak tüm gayretlerimizle çözüme katkı sağlayacağımızı belirtiyorum. Enerji arz güvenliğinin sağlanması, sürdürülmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve doğalgaza olan yüksek bağımlılığın makul seviyeye düşürülmesi ortak hedefimizdir. Yatırımcıya düşen tüm bu yatırımları hızlı ve fizibl tamamlamaktır. Halkımıza düşen ise evdeki tasarruftan sanayideki en verimli üretime kadar enerjiyi sevmeyi öğrenmektir. Bazıları enerjiyi elde etmek için bazıları ise korumak için çabalayacaklardır. Su ve enerjiye severek sahip çıkmamız gerekiyor.”

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız:”(Enerji) Verimli kullanımla barışmak zorundayız, enerji verimliliği
    konusunda yakında bir dizi kampanyaya başlayacağız”

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Türkiye’nin Enerji Gündemi” konulu geleneksel toplantıda yaptığı konuşmada, enerji verimliliğinin bir kültür olduğunu, fakat Türk halkının bu kültüre çok yakın olmadığını belirterek, ”Verimli kullanımla barışmak zorundayız. Enerji verimliliği konusunda yakında bir dizi kampanyaya başlayacağız” dedi.
    Bakan Yıldız, katılımcılara enerji sektöründeki gelişmeleri anlattı. Enerji gündemi denildiği zaman siyasetten arındırılamayacak kadar uluslararası ilişkilere esas olan konuların akla geldiğini ifade eden Yıldız, zaman zaman enerji kaynaklarının savaş gerekçesi bile olduğunu söyledi.
    Türkiye’nin ise enerjiyi her zaman bir barış gerekçesi olarak gördüğünü kaydeden Bakan Yıldız, ”Şu anda siyaseten sıkıntı bile duyuyor olsak da komşu ülkelerimizde bunu insani bir kalem olarak ele aldık. Tabii ki bu nezaketin çok fazla zorlanmaması lazım geldiğini de bütün ülkeler bilmelidir” dedi.
    Türkiye’de gerek yer altı, gerekse yerüstü bütün enerji kaynaklarının devletin ve milletin olduğunu kaydeden Yıldız, siyasete yük olmayan bir enerji sektörü oluşturmak için özel sektör eliyle büyümeye karar verdiklerini ve bu nedenle kamudaki bu kaynakları da adil bir şekilde özel sektörün hizmetine sunduklarını söyledi. Yıldız, bu çerçevede 2002 yılında yüzde 34’ler düzeyinde bulunan özel sektörün enerji üretimindeki payının, şu anda yüzde 53’ler seviyesine çıktığını, kısa-orta vadede hedefin ise bu oranı yüzde 75’lere çıkarmak olduğunu bildirdi.

    Birincil enerji kaynaklarında ithalatı azaltabilmek için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) arama faaliyetlerini büyük oranlarda artırdıklarını da anlatan Yıldız, ”TPAO inandığı ve ümit ettiği için Karadeniz, Akdeniz ve bütün toprak parçalarımızda aramalarını devam ettiriyor. Varsa da biz bunu buluruz artık diye düşünüyoruz” dedi.

    ENERJİ VERİMLİLİĞİ İÇİN KAMPANYA
    Türkiye’nin enerji verimliliği konusunda kat edeceği çok yol bulunduğunu ifade eden Yıldız, ”Verimlilik bir kültür, ama bu kültüre çok yakın olmadığımızı söylemek istiyorum. Verimli kullanımla barışmak zorundayız” dedi. Bakan Yıldız, enerji verimliliği konusunda yeni bir dizi kampanyaya başlayacaklarını belirterek, ”Evlerdeki verimlilikten sanayiye kadar bir dizi kampanya başlatacağız” diye konuştu.

    TÜM PROJELER DEĞERLENDİRİLECEK
    Türkiye’nin enerji konusunda doğudan batıya, kuzeyden güneye olabilecek bütün projeleri değerlendirdiğini kaydeden Yıldız, bölgede birçok projenin konuşulduğunu, fakat Şahdeniz 2’nin şu anda imzalanan tek somut anlaşma olduğunu söyledi.
    Türkiye’nin Rusya Federasyonu ile geliştireceği projeler olduğunu, Türkmenistan, Azerbaycan ile geliştireceği projeler bulunduğunu, siyasi iklimi uygun olmak koşuluyla İran, Irak ve diğer ülkelerle geliştireceği projeler bulunduğunu ifade eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, şöyle konuştu:
    ”Bugün ekonomiler globalleşmekte ama politikalar ulusallaşmaktadır. Dolayısıyla ülkemizin yararına hangi projeyi görüyorsak onun üzerine çalışmamız lazım. Siyasetin enerji sektörü üzerinde bir kısım olumsuzlukları özellikle bölge üzerinde en son geldiğimiz gelişmeler gösteriyor. Arap baharıyla beraber siyasetin enerji sektöründeki yükü artmıştır. Ticaretin getirebileceği bir kısım olumsuzluklardan Türkiye ve bölgemiz mutlaka arındırılmak zorundadır.”

    KÖMÜR KAYNAKLARI KULLANILACAK
    Dünyanın uzun zamandan beri kirlendiğini, fakat özellikle sanayileşmesini tamamlamış ülkelerin dünyayı temizlemekte o kadar da gayretli görünmediklerini söyleyen Yıldız, ”Burada Türkiye safdillilik yapmamalıdır. Türkiye’nin kalkınmasını durdurmayacak bir yapı içerisinde olunmalıdır” dedi.
    Bugün dünyada bazı ülkelerin kömürle ilgili çalışmalarını tamamladığını, fakat Türkiye’nin tamamlamadığını kaydeden Bakan Yıldız, çevreyi de dikkate alarak Türkiye’nin bütün kömür kaynaklarını kullanmak niyetinde olduğunu vurguladı.
    Konuşmaların ardından İNTES Başkanı Koçoğlu, gecenin anısına, adına 50 fidan dikildiğini gösteren sertifikayı Bakan Yıldız’atakdim etti.

    Koçoğlu, yemeğe ev sahipliği yapan Aydıner İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Aydıner ile Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Aydıner’e teşekkür etti.

    2011

    159.Geleneksel Toplantı Gerçekleşti

    Koçoğlu, Van depremindeki en kötü görüntünün “İbret Abidesi” gibi, bir müze haline getirilmesini önerdi.

    Bakan Bayraktar, “Türkiye, yurtdışında oyun kurucu olmak zorundadır” dedi, bunun için mühendis-müşavirlik sistemini geliştirmek zorunda olduklarını belirtti

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın “Bayındırlık ve İskandan Çevre ve Şehirciliğe” konulu Geleneksel Toplantısı 1 Kasım 2011 Salı akşamı Sheraton Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Toplantının onur konuğu Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar oldu.

    Toplantı Güriş İnşaat ve Mühendislik A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.

    İNTES Başkanı Koçoğlu: “Ucuz işte kalite olmaz, hırsızlık olur. İki taraflı olur. Bunu engelleyebilirsiniz”

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışındaki konuşmasına  “Öncelikle Van’da yaşanan deprem felaketinde yitirdiğimiz tüm insanlarımıza Allah’tan rahmet, yararlananlara ise acil şifalar diliyorum. Başımız sağ olsun. Milletimize geçmiş olsun” diyerek başladı. “Van’da yaşanan felaketin ardından yapmamamız gereken ve yapmamız gerekenleri paylaşmak ve sektöre, kamuoyuna bu yolla mesajlar iletmek istediğini” belirten Koçoğlu, şunları söyledi:

    “Van’ın Erçiş’in Veli Göçerlerini ilan etmemeliyiz. Zira Adapazarı’nda olduğu- gibi tek bir müteahhit suçlu değildir.  O da suçludur, ama herkes kadar. Olayları ve sorumluluğu bir kişiye mal edip olayın esasını kaçırmamalıyız. Güncel çözümler üretmemeliyiz. Ne yazık ki böyle zamanlarda o anı, o günü, o olayı kotaran çözümler ile yetiniyor, geleceği planlamıyoruz. Resim yapmamalıyız fotoğraf çekmeliyiz. Bizler her felakette bir başarısızlık abidesi oluşturuyor, tüm faili meçhulü ona yazıyor, onu hapse atıyor ve gerçeği unutuyoruz. Yani, gönlümüzden geçen resmi çiziyoruz. Oysa fotoğraf çekmeli, sorunu tespit etmeli ve çözümler oluşturmalıyız. Sorunla yüzleşmekten imtina edersek çözüme asla ulaşamayız. ikinci el araba alırken 40 yere gösteren devriği, çarpığı, arızası var mı diye bakan, neredeyse şeceresini çıkaran bu halkımız ev alırken, yuva alırken neden duyarsız davranıyor? Hiçbir inceleme yapmadan, banyosuna, mutfağına bakarak satın alıyor. Buna son vermeliyiz. Gerekli incelemeler yaparak ev almalıyız. zemin etüdüne müteahhidine projelerine denetim firmalarına tedarikçilerine kadar sorgulayarak yuva kurmalıyız. Bunları yapmazsak etrafta suçlu aramamalıyız. Suçluyu aynada aramalıyız. Müteahhitlik kayıtlarını tutmalı ve vatandaşla paylaşmalıyız. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ile başlatılan çalışmalarda yap/sat müteahhitlerinin kaydının tutulması ve denetlenmesi gündemimizdedir. Behemehal bu sistemi kurmalı ve yürürlüğe koymalıyız.”

    Müteahhit Olmanın Kriterleri

    İNTES Başkanı Koçoğlu, müteahhitlik kriterleri konusunda da görüşlerini açıkladı. Koçoğlu şunları söyledi:

    “Kamuya iş yapan özel sektöre iş yapan yurtdışına iş yapan tüm sektör temsilcilerinin kriterlerini belirlemeli, belgelendirmeli ve etik kurallarla ilişkilendirmeliyiz. Artık herkes müteahhit olmamalı, nasıl herkes doktorluk yapamıyorsa aynısı olmalıdır. Ucuz işte kalite olmaz, hırsızlık olur. İki taraflı olur. Bunu engelleyebilirsiniz. Tüm sektör çalışanlarını eğitmeli ve sertifikalandırmalıyız. Meslek standartlarını belirlenmeli, mesleki ulusal yeterlilikleri kurmalı, işçileri ölçmeli, yeterli ise belge vermeli, değilse eğitmeli, sınava tabi tutmalı ve belgelendirmeliyiz. Onlara da sorumluluk yüklemeliyiz. Malzeme tedarikçilerini de sorumluluk zincirine sokmalıyız. Hiç kimse hatalı üretimden, eksiklikten, kusurdan, kabahatten doğan sorumluluktan kurtulmamalıdır. Yapıda denetimi hayalden gerçeğe dönüştürmeli ve sorumluluk sigortasını hayata geçirmeliyiz. Sorumluluktan kaçmak için yapı ruhsatını, yapıda denetimin başlangıcından önceye alarak kimseyi sorumluluktan kurtarmamalı. Tüm binalar denetlenmeli ve raporlanmalıdır. Tüm tarafları malzeme, usta, mühendis, müteahhit sorumluluk sigortası ile sisteme dahil edilmelidir. Mühendislik sistemini gözen geçirmeliyiz. Okuldan mezun olduğu gün binlerce metrekare inşaata imza atan, fazlasıyla cesurların, denetlenmediği binaya denetleme raporu yazanların, görmediği malzemeye uygunluk verenlerin, kamusu özel sektörü yoktur. Hepsi kamu görevi yapmaktadırlar. Ortak paydaları insandır. İnsana saygısı olmayanın kendisine saygısı yoktur.  İnsanı sevmeyen kendisini sevmez. Vicdanı olmayan kutsal meslek olan mühendisliği yapamaz. Bu eser benimdir diye gurur duyanların yanına bu sorumluluk ve hata benimdir diyebilen erdemi de koymalıdır.  Mühendislik kutsal bir meslektir. Ama ağır sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğu taşıyanlar bu mesleği yapmalıdır. Sayın Bakan’a inanıyoruz konutu, üst yapıyı, ihaleyi, fiyatı, kaliteyi ve mühendisliği biliyor. Ona güveniyoruz. Onun yanındayız. Bu sorunun çözümüne ne katkı verebilirsek vereceğiz.  Her konuda birikimimiz vardır. Çözüme hep beraber ulaşacak, cehalet canavarına yeni kurbanlar vermeyeceğiz.”

    Koçoğlu,Van depreminde en kötü görüntünün bir “İbret Abidesi” gibi, müze haline getirilmesini de önerdi.

    Bayraktar ”Biz bu ülkede, aşırı kara odaklanmayı, aşırı kazançtan kurtulmayı eğer kendimize şiar edebilirsek Türkiye’nin kalkınmasında çok daha ileri bir mesafe alırız”dedi.
    Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Türkiye’de son 9 senede 4 milyon 800 bin konut yapıldığını belirterek, ”Bunu hükümetin başarısı olarak, Sayın Recep Tayyip Eroğan hükümetlerinin başarısı olarak görmüyorum. Bunu Türkiye’nin gelişmişliği olarak görüyorum” dedi.

    Bayraktar, İNTES’in geleneksel  toplantısında yaptığı konuşmada, dünya nüfusunun 7 milyarı aştığını belirterek, varlıklı, rahat ve mutluluk içinde yaşayan insanların yoksulların dertlerine ortak olmadığı sürece dünyanın huzur bulamayacağını söyledi.

    Gelişen ve değişen dünyada artık ticari, sosyal ve ekonomik ilişkilerin oldukça hızlı bir noktaya ulaştığını vurgulayan Bayraktar, gelinen nokta itibarıyla Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler seviyesinde bir adım öne geçtiğini ve gelişen ülkelere yaklaştığını, bununla birlikte de hem daha çok çalışması hem de daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ifade etti.

    Bayraktar, gelişmişliğin bir olgu ve vaka olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

    ”Japonya bundan 30 yıl önce bizim geçtiğimiz bu yoldan geçti. ABD de Almanya da İspanya da geçti. Kore kişi başına gelir seviyesini 15 bin dolar üzerine çıkardıktan sonra kentsel dönüşüm problemlerini çözebildi. İspanya, Avrupa Birliği’ne girdikten 5 sene sonra, kişi başına geliri 17 bin doların üzerine çıkardıktan sonra kentsel dönüşümlerini çözebildi. Türkiye’de son 9 senede 4 milyon 800 bin konut yapıldı. Bunu hükümetin başarısı olarak, Sayın Recep Tayyip Erdoğan hükümetlerinin başarısı olarak görmüyorum. Bunu Türkiye’nin gelişmişliği olarak görüyorum.”

     ”Lükslük bizim işimiz değil”

    Türkiye’de 1999’daki Marmara Depremi’nden sonra üstyapı ve konut yapısı kalitesinin ciddi bir şekilde artığını belirten Bayraktar, Marmara depreminin Türkiye’nin inşaat sektöründeki bir miladı olduğunu söyledi.
    Bayraktar, Van depreminin çok büyük bir ders olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

    ”Van depremi bizim nasırımıza basmıştır. Başbakan çıkıp ‘Benim iktidarıma da mal olsa bu düzeni değiştireceğim. Salaş, kaçak ve depreme dayanıksız yapıları Türkiye’den söküp atacağım’ demiştir. Bu, çok zor bir iştir. Bunun için ilk etapta 100 milyar dolara ihtiyaç var. Brezilya 400 milyar dolar para ayırdı kentsel dönüşüme. Niye? Gecekondulaşma, çarpık yapılaşma, projesine aykırı yapılaşma beraberinde terörü, esrar, eroin kaçakçılığını barındırıyor ve illegal olguları yeşertiyor. Bunlardan bizim kurtulmamız lazım. Bu, zor bir iş. Mazeret göstermeye kesinlikle hakkımız yok. Çalışmak, çalışmak, çok çalışmak boynumuzun borcudur. Bu işlerde usulsüzlük, yolsuzluk çok olur. Çok kolay olurdu. Biz bu ülkede, aşırı kara odaklanmayı aşırı kazançtan kurtulmayı eğer kendimize şiar edebilirsek Türkiye’nin kalkınmasında çok daha ileri bir mesafe alırız. Tabii ki kaliteyi, ergonomikliği, ekonomikliği ve fonksiyonelliği arayacağız. Bunları yaparken de pratik ve basit yapacağız. Lükslük bizim işimiz değil. Lükslük eski şarkın yaptığıdır. Lükslükten kaçan ama kaliteyi yakalayan bir konuma gelmemiz lazım.”

    Türkiye’nin 9 yılda dünyaya gıpta edilen bir fotoğraf verdiğini dile getiren Bayraktar, ”Müteahhitlerimiz mutlaka kazanacak. Kazanmak en tabi haklarıdır. Ama optimum kazanacak. Özellikli, çarpıcı ve riski çok olan işlerde para kazanabilirsiniz. Birlik, beraberlik ve bütünlük içerisinde olmamız lazım. Allah’tan sonra vatan eksenini öne çıkarmamız lazım” dedi.

    Türk Müteahhitlerinin Başarısı

    Bakan Bayraktar, bugün Türk müteahhitlerinin dünyada çok büyük işler aldığına dikkati çekerek, söz konusu işlerde karın arta kalanıyla yetinildiğini, bunun önüne geçilmesi için Türkiye’de mühendis müşavirlik sisteminin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Bayraktar, Türkiye’nin gerçekten inançlı bir millet olduğunu, bunu Van’da gördüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:

    ”Van’da insanlarımızın ne kadar metanetli, kanaatkar ve mütevekkil olduğunu gördük. Sadece Vanlıların değil, Türkiye’nin gördüm. Çünkü oraya 80 vilayetten insanlar aktı, 80 vilayetten yardımlar aktı. Bu ülkeyi bölmek isteyenlerin de avucunu yalayacağı zamanın çok yakın olduğunu orada gördüm. Çok yakında görecekler. Bu ülkeden nihai niyetleri yonga koparmak isteyenlerin avuçlarını yalayacakları, kendi kanlarına boğulacakları günlerde çok yakındır. Biz orada Van’da depremin ardından kalan ve daha sonra kurtulan o metanetli insanların gösterdiği kararlılığı, dirayeti gösteriyoruz, göstermek durumundayız. Birbirimize daha çok sarılmak durumundayız. Türkiye’de 19,5 milyon konutun içindeki salaş ve kaçak yapıları, deprem aksı üzerindeki şehirlerimizdeki depreme dayanıksız yapıları ülkeden söküp atmak için elimizden geleni yapacağız. Birinci eksenimiz vatandaşın menfaatidir. İkinci eksenimiz de açık gözlere, provokatörlere fırsat vermemektir.”

    Konuşmalardan sonra İNTES Başkanı Koçoğlu, Bakan Bayraktar’a adına yüz adet fidan dikildiğine ilişkin sertifika sundu. Bakan Bayraktar da, yemeğin ev sahipliğini yağan Güriş İnşaat ve Mühendislik A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı İdris Yamantürk’e işlemeli bir tabak armağan etti.

    2016

    26 Nisan 2011 Elektrik piyasasında 2030 Projeksiyonu Yatırımcılara Yönelik Fırsat ve Beklentiler : EPDK BAŞKANI KÖKTAŞ

    158. GELENEKSEL TOPLANTISI

    İNTES BAŞKANI KOÇOĞLU: ”özel sektör, bugün yaklaşık 50 milyar dolarlık enerji yatırımı rolünü üstlenmiş bulunmaktadır.”

    ”Bu yatırımlarla bin beşyüze yakın proje ve 70 milyar kilovatsaatlik bir enerji hedeflenmektedir.”

    -EPDK BAŞKANI KÖKTAŞ:

    “İNTES Üyeleri İçin Enerji Sektöründe Büyük Yatırım Fırsatı Var. Ancak, Uzun Vadeli Düşünmek Zorundasınız”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın“Elektrik piyasasında 2030 Projeksiyonu Yatırımcılara Yönelik Fırsat ve Beklentiler” konulu Geleneksel Toplantısı 26 Nisan 2011 Salı akşamı Swiss Otel’de yapıldı. Özdemir İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının onur konuğu Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı Hasan Köktaş oldu.

    Toplantıda Özdemir İnşaat A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Deha Emral konuklara ve onur konuğu Sayın Köktaş’a katılımlarından ötürü teşekkür etti.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada ”Özel sektör, bugün yaklaşık 50 milyar dolarlık enerji yatırımı rolünü üstlenmiş bulunmaktadır. Bu yatırımlarla  1.500’e yakın proje ve 70 milyar kilovatsaatlik bir enerji hedeflenmektedir” dedi.

    Konuşmasına, “Dünyada enerji kaynaklarıyla ilgili biraz oran vereceğim, daha sonra sorunları anlatarak, enerjiyle ilgili sohbet etmek istiyorum.” diye başlayan Koçoğlu, şunları söyledi:

    “Dünyada enerji kaynaklarının oranı Hidrolikte yüzde 6, nükleerde yüzde 6, doğal gazda yüzde 24, kömürde yüzde 27, petrolde yüzde 37. Enerji deyince en büyük problemlerden birisi dünya üretiminin yüzde 70’ni sağlayan fosil kaynaklarıdır. Fosil kaynakları karbon tüketimi ve atmosferi kirletme problemini beraberinde getirmektedir.  Havadaki kirlilik ölçüsü olarak adlandırılan ve milyondaki tane sayısı olan PPM  ilk olarak 1850 yılında ölçüm yapıldığında 278, 1990’da 357, 2010’da yapılan ölçümde de 390 olarak hesaplanmış. Uzmanların dediğine göre de yüz sene içerisinde  – ki bu hızla yüz seneyi bulmayacak- 500’e çıkacak. Bu ölçüler dünyadaki ısıyı 2 ila 6 derece artırıyor. Bu 2 ila 6 derece de bana göre dünyanın sonu, felaket demek anlamına geliyor.Bu durumda dünyamız yaşanamaz hale gelecektir.

    ÖZETLE KİRLETTİĞİMİZ HAVA, CO2 HİÇBİR YERE GİTMİYOR, ATMOSFERDE KALIYOR, KAYBOLMUYOR, BU KİRLİLİK DENGEYİ BOZUYOR, DENGE BOZULUNCA DA GÜNEŞ KAVURACAK VE ISINMA BAŞLAYACAK ( AZ DA OLSA BAŞLADI DİYEBİLİRİZ) VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ OLACAK.BU DA FELAKET DEMEK OLUYOR. Tabii, ısınmanın sonu da felaket, çünkü iklim değişiklileri olacak ve neticede dünyamız bir felakete doğru gidecek. İşte bu fosil yakıtların sonucu”

    Koçoğlu bilimin de Semavi kitaplarının da da bunu söylediğini  birinin bilim adına diğerinin vahiy yoluyla aynı konuya vurgu yaptığını vurguladı. .

    Biz bu dünyayı geçmiş neslimizden aldık ve gelecek nesillerimize bırakacağız. Bırakırken de böyle örseleyerek, böyle tahrip ederek bırakmaya hakkımız yok.” Diyen Koçoğlu

    “fosil devrinin, yani karbon devrinin kapanması lazım.kalkınmak için, yoksulluktan kurtulmak için enerji temel unsurdur.ancak enerjiyi üstünde yaşadığımız dünyayı tahrip ederek bulmamalıyız. Bindiğimiz dalı kesmemeliyiz! Yenilenebilir milli kaynaklarımıza var gücümüzle başvurmalıyız.” dedi.

    Hidrolik, Güneş, Rüzgar, Biomas (şeker kamışından etanol üretmek- benzin yerine), Jeotermal ve diğer yenilenebilir enerjilere sadece yapımcı olarak değil, batıdan önce bizlerin teknoloji üretmesi gerektiğini ve reknoloji üretmezsek yoksulluğa mahkumluk başlayacağını vurgulayan Koçoğlu Çevre olgusu / gelecek nesillerimiz adına ve stratejik nedenler ile yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan elektrik enerjisi üretmemiz ve bu kaynakları sonuna kadar kullanmamız ve çok acele etmemiz gerektiğini belirtti.

    Su zengini olmadığımız ve su kaynaklarımızı hızlı bir şekilde kullanıma açamadığımızın üzerinde duran ve hidrolik kapasitemizin üçte 1’ini kullandığımız bilgisini veren Koçoğlu, Türkiye’de teorik hidroelektrik potansiyelimiz 433 milyar kilovatsaat, ama teknik ve ekonomik olarak şu anda 130-140 milyar kilovatsaat elektrik üretecek gücümüz olduğunu, hidroelektrik potansiyelimizin tamamını kullanabilmemi için ülkemizde yapılacak çok yatırımları olduğunu bu nedenle yap-işlet, yap-işlet-devret modellerinin açıldığını aktararak bunun çok isabetli bir karar olduğunu ancak tabii ciddi sorunlar ile  boğuşulduğunu ifade etti.

    Koçoğlu, enerji sektörünün dünya gündeminin ilk sırasına oturan, her zaman ülkeleri ve halkları meşgul eden bir sektör haline geldiğini, enerjinin dünya savaşları ve demokrasi ihracının da en önemli sebebi olduğunu söyledi.

    İNTES Başkanı Koçoğlu, kalkınmak ve yoksulluktan kurtulmak için enerjinin temel unsur olduğunu belirterek, yenilenebilir milli kaynaklara başvurulması gerektiğini kaydetti.

    Koçoğlu “Bizler istekli ve azimliyiz. Devletimiz kararlıdır ancak sorunlardan kurtulup işlerimizi ve yatırımlarımızı zamanında yapamıyoruz. Özel sektöre yatırım yapılması öngörülen bu projelerin anlaşmalarında haklarda ve yükümlülüklerde eşitlik kavramı dikkatle muhafaza edilmelidir. Çoğu üyemiz olan özel sektör bugün yaklaşık 50 milyar dolarlık enerji yatırımı rolünü üstlenmiş bulunmaktadır. Bu yatırımlarla 1500’e yakın proje ve 70 milyar kwt’lık bir enerji hedeflenmektedir. Bu büyüklükte bir kapasitenin temsilcileri gerçekten de ciddi bürokratik engeller yaşamaktadır. Bu nedenle uzayan süreçler ise yatırımcıların yabancı bankalara daha fazla faiz ödemesine neden olmakta ve sular akıp gitmektedir. “ dedi.

    Koçoğlu, enerji alanında yaşanan sorunlarla ilgili sektördeki sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin bir raporun Sayın Köktaş’a sunulduğunu belirterek toplantıda yaşanan sorunlara ilişkin şunları aktardı :

    “Birincisi, yapılan iş ve işlemlerde birden fazla muhatabımız var. Yani birden fazla derken, 1, 2, 3 olsa razıyız ama  yerel yönetimleri de katarsak 25’in de üzerinde olması bizim zor koşullar içerisinde çalışmamıza neden oluyor. Bu da işlemlerin çok uzamasına sebebiyet veriyor.

    İkincisi, bölge teşkilatı yerine, merkez teşkilatın yetkilerinin varlığı. Tabii ki bir otorite mutlaka olacak ama, bazı yerlerde yerinde karar alınabilirse, örneğin çok belli bir oranın altındaki detaylar da belki bölge teşkilatlarında çözülebilir. Mesela, ÇED belgelerinin alınması çok uzun sürmektedir. ÇED belgeleri için yürütmeyi durdurma kararları veya iptalleri konusunu biraz açmak istiyorum. Artık, Karadeniz’de bir hayli fazla duyarlılık neticede engellemelere neden oluyor. Alınan ÇED raporlarını bazı mahkemelerde  yürütmeyi durdurma veriyorlar. Bunu birçok arkadaşım yaşamıştır. Yani böyle bir şey olamaz.  Zaten çok uzun sürede alınan ÇED raporları “Çevreci” kisvesi altında verilen bir dilekçe ile maalesef idare mahkemeleri çok hızlı bir şekilde yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Tabii, diyebilirsiniz ki: “Ne yapacağız, bu  mahkemenin kararı” Doğru, ama ben de derdimi paylaşıyorum.

    ikinci olarak ilerlemiş, hatta bitmiş yatırımlar var, idare mahkeme bu yatırımı durdurdu. O yatırımcı arkadaşımız da oraya 85 milyon dolar para yatırdı. Ne olacak?  Bu parayı kimden alacağız? Hiç alamayacağız. Yani özü, bu parayı alamayacağız. E, bu projeyi ben yapıyorum ama devletin adına yapıyorum. Örneğin kırk dokuz tesisi çalıştıracağız, elbette bu işten kar da etmeliyiz ama maalesef bu dengenin çok iyi kurulması lazım.

    İNTES Başkanı Koçoğlu, Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin bir an önce realize edilmesi gerektiğini vurguladı. Özel sektör olarak istekli ve azimli olduklarını ancak sorunlardan kurtulup işlerin ve yatırımların zamanında yapılamadığını ifade eden Koçoğlu, ”özel sektöre yatırım yapılması öngörülen projelerin anlaşmalarında haklarda ve yükümlülüklerde eşitlik kavramı dikkatle muhafaza edilmelidir. Çoğu üyemiz olan özel sektör, bugün yaklaşık 50 milyar dolarlık enerji yatırımı rolünü üstlenmiş bulunmaktadır. Bu yatırımlarla bin 500’e yakın proje ve 70 milyar kilovatsaatlik bir enerji hedeflenmektedir” dedi. Bu büyüklükte bir kapasitenin temsilcilerinin ciddi bürokratik engeller yaşadığına işaret eden Koçoğlu, bu nedenle uzayan sürecin de yatırımcıların yabancı bankalara daha fazla faiz ödemesine neden olduğunu dile getirdi.

    Koçoğlu, enerji yatırımlarına ilişkin sorunlara değinirken, nükleere karşı olmadıklarını da belirterek, ”çevreci” diye yürüyüş yapanların arkalarında onları finanse eden ciddi güçlerin bulunduğunu söyledi. Koçoğlu, ”Yeter ki kendi suyumuzu kullanmayalım, bütün olay bu” dedi.

    Koçoğlu, yatırımların yargı kararlarıyla durdurulmasını eleştirirken de şunları söyledi:

    “Yargı camiasından da özür diliyorum ama- yargı kararlarıyla maalesef yatırımlarımız durduruluyor. Mesela, bir mahkeme hep aynı bilirkişiye veriyor, 100 tane de yollasanız aynı bilirkişiye veriyor. O bilirkişi de sekiz ay dokuz ay raporunu vermiyor ve siz de bekliyorsunuz, bekliyorsunuz. Ondan sonra zaten mutlaka olumsuz oluyor, o iki kere iki dört… O mahkemelere de söyledik, dedik ki: “Bari bilirkişilerinizi değiştirin” Tamam, biz hâkimlerimize güveniyoruz ama bilirkişi değiştirin.” Bu bilirkişiler güdümlü. Yok, onu da değiştirmiyorlar. Böyle de bir problem var.

    Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, İNTES’in geleneksel toplantısında, ”Elektrik Piyasasında 2030 Yılı Projeksiyonu Yatırımcılara Yönelik Fırsat ve Beklentiler” konulu bir sunum yaptı.

    Köktaş, ”Avrupa’nın en hızlı gelişen elektrik pazarına sahibiz. 2030’da Avrupa’nın 3. büyük elektrik pazarı olacağız” dedi.

    Köktaş, Türkiye’nin sahip olduğu kurulu güç ve talep itibarıyla Avrupa’da, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve İspanya’dan sonra 6. ülke olduğunu belirtti.

    EPDK Başkanı Köktaş, İNTES üyeleri için enerji sektöründe büyük yatırım fırsatı olduğunu, ancak şirketlerin uzun vadeli düşünmek zorunda olduklarını da kaydetti.

    2021

    28 Şubat 2011 Güncel Değerlendirmeler Devlet Balakanı Ve Başbalan Yardımcısı Cemil Çiçek: Cemil Özgür İnşaat A.Ş.

    157’İNCİ GELENEKSEL TOPLANTI

    KOÇOĞLU ’’TÜRKİYE ‘ÖNCE İNSAN’ BAKIŞ AÇISIYLA, BİR ÇOK KONUDA DÜNYAYA ÖRNEK OLMAKTASDIR’’DEDİ…
    DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ÇİÇEK:
    ”TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ VE ONUN HÜKÜMETİ OLARAK KİMSEYE MODEL OLMA İDDİAMIZ YOK, KİMSEYE AĞABEYLİK YAPMA NİYETİMİZ YOK, BİZİM EMPERYAL NİYETİMİZ DE HİÇ YOK”
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) “Güncel Değerlendirmeler “ konulu Geleneksel Toplantısı 28 Şubat 2011 Pazartesi akşamı Sheraton Hotel ve Kongre Merkezinde yapıldı. Toplantının onur konuğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek oldu.
    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, yaşanan gelişmelerin sektörel konuları da içine alacak biçimde uluslararası ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.

    Koçoğlu, konuşmasında şunları kaydetti:

    “ Ülkemiz, bölgesinde dört bir yanındaki sorunlarla mücadele etmekte, önderlik yapmakta ve çözüm ortağı olmaktadır.
    Türkiye bugün birçok konuda dünyaya örnek olmaktadır.

    Önce Tunus sonra Mısır şimdi Libya, art arda gelen ciddi bölgesel gelişmelerin akabinde devletimiz ve hükümetimiz tüm gücü ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının önce can güvenliği anlayışı çerçevesinde, haklarını korumak ve geleceklerini yeniden inşa etmek adına çok ciddi sınavlar vermektedir.
    Görünüyor ki Türkiye Cumhuriyeti devleti bu sınavlardan alnının akı ile geçecek ve bölgesel güçten bir dünya gücü haline gelme sürecini hızlandıracaktır.
    İnsanımıza verdikleri değer ve büyük Türk Ulusu yaklaşımı için, başta Sayın Başbakan olmak üzere tüm kabine üyelerine, dış işlerinin, ulaştırma bakanlığının, devlet bakanlığının ve ilgili tüm kamu kurumlarının bürokratlarına ve çalışanlarına özverileri, koordinasyonları, uyumlu çalışmaları sonuç odaklı bakış açıları için teşekkür ediyorum. Bütün bu gelişmeler Türkiye Cumhuriyeti’nin örnek olaylar yaşamasına vesile oluyor.
    Dünyaya bir büyük devlet nasıl hareket eder bunu göstererek örnek oluyoruz. Kara, hava, deniz yollarında gücümüz ve koordinasyonumuzla örnek oluyoruz. Önce insan bakış açımız ile örnek oluyoruz. Türk vatandaşlığının önemini vurgulayarak örnek oluyoruz. Hem devlet hem özel sektör kurum ve kuruluşlarının aynı bakış açısını sergilemesi ile örnek oluyoruz.
    Müteahhitlerimiz önce işçisini, mühendisini devletinin onurunu düşünüp buna uygun hareket ediyor.
    Bu vakara uygun soğukkanlılıkla davranıyor.

    Sektörümüzün güzide temsilcisi firmalarımız, Türk vatandaşı çalışanlarının yanı sıra yabancı uyruklu çalışanlarına da sahip çıkarak dünya 2’incisi olmanın tesadüf olmadığını haykırıyor.

    Devleti, müteahhidi, işvereni ve işçisi bu sınav verildiğinde hep beraber geleceğin yeniden nasıl inşa edileceğinin örneğini de bize yaşatacaklarına eminim.
    Bizim bu çalışmalarımızda bizimle ağlayıp bizimle gülen devlet anlayışının büyük payı vardır.

    Ulus olma bilinci böyle oluşur. Topyekûn aynı dili konuşmak, aynı hedefe yönelmek, aynı dertlere dertlenmek ve aynı sevinçlere coşmak bizi gelecekte daha da güzel günlere taşıyacaktır.

    Son Türk vatandaşının da ülkemize transferinin ardından kriz masası mantığını mevcut sorunları gidermek ve bölgede geleceğin inşasında alınacak rolü belirlemek üzere sürdürmekte büyük yarar vardır.

    Siyasi ve demokratik rol modeli olmakta bu ülkelerin imarı da oradaki yatırımların sonuçları da, zararların tazmininde bu kriz masası mantığının çözüm bekleyen sorunları olacaktır.

    Son derece dikkatle atılacak adımlar, bizi gelecekte yaşanacak olumlu gelişmelere götürecektir. Mutedil olmak geleceği düşünmek ve yangına körükle gitmemek bizim bölgedeki geleceğimizi belirleyecektir. Zira bizler Libya’da da Mısır’da da Afrika’da da yarın yine çalışacağız.

    Mali zararlar birçok sektör temsilcisinin ortak sorunu olduğunu ve zararların doğru tespit edilmesi gerektiğini belirten Koçoğlu,  şunları söyledi:
    Oraya transfer edilen tüm ekipman, makine parkı ve şantiye kamp tesisleri kapatılıp gelinirken libyalılara emanet edilmek zorunda kalınmıştır. Geri dönüldüğünde neyle karşılaşılacağı belirsizdir.

    Önemli konu devletimizin tüm zararları tek kalemde ülkemiz zararı olarak takip etmesidir. Sözleşmelerin devamı, durması ve yeniden başlanması konusunda fors majör hükümlerinin uygulanması içeride ve ilgili ülkede buna uygun hukuki düzenlemelerin kabulü sistemi rahatlatacaktır.

    Bankalarımızın bu büyük özveri ile çalışan fedakar temsilcilerimize, kendi kurumları, ortakları gibi bakarak buna uygun çözümler üreteceğine yürekten inanıyoruz. Yaraların sarılması ve o coğrafyada ülkemiz temsilcilerinin yeniden ve daha güçlü rol alması atacağımız adımlara bağlıdır.”
    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ”Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Resmi Dili Türkçedir. Her Yaşayan Dil Devletlerin Resmi Dili Değildir. Dil Anlaşma Vasıtasıdır, Ayrışma Vasıtası Değildir. Bu Milletin Milli Marşı İstiklal Marşıdır, Bu Milletin Bayrağı Bellidir”
    ”(Terör Örgütünün Eylemsizlik Sürecini Sona Erdirmesi)Devlet Bugüne Kadar Ne Yaptıysa Bundan Sonra Da Onu Yapar. Kimseyle Pazarlık Yapacak Halimiz Yok”

    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek,  Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki bazı ülkelerde yaşanan gelişmeleri değerlendirirken ”Türkiye model ülkedir, Türkiye bu ülkelere ağabeylik yapsın” gibi temenniler bulunduğunu belirterek, ”Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun hükümeti olarak kimseye model olma iddiamız yok, kimseye ağabeylik yapma niyetimiz yok, bizim emperyal niyetimiz de hiç yok”  dedi.
    Konuşmasında Libya, Mısır ve Tunus’taki olaylara değinen Çiçek, bu üç ülkede meydana gelen gelişmelerin ortak yanının bu ülkelerin ”demokratik olmamaları” olduğunu, bu noktada ”nüfusunun çok büyük bir kısmı Müslüman olduğu halde demokrasiyi tercih etmiş, eksiklikleri aksaklıkları olsa da bunu özümsemiş bir ülkede yaşamanın şükrünü yapmak” gerektiğini söyledi. Çiçek, ”demokrasiyi bize armağan edenleri rahmetle, saygıyla anıyoruz. Türkiye bugün neye sahipse demokrasisine borçludur, bu demokrasi kahramanlarına borçludur” dedi.
    Türkiye halkının çok büyük bir kısmı Müslüman ama demokratik değerleri benimsemiş, tercihini birçok konuda batıyla beraber olmakta bulmuş, batı kurumlarında yer alan ama tarihi geçmişi ve hinterlandı itibarıyla da hem İslam coğrafyasıyla hem de başka ülkelerle ilişkilerini belli bir denge içinde götürmeye çalışan bir ülke olduğunu vurgulayan Çiçek, son zamanlarda İslam dünyasında meydana gelen bu gelişmeler sebebiyle ”Türkiye model ülkedir, Türkiye bu ülkelere ağabeylik yapsın’ gibi temenniler bulunduğunu hatırlattı ve ”Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun hükümeti olarak kimseye model olma iddiamız yok, kimseye ağabeylik yapma niyetimiz yok, bizim emperyal niyetimiz de hiç yok” dedi.
    Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada bir ülkeyle ilişki kurarken o ülkenin petrolünü, doğal gazını hesaba katarak, kararlarının merkezine bunları koyarak ilişki kurmadığını ifade eden Çiçek, Türkiye’nin ilişkilerinin dostluk, kardeşlik ilişkileri olduğunu söyledi.
    Bu ülkelerde yaşanan karmaşanın arkasından ”Bir soğuk propaganda dönemi”nin de geleceğine işaret eden Çiçek, şöyle devam etti:
    ”Dış politikanın hamasetle ilgisi yoktur. Biz olabildiğince gerçekçi olmaya, olup bitenleri hissiyatımızı işin içine katmadan olduğu gibi görmeye mecburuz. Ülkelerin, toplumların, insanların yaşadığı tecrübeler herkes için önemli bir değerlendirme kaynağıdır. Eğer birileri de İslam coğrafyasında “Acaba biz neyi yaparsak ne olur?” düşüncesi içinde bir değerlendirme yapacaksa bir tecrübeden istifade edecekse Türkiye’nin bu konuda çok önemli tecrübeleri var, bu tecrübeleri paylaşıyoruz paylaşırız ama kendimize bir rol biçerek Türkiye’yi başka konumlarda göstermeye çaba sarf edenlere de fırsat vermek istemeyiz. Çünkü günümüz dünyasında en evvel konuşması gerekenler en son konuşuyor. Yaşanan bu kargaşalardan birinci derece sorumlu olan ve olması gerekenler yeri geldiğinde iç kargaşalarda silah veren, mühimmat verenler en son konuşuyor. Bu tür insanların en son konuştuğu yerde Türkiye daha tedbirli daha akılcı daha gerçekçi politikalar belirlemek mecburiyetindedir.
    “Gerçekçi olmaya mecburuz” dedik elbette Kaddafi’nin Kıbrıs çıkarması sırasında yaptıklarını hepimiz hatırlıyoruz ama bugünkü gazetelere baktığınızda orada görev yapmış bir büyükelçimizin açığa vurduğu, tarafımızdan da bilinen, Türkiye’nin canını yakan, yüreğini yakan PKK terör örgütüne destek verdiğini de biliyoruz. ‘Dış politikada hamasete yer yok’ derken işin sadece olumlu tarafına değil beraberindeki olumsuz konulara da iyi bakıp politikalarımızı bu gerçekler üzerine oturtmaya mecburuz.”
    ”Demokrasi Dışı Arayışlar İlkellik”
    Türkiye’nin demokrasiyi tercih etmekle doğru yaptığını yineleyen Çiçek, sorunları demokrasi içinde çözmek ve demokratik yol ve yöntemlerle neticeye ulaşmak gerektiğini, bunun dışındaki yol arayışlarının ilkellik olduğunu ifade etti.
    74 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her şeyi konuşabileceğini, tartışabileceğini ama bu milletin ortak paydalarını zayıflatacak tartışmalardan da kaçınmak gerektiğini belirten Çiçek, ”12 Haziranda bir seçim daha yapacağız. Hepimize sorumluluk düştüğünün farkında olmamız lazım. Doğusuyla batısıyla öncelikle şunu kabul etmemiz gerekir; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhuriyettir, üniter bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir” dedi.
    Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi dilinin Türkçe olduğunu vurgulayan Çiçek, bugün dünyada 6 bin 912 yaşayan dil bulunduğuna ancak resmi dil sayısının 200 civarında olduğuna dikkat çekti.
    Her yaşayan dilin devletlerin resmi dili olmadığını kaydeden Çiçek, ”Eğer bir ülkede birden fazla yaşayan dil varsa ve bunların hepsini resmi dil haline getirmeye çalışırsanız o ülkede kaos çıkar. Dil anlaşma vasıtasıdır, ayrışma vasıtası değildir. Bu milletin milli marşı İstiklal Marşıdır. Bu milletin bayrağı bellidir, bu milletin başkenti de bellidir. Bu ortak paydalara zarar vermeden bunları güçlendirerek geleceğe emin adımlarla yürümemiz gerekiyor” diye konuştu.
    Libya’dan Gerçekleştirilen Tahliyeler
    Türkiye’ye dönmek isteyen vatandaşların Libya’dan tahliyelerine de değinen Çiçek, en geniş çaplı operasyonu yapan hem Türk vatandaşlarının hem de başka ülkelerin vatandaşlarının kurtarılması noktasında kapsamlı bir planı, programı uygulayan yegane ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.
    Libya’da “devletin çöktüğünü” belirten Bakan Çiçek, şunları kaydetti:
    ” Bir iş yapacaksınız karşınızda bir muhatap yok. Nitekim bir keskin nişancı tarafından hayatına son verilen Trabzonlu Yunus Emre’ye otopsi yaptırabilmek için bile büyükelçimiz üç gün uğraşmıştır. Bu zorluklar altında 18 bin 375 vatandaşımızı getirmiş bulunuyoruz. Şu ana kadar ülkemizden kendi vatandaşlarının tahliyesi için talepte bulunan ülke sayısı 42’dir. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya dahil 42 ülke kendi vatandaşlarının o bölgeden çıkarılması noktasında bizden talepte bulunmuştur. En kapsamlı talep de Mısır’dan gelmiştir. Bunu da imkan ölçüsünde değerlendirmeye çalışıyoruz.
    Bu kriz süresince Libya açıklarında operasyon yapan ve bayrağı dalgalanan tek ülke de Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu da iftihar ettiğimiz bir başka husustur. Allah’a şükür böylesine kapsamlı bir tahliye işlemiyle Türkiye, tüm dünyanın takdirini topladı.”
    Bakan Çiçek, Libya’da şantiyesi zarar görmüş firmalardan taahhütleri devam edenler bulunduğunu, bunların hukukunun korunması gerektiğini, banka işlemleri, vergi de dahil birçok sorun olduğunu da belirtti ve işin bu kısmı üzerinde de özel bir çalışma yaptıklarını söyledi.
    Çiçek, diğer bir çalışmanın da bir başka ülkeyle yürüttükleri yardım çalışması olduğunu, Libya halkına ilaç başta olmak üzere acil ihtiyaç maddelerinin ulaştırılması için bir yardım köprüsü kurmaya çalıştıklarını bildirdi. Çiçek, bu ülkede halen belirsizliğin devam ettiğini ifade ederek, ”Bir hava köprüsü kurmak istiyoruz ama inecek hava alanını bulmak adeta petrol bulmaktan daha zor hale gelmiştir” dedi.
    Anayasa Değişikliği

    Bakan Çiçek, demokrasiyi ortak payda olarak ifade ettiği hatırlatılarak, ”Bu siyasi partilere bir mesaj mıdır? Seçim sonrası anayasa değişikliği söz konusu bu değişikliğe yönelik olarak üzerinde uzlaşılmasını düşündüğünüz başka konular var mı?” sorusunu cevaplarken de anayasa değişikliğinin toplumsal bir talep haline geldiğini söyledi.
    Anayasa temel metin olduğuna göre bunun uzlaşmayla çıkarılmasının esas olduğunu ancak uzlaşmanın her zaman ittifak anlamına gelmediğini belirten Çiçek,

    ”Bazı maddeler, bazı konular var ki herkes ittifak eder, bazı konular var ki bunlar ittifak edilemeyecek konular olabilir. Eğer ‘herkes ittifak etsin’ dersek o zaman bu değişiklikleri yapmakta güçlük olabilir. Onun için önümüzdeki dönem ne gösterecek bilemiyoruz ama hiç olmazsa seçimlere giderken uygunsa kendi yönümüzden artık yeni anayasanın özellikleri, nitelikleriyle ilgili kamuoyuna açıklamalar yapılmasının uygun olacağını düşünüyoruz” dedi.
    Sivil toplum örgütleri başta olmak üzere tüm kesimlerin hangi yöntemle bu anayasanın değişmesini istedikleri ve bu yeni Anayasa’da olması gereken özellikleri ortaya koymaları gerektiğini kaydeden Çiçek, şöyle devam etti:
    ”Uzlaşılamayacak noktalar da çıkar. Anayasanın ilk üç maddesi değişmez maddelerdir. Bu, tartışmanın dışındadır. Onlar, yani orada, ülkede resmi dil bir tartışma bir uzlaşma konusu olamaz. Ülkenin milli marşı tartışma konusu yapılamaz. Anayasa’nın kendisi dahi hangi usulle değiştirileceğini 175’inci maddede koymuş. Yani ‘bu ilk üç madde değiştirilemez, 4. Maddeye göre değişikliği teklif edilemez. Geri kalanlar belli usullere riayet edilerek değiştirilebilir’ deniliyor.
    Anayasa’nın çağdaş bir anayasa olması noktasında belli özellikleri olması lazım. Bunlar kamuoyu önünde tartışılabilir. Bu değişiklik bize göre Parlamentoda yapılacaktır. Kendi fikrimi söyleyeyim, ‘Bugünkü Meclis olmaz mutlaka bu işler için ikinci bir Meclis oluşturulması lazım’ tarzındaki görüşler bizim çok üzerinde durduğumuz, benimsediğimiz görüşler değildir. Uzlaşmanın bir sürü yolu, yöntemi var ama nihai karar da Parlamentoda verilecek.”
    Libya’da Faaliyet Gösteren Firmaların Durumu
    Bir soru üzerine, Libya’da faaliyet gösteren firmaların tümünün durumlarının ayrı ayrı ele alınacağını dile getiren Çiçek şöyle devam etti:
    ”Ama asıl sorun şurada, ben kiminle konuşacağım? Orada ülkenin Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı isyancılar safına geçiyor. Karşımda muhatap yok. Bütün bu bilinmezler içinde bir çözüm bulmaya ve en az zararla bu işi götürmeye çalışıyoruz. Biz oradan çekilmek niyetinde değiliz. Biz çekilirsek başkaları orayı doldurur. Onun için de dengede tutmaya çalıştık. Burada aldığınız kararı orada kiminle uygulayacaksınız. Temennimiz belirsizliğin bir an evvel ortadan kalkması, bu da Türkiye’nin tek başına üstesinden gelebileceği bir sorun değil. Devlet olarak bugüne kadar olan sorunları nasıl aştıysak onları aşmanın da gayreti içinde olacağız ama şundan emin olasınız bu işin hap cinsinden kestirme bir çözümü yoktur. Böyle bir çözümü hiçbir ülke bulamaz. Türkiye böyle bir ortamda ne yapılabilirse onu yapmaya çalışıyor’’ dedi.

    2026

    12 Ocak 2011 : Türkiye Ekonomisi ve Para Politikaları Uygulamaları : Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz: Gama Holding A.Ş.

    156’INCI GELENEKSEL TOPLANTISI

    KOÇOĞLU:  “BANKACILIK İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ  DESTEKLER KONUMDA OLMALI”
    MERKEZ BANKASI BAŞKANI YILMAZ:
    “İÇ VE DIŞ TALEBİN BÜYÜME HIZLARINDAKİ AYRIŞMA VE HIZLI KREDİ GENİŞLEMESİ CARİ AÇIĞI ARTIRDI”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın Geleneksel toplantısı 12 Ocak 2011 günü Sheraton Hotel ve Kongre Merkezinde yapıldı. Gama Holding ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının onur konuğu Merkez  Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz oldu.
    Toplantıda Gama Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ergil Ersü açış konuşması yaparak katılımcılara ülkemizin en köklü kuruluşlarından olan Gama’nın öyküsünü anlatan firma tanıtım filmini sundu.

    İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu’nun toplantının açılışında yaptığı konuşmada,  1938 yılından beri Türkiye’de parannın patronunun Merkez Bankası olduğunu belirterek, “Banknotlarımızın, altınımızın, dövizimizin kısaca tüm değerli varlıklarımızın, kısaca tüm değerli varlıklarımızın koruyucusu Merkez Bankasıdır, hazinedardır” dedi.
    Koçoğlu, şöyle konuştu:
    “En önemli unsuru ise bağımsız olmasıdır. Enflasyonla mücadele etmesi, enflasyon hedefini belirlemesi, faiz oranlarını düzenlemesi bugün onu en popüler yapan unsurlar olarak karşımıza çıkarmaktadır. Ülkemizin en önemli istatistikî verilerini toplama yetkisi yine merkez bankamızdadır.

    TCMB para ve kur politikalarını da yürütmektedir. Para politikası araçlarının arasında zorunlu karşılıklar da yer almaktadır.
    Bankalarımız, vadeli vadesiz mevduatlar vb banka sistemleri için değişen oranlarda zorunlu karşılık ayırmaktadır.
    Buna karşılık verdikleri nakdi ve gayri nakdi krediler içinde risk oranı belirlemektedir.
    Sektörümüz: bankaların gayri nakdi krediler için (teminat mektubu) vb. Öngördükleri %40 karşılık oranı ile yakından ilgilenmekte ve sonucunda ciddi sorunlar yaşamaktadır.
    Bankaların kredi işlemlerine ilişkin yönetmeliğin 12’nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde göre “yurt dışı müteahhitlik hizmetlerine yönelik olarak verilen teminat mektupları ile Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş’nin katıldığı konsorsiyumlar şeklinde yurt dışı kuruluşlara verilecek teminat mektupları ve yurt dışı müteahhitlik hizmetleri kapsamında Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. tarafından düzenlenecek avans ve kesin teminat mektuplarına ilişkin olarak bankaların verecekleri kontrgarantiler yüzde kırk oranında, bu kapsamda verilecek teminat mektubu ve kontrgarantilerin, her bankanın riskin en az %15’ini üstlenmesi ve katılan banka sayısının üçten az olmaması şartıyla oluşturulacak konsorsiyum tarafından verilmesi durumunda ise yüzde yirmi oranında karşılık ayrılmaktadır.
    Oysa gerçek hayatta; özellikle son 50 yılda yurtdışı taahhüt işlerinde gayri nakdi kredilerin nakde çevrilme oranı %1 (yüzde bir) bile değildir.
    Buna karşılık bu risk mantığı ile sektörün gördüğü zarar, alınan işlerin %50’si kadarlık bir iş kaybı şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
    Konu bir bakıma SGK’nın iş kazası meslek hastalığı primleri sistemine benzemektedir. SGK, iş yerinin tehlike derecesine göre %1 ile %6,5 arasında sigorta priminin tamamını işverenden almaktadır. İnşaat sektöründe bu oran % 5-%6’dır. Buna karşılık işçinin maruz kaldığı hastalık ve kazalara ilişkin SGK hiçbir ödeme yapmadığı için sürekli kar eden bir sigorta dalı oluşturmuş bulunmaktadır.
    Bankalarımızda zaten tüm garantilerini alarak (ağırlıkla ipotek karşılığı) verdikleri teminat mektuplarının komisyonlarından sürekli kar eder durumdadırlar. Doğru analiz edilmiş yurt içi yurt dışı taahhüt işlerine verilen teminat mektupları riski son derece az, karlılığı ise yüksek bir bankacılık faaliyetidir. Düşününüz hangi müteahhit bilerek isteyerek teminat mektubunu nakte çevirtir. Bankalarımızın kar etmesine karşı değiliz. Ancak bankacılık sisteminin  bir anlamda sektörü destekleyen konumda olması gerektiğine inanıyoruz.
    Sizin de desteğinizi alabilir ve bankacılık denetleme ve düzenleme kurulunu da ikna edebilirsek bu risk oranlarını münasip bir hale getirir yurtdışında daha çok iş alır döviz kazanır işçi çalıştırabiliriz.”
    Teminat Mektupları Sorunu
    İNTES Başkanı Koçoğlu, yurt dışı projelerde teminat mektubunun önemli sorun olmayı sürdürdüğünü belirterek şöyle konuştu:
    “Rusya, Türkmenistan, yurt dışında özellikle Irak/Suriye/İran/Afganistan gibi yakın komşularımda iş yapabilmemizin birinci koşulu teminat mektubudur. Ancak yeterli değildir.  Biz Türk müteahhitleri AB ülkelerinin aşırı kuralcı bakış açıları nedeniyle girmek istemedikleri ülkelerde çalışıyoruz.
    Bu ülkelerdeki en önemli sorunumuz ise mali hareketlerin son derece kısıtlı olmasıdır. Bu nedenle bu ülkelerde ziraat ve halk bankasının bankacılık faaliyetlerini şube alarak veya ülke bazlı bankacılık ile yürütmesi sektöre çok ciddi ivme kazandıracaktır. Bankaların yurt dışında şube açması veya ülke bankacılığı yapmasının sizin sorumluluğunuz olmadığını biliyoruz. Ancak inandığımız konulara vereceğimiz destek ya da tavsiyelerin sektöre ciddi katkılar sağlayacağının da bilincindeyiz.
    Enflasyon hedefini belirleyen, onunla mücadele için politikalar üreten önlemler uygulayan bir kurumun başkanı olarak enflasyon ve işsizlikle mücadelede sektörümüzün önemi bilgileriniz dahilindedir.
    Yurt içinde kendi talebini oluşturan sektör, yurt dışında ülkemizin gurur kaynağı olmaya devam ediyor. İstikrarlı büyüme ve doğru mali politikalarla sektörün ekonomiye vereceği katkı da ivme de artacaktır.”
    Yılmaz “Türkiye 22002 yılından beri izlediği basiretli para ve maliye politikaları ile krizden en hızlı çıkan ekonomiler arasında yer aldı”
    Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ekonomiyle ilgili değerlendirmelerini Küresel Görünüm, Türkiye Ekonomisi ve Para Politikaları Gelişmeleri olmak üzere üç başlık etrafında gerçekleştirdi.
    Konukların sorularını yanıtlayan Yılmaz öncelikle siyasi partilerden kendisine herhangi bir teklif gelmediğini ve bu konuda kimseyle de görüşmediğini belirterek,
    ”Dün neysem, bugün de oyum” dedi.
    Yaş haddinden emeklilikle ilgili bir soruya yanıt verirken 23 Mart 2011’de 64 yaşını bitirip 65’inden gün alacağını belirten Durmuş,  bir gazetecinin ”Emekli olmanız için 65 yaşına girmeniz mi, yoksa 65 yaşını bitirmeniz mi gerekiyor” sorusuna da ”Arkadaşlar sürem doluyor. Bu benim idaremle olacak bir şey değil” karşılığını verdi.
    Yılmaz, toplantıdan ayrılırken, gazetecilerin, siyasi partilerden kendisine herhangi bir teklif gelip gelmediğine ilişkin sorusuna yanıt verirken ise ”Bana herhangi bir teklif gelmedi. Kimseyle görüşmedim. Ben dün neysem bugün de oyum” diye konuştu.
    Durmuş Yılmaz, İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu’nun kendisinden önce yaptığı konuşmada, TÜİK’in rakamlarına güvenmediğini, ancak Merkez Bankası’nın verilerine sonuna kadar güvendiğini söylemesine değinerek ”Eğer saygıda kusur sayılmazsa, affınıza sığınarak bu konuda bir iki şey söylemek istiyorum” diyerek bu değerlendirmeye ilişkin görüşlerini dile getirdi.
    Rakamların ülkelerin namusları olduğunu belirten Durmuş, rakam oluşturma, bilgi toplama yöntemleri kamuoyuyla tartışılıp üzerinde mutabık kalındıktan sonra, toplanan bilgilerin doğruluğuna güvenmenin herkesin boynunun borcu olduğunu kaydetti. Durmuş ”Yoksa bunun bedelini çok ağır öderiz” dedi.
    -RAKAMLAR, NAMUSUMUZ-
    Önümüzde bir Arjantin örneğinin bulunduğunu, Arjantin’in uluslararası piyasalardan borçlandığını hatırlatan Merkez Bankası Başkanı Durmuş, şöyle devam etti:
    ”Bunlardan bir kısmı kendi ülkesindeki enflasyona endeksliydi. Enflasyonla ilgili rakamlarla oynandığı konusunda uluslararası piyasalarda endişeler ortaya çıktı. Hatta oradaki yöneticiler bunu da inkar etmediler. Bunun sonucunda Arjantin’e uluslararası piyasalar kapatıldı. O nedenle ne yapalım edelim, metodolojiyi eleştirelim. Daha doğrusunu bulmaya çalışalım. Ancak mutabık kaldığımız, eksikler de olsa, eldeki yöntemlere göre ortaya konuların rakamların doğruluğunu kabul edelim ve en iyisini yapmaya gayret edelim diyorum. Çünkü bu bizim namusumuz. Bu olmadan hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla biz de TÜİK’in rakamlarına göre hareket ediyoruz. Kararlarımızı ona göre alıyoruz.”
    İNTES Başkanı Koçoğlu’nun, konuşmasında kendisine yönelttiği ”Tasarruf mu, yoksa tüketim mi daha iyi?” sorusuna da yanıt veren Yılmaz, bunun aslında felsefi bir konu olduğunu, ne tasarrufun ne de tüketimin kendi içinde iyi veya kötü olduğunu anlattı.
    Durmuş, iyi olanın, ekonominin kaynaklarını rasyonel, doğru ve optimum şekilde kullanarak işsize iş, aşsıza aş bularak, içinde bulunulan durumdan biraz daha ileriye götürecek tedbirleri almak olduğunu bildirdi. Durmuş şunları kaydetti:
    ”Bizim bir atasözümüz var. (Ayağımızı yorganımıza göre uzatmak.) Şu anda dünyanın başına bela olan finansal sektörde başlayıp sonra emek sektörüne yansıyan krizin bir nedeni de aşırı borçlanma ve aşırı tüketme. Her şeyin aşırısı kötü olduğu gibi bu işin de aşırısı kötü idi. Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Ancak şunun da farkına varalım. Eğer hep ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak yorgan değişmediği sürece bacaklarımız büzülür, büyüyemeyiz. Hep deforme oluruz. Arada ayağımızı yorganın dışına çıkarılım da yorganın küçük olduğunun farkına varalım. Yorganı nasıl büyütürüz, buna kafa yoralım.”
    Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, bugün itibarıyla bakıldığında yüzde 8’in üstünde yüzde 9’lara yakın bir büyümenin söz konusu olduğuna dikkat çekerek, ”2010 yılı son çeyreği de açıklandığında göreceğiz ki Türkiye’de büyüme yüzde 8’lerin üzerinde bir rakam olarak ortaya çıkacak” dedi.
    Ekonomide 2002 yılından itibaren izlenen basiretli para ve maliye politikaları, bankacılık sisteminde uygulanan düzenleyici ve denetleyici uygulamalar neticesinde yurt içinde finansal risklerin ortaya çıkması engellenmiş ve ekonomimizin küresel krizden en hızlı çıkan ekonomiler arasında yer aldığını bildiren Yılmaz, Türkiye ekonomisinin son durumuna ilişkin değerlendirmede bulundu. Yılmaz, ”Büyüme itibariyle baktığımızda yüzde 8’in üstünde yüzde 9’lara yakın bir büyüme söz konusu ülkemizde. Mart ayının ilk haftalarında, 2010 yılı son çeyreği de açıklandığında göreceğiz ki Türkiye’de büyüme yüzde 8’lerin üzerinde bir rakam olarak ortaya çıkacak” dedi.
    Büyümenin motorunun ise iç talep olduğunu belirten Yılmaz, yüksek büyümenin iç talebin itmesiyle ve özellikle özel kesim tüketim talebinden kaynaklandığını anlattı. Yatırım talebinde de artışlar bulunduğuna işaret eden Yılmaz, ancak dış talebin halen zayıf olduğunu bildirdi. İç ve dış talepte gözle görülür, elle tutulur bir ayrışmanın söz konusu olduğunu belirten Yılmaz, ekonomik kararlar alırken, para politikası uygulamalarını ortaya koyarken ekonominin dinamiklerine dikkatlice baktıklarını anlattı.
    2009 yılının Ağustos ayından bu tarafa Merkez Bankası olarak aşağı yukarı 20 milyar dolara yakın döviz alımı gerçekleştirdiklerini belirten Yılmaz, uluslararası piyasalardaki döviz arzına paralel olarak da alacakları döviz miktarını artırıp azalttıklarını, kurun seviyesine ilişkin herhangi bir öngörüleri bulunmadığını ancak döviz rezervlerini güçlendirmek gibi bir hedefleri bulunduğunu kaydetti.
    Yılmaz TL’nin değerine ilişkin de şunları söyledi:
    ”Ocak 2009 tarihinden bugüne kadar geçen zamanda 2 yıldan biraz fazla bir dönem var. Burada TL’yi bize benzer ülkelerle kıyasladığımızda, cüzi miktarda da olsa TL, iki yıllık dönemde, toplamda değer kaybetmiş. Bu periyodu biraz daralttığımızda Ocak 2010’dan bu tarafa baktığımızda, bir yıllık döneme baktığımızda TL’nin değer kaybı biraz daha fazla. Mart 2009’dan yani uluslararası piyasalarda likidite sıkıntısının had safhaya ulaştığı dönemden bu tarafa Kasım 2010’a kadar, yani bu sene bir takım tedbirler aldığımız tarihe kadar baktığımızda, TL’de gördüğünüz gibi bir değerlenme söz konusu. Bu hayatın gerçeği. Bu dönemi aldığımızda evet TL değerlenmiş. Ama son aldığımız tedbirlere, Kasım ayında ortaya koyduğumuz tedbirlerin sonucunda bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, TL en fazla değer kaybeden paralardan bir tanesi.”
    Fiyat istikrarının bir toplumun olmazsa olmazı olduğuna işaret eden Yılmaz, bugün Avrupa’da fiyat istikrarı bulunduğunu ancak orada da resesyon korkusunun var olduğunu bildirdi. Resesyon ve enflasyon korkusunun arkasında yatanın ise mali disiplinsizlik olduğuna vurgu yapan Yılmaz, ”Mali disiplin bir kitabın cildi gibi düşünün. Eğer kitabın cildi sağlamsa, yapraklar yerinde duruyorsa her şey düzgündür. Ama mali disiplin yok ise toplumun omurgası yerinden oynamıştır. Toplumun düzeni bozulmuştur” dedi.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun başına gelenin de bu olduğunu belirten Yılmaz, bu konuda diğer ülkelerden de birçok örnek bulanabileceğine vurgu yaptı. Mali disipline uyulmadığı için sarayın altın kap kacağının darphaneye götürülerek sikkeye dönüştürüldüğün belirten Yılmaz, ancak mali disiplinsizlikten kurtulmanın o kadar kolay olmadığın söyledi.
    Enflasyonun son derece önemli bir konu olduğunu ve Merkez Bankasının da görevini yapmaya çalıştığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
    ”Eğer enflasyonu düşürebiliyorsanız, enflasyonu yatırımcının, sanayicinin, işadamının karar almasında göz ardı etmesini sağladıysanız. O zaman faiz oranları da aşağıya geliyor. Kaynak maliyetleri de düşüyor. Bugün geldiğimiz noktada fiyat istikrarı sağladığımızı söyleyemeyiz. Türkiye bugün düşen enflasyon ortamında. Henüz fiyat istikrarına gideceğimiz epey yol var. Bugün bildiğiniz gibi manşet enflasyon yüzde 6,4, hedef yüzde 6,5 idi. Bunun alt bileşenlerine baktığımızda önemli bir kısmı özellikle sepetin içinde ağırlığı yüzde 28’lere varan gıda kalemlerinden geliyor. Gıda kalemlerinin içinde de işlenmiş ve işlenmemiş gıdalar, alkollü içecekler vesaire var. Dolayısıyla para politikasının bire bir doğrudan doğruya etki alanında olmayan bu mallar, kalemler çok inişli çıkışlı ve bunun volatiresi son derece yüksek. Bu da eğer dikkatli olmazsak enflasyonla mücadelenin maliyetini artırabilir. Manşet enflasyonun yüzde 9’lara çıktığı dönemde bunun toplamının yüzde 5’den biraz fazlası tamamen gıdadan geliyordu. Ve bunun içinde de özellikle kırmızı et ve yaş sebze meyve var idi. Aradan iki ay, üç ay geçti şimdi iş tersine döndü. Havalar iyi gitti. Don olmadı. Selle karşılaşmadık. Dolayısıyla sebze fiyatlarında bir düzeltmeyle karşılaştık. Ama yarın ne olacağını bilmiyoruz bu havalar böyle giderse acaba nisanda, martın sonuna geldiğimizde don olur, yazın meyve üretimiyle ilgili bir sorunla karşılaşırsak yine bu dalgalanacak. O nedenle enflasyonun bir bölümü yapısal bir sorun. Yaş sebze ve meyvenin yüzde 24’ü yolda kayboluyor, eriyor, bozuluyor. Bu bir yapısal sorun.

    Temel enflasyon göstergeleri bizim  beklentilerimiz doğrultusunda gelişiyor. Çekirdek enflasyon yüzde 2,5 -3 civarında. Hedefin oldukça altında. Önümüzdeki dönem baz etkisi nedeniyle enflasyonun bir miktar daha düşeceğini ama ondan sonra tekrar yükselişe geçeceğini dolayısıyla Merkez Bankasının hedefle uyumlu para politikası uygulayacağını sizlere söyleyelim.”
    Türkiye’de istihdam da iyileşmenin devam etmekle birlikte işsizlik oranlarının bir müddet daha kriz öncesine kıyasla yüksek seviyelerde seyredeceğini belirten Yılmaz, krizle birlikte ortaya çıkan kredi piyasalarındaki daralmanın bugün geldiği nokta nedir diye bakıldığında küresel kredi piyasalarında yılın 3. çeyreği itibariyle durağan seyrin devam ettiğini ifade etti.

    Bankacılık sektörüne ilişkin problemlerin henüz tam olarak giderilememiş olması ve zayıf seyreden kredi talebinin gelişmiş ekonomilerde kredi hacminde istikrarlı bir artış yaşanmasını engellediğine vurgu yapan Yılmaz, ”Türkiye’de ise finansal sektörün güçlü yapısı nedeniyle kredi hacminde yüksek artışlar yaşanmaktadır. Bizim ülkemizde, biz artık kredi genişlemesinden bir bakıma rahatsız olabilecek noktaya gelmiş durumdayız. Ama ABD de ve özellikle AB’de ise artık daralan kredi piyasasındaki olumsuzluklar henüz giderilememiştir” diye konuştu.

    Yılmaz yaptığı ekonomik değerlendirmede ise Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak ve korumak olduğunu, bununla birlikte finansal sistemde istikrarı sağlayıcı tedbirler almanın da Merkez Bankasının temel görevleri arasında bulunduğunu söyledi.
    2031-2026
  • BM Mühendislik A.Ş.: Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu
    2031
  • Eko İnşaat A.Ş.Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcsı Ali Babacan
    2031
  • Nurol İnşaat A.Ş.: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım
    2031
  • Yardımcı İnşaat A.Ş. Zafer Çağlayan
    2031
  • Tepe İnşaat A.Ş.: Maliye Bakanı, Mehmet Şimşek
    2031
  • Haşemoğlu Ltd Şti: Enerji Bakanı: Taner Yıldız, Enerji Yatırımları
    2031
  • 2034

    BM Mühendislik A.Ş.: Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu

    155. GELENEKSEL TOPLANTI

    Koçoğlu, “Su Kaynakları Her Zamankinden Daha İyi Yönetilmeli” Dedi…
    Koçoğlu, HES’lere Karşı Çıkanların Arkasında Yabancıların Olduğunu Söyledi…
    -Çevre Ve Orman Bakanı Eroğlu:’ ”Hidroelektrik Santral, Türkiye İçin Şarttır, Elzemdir”

    Eroğlu, HES’leri Geciktirmeye Hiç Kimsenin Hakkının Olmadığını Belirtti..
    Türkiye İnşat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın “2011 Yatırımları ve Özel Sektörün Rolü” konulu Geleneksel Toplantısı 16 Aralık 2010 Çarşamba günüSheraton Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı.Toplantının onur konuğu Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğluoldu.

    Toplantı BM Mühendislik ve İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantıda açış konuşmasını gerçekleştiren BM Mühendislik ve İnşaat  A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Kuyumcu konuklara firma tanıtım filmlerini takdim etti.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, sektörün su ve enerji yatırımlarında yaşadığı sıkıntılar hakkında bilgi verdi.
    Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığının sürdüğünü, enerjinin yüzde 73’ünü ithal ettiğini kaydeden Koçoğlu, bu noktada hidroelektrik santrallerinin önem taşıdığını söyledi. Türkiye, su kaynaklarının tamamını doğru kullanırsa enerji ihtiyacının yüzde 80’nini bu yolla sağlayabileceğini dile getiren Koçoğlu, özel sektör olarak enerji yatırımlarında 50 milyar dolarlık payları bulunduğuna dikkati çekti ve başta ”ağır bürokrasi” olmak üzere yaşadıkları sıkıntıları, bazı çözüm önerilerini şöyle aktardı:

    “- Enerji yatırımlarının realize edilmesinde çok sayıda kurum ve kuruluşla ilişki kurulmak, onay, izin ve ruhsat alınmak zorunda kalınıyor. Kurumlar arası yetki kargaşasının sona erdirilmesi gerekiyor.
    – Kurumlar arası koordinasyonsuzluk, işlemlerin gecikmesine yol açıyor.
    – İdarelerin işlem ve incelemelerini tamamlaması için süre konulması ve buna mutlaka uyulması lazım.
    – Kamulaştırma işlemleri çok uzun zaman alıyor ve yüksek maliyetler yaratıyor.
    – İnşaat, elektrik ve mekanik kesin projelerin onay süreleri uzun sürüyor.
    – Enerji Nakil Hattı bağlantılarının havza planlaması yapılarak, en kısa noktadan bağlantısı yapılmalı. Aynı bölgedeki yatırımcılar farklı hatlar çekmek zorunda kalmamalı.”

    HES’lere ”çevre hassasiyeti”yle karşı çıkan kesimleri eleştiren Koçoğlu, ”5 kişi, 100 kişi şarkıcısıyla vesairesiyle toplanıyor, bu sizin çıkışlarınız yerinde sağolun, bir sürü insan toplanıyor. Ama, bizler eylem yapamayız, bizler böyle toplanamayız, onlar toplandığı için de basında çok yer alıyor. Halbuki bilinmiyor ki bunun arkasında ‘dışarısı’ var. Bu çevreyi bizden daha iyi yabancı düşünemez” dedi.

    Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye’nin teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyelinin 140 milyar kilovatsaat (kWh) olduğunu belirterek, bunun yüzde 36,8’inin kullanılabildiğini söyledi.

    Eroğlu, hidroelektrik santrallere (HES) yönelik büyük bir baskı bulunduğunu ifade ederek, ”Çok saçma sapan bir takım ifadelerle vatandaşı gerçekten kandırmak, bunların önünü kesmek için çok büyük bir gayret var. Bunların bir kısmının, enerji pastasından pay alan bir takım yurtdışı mihrakların sebep olduğu destekler neticesinde olduğunu çok açık ifade edeyim” dedi.

    Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da konuşmasında Türkiye’nin artan enerji ihtiyacına karşı HES’lerin önem taşıdığına vurgu yaptı.
    Türkiye’nin enerji tüketiminin 200 milyar kWh olduğunu ve ülkenin gelişim hızına paralel enerji ihtiyacının da arttığını kaydedenEroğlu, 2020’de ülkenin 406-499 milyar kWh enerji ihtiyacı olacağının tahmin edildiğini söyledi.

    Enerji üretiminde de tüm dünyada yenilenebilir enerji kaynaklarının öne çıktığını, bunların başında da hidroelektrik santrallerinin geldiğini ifade eden Eroğlu, Türkiye’nin teknik ve ekonomik olarak değerlendirebilir hidroelektrik potansiyelinin 140 milyar kWh olduğunu, bunun son dönem teşviklerle 180 milyar kWh’a kadar ulaştığını tahmin ettiğini söyledi.

    ”HES’lere Karşı Büyük Bir Baskı Var”-

    Türkiye’nin maalesef bunu yeterince kullanamadığını dile getiren Eroğlu, 140 milyar kWh potansiyel düşünüldüğünde, 2003’te bunun ancak yüzde 20’si civarında, 27 milyar kWh’lik elektrik üretimi bulunduğunu söyledi. Bunun kabul edilemez olduğunu, ”suların boşa aktığını” kaydeden Eroğlu, ABD’de hidroelektrik potansiyelinin yüzde 86’sının, Japonya’da yüzde 78’inin, Kanada’da yüzde 56’sının, Türkiye’de ise yüzde 36,8’inin hayata geçirildiğini söyledi.

    Eroğlu da HES’lere karşı tepkiyi eleştirdi ve şunları kaydetti:
    ”Maalesef son zamanlarda, Sayın Koçoğlu’nun ifade ettiği, hidroelektrik santrallere karşı büyük bir baskı var. Ya bakıyorsunuz bazı vatandaşlar bunu karşı çıkıyor; derelerimizden su akmayacakmış, santralden çıkan sular bütün ağaçları kurutacakmış, zehirliymiş içilemezmiş…bu şekilde çok yanlış bir takım ifadelerle vatandaşı kandırmak, bunların önünü kesmek için çok büyük bir gayret var. Bunların bir kısmını Sayın Koçoğlu çok açık ifade etti, bunların maalesef kesin olarak ifade ediyorum; bu enerji pastasından pay alan bir takım yurtdışı mihrakların sebep olduğu bir takım destekler neticesinde olduğunu çok açık ifade edeyim.

    Hakikaten bir kısım insanlar da ‘bu böyle olacakmış, buna karşı çıkalım’ düşüncesiyle, çevreci anlayışla oluyor, bir kısmı halisane çıkıyor, bilmeden, bir kısmı da bir şirketin, bir firmanın, yabancı kuruluşların yolunda gidiyor.

    Bu bakımdan, bizim de hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Burada hidroelektrik santral inşa eden firmalar var. Bazen bir firmanın yaptığı küçük bir ihmal veya küçük bir hata adeta bütün firmalara yük olarak çıkıyor.
    Şunu da açıkça ifade edeyim biz de HES’lere ilişkin olarak, temiz, yenilebilir, kendi milli kaynağımız olan bu önemli potansiyelin tanıtma konusunda geç kaldık. Bunu da itiraf ediyorum. Biz yeteri kadar tanıtamadık, sandık ki ‘herkesin nasıl olsa bilmesi lazım, ülkemizin ihtiyacı var, temiz enerji kaynağı, kendi kaynağımız…Herkesin bunu bilmesi gerekir diye düşündük. Ama öyle değil. Mutlaka vatandaşlarımıza anlatmamız gerekiyor.”
    Eroğlu, HES’lerin Türkiye için ”şart ve elzem” olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin HES’ler için geç kaldığını, ”daha da geç bırakmaya kimsenin hakkı bulunmadığını” kaydetti.

    – Evsel Katı Atıkların Yüzde 77’si Bertaraf Edilecek”-

    Veysel Eroğlu, 2003 yılında hayata geçirilen ”Su Kullanım Hakkı Anlaşması”yla enerji üretimini özel sektöre açtıklarını ve bir ”milat” oluşturduklarını kaydederek, şu ana kadar 1.600 adet Hidroelektrik Santrale talep olduğunu söyledi. Bu HES’ler tamamlandıktan sonra 75-80 milyar kWh’lik enerji üretimine ulaşılacağını söyledi.

    Sulama yatırımlarına da değinen Eroğlu, ülkede ekonomik olarak sulanabilir alanın 8,5 milyon hektar olduğunu, 2010 başı itibariyle sulamaya açılan arazi toplamının 5,42 milyon hektara ulaştığını söyledi.

    Hükümet olarak GAP, DAP, KOP gibi bölgesel projelere ve bu noktada sulama yatırımlarına öncelik verdiklerini kaydeden Eroğlu,özellikle GAP Eylem Planı kapsamında 2002’de ayrılan sulama ödeneğinin 432,3 milyon lira olduğunu, 2010’da 5 kat artışla yaklaşık 2,3 milyar liraya yükseldiğini belirtti, 2013 sonuna kadar GAP’daki 1 milyon hektarlık alanın sulanacağını söyledi.
    Eroğlu, bakanlık çalışmaları hakkında bilgi verirken mevzuat, ÇED, özel ağaçlandırma ve ormancılık faaliyetlerini aktardı. Türkiye’nin Kyoto Protokolüne 2009 Ağustos ayında taraf olduğunu da anımsatan Eroğlu, iklim değişikliği mücadele kapsamında Katı Atık Eylem Planı hazırladıklarını ve 2012’e kadar evsel katı atıkların yüzde 77’sinin bertaraf edileceğini söyledi.
    SEKTÖRDEN BEKLENTİLER

    Eroğlu konuşmasının sonunda özel sektörden beklentilerine de yer verdi. İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu’nun dile getirdiği sıkıntılarla ilgili, taraflarla gelecek ay bir araya gelmeyi öneren Eroğlu, kamu kesimi olarak kendilerinin de müteahhitlerden bazı talepleri bulunduğu söyledi. Eroğlu, işlerin zamanında tamamlanmasını, çevreyle uyumlu iş yapılmasını, bütün emniyet önlemlerinin alınmasını istedi.

    Bakan Eroğlu, özellikle HES projelerini yürüten firmaların çevreye duyarlı olması gerektiğini, bir tek firmanın yaptığı olumsuzluğun, tüm işe yönelik yük oluşturduğunu kaydetti ve firmaların yöre halkını bilgilendirici toplantılar düzenlemelerini beklendiklerini söyledi.

     

    2039

    Eko İnşaat A.Ş.Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcsı Ali Babacan

    154’üncü Geleneksel Toplantı

    İNTES tarafımdan düzenlenen Geleneksel Toplantı Eko İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.
    İNTES Başkanı Koçoğlu: ”İnşaatçılar Vergisini, Zamanında Ödeyen İnsanlardır. Kronik Olarak Ödememe Alışkanlığı Olanlarla Aynı Kefedeyiz . İşte İtirazımız Ve İsyanımız Budur.

    Devlet Bakanı Babacan: “Babacan, Kaynağı Olmayan Hiçbir Düzenlemeyi Bütçeye Koymayacağız” .

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) “Ekonomik Kalkınma ve İnşaat Sektörü” konulu Geleneksel Toplantı  24 Kasım 2010 Çarşamba günü Rixos Grand Ankara Oteli’nde yapıldı. Ev sahipliğini Eko İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin üstlendiği . Eko İnşaat ve Ticaret A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Köksal konuklara kısa bir açış konuşması yaparak firma tanıtım filmlerini katılımcılara sundu. Toplantının onur konuğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan oldu.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, kamuya ait alacakların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili olarak, ”İnşaatçılar vergisini, sigortasını ve diğer borçlarını zamanında ödeyen insanlardır. Koçoğlu, vergisini ve sigortasını zamanında ve düzenli ödeyenlere, tüm çalışanlarının reel ücretleri ve gelirleri üzerinden yüzde 5 oranında SGK primi ve yüzde 5 vergi indirimi yapılmasını istedi,  ”Aksi  halde dürüst olmayana teşvik var, dürüst olana teşvik yok. Bunu kimsenin vicdanı kabul etmez” dedi.

    Konuşmasında inşaat sektöründeki kayıt dışılık, KDV sorunları, inşaat firmalarının ortaklarına kar dağıtımı, sektörde istihdamın teşviki, kamuya olan borçların yeniden yapılandırılması ve yatırımların ekonomiye kazandırılması konularına değinen Koçoğlu, özellikle kayıt dışılığın sektörün en önemli sorunlarından biri olduğunu söyledi. Hiç hak etmedikleri halde inşaat sektörünün kayıt dışının yoğun olduğu sektörlerden biri olarak gösterilmesinden rahatsızlık duyduğunu ifade eden Koçoğlu, sektörde vergisini, sigorta primlerini düzenli ödeyenlerin bu nitelendirmeden rahatsızlık duyduğunu belirtti. Kayıt dışılıktan tahsil edilemeyen kamu alacağının da dolaylı olarak inşaat sektörünün sırtına yüklendiğini ifade eden Koçoğlu, kayıt dışılığın önlenmesinin herkesten çok İNTES üyelerinin beklentisi olduğunu vurguladı. Koçoğlu, istatistiklerde, inşaat sektörünün kayıt dışılığın en yoğun olduğu sektör olarak gösterilmemesi, bu algının değişmesi gerektiğini kaydetti.

    ”Biz devletimize bedava KDV tahsildarlığı yapıyoruz” diyen Koçoğlu, sektördeki KDV alacağının hiç değilse yüzde 60’ının vergi borcundan mahsup edilebileceğini söyledi.

    Şirket ortaklarına kar dağıtımı sorununu da yıllardır dile getirdiklerini anlatan Koçoğlu, ”Yıllara sari işleri olan inşaatçılar, kanun gereği inşaat 5 yıl devam ederse 5 yıl, 10 yıl devam ederse 10 yıl ortaklarına kar dağıtamıyorlar. Yani kasamızdan para alamıyoruz. Oysa biz inşaatçılar her hak edişin brüt tutarından yüzde 3 peşin stopaj vergisi ödüyoruz. Bu tutar kadar paranın şirketten çekilebilmesine yönelik bir yasal düzenleme yapılmasını istiyoruz” dedi.
    İnşaat sektörünün yükümlülüklerde kapsam içinde, teşviklerde ise kapsam dışında kaldığını anlatan Koçoğlu, istihdam paketi olarak bilinen 5763 sayılı Kanun’la bazı teşvikler getirildiğini, ancak yurt dışında çalışanlar ile ihaleli işler kapsamındaki yapım işlerinin bu kanundan yararlanamadığını kaydetti. Böyle bir ayrımı doğru bulmadıklarını ifade eden Koçoğlu, ”Üyelerimiz arasında yaptığımız araştırmaya göre yurt dışında inşaat sektöründe çalışan 100 bin işçinin 17 bini Türk, 35 bini o ülkenin işçisi, 48 bini diğer ülkelerin işçi. Yani Türk işçisi yüzde 17’ye düştü. Eskiden yüzde 80’lere kadar çıktığı oldu. Bu gidişle yüzde 17’yi de bulamayacağız” diye konuştu.

    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan: “Türkiye bankalık ile ilgili köklü tedbirler aldı.”
    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ortaya koydukları öngörülebilirliğin Türkiye’yi pek çok ülkeden ayrıştırdığını belirtti ve ”Şu anda Avrupa Birliği’ne (AB) üye olan 27 ülkeden 10 ülkenin risk göstergeleri Türkiye’den kötü durumda” dedi.

    Buradaki konuşmasında, küresel kriz sürecinde Türkiye’nin pek çok ülkeden farklı bir tutum izlediğine işaret eden Babacan, bu çerçevede geçen yıl Eylül ayında birçok ülkeden çok erken bir tarihte mali sıkılaştırmaya başladıklarını söyledi.

    Politikalarda mutlaka orta uzun vadeyi de dikkat almak gerektiğini kendilerinin de geçen yıl Eylül ayında açıkladıkları Orta Vadeli Program ile 3 yıllık bir perspektifi ortaya koymalarının altında bunun yattığını anlatan Babacan, kısa süre önce Seul’de yapılan G-20 toplantısında ”artık gelişmiş ülkeler Orta Vadeli Programlarını hazırlamaya başlasınlar” diye karar alındığına dikkat çekti. Babacan, ”Maalesef seçimle işbaşına gelen her hükümetin bir oy kaygısı oluyor hele seçim yakınsa oy kaygısı günü kurtarma politikalarına yönlendirebiliyor hükümetleri. (Önümde seçim var 3-5 ay yapacağımı yapayım sonra bakalım ne olursa olur tekrar gelirsem o zaman çaresine bakarım, başkası gelirse bu onun problemi olur) diye düşünülüyor. Bunlar yaşandı maalesef çok büyük ekonomilerde bile yaşandı ve yaşanıyor. Japonya’da 3 yılda 5 kere Başbakan değişti” diye konuştu.

    Hükümet olarak popülizmden hep uzak durduklarını ve uzun vadeye baktıklarını belirten Babacan, şöyle devam etti:
    ”Geçen sene açıkladığımız program 1 yılı aştı, büyük bir titizlikle disiplinle uyguluyoruz. Öngörülebilirlik çok önemli. Bu öngörülebilirlik Türkiye’yi çok ayrıştırdı. Birden bire Türkiye pek çok Avrupa ülkesinden çok farklı bir noktaya geldi. Şu anda AB’ye üye olan 27 ülkeden 10 ülkenin risk göstergeleri Türkiye’den kötü bir durumda.”

    Türkiye’nin ise bankacılıkla ilgili 2004-2005 ve 2006 yıllarında çok köklü tedbirler aldığını ifade eden Babacan, 2001 krizinden sonra halının altına ”bir sürü pisliğin” süpürüldüğünü, o halının kaldırılarak ”altında bu pislikler var” diye ilan edildiğini söyledi.
    Kamuoyunda gündeme gelen  “Bankacılık sektörüne 2001 krizinden sonra çeki düzen verildi” ifadesinin doğru olmadığını belirten Babacan, bankacılık sektörüyle ilgili reformları kendilerinin yaptığını, 2004-2005 ve 2006’da çok önemli yasalar çıkardıklarını ifade etti. Babacan, ”Halı kaldırıldı. (İşte bu kadar batık bankamız varmış) diye ilan edilmiş oldu. Yapısal tedbirlerin hepsini biz aldık” dedi.
    Babacan, herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerektiğini, geçici olarak ”halk memnun olsun, bankalar para kazansın, ekonomide 1-2 yıl büyüme olsun sonra da seçim geliyor. Nasıl olsa ben gideceğim benden sonra gelen de ne yaparsa yapar” denilemeyeceğini, ekonomide kısa vade ile uzun vadenin dengesini mutlaka kurulmasına ihtiyaç olduğunu bildirdi.

    Avrupa’da bankalara yönelik stres testleri henüz yapılırken kendilerinin çok daha önce bunları yaptıklarını belirten Babacan, ”Merkez Bankası’ndan, BDDK’dan arkadaşlarımıza söyledik. Bu zor bir iş değil, bilgisayarlara bankaların bilançosunu koyun, sanal ortamda şoklar verin, bu şoklara karşı bankanın hali ne olacak dedik. Bunları test etmek sorun değil” dedi.
    Babacan, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması ile ilgili olarak, ”Günü gününe ödeyenlere bir taltif, bir güzellik, bir kolaylık olmalı mı? Belki vicdan muhasebesine koyduğumuzda olabilir gibi görünüyor, ama bir vicdan muhasebesi var, bir de paranın muhasebesi var. İyi niyetli olduğu halde devlete olan yükümlülüklerini zamanında yerine getiremeyen, borcunu ödeyemeyenler oldu. Bu onlar için açılan bir kapıdır.’’dedi.
    Babacan, vergi borcunu günü gününe ödeyenler için bir indirimin söz konusu olup olmayacağına ilişkin şunları söyledi:
    “ 2011 bütçemizde şu anda bununla ilgili bir öngörü yok. 2012 bütçesi yapılırken bunlar dikkate alınabilir, üzerinde çalışılabilir. Aynı sosyal güvenlik priminde olduğu gibi, günü gününe vergisini ödeyenler için kurumlar vergisinde ve gelir vergisinde de büyük kolaylık sağlanabilir 2012 için ama 2011 için bizden bunu talep etmeyin.’”

    Babacan, orta vadeli programda yüzde 5’lik mütevazi bir büyüme oranını öngördüklerini anımsatarak, bunun büyümeyi yüzde 5 tutulacağı anlamına gelmediğini, ihtiyatlı bir senaryoya göre hesaplarını yaptıklarını kaydetti.
    Babacan, Türkiye’nin inşaat sektörü konusunda nispeten iyi bir noktaya geldiğini, ancak sektör ilk 6 aya bakıldığında toplam ekonominin yüzde 5,7’sini teşkil ettiğini ifade ederek, ”Sektörde hala önümüz çok açık. Sektör, Türkiye ekonomisinde makro ekonomik istikrar sağlandıktan sonra Türkiye ekonomisinin büyümesinden çok daha hızlı büyüyecek” dedi.

    Türk inşaat sektörünün yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde dünya ikincisi olduğunu ama bunun iş hacmi açısından değil, firma sayısı açısından olduğunu belirten Babacan, şunları söyledi:

    ”Bir yandan güzel ama bunun rehavetine de kapılmayalım. Dünyada inşaat sektörü çok büyük bir sektör ve içinden bizim aldığımız pay hala çok küçük pay. Yani kendi kendimizi de, ‘2. olduk, çok başarılıyız’ diye de pek görmeyelim. Hem içeride hem dışarıda daha yapacak çok iş var. Özellikle biz dışarıda işlerinizin kolaylaşması için hükümet olarak çok çaba gösteriyoruz. Bizler o işlerin pazarlaması için çalışmak zorundayız. Daha çok firmanın yurt dışından daha çok iş alması Türkiye’nin başarısıdır.”

    Babacan, İNTES ile geçen sene yaptıkları toplantıda yurt dışında çalışanları belli bir teşvik çerçevesi içinde düşünebileceklerini, bunun için çalıştıklarını ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu konuda bir taslak hazırlığı içinde olduğunu söyledi.

    2043

    Nurol İnşaat A.Ş.: Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım

    ”GELİŞİMİN ALTYAPISI: ULAŞTIRMA”
    KONULU GELENEKSEL TOPLANTISI YAPILDI
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) “Gelişmenin Altyapısı: Ulaştırma” konulu geleneksel toplantısı 18 Ekim 2010 Pazartesi akşamı Sheraton Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Toplantının onur konuğu Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım oldu.
    Toplantı İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu’nun açış konuşmasıyla başladı. Türkiye’de son yıllarda yatırımlara ayrılan ödeneklerin artırılmasıyla önemli altyapı projelerinin tamamlanma sürelerinin 40 yıldan 5-7 yıllara kadar düştüğünü kaydeden Koçoğlu, ulaştırma yatırımlarının bütçeden aldıkları üçte bir oranındaki payın projelerin hızla tamamlanmasında etkili olduğunu söyledi.
    Karayolları ve demiryollarının yanı sıra havayolu taşımacılığında da ciddi atak yapıldığını, 2002’de sadece THY tarafından iki merkezden 25 noktaya yapılan tarifeli iç hat seferlerinin bugün 6 havayolu işletmesi tarafından ve yedi merkezden olmak üzere toplam 45 noktaya gerçekleştirildiğini belirten Koçoğlu, şöyle konuştu:
    “Yurtdışında uçuş gerçekleştirilen nokta sayısı 60’dan 130’a yükselmiştir. Yurtdışı uçuş ağımıza 8 yıl içinde 70 yeni nokta ilave edilmiştir. 2002’de 25 olan faal alan sayısı 2009’da 45’e ulaşmıştır. İç hatlarda 2002’de 8 milyon olan yolcu sayımız 2009 sonu itibariyle 41 milyon yolcuya, dış hatlarda 25 milyon olan yolcu sayısı ise 44 milyona ulaşmıştır. Toplam yolcu sayısı ise 33 milyondan 85 milyona çıkmıştır. Artış oranı yüzde 258’dir.”
    Havayollarındaki olumlu gelişmelerin İNTES üyelerinin rekabet şansını artırdığını ve zaman kaybını önlediğini belirten Koçoğlu, “Sektörümüzün önemli bir sözünü bugün Türk inşaat sanayicileri olarak söylemek doğru olacaktır; gidebildiğimiz her yer bizimdir.” dedi. Koçoğlu, Başkent Ankara’dan yurtdışına direk uçuşların yetersizliğinin ciddi zaman kaybına neden olduğunu da vurguladı.
    Koçoğlu, yıllara sari inşaat işlerinde stopaj oranının yüzde 5’ten 2006 yılında yüzde 3’e çekildiğini, işçilerin mesleki yeterliliklerinin artırılması ve kalitelerinin yükseltilmesinin İNTES’ in çalışma alanına girdiğini, bunların olumlu gelişmeler olduğunu anlattı.
    İNTES Başkanı Koçoğlu, devam eden sorunlarla ilgili değerlendirme yaparken, bazı önerilerde de bulunarak şunları kaydetti:
    “Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri teminat mektubu teminindeki zorluklar ve maliyetlerin yüksekliği, yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde çalışacak Türk işçilerindeki maliyet, SGK ve vergi sorunları sürüyor. Yurt içinde olduğu gibi, yurt dışında da aşırı düşük teklifler ve kalite sorunu ile müteahhit enflasyonu devam ediyor. 4734 sayılı kanunun aşırı düşük teklifleri düzenleyen 38’inci maddesinde değişiklik yapılarak sınır değerin altındaki tekliflerin değerlendirme dışı bırakılmasına yönelik sistem oluşturulmalıdır. Yaklaşık maliyetin gerçekçi belirlenmemesi, aşırı düşük teklif belirleme bileşenlerinden biri olması nedeniyle ihale sonuçlarını doğrudan ve olumsuz etkilemektedir. Mali kriterlerin ekonomik konjonktürle paralel belirlenmesi, kriz dönemlerinde ise düşürülmesi uygun olacaktır.”
    Türk inşaat firmalarının ünvanlarıyla kalitenin ve güvenin sembolü olmaya başlayarak “Ülkenin Markası” haline geldiklerini vurgulayan Koçoğlu, bu firmaların teşvik edilmelerini, desteklenmelerini ve bulunacak bir yöntemle akredite edilmelerini istedi.
    ULAŞTIRMA BAKANI YILDIRIM’IN KONUŞMASI
    Konuşmasında Bakanlığının çalışmaları hakkında bilgi veren, son 20 yılda dünyada büyümeyi sağlayan 30 ülke arasında ikinci sırada yer almayı başaran Türkiye’nin, Çin’i izlediğini ifade eden Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ”Özellikle son 10 yıl içinde Türkiye sınıf atladı”dedi.
    Türkiye’de tartışmaların bir kenara bırakılarak Cumhuriyetin 100. yılına yönelik hedeflere odaklanılması gerektiğini dile getiren Yıldırım, ”Türkiye zaman zaman yarınını göremeyen bir ülke oldu, şimdi ise orta vadeli 3 yıllık bütçe hazırlıyoruz” diye konuştu.
    Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ”Biz, iki sene bir santim ray alamadık, iki tane yurt dışındaki firmanın oyuncağı haline geldik. ‘Bu iş yürümez’, ‘bu rayı kendimiz yapacağız’ dedik. Bunların afrasına tafrasına boyun eğemeyiz. KARDEMİR’i çağırdık, tesis kurdu. Şimdi artık KARDEMİR normal ray da yapıyor, Yüksek Hızlı Tren rayı da yapıyor. Dışarıda bizi maymuna çeviren adamlar da hizaya geldi, iyi bir şey oldu” dedi.
    Nüfus artış hızının daha önceki yıllarda az olması gerektiği yönünde bir inanç varken, ülkelerin kalkınmasındaki öneminden dolayı genç nüfusun önem taşıdığını, bu nedenle de nüfus artışının olumlu görüldüğünü anlatan Yıldırım, Türkiye’de de nüfus artış hızının azaldığını, bu nedenle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üç çocuk yapılmasını önerdiğini söyledi.
    Ulaştırma sektörünün GSMH’ deki payının her geçen gün arttığını, bu alana 7,5 yılda 75 milyar lira yatırım yapıldığını bildiren Yıldırım, bu yatırımların yüzde 66’sının karayolları, yüzde 24’ünün demiryolları ve geriye kalan kısmın da diğer ulaştırma sektörlerine aktarıldığını kaydetti.
    Ulaştırma Bakanlığının yatırımlarının yüzde 83’ünün merkezi bütçeden, yüzde 17’sinin ise Yap-İşlet-Devret (YİD) gibi alternatif finans kaynaklarından karşılandığını belirten Yıldırım, ”Ulaştırmada gerçekleşen ödenek tutarı yüzde 208 oldu. Bu, normal bütçe uygulamaları ve kamu yatırımlarında pek uygun görülmüyor ancak Bakanlığımızın bütçesinde yaşanıyor” şeklinde konuştu.
    -”KONYA-İSTANBUL HIZLI TRENLE 3,5 SAATE DÜŞECEK”-
    Türkiye’de karayollarının doğu-batı aksında önemli bir seviyeye ulaştığını anlatan Yıldırım, kuzey-güney aksındaki projelerin ise yüzde 60’ını tamamladıklarını belirtti. Gebze-Orhangazi-İzmir otoyolu ihalesini Nurol Holding’in de ortakları arasında yer aldığı bir konsorsiyumun kazandığını hatırlatan Yıldırım, temel atma törenlerine katılmayan Başbakan Erdoğan’ın, bu önemli projenin temel atma törenine katılacağını bildirdi.
    Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, YİD modeli ihalesiyle İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü ihalesi için de gün sayıldığını söyledi.
    Karayollarında gelecek yıl 16,5 milyar, 2023’e kadar ise 228 milyar liralık yatırım yapılacağını belirten Yıldırım, ”Bu yatırımlarda kamunun payı azalıyor, alternatif yatırım kaynaklarının payı ise artıyor” dedi.
    Eskişehir’e çok sayıda kavşak yaptıklarını ve şehri güzelleştirdiklerini ifade eden Yıldırım, ”Eskişehir’in fiyakası değişti, fikri de değişir” şeklinde konuştu.
    Yıldırım, Çin ile başbakanlar düzeyinde sözleşme imzalandığını anımsatarak, Çin-Türk firmaların ortaklığında, Çin kredisiyle Türkiye’de çok önemli 9 projenin hayata geçirileceğini kaydetti.
    Hızlı demiryolları hattının tamamlanmasıyla TCDD Genel Müdürlüğünün kendine yeten bir kuruluş haline gelebileceğini vurgulayan Yıldırım, Eskişehir-İstanbul hattının 2013’te, Ankara-Konya’nın bu yıl sonunda tamamlanacağını belirtti. Yıldırım, bu hatların tamamlanmasıyla Konya-İstanbul arasının 12’den 3,5 saate düşeceğini sözlerine ekledi.
    Nurol Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğuz Çarmıklı ise Türkiye’nin müteahhitlik ve mühendislik alanındaki başarılarının uzun yıllardır yurt dışına taştığını ifade ederek, bu konuda Hükümetin destek vermesini istedi.
    2045

    Yardımcı İnşaat A.Ş. Zafer Çağlayan

    GELENEKSEL İFTAR YEMEĞİ

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES)  geleneksel iftar yemeği 27 Ağustos 2010 Cuma akşamı Sheraton Hotel’de Yardımcı İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde yapıldı. İftar yemeğinde Yardımcı İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Yardımcı tarafından bir açılış konuşması yapıldı. Geçmişten bugüne firmasını anlatan Yardımcı, tüm davetlilerin Ramazanını kutlayarak firma tanıtım filmini sundu.
    İftarın onur konuğu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan oldu. İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu iftar öncesi yaptığı açış konuşmasında, dünyanın en büyük 225 müteahhitlik firması listesine giren Türk firmalarının sayısının bu yıl 33’e çıktığını söyledi. Devlet desteğinin önemine işaret eden Koçoğlu, şöyle konuştu:
    ”Biz aslında dörtnala koşmak istiyoruz. Ama arkamızda devlet desteği olmadan fazla bir şey yapamayız. Bizim hızımız açıldı. Bizim hızımıza uygun bazı düzenlemelerin, özellikle sosyal güvenlik alanında yapılması gerekir.  2003 yılında 4 milyar dolar yeni iş aldık ve o yıl yurtdışında 34 bin işçi çalıştırıyorduk. 2009’da 20 milyar dolar iş alındı ve 31 bin Türk işçisi yurtdışında çalıştırıldı. İş hacmine göre 170 bin işçi çalıştırılması gerekirdi. Devlet düzenleme yapmaya çalışıyor ama bazı ülkeler ağırdan alıyor. Sayın Bakan’ın sektörün bütün aktörlerini bir araya getirmesi sinerji yaratıyor.”
    Koçoğlu, yurtdışı müteahhitlik işlerinin Türkiye’nin 82. ili gibi teşvik edilmesi yönündeki görüşünü tekrarlarken, Devlet Bakanı Çağlayan’a “ Bu sloganı sizin ağzınızdan insanlar duymalı. Bu sloganı Bakanlar Kurulu’na taşımalısınız.” çağrısında bulundu.
    Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, yaptığı konuşmada, yurtdışı müteahhitlik sektörünün, 2011’de 30 milyar dolar, 2015’de 50 milyar dolar, 2023’te de 100 milyar dolar iş alır hale gelmesini hedeflediklerini söyledi.
    Çağlayan, Türk müteahhitlik sektörünün, krize rağmen yılda 20-23 milyar dolar iş üstlenir duruma geldiğine işaret ederken, 2016-2018 yılından itibaren dünya ekonomisinin gelişmekte olan ülkeler üzerinden yapılanmaya gideceğini, bunun da müteahhitlik sektörü açısından önemli bir potansiyel ortaya çıkaracağını belirtti.
    Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde oluşturulan ülke masalarında ülkelerin tek tek analiz edildiğini, doğru stratejiler ortaya konursa, müteahhitlik sektörünün bu potansiyelleri değerlendirmesinin mümkün olacağını anlatan Çağlayan, şöyle konuştu:
    ”Müteahhitlik sektörünün, yılda, 2011’de 30 milyar dolar, 2015’de 50 milyar dolar, 2023’te de 100 milyar dolar iş alır hale gelmesini hedefliyoruz. Türk müteahhitleri, iş hacmi açısından Çin’in ardından ikinci sıraya yükseldi. Dünya müteahhitler ligindeki Türk firmalarının sayısı 33’e yükseldi. 2 yıl içinde 40’a çıkacağını umuyorum. Birkaç yıl içinde, Türk firmaları, Çin firmalarını geçerek dünya inşaat sektörünün lideri olacak. Bu çalışmalar Eximbank tarafından desteklenmezse hedefler hayal olur. Eximbank, müteahhitlik sektörüne yönelik ciddi çalışmalar yapacak. Sosyal güvenlik düzenlemeleri hakkında da çalışıyoruz ama her ülke kendi işçisinin çalıştırılmasını istiyor.”
    Anayasa Değişikliği
    Türkiye’nin ekonomik standartlar yanında demokratik standartlarını yükseltmek zorunda olduğunu vurgulayan Bakan Çağlayan, şöyle devam etti:
    ”Bir daha milli iradeye kimsenin müdahale edemeyeceği, milletin iradesinin hakim olduğu demokrasiye geçmemiz lazım. Anayasa değişikliğinde her kesimin kendisi için görmek istediği şeyler var. Kim ne görmek istiyorsa onu değerlendirecek. 12 Eylül’de vereceğiniz karar, başımızın gözümüzün üzerine. Ancak, vergi borcu olmadığı halde, vergi memurunun iki dudağından çıkan laf yüzündün pasaportuna el konulan işadamlarımız yurtdışına çıkamıyor. 12 Eylül’de kuvvetli bir evet çıkacağına inanıyorum. Ondan sonra. Anayasa’nın ilk 3 maddesi hariç diğer maddelerinin ele alınacağı zaman gelecek.”
    Türkiye’de kimseye, ”Sen Kürtsün, Lazsın, Çerkezsin, sanayi odası başkanı olamazsın, turizm yatırımı yapamazsın, Cumhurbaşkanı olamazsın” diye bir kısıtlama getirilmediğini ifade eden Bakan Zafer Çağlayan, son döneme gündeme getirilen genel affa da şiddetle karşı olduğunu söyledi.
    Mehmetçiğe, askere, masum vatandaşlara kurşun sıkanların af edilmesinin söz konusu olamayacağını vurgulayan Bakan Çağlayan, ”hele böylesi bir ortamda af kelimesini edenleri Allah da affetmeyecektir. Kimsenin haddi değil. 40 bin masum vatandaşımızı katleden insanlar için af kelimesini dile getirmek, milyonlarca insanın ahını almaktır. Seçim ortamında bunun gündeme getirilmesini kabul etmiyorum, Şehitlerimizin kemiklerini sızlattırmayacağız” diye konuştu.
    2049

    Tepe İnşaat A.Ş.: Maliye Bakanı, Mehmet Şimşek

    GELENEKSEL TOPLANTISI

    KOÇOĞLU “SEKTÖRÜN GELECEK ON YILDAKİ HEDEFİ TARIM ALTYAPILARI VE ALTERNATİF ENERJİ YATIRIMLARINI TAMAMLAMAK” DEDİ.
    MALİYE BAKANI ŞİMŞEK: ”BU ÜLKEYE YAPACAĞIMIZ EN BÜYÜK İYİLİK, MALİ DİSİPLİNİ KORUMAK VE FAİZİ TEK HANEDE TUTMAKTIR.  BUNDAN DAHA BÜYÜK BİR KAZANÇ OLAMAZ”
     “İnşaat Sektörü’nün Mali Gündemi” konulu geleneksel toplantı 17 Mart 2010 Çarşamba akşamı Bilkent Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Maliye Bakanı Mehmet Şimşek oldu. Toplantının ev sahipliğini Tepe İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. üstlendi.
    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, gelecek on yıldaki hedefin, tarım altyapıları ve alternatif enerji yatırımlarını tamamlamak olduğunu söyledi. Koçoğlu, “Bir başka hedefimiz ise suyumuzu ve toprağımızı kirletmemektir” dedi.
    Bütçede yatırımlara ayrılan payın 2005 yılında yüzde 5,4 iken beş yıl sonra bu oranın yüzde 6,6’ya yükseldiğini, bu oranın sektör ve ülke ihtiyaçları açısından yetersiz, ancak bütçe olanakları içinde anlamlı olduğunu belirten Koçoğlu, demokratik açılımın gerçek çözümünün bölgeler arası refah farkının giderilmesi olacağını vurguladı.
    Enerji sektörünün yaşamsal değer taşıyan bir alan olduğunu, temel hedefin dışa bağımlılığın azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum seviyede kullanılması olduğunu kaydeden Koçoğlu, “Sayın Bakan sizden enerji özelleştirmeleriyle ilgili ipuçları bekliyoruz. İhalelerde sektörün heterojen yapısını dikkate almanızı bekliyoruz. Çünkü özelleştirmelerdeki aktörler bizleriz” dedi.   ”
    Yap-işler-devret modelinin başarılı olduğunu, bu alanda deneyim kazanan firmaların uluslararası marka haline geldiklerini söyleyen Koçoğlu, kamu-özel sektör işbirliği modellerini kapsayan çerçeve yasa çalışmalarının bir an önce sonuçlandırılmasını talep etti.
    Kamu İhale Kanunu konusuna değinirken, deneyim belgesi alabilmenin önündeki en büyük engelin yüzde 80’i tamamlama koşulu olduğunu, bunun sektörü zorladığını vurgulayan Koçoğlu, “Deneyim belgelerinin özel sektörce de düzenlenmesi çok hassastır. Bu faaliyeti yürütecek kuruluşlar çok titiz ve dikkatli seçilmelidir” dedi.
    Koçoğlu, yurtdışı istihdamın teşvik edilmesinin önemini belirterek, “Sayın Bakan, teşvikte bizi ayrı tutmayın. Bizi de teşvik edin. Teşvikler bizim yatırım heyecanımızı ateşler. Yurtdışındaki Türk işçisi istihdamını teşvik ederseniz, işsizlik yarasına merhem olabiliriz. Yurtdışı 82’inci il ilan edilerek desteklenmelidir” dedi.
    İNTES Başkanı, 150 metrekarenin altında konutlar için KDV iadesi konusunun da, sektör için yıpratıcı olabildiğini söyledi.
    Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ”Biz ne yaparsak yapalım, bu ülkeye yapacağımız en büyük iyilik, mali disiplini korumak ve faizi tek hanede tutmaktır. Bundan daha büyük bir kazanç olamaz” dedi.
    Bakan Şimşek, yaptığı konuşmada, Türkiye ve dünya ekonomisini küresel kriz çerçevesinde değerlendirirken, ağır bir kriz ortamının ardından dünyanın bir toparlanma sürecine girdiğini kaydetti.
    Bundan sonraki süreçte dünyada ekonomik dengelerin yeniden kurulacağını anlatan Şimşek, bu kapsamda dengesizlikleri gidermeye dönük birtakım çalışmalar yapıldığını, önümüzdeki dönemde de büyük bir politika yanlışlığı yapılmazsa büyümenin nispeten artarak devam edeceğini ancak, gerek büyümede, gerek faiz oranlarında, 2007 yılı öncesine ve o döneme dönüşün bir miktar zaman alacağını ifade etti.
    Türkiye’nin de, her ülkenin olduğu kadar küresel kriz ortamından olumsuz etkilendiğini ifade eden Şimşek, ülkenin krize özellikle bankacılık sektöründe hazırlıklı yakalandığı ve krize karşı büyük dayanıklılık gösterdiğini belirtti.
    Mevcut durumdaki iyileşmede sadece dünyadaki ekonomik toparlanmanın değil aynı zamanda alınan tedbirlerin de büyük etkisi olduğunu anlatan Şimşek, ”gelinen noktada her ne kadar reel ekonomide bir daralma yaşandıysa da Türkiye, bu krizden bence, sağlıklı bir yapıda ve başarılı bir şekilde çıkmıştır” dedi.
    Türkiye’nin, krizden maliye politikası ayağıyla çıkış stratejisini erken bir şekilde ortaya koyan nadir ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, açıklanan orta vadeli mali programın oldukça gerçekçi olduğunu, daha 2009 yılında hedefleri önemli ölçüde aştıklarını ve başarılı bir performans yakaladıklarını kaydetti.
    Çıkış stratejisini erken açıklamanın Türkiye’ye önemli bir artı kazanç sağladığını anlatan Bakan Şimşek, konuşmasına şöyle devam etti:
    ”O sayede biz beklentileri belli bir çerçevede tuttuk ve o beklentiler çerçevesinde faizler tek hanede ve tek hanede kalmaya devam ediyor. Tek hanede kalırsa devlet bundan çok önemli kazançlar elde edecek. Devletin hala çok ciddi faiz yükü var biz bunu düşürdük aslında. Kamu finansmanı açısından baktığımızda faizi tek hanede tutmakla çok büyük kazanımlar elde edeceğiz. Bunlar da Türkiye’ye yatırım olarak dönecek. Çünkü biz bütçe açığını aşağıya çekebilirsek tabi ki eğitime, alt yapıya, AR-GE yatırımlarına daha fazla kaynak ayırabileceğiz. Arz yönlü Türkiye’nin üretken kapasitesini artıracak alanlarda belki vergi iyileştirmelerinde bulunabileceğiz ama mali imkan oluştuktan sonra.”
     Mali Disiplini Korumak
    Vatandaş ve yatırımcı için faizlerin tek hanede tutulmasının yararlarını sıralayan Şimşek, ”biz ne yaparsak yapalım, bu ülkeye yapacağımız en büyük iyilik, mali disiplini korumak ve faizi tek hanede tutmaktır. Bundan daha büyük bir kazanç olamaz” dedi.
    Bankacılık sektörüne yönelik düzenlemeler hakkında da bilgi veren Şimşek, Türkiye’nin bu dönemde en büyük avantajının bankacılık sektörünün sağlam olması olduğunu ifade etti. Bakan Şimşek, ”Nasıl ki faizde gelinen seviye Türkiye’nin görünümünü iyileştiriyorsa aslında bankacılık sektörünün sağlam yapısı da geleceğe dönük iyimser olmamızı sağlıyor. Bu süreç iyi yönetilmeseydi, ABD, İngiltere, Almanya, Dubai gibi bankalar batsaydı bunun yükü, eninde sonunda faturası, vatandaşa, dolaylı olarak herkese yansırdı” diye konuştu.
    Konuşmasında istihdam konusuna da değinen Maliye Bakanı, verilerin iş gücü piyasasının Aralık ayında da iyileşmeye devam ettiğini gösterdiğini söyledi.
    İşsizliğin bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı önemli bir sorun olduğunu hatırlatan Şimşek, ancak kendilerinin kriz döneminde bile istihdam yarattığını ifade etti. Şimşek, işgücüne katılımın 2009 Aralık ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon fazla olduğunu bildirdi. İşsizliğin yapısal bir sorun olduğuna da işaret eden Şimşek, Türkiye’de kalifiye eleman sıkıntısı olduğuna dikkati çekti.
    Bölgesel kalkınma projelerinin de işsizliği azaltmada çok önemli bir enstrüman olduğunu kaydeden Bakan Şimşek, Türkiye’de tarım, sulama gibi alanlarda büyük potansiyel bulunduğunu, yatırımlara doğru öncelik verilmesi durumunda istihdam sorununun çok hızlı bir şekilde çözülebileceğini kaydetti.
    Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından birinin iş gücü piyasasında esnekliğin olmaması olduğunu belirten Şimşek, işsizliği azaltmak için hükümet olarak birçok tedbir aldıklarını, bu tedbirlerin de zamanla çalışacağını ifade etti.
     Kayıt Dışı Zorlaşıyor
    Türkiye’nin en önemli darboğazlarından birinin de kayıt dışılık olduğuna işaret eden Şimşek, kayıt dışılığa gelir kaybı olarak bakmamak gerektiğini, özünde kayıt dışılığın, kalkınmanın, verimliliğin önündeki en büyük engel, haksız rekabetin temeli olduğunu vurguladı.
    Kendilerinin kayıt dışılığı artık konuşmadan, tedbirleri uygulamaya koyarak azaltmaya çalıştıklarını bildiren Şimşek, bunun için Gelir İdaresi Başkanlığını daha güçlü bir konuma getireceklerini söyledi.
    Bu kapsamda, personel yönetimine esneklik tanıyacaklarını, denetim elemanı almaya sınır koymayacaklarını anlatan Şimşek, teknolojiyi de yoğun şekilde kullanmaya başlayacaklarını söyledi. Bakan Şimşek, şöyle devam etti:
    ”Bir iki yıl içerisinde öyle teknolojiler uygulamaya konulacak ki artık vergi kaçırmak, yani kayıt dışı çalışmak çok zor olacak. Öyle teknolojiler var ki her üretilen 15 liranın üzerindeki bir ürüne bir tane etiket yapıştırıyorsunuz, dijital bir etiket diyelim ki ve bununla, bir makina aracılığıyla bir iki dakika içinde bütün ürünleri okuyabilirsiniz. Bir kamyonu bir TIR’ı bir kaç dakika içinde tarayabilirsiniz, radyo frekansı kullanarak.  Biz şunu diyebiliriz ki, eğer siz takım elbise üretecekseniz her takım elbiseye şunu takacaksınız. O ürünü kimin ürettiği, kaçıncı ürün olduğu, tarihi.. vs.  Varsayalım ki onları bize, idareye bildireceksiniz. Diyelim ki bildirmediler, ürettiler TIR’a da koydular gönderdiler. TIR’ı yolda yakaladınız. 5-10 dakikada o makinayla tarayabilirsiniz, ürünlerin kaydının olup olmadığını.”
    Gelir vergisi ve kurumlar vergisi ayağında vergi tabanını genişletmek gerektiğini vurgulayan Bakan Şimşek, bunu genişletmek için de teknolojiyi sonuna kadar kullanacaklarını, idareyi güçlendireceklerini söyledi.
     
    Kamu-Özel İşbirliği Modeli
    Kamu yatırımlarında ulaştırmaya çok önem verdiklerini anlatan Şimşek, önceliğin, ülkenin rekabet gücünü artıracak alanlar olduğunu söyledi.
    Çok uzun vadede getirisi önemli olacak kamu yatırımlarının artırılması için alternatif finans kaynaklarının da yaratılması gerektiğine işaret eden Şimşek, finansman için büyük rekabet olduğunu, Türkiye’nin de gelişmiş ülkelerde kullanımı yaygınlaşan kamu -özel işbirliği modelini ortaya daha iyi koyması ve uygulaması gerektiğini ifade etti.
    Konutlarda 150 metrekarenin altında kalan teslimlerde KDV iadesine ilişkin bir soru üzerine de Bakan Şimşek, şu değerlendirmeyi yaptı:
    ”150 metrekare önemli bir büyüklük. 150 metrekare demek aslında Türkiye’de yapılan neredeyse bütün konutlar demek. Yani çok lüks villalar, muhteşem daireler hariç 150 metrekare büyük alan. Biz burada demişiz ki (yüzde 18 ile siz bu işi yapın, yüzde 1 ile satın. Ama devlet olarak bunun yükünü kaldıracak bir kapasitemiz yok. 40 milyar lira üzerinde birikmiş bir stok var.
    Bir düzenleme yapalım deseniz ayağa kalkacaksınız, yapmayalım deseniz, mevcut imkanlar çerçevesinde elimizden geleni yapacağız. İmkanlarımız artarsa bir gün tutmayız
    Konuşmaların ardından İNTES Başkanı Koçoğlu, Bakan Şimşek’e, çini bir tabak hediye etti. Bakan Şimşek, toplantıya katılan sektör temsilcileri ile de bir süre sohbet ederek, sorunlarını dinledi.

     

    2055

    Haşemoğlu Ltd Şti: Enerji Bakanı: Taner Yıldız, Enerji Yatırımları

     

    ENERJİ YATIRIMLARI KONULU

    GELENEKSEL TOPLANTI
    İNTES BAŞKANI KOÇOĞLU, ENERJİ YATIRIMLARINDA PROJE ONAYINDA ÇOK BEKLEMELERDEN YAKINDI.
    KOÇOĞLU, İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN GÜNDEMİNDE ÖNCELİĞİ SU VE ENERJİ YATIRIIMLARININ ALDIĞINI SÖYLEDİ.
    ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI YILDIZ “YENİLENEBİLİR ENERJİ KANUNU GÜNDEMİMİZDE” DEDİ.
    YILDIZ, BUNUN GECİKMESİNDEN DOLAYI, YATIRIMLARIN DA GECİKMESİ GİBİ BİR DURUMUN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI SÖYLEDİ..

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) “Türkiye’nin Enerji Gündemi” konulu Geleneksel Toplantısı 2 Şubat 2010 Salı akşamı Sheraton Hotel ve Kongre Merkezi’nde Haşemoğlu İnşaat Ltd.Şti. ev sahipliğinde yapıldı. Toplantının onur konuğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız oldu.

    İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, doğal kaynakların ve rezervlerin sınırsız olmadığını, petrolün, doğalgazın, hatta güneşin bile artık en verimli şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de kömür rezervleri, güneş ve enerjiye dönüşebilecek su rezervleri bulunduğunu kaydeden Koçoğlu, şöyle konuştu:

    “Son dönemde gerek tarım yatırımlarına verilen önem nedeniyle suyun kıymetinin bilinmesi, gerekse hidroelektrik santraller yatırımları ile dışa bağımlı olmayan yenilenebilir enerji potansiyelinin kullanılmaya çalışılması yerinde girişimlerdir. İnşaat sektörü özellikle hidroelektrik santrallerin yatırım ve yapımında elinden gelenin en iyisini gerçekleştirmektedir. İNTES üyeleri, samimi çabaları, sermaye birikimleri ve kredibiliteleriyle var güçleri ile enerji yatırımları yapmakta, su yatırımları için ise yeterince çaba sarf etmektedir.”

    İNTES üyesi bir çok şirketin enerji işiyle de uğraştığına işaret eden Koçoğlu, özellikle hidroelektrik santral yatırımlarında çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını ifade etti. Bu kapsamda su kullanım sözleşmelerinde bir takım sorunlar yaşadıklarını anlatan Koçoğlu, bir çok kurum ve işlemle muhatap olduklarını bunun basitleştirilmesi gerektiğini söyledi.

    HES enerji nakil hatlarında da havza bazlı planlama yapılması gerektiğini vurgulayan Koçoğlu, proje onayında da çok beklemelerinden yakındı.

    Eylem Planı : Enerji 2010
    Konuşmasında Eylem Planı Enerji 2010’a değinen Koçoğlu, 2002- 2008 yıllarında enerji tüketiminin yüzde 36, aynı dönemde elektrik tüketimin yüzde 49 oranında arttığını, bu talep artışının bir yandan sanayideki gelişmeyi, diğer yandan sosyal refahı gösterdiğini söyledi. 2008 yılının son çeyreğinden itibaren küresel krizin etkisiyle enerji talebinin azalmaya başladığını belirten Koçoğlu, 2009 yılında doğalgaz üretiminde bir önceki yıla göre yüzde 9’luk bir azalma yaşandığını kaydetti.
    Maliyeti yüksek olan akaryakıta dayalı elektrik üretiminde 2009’da yüzde 16 oranında azalma olacağını vurgulayan Koçoğlu, “Sevindirici gelişme 2008 yılı sonunda 41.818 MW olan enerji santralleri toplam kurulu gücünün,2009 yılında yüzde 5.9 oranında artarak 44.300 MW’a ulaşmasıdır” dedi.
    Koçoğlu, arz-talep dengesinin rahatlatılması için, mevcut santrallerin rehabilitasyonu, yeni yatırımlarda üretime geçiş ve verimlilik esası ile ödenek ayrılması, “Yap-İşlet-Devret”lerde hızlı çalışma ve zamanında işletmeye alma gibi konularda doğru planlama yapılmasının gerekli olduğunu söyledi. Bakanlığın, 2020 yılına kadar nükleer enerjide yüzde 5, büyük hidrolikler dahil yenilenebilir enerjide ise 2023 yılında yüzde 30’luk paya ulaşmayı hedeflediğinin bilindiğini kaydeden Koçoğlu, bu hedeflere ulaşmak için, orta ve uzun vadede inşasına başlanmış ve lisans alınmış santrallerin belirlenen tarihlerde devreye alınmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
    Koçoğlu, İNTES üyelrinin katılımı ile hazırlanan ve yaşanan gelişmelere göre yenilenen bir “enerji raporu”nu Bakanlığa sunacaklarını da açıkladı.
    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, toplantıda yaptığı konuşmada, Yenilenebilir Enerji Kanunu tasarısının gündemlerinde olduğunu belirtirken,  kanunun gecikmesinden dolayı yatırımların da gecikmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

    Yıldız, küresel kriz dikkate alınmadığında Türkiye’nin son 25 çeyrektir büyüdüğünü, enerji sektörünün de gerek özel sektör eliyle ve yatırımlarla gerek özelleştirmelerle büyümeye devam ettiğini belirtti.

    Enerjide yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına büyük önem verdiklerini vurgulayan Yıldız, bu kaynakların Türkiye’nin 2023 yılına dönük büyüme hızı hedefini enerjide karşılayacak yeterlilikte olmadığını söyledi. Bu nedenle kulağa hoş gelmese de petrol ve doğal gaz gibi ithal kaynaklara yönelmek durumunda kaldıklarına işaret eden Yıldız, bu kapsamda yoğun bir enerji diplomasisi yürüttüklerini ifade etti.

    Türkiye’nin bu enerji diplomasisi kapsamında dahil olduğu enerji projeleri hakkında da bilgi veren Yıldız, Türkiye’nin coğrafyası, kapasitesi ve kabiliyeti dikkate alındığında bir projede yer almasının başka bir projeden vazgeçmesi anlamına gelmediğini söyledi.

    Konuşmasında hidroelektrik santral yatırımlarına da değinen Yıldız, bu yatırımlarda çevresel duyarlılığa önem verdiklerini bu kapsamda, Bakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığının ortak çalışmalar ve toplantılar yaptığını kaydetti. Su gibi yerli kaynaklar konusunda zaman zaman çevre boyutunda sorunlar yaşadıklarını anlatan Bakan Yıldız, ”Karadeniz’de şu kadar ağacı kesmeyelim, o zaman örneğin 4 bin megavat enerjiden vazgeçelim diyoruz o zaman demeliyiz ki 4 bin megavat yerine doğal gaz ithal etmememiz lazım, yani birinden birini seçmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

    Yenilenebilir Enerji Kanunu

    Bu arada toplantıda katılımcıların sorularını da yanıtlayan Bakan Yıldız, Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndaki gecikme nedeniyle yatırımcıların yatırımlardan vazgeçtiklerine dönük bir eleştiri üzerine, söz konusu Kanunun gündemlerinde olduğunu söyledi. Bu gecikmeden dolayı yatırımların gecikmesi gibi durumun söz konusu olmadığını ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:
    “Şu anda cari Yenilebilir Enerji Kanunu zaten kilovatsaati 5,5 avro sentten isteyenlere alım garantisi veriyor. İstemeyenlere ise DUY mekanizması adı altında piyasanın durumuna göre 7,5-8 avro sent arasında enerjiyi satabilmesine dönük imkan veriyor. Bir yandan da EPDK’ya rüzgar lisans başvuruları var. O zaman bunu bir irdelememiz lazım, aksayan nedir? Aksayan bir durum yok. Yatırımcılar lisanslarını alabilecekler. İnşallah EPDK da bu hafta kurul gündemine getirecek. İnşallah bu hafta içerisinde ciddi bir sonuç almamız gerekiyor.”

    Güneş enerjisine dönük çalışmaların da devam ettiğini anlatan Yıldız, güneş enerjisinin hem Türkiye’de kullanılabilmesini, hem de bunun uygun fiyatta kullanılabilmesini temin etmek gerektiğini söyledi.

    Yıldız, Hidroelektrik santralleri de mutlaka portföye kazandırmak gerektiğini vurguladı.

    Toplantıya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir ile çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.

    Konuşmaların ardından İNTES tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız’a plaket yerine çam ağacı fidanı belgesi verildi. Bakan Yıldız, toplantı öncesi fidanı diktiğini belirterek, bunun çok anlamlı bir plaket olduğunu söyledi.

    2062-2055
  • Kurt İnşaat A.Ş.: Tarımın İnşası
    2062
  • Age İnşaat A.Ş.: İstihdamın İnşası
    2062
  • Mehmet Güneş İnşaat Ltd. Şti:Güncel Konuların Değerlendirilmesi
    2062
  • Ataç İnşaat A.Ş.: Sulama ve enerji yatırımlarının 2009 yılına katkıları
    2062
  • 2065

    Kurt İnşaat A.Ş.: Tarımın İnşası

    Geleneksel Toplantı; Tarımın İnşası  

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın Geleneksel Toplantısı 29 Aralık 2009 tarihinde, Kurt İnşaat Sanayi Ticaret Ltd. Şti.’nin ev sahipliğinde Ankara Sheraton Otel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. “Tarımın İnşası” konulu toplantının onur konuğu Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker oldu.
    İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, toplantıda yaptığı konuşmada tarımda teşviklerin çoğaltılmasını istedi ve inşaat olmadan verimli bir tarımın yapılamayacağını söyledi.

    Tarımı geleceğin sektörü olarak tanımlayan ve tüm dünyada sürekli gelişecek olan sektörlerin gıda-tarım, ilaç ve sağlık sektörü olduğunu kaydeden Koçoğlu şöyle konuştu;
    “Sağlıklı tarım ile oluşan katkısız gıdalar ilaca olan gereksinimi azaltacak ve sağlıklı yaşamlar oluşacaktır. Bu nedenle tarım teknolojiyi de bünyesinde oluşturmak ve barındırmak zorundadır. Tarım, elbette kendi sanayiini oluşturmalı ancak teknolojik çalışmalarla doğal ürünler ortaya konulmalıdır.”

    İnşaat sektörü ile tarım sektörünün dört konuda birbirini ilgilendiren, birbirini tamamlayan çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Koçoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “İnşaat sektörünü, tarım sektörü adına doğrudan ilgilendiren birinci konu tarımsal altyapı yatırımlarıdır. Son on yıla kadar tarım altyapı yatırımlarına bütçeden yeterli pay ayrılamamakta ve yatırımların tamamlanma süreleri 30 yıla kadar çıkmaktaydı. DPT’nin 2009 verilerine göre yatırımlara ayrılan pay artmış ve bu projelerin tamamlanma süreleri 10 yıla kadar düşmüştür. Bu çok önemli bir gelişmedir ancak hala yeterli değildir. Tarım yatırımlarının inşaat ile ilişkili ikinci önemli konusu ise göçtür. Ülkemizde yaşanan göç, insanların yerlerinde istihdam edilememesi, şehirlerde, örf ananeleri ile yaşamaya çalışması ve çarpık kentleşme bugün yaşanan terör sorunu için uygun ortamlar doğurmaktadır. Bu sorunun çözümü tarım sektöründedir.

    Tarım ve inşaat sektörünün üçüncü önemli ortak noktası ise tarım sektörünün bir yatırım alanı olarak kabul edilmesidir. İnşaat ve tarım sektörleri geleceğe yapılan yatırımlardır. Sektörümüzün turizm sektörüne yaptığı yatırımlar sonucu sektör bugünkü üst seviyeye ulaşmıştır. Ülkemizin pek çok önemli turizm tesisinde inşaat sektörü temsilcilerinin imzası vardır. Bizler aynı başarıyı tarım sektörüne de yaşatabiliriz. Bunun için bazı teşvik unsurları oluşturulmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Her iki sektörün birbirini doğru tanıması, önceliklerini belirlemesi, iş ve aşa katkılarını tespit etmesi gerekir. İnşaat ve tarım sektörünün dördüncü bileşeni istihdamdır; insanların yerinde istihdamıdır. İnşaat sektörü, geçmişte mevsimlik çalışmalar halinde ve tarım sektöründen gelen işçilerin çalıştığı vasıf gerektirmeyen bir alan olarak görülmüştü. Bugün ise inşaat sektöründe düz işçilik kavramı yerini uzmanlıklara bırakıyor. Tarımda da çalışan işgücünün inşaat sektöründe olduğu gibi, kendi mesleğinde eğitilmesi ve ona sahip çıkması gerekiyor.”

    Koçoğlu, tarım politikaları ile uyumlu üretim tesislerinin projelendirilmesi ve yapımında sektörün görüşünün alınmasının ve o görüşlerden yararlanmanın ülke kaynaklarının doğru kullanılmasına katkı sağlayacağını da kaydetti.

    Toplantıda Kurt İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Haydar Kurt, katılımlarından dolayı konuklarına teşekkür etti. Daha sonra firma tanıtım filmi konuklara sunuldu.
    Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker ise toplantıda yaptığı konuşmada, bugün dünyada kent nüfusunun artış gösterdiğini ve tarımla uğraşanların sayısının azaldığını ifade ederek, tarımsal üretimde verimliliğin esas durumuna geldiğini anlattı. Tarımı gelişmiş ülkelerin aynı zamanda sanayisi gelişmiş ülkeler olduğuna dikkat çeken Eker, ABD’de nüfusun yalnız yüzde 2’sinin tarımla uğraştığını, AB ortalamasında da bunun yüzde 4’ler civarında olduğunu kaydetti. Eker, bu konudaki eleştirilere değinerek kaç kişinin tarımla uğraştığının değil, hangi yöntemlerle, ne verimlilikte tarım yapıldığının önem taşıdığını bildirdi.

    Türkiye’de 26 milyon hektar tarım arazisinin bulunduğunu hatırlatan Eker “Çalışan 100 kişinin 26’sı tarım alanında hizmet veriyor. Bu oran 6-7 yıl önce yüzde 35 civarındaydı.” dedi. Ancak verimliliğe bakıldığında, tarım ürünlerinden elde edilen gelirin 7 yılda 23 milyar dolardan 57,6 milyar dolara yükseldiğini belirten Eker, 2009 yılı 3. çeyreğinde tarımda yüzde 3,3 büyüme kaydedildiğini, 4. çeyrekte yüksek büyüme beklediklerini dile getirdi.

    Verimlilik artışında destek sisteminin belirleyici olduğunu dile getiren Eker, göreve geldikleri dönemde tarım desteklerinin yüzde 85’inin doğrudan gelir sistemine dayandığını, bu sistemin ise verimlilikle bağının bulunmadığını, araziye dayalı olduğunu söyledi. Eker, 23 yeni destek mekanizması geliştirdiklerini ifade ederek, özellikle çentik ve mısır üretiminde sağlanan ilerlemeyi örnek gösterdi.

    Mehdi Eker, 1978 yılından bu yana tarım sektöründe bulunduğunu belirterek “tarım envanteri”, “üretim planlaması” ve “tarım politikası” bulunmamasının yıllardır dile getirilen 3 temel sorun olduğunu vurguladı. Eker, 3 yıldır üzerinde çalıştıkları “Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli” ile bu 3 alana yönelik çözüm ürettiklerini anlattı. 527 milyon veriyi kullanarak hazırladıkları çalışma sayesinde Türkiye’de hangi tarım havzasında, ne üretilmesinin verim sağlayacağını bildiklerini ifade eden Eker, 2010 yılından başlayarak ürün desteğini bu modele göre yapacaklarını söyledi.
    Tarım arazilerinin toplulaştırılması çalışmaları hakkında da bilgi veren Eker, toplulaştırma çalışmalarının Türkiye’de 1961 yılında başlatıldığını, 2002 yılına dek 450 bin hektarın toplulaştırmasının yapıldığını bildirdi.

    Eker, 2003–2009 döneminde 562 bin hektarda çalışmanın tamamlandığını ifade ederek, GAP illerindeki 1 milyon 178 bin hektar alanın toplulaştırılması için de ihalenin yapıldığını ve 2011 yılında tamamlanmış olacağını kaydetti.

    Toplulaştırma kapsamında tarla içi yol ve drenaj gibi unsurlarla çağdaş bir tarımsal üretim alanının oluşturulduğunu belirten Eker, çalışmaları yoğunlaştırmak amacıyla bir proje geliştirdiklerini bildirdi ve şu bilgileri verdi;

    “Bakanlar Kurulu’ndan para istedim; bana yılda 1 milyar lira para verildiği takdirde, her sene 1 milyon hektar alanın toplulaştırmasını yapabilirim. Yani bu kaynak temin edildiği takdirde, böyle bir proje ben hazırladım, o zaman 10–12 yıl içinde Türkiye’de toplulaştırılacak alanın tamamı toplulaştırılacak. Böyle bir gücümüz, imkanımız var; bunu da yapmamız lazım.”
    Bu arada tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesine de değinen Eker, bunun Türk tarımının en büyük sorununu oluşturduğunu kaydetti. Eker, 1926 tarihli Medeni Kanun ile Türkiye’nin tarım arazilerinin miras konusu durumuna getirildiğini ifade ederek, şöyle konuştu;

    “Babadan oğla geçerken tarım arazileri bölünüyor. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde böyle bir şey yok. Türkiye’de şu anda 3 milyon 100 bin tarım işletmesi var, ortalama işletme büyüklüğü 6 hektar ve her bir işletme ortalama 7 ayrı parçadan oluşuyor. Bu şu demektir; Türkiye 22 milyon tarım parselinde üretim yapıyor. Yani 26 milyon hektar alan, 22 milyon parselde. Böyle bir felaket dünyanın hiçbir yerinde yok, bunun üzerinde çalışıyoruz. 3 senedir çalışıyoruz, konunun sosyal boyutları var. Parçalanıyor, verimli olarak işletilemez hale geliyor ve vatandaş onu terk ediyor, şehre gidiyor. Halbuki biz diyoruz ki böyle yapmayalım, ehil kimse ehilde kalsın, arazinin ölçeği bölünmesin, belirli bir standartta arazi muhafaza edilsin. Şu anda bunun üzerinde çalışıyoruz, bunu da inşallah çok yakında TBMM huzuruna getireceğiz.”

    Bakan Eker, toplantı öncesinde de Sheraton Oteli’nin bahçesine İNTES’in armağanı olan bir anı çam fidanı dikti.

    2071

    Age İnşaat A.Ş.: İstihdamın İnşası

    GELENEKSEL TOPLANTI /

    İSTİHDAMIN İNŞASI
     
    İNTES BAŞKANI KOÇOĞLU:
     
    “İŞSİZLİK SORUNUNDA POLİTİK KARARLILIĞIN BÜROKRASİYE VE İŞ CAMİASININ TÜM KADEMELERİNE ULAŞMASI ŞARTTIR”
     
    ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI DİNÇER:
    ”RAKAMLAR, İŞSİZLİK SORUNUMUZUN DERİNLİĞİNİ GÖSTERMEYE YETMİYOR”
    -”KADINLARIN İŞSİZLİK ORANINDA 134 ÜLKE ARASINDA 129. SIRADAYIZ” 3

    < Aralık 2009 Perşembe günü Ankara Sheraton Otel’de AGE İnş. San ve Tic. A.Ş.ev sahipliğinde İstihdamın İnşası konulu Geleneksel Toplantımız gerçekleştirildi.   Toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer idi.   Daha sonra AGE İnşaat San ve Tic A.Ş.Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Önen tüm konuklara hoş geldiniz diyerek, kürsüyü Bakan Dinçer’e devretti.   Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, toplumun en önde gelen sorununun bildiği ve yaşadığı işsizlik sorunu olduğunu söyledi. Koçoğlu şöyle konuştu:   “Biz işverenler işsizlikten en az işsiz kardeşlerimiz kadar etkileniriz. Zira biz onlarla birlikte kazanır veya kaybederiz. Onlar bizim ailemizin bir parçasıdırlar. İstihdam, ekonomik ve sosyal yaşamın temel dinamiklerinin başında gelmektedir. Ülkemizin son yıllarda yaşadığı işsizlik bu önemi daha da artırmıştır. İşsizliğin temel nedenlerinden biri şüphesiz ki yatırımların azalmasıdır. Nüfus artışıdır ve gurur duyduğumuz genç nüfusumuzdur. Hükümetimiz bu alanda ciddi adımlar atmıştır. Ancak politik kararlılığın, bürokrasiye ve iş camiasının tüm kademelerine ulaşması şarttır.   İşsizliğimizin bir başka nedeni ise özellikle ara elemanlardaki vasıf eksikliğidir. Usta olarak başvuran kişinin sahip olduğu nitelikleri bilmek işveren açısından adeta piyangodur. Ancak deneme yanılma yoluyla tespit edilebilmektedir. Bu alanda çok önemli bir adım atılmıştır. Mesleki yeterlilik kurumu 2006 yılının sonunda başladığı faaliyetlerinde önemli hız kazanmıştır. Bu çok genç kurumun, gösterdiği yüksek performans nedeniyle de başta MYK Başkanı ve tüm personelini yürekten kutluyor ve destekliyoruz. Bu başarıların elde edilmesinde politik kararlılığı ortaya koyan tüm geçmiş dönem bakanlarımıza da şükranlarımızı iletmeyi borç kabul ediyoruz.”   İNTES olarak nitelikli işgücünün önemine yürekten inandıklarını belirten Koçoğlu, 1990’lı yılların başından itibaren ülkede meslek standartları kapsamında yapılan tüm çalışmalara destek verdiklerini ve bu desteğe devam ettiklerini söyledi. Koçoğlu, bu kapsamda ve meslek eğitimi konulu 8 adet ab projesini başarıyla tamamladıklarını, uluslararası deneyimler çerçevesinde çalışmalar yaptıklarını kaydetti.   1972-2008 yılları arasında, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri kapsamında 130 milyar dolarlık yaklaşık 5000 adet proje üstlenildiğini belirten Koçoğlu, bugün pek çok ülkede Türk müteahhitlerinin istenen kalite ve zamanda iş teslim etmeleri ile tercih nedeni olduklarını söyledi. Koçoğlu, “Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin her yıl artan potansiyeline rağmen, Türk işçisi istihdamı giderek azalmakta, yurtdışında iş yapan üye firmalarımızın yabancı işçi istihdamı ise büyük bir hızla artmaktadır. İstihdamı teşvik düzenlemelerinde yurtdışı istihdam hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır, bu büyük eksikliktir.” dedi. Gerek sosyal güvenlik kurumu’nun yaklaşımı gerekse yurtdışına işçi gönderilmesinde karşılaşılan uygulamalar çerçevesinde, isteğe bağlı sigortanın primlerinin ödenmesini de işverenlerin üstlenmek zorunda kaldıklarını anlatan Koçoğlu, “Hiçbir inşaat işçisi sosyal güvenlik ile ilgili ödemeyi kendisi yapmamakta ve işverenine bırakmaktadır. Türkiye’de süregelen alışkanlıklar bu şekildedir. Bu noktada ise prim maliyeti %39’u bulmaktadır. Bir de gidilen ülkenin kuralları vardır. Onlarda kendi mevzuatlarına göre sigorta yaptırılmasını istiyorlar. Arada bizler kalıyoruz. Mükerrer prim ödemek zorunda kalıyoruz.” diye konuştu.   Koçoğlu, yurt dışında inşaat müteahhitliği yapacak firmaların, belirlenecek kriterler çerçevesinde sınıflandırılmasını ve bu şekilde akredite olunan firmalara işçi istihdamında teşvikler sağlanmasını istedi. Koçoğlu” Hatta geçici olarak da olsa; Yurt dışında Türk işçisinin istihdamı, doğu ve güneydoğu illerimizdeki istihdamın teşvikine benzer biçimde veyurtdışı “82’inci il” ilan edilmelidir.Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin ağırlıklı olduğu ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmaları imzalanmalıdır.Bu konuda hedef pazarlar olarak belirlenen ülkelerin esas alınması yerinde olacaktır.Sözleşmelerin imzası kadar sözleşme hükümlerinin de çok özel önem taşıdığı vurgulanmalıdır.” dedi.   İNTES Başkanı Koçoğlu, Rusya Federasyonu ve müteahhitlik hizmetleri konusunda ise şunları söyledi: “ Rusya federasyonu’nda yapılan yasal bir düzenleme gereği olarak, 1 ocak 2010 tarihinden itibaren tüm inşaat firmalarının mevcut inşaat izinleri iptal edilecektir.Federal organlara ait belge düzenleme yetkisi yine aynı yasayla özerk otokontrol birliklerine (Self Regulatıng Organısatıon) SRO’lara devredilmiştir. Rusya’da oluşturulan bu SRO ile sendikamız bir işbirliği protokolü imzalamıştır. Bu protokol ile Rusya’da çalışacak Türk işçilerinin yeterliliklerinin ölçülmesi ve bu tespit gereği alacakları eğitim ile sertifikaların ülkede geçerliliğinin sağlanması hedeflenmektedir.”   Son olarak konuklara hitap eden Bakan Dinçe ise konuşmacılara istihdam, işsizlik, mesleki eğitim gibi konuları aktararak değinerek, Bakanlık nezdinde istihdamın arttırılması ve teşviki için yapılacak çalışmalardan söz etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, rakamların, işsizlik sorununun derinliğini göstermeye yetmediğini söyledi.  Türkiye’de 15-65 yaş ardasındaki çalışabilir nüfusun yüzde 49’unun çalıştığına işaret eden Dinçer, gelişmiş ülkelerde bu oranın yüzde 70-80 arasında olduğunu belirtti. İstihdam edilenlerin yüzde 67’sinin herhangi bir mesleği olmadığını ifade eden Dinçer, eğitim seviyesi arttıkça istihdam oranının da yükseldiğini, yüksek öğrenim mezunlarında istihdam oranının yüzde 90 seviyesine ulaştığını vurguladı. Belli bir işi, mesleği olanların işsiz kalmasının çok daha düşük bir ihtimal olduğunu dile getiren Dinçer, işsizlerin büyük bir oranını, eğitim seviyesi düşük, herhangi bir mesleği olmayanların oluşturduğunu kaydetti.   Dezavantajlı grupların istihdamının desteklenmesi konusundaki çalışmaları anlatan Dinçer, ”Kadınlarımız arasında işsizlik oranı yüzde 26-27, 134 ülke arasında 129. sıradayız” dedi. Kadınların ve gençlerin istihdamını teşvik için aldıkları tedbirlerin sonuçlarını küresel krizin etkisiyle göremediklerini ifade eden Dinçer, alınan tedbirlere rağmen dezavantajlı grupların istihdamının artırılması konusunda yavaş ilerlediklerini belirtti. Bakan Dinçer, işsizlik oranının yüzde 13,4 seviyesinde olduğunu anımsatarak, işsizliğin derin bir sorun olduğunu ve beraberinde çalışma kalitesinin düşmesi, kayıt dışılığın tetiklenmesi gibi başkaca sorunları da getirdiğini vurguladı. Türkiye’de işsizliğin Batı’dakinin aksine ”yapısallaşmış-müzminleşmiş” bir sorun olduğunu dile getiren Dinçer, batıdaki işsizliğin ise çok daha farklı anlamlar taşıdığını kaydetti.   Geçen yılın Temmuz ayından bu yılın aynı ayına kadar iş gücü piyasasına 873 bin kişinin dahil olduğuna dikkati çeken Dinçer, ekonominin yüzde 7 büyüdüğü dönemlerde bile ancak 450-500 bin kişiye iş yaratıldığını söyledi.   Ekonomik kriz ile ailede çalışan tek kişinin de işsiz kalması ile diğer bireylerin çalışma talebinde bulunduğunu anlatan Dinçer, bu durumun da iş gücü arzında artış yaşanmasına neden olduğunu dile getirdi. Dinçer, ”Rakamlar, bizim işsizlik sorunumuzun derinliğini göstermeye yetmiyor” dedi. Bakan Dinçer, İŞKUR’un, istihdam konusundaki çalışmaları hakkında bilgiler verirken, herkese ”bir altın bilezik” kazandırmaya çalıştıklarını vurguladı. İstihdam Politikaları Geliştirme Danışma Kurulunu 18-20 Aralıkta toplayacaklarını bildiren Dinçer, istihdam konusunu tüm taraflarla ele alıp bu konudaki stratejileri belirleyeceklerini söyledi. Dinçer, istihdam yaratan herkesin sorununu kendi sorunları olarak gördüklerini, sorunların kendileri ile açıklıkla paylaşılmasından da gurur duyduklarını ifade etti. İnşaat sanayicilerinin sorunlarını çözme konusunda çaba harcadıklarını belirten Dinçer, inşaat işverenlerinin de hizmet ürettikleri ülkelerde sorunların aşılması konusunda kulis yapmalarını istedi. Dinçer, inşaat işverenlerine yönelik olarak da ”Maliyetleriniz yüksek olabilir ama yurt dışına giderken bizim işçilerimizi götürmekten imtina etmeyin. Bu, işsizlik sorununun çözümü konusunda da bize destek olacaktır” diye konuştu. Bakan Dinçer, yılbaşından itibaren yabancılara çalışma iznini bir ayda, iş yerlerine işletme belgesini ise bir günde verebilecek duruma geleceklerini bildirdi.   Bakan Dinçer toplantı öncesinde Sheroton Otel bahçesinde oluşturulan İNTES yeşillendirme alanına bir anı ağacı dikti. Dinçer toplantı öncesinde de basın mensuplarının sorularını cevapladı./div>

    2078

    Mehmet Güneş İnşaat Ltd. Şti:Güncel Konuların Değerlendirilmesi

    10 Eylül 2009 tarihinde Güncel Konuların Değerlendirilmesi konulu Geleneksel Toplantı gerçekleştirildi. Toplantı Mehmet Güneş İnşaat Ltd. Şti. ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

    Mehmet Güneş Ltd. Şti. Yönetim Kurulu başkanı konuklara hoşgeldiniz konuşması yaparak, sözü Bakan Çiçek’e devretti.

    Toplantının açılış konuşmasını İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu yaptı. Koçoğlu, yatırımlarının önünün açılmasının önemini vurgularken bir dizi öneride bulundu. İmar Kanunu Tasarısı’nda müteahhitlik kriterlerinin belirlenmesinin önemini vurgulayan Koçoğlu,“ÖnceBu alanda yapılacak düzenlemelere İNTES olarak her türlü desteği vermeye hazırız.” dedi. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde akreditasyon zorunluluğu konusunda ise Koçoğlu önerisini şöyle açıkladı: “Yurtdışına gidecek firmalara akreditasyon sistemi kurulmalıdır. Akreditasyon sisteminin kriterlerini taşıyan firmalara köprü kredi kullanımı, teminat mektupları, politik risk sigortası uygulamaları, geçici ihracat/ithalat belgesi, işçi istihdamındaki teşvikler ve sosyal güvenlik primlerinin Hazine’ce karşılanması gibi likle sektörün temel sorunu ve sorusu kimlerin müteahhit olabileceğidir. Cevabı ise çok basittir; herkes. Yaşadığımız sorunların temel nedeni budur. Bayındırlık Bakanlığı’nca İmar Kanunu’nda değişiklik öngören bir taslak hazırlanmıştır. Bu Taslak’ta, yapı müteahhidi olabilmek için bakanlıktan yetki belgesi alınması öngörülmektedir. Şüphesiz çok önemlidir.
    desteklerde öncelik ve avantaj sağlanmalıdır.

    Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan içimizden biri olarak konuya hakimdir ve kısa sürede çözüme ulaştıracağına yürekten inanıyoruz.”Mesleki eğitimin, inşaat sektörünün ve İNTES’in önemli öncelikleri arasında bulunduğunu anlatan Koçoğlu, İNTES olarak inşaat sektöründe “Ulusal Meslek Standartları”nı hazırladıklarını ve ulusal belgelendirme ve yeterlilik için çalıştıklarını söyledi. Koçoğlu,“Sertifikalı müteahhit, usta
    ve doğru malzeme ile artık afetlerde ağıtlar yakılmayacağına inanıyoruz.” dedi.

    Sayıştay Kanunu’nda müteahhitlere savunma hakkı verilmesi konusunda görüşlerini açıklarken Koçoğlu şunları söyledi: “Biz, yargılama sürecinde savunma yapma hakkından mahrumuz. Talebimiz yasada bizlere savunma hakkı verilmesidir. Yüklenici olarak bizler savunma bile yapamadığımız bir yargılama sürecinin sonunda elimiz kolumuz bağlı kalıyoruz. Savunmamızı yapabilmeliyiz ve idarelerimiz lehimize olan Sayıştay kararlarının uygulanmasında keyfi davranamamalıdır.”

    Yatırımlarda kamu-özel işbirliği öngören yasa ile ilgili çalışmada henüz istenilen ilerlemenin sağlanamadığını söyleyen Koçoğlu,“Ekonomik koşulların ağırlaştığı ortamda bu tasarıyı canlandırmanın tam zamanıdır.” dedi.

    Toplantıda Başkan Koçoğlu’nun konuşmasının ardından Mehmet Güneş Ltd. Şti. Yönetim Kurulu Başkanı tüm katılımcılara teşekkür etti ve firma tanıtım filmi izleyicilere sunuldu. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise toplantıda yaptığı konuşmada, bir taraftan terör meselesini çözerken diğer taraftan Cumhuriyet ve Osmanlı’nın günümüze aktardığı sorunun çözümüne de demokratik haklar ve özgürlükler çerçevesinde bakıp kardeşliğin geliştirilmesi gerektiğini düşündüğünü ifade etti.

    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, demokratik açılım konusunda, “Mübarek günde şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine kim “Ben bu sorunun çözümü için katkı vereceğim, ben bu konuda söz söylemek istiyorum.” Diyorsa vallahi elini de öpmeye hazırım, ayağına da gitmeye hazırım.” dedi.

    Çiçek sözlerini şöyle sürdürdü; “Hükümet olarak biz meseleye böyle bakıyoruz. Bu noktada herkesin katkısını bekliyoruz. Demiyoruz ki her işi biz biliyoruz,
    demiyoruz ki bizim her söylediğimiz doğrudur.

    Söylediklerimizde yanlış olan, eksik olan olabilir. Onun için herkesin kapısını çalmaya çalışıyoruz. Meseleye böyle bakarsak, bu mesele bugünden itibaren çözüm yoluna girmiştir. Hiç kimsenin de şundan tereddüdü olmasın; bulunacak çözüm,
    Anayasa’nın ilk 3 maddesinde ifade edilen çerçevede, üniter devlet yapısı içinde olacaktır.”

    Dünyada hiçbir terör örgütünün dış destek olmadan varlığını “bir hafta bile” sürdüremeyeceğini ifade eden Çiçek, şunları kaydetti:
    “O halde bu kadar örgüt varsa, o örgütlerin hepsinin arkasında da şu veya bu şekilde destek var. Türkiye Cumhuriyeti gibi çok büyük bir devlet, çok büyük tecrübesi var, çok başarılı güvenlik güçleri var; Silahlı Kuvvetleri var, polisi var, jandarması var. Bu kadar büyük imkana, büyük kabiliyete sahip bir ülkenin güvenlik güçleri bunlarla baş edemiyor mu? İşte sayısı şudur ya da budur. Baş edemiyor mu? Burada devlete bir güvensizlik meydana gelmemeli. Evvela problemi bütün boyutlarıyla görmemiz lazım. TürkiyeCumhuriyeti’nin uğraştığı, örgütler değildir. Esas itibariyle örgütlerle beraber bunun arkasındaki güçlerle uğraşıyor. Hiçbir terör örgütünün -ister o gruptan ister bu gruptan olsun- arkasında bir dış destek olmadan varlığını uzun süre sürdürmesi mümkün değildir. Eğer Türkiye, şu kadar zamandan beri terörün her türlüsüyle mücadele
    ediyorsa karşısında uluslararası oluşmuş bir cephe var. Bu cepheyle mücadele vermeye çalışıyor.”

    Terör örgütlerinin, uluslararası politikaların ya da bir ülkenin diğer ülkeye karşı hedeflerini gerçekleştirme noktasında kullandığı enstrümanlar olduğunu ifade eden Çiçek, “Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin devlet, millet olarak uğraştığı terör örgütleri dünyada en çok destek gören örgütler. Özellikle PKK. Meseladünyada birçok terör örgütü var; dünyanın muhtelif yerlerinde değişik örgütler var. Bizim uğraştığımız örgütlerin arkasındaki dış destek bunların tamamından daha fazladır.” şeklinde konuştu.

    Uluslararası politikanın bir parçası olarak bu örgütlerin varlıklarını sürdürdüğünü belirten Çiçek, “Bunun delili ne, belgesi ne, kaydı ne? Hiç bu kadar uzun uzun üzerinde gizli damgası taşıyan belge aramanıza gerek yok. Türkiye’de bu kadar eylem koyanların önemli bir kısmı yurtdışında; önemli bir kısmı bazen aynı ittifak içerisinde olduğumuz ülkelerde yaşıyor. Türkiye bunların hepsinin iadesini istedi; şu ana gelinceye kadar
    dişe dokunur 3-4 tane suçlu iadesi yapılmıyorsa,bir atasözümüz var hırsıza mani olmayan, hırsıza dost olur.” diye konuştu.

    Çiçek, son günlerdeki tartışmaları da bu manada anlamsız bulduğunu belirterek,terörün milli bir mesele olduğunu, iktidarlardan kaynaklanmadığını söyledi.
    Çiçek, konuşmasına şöyle devam etti; “1984-2009 arasındaki 25 sene içinde 15 hükümet değişmiş. Halen 2009’da bu mesele bilinen yöntemlerle çözülememişse, bununüstesinden belli ölçüde gelinememişse oturup meseleyi “Ben daha iyi yaparım, sen daha iyi yaparsın.” tarzındaki bir kısır çekişme yerine “Bu işi birlikte yaparız, el birliğiyle yaparız.

    Bunu gündelik siyasete alet etmeden yaparız.” dediğimiz anda bu mesele çözüm yoluna girmiş demektir. Aksi takdirde terörün varmak istediği toplumda bir kargaşa çıkarmak, bir ümitsizlik meydana getirmek… Onun için partiler üstü bir mesele.”

    Bakan Çiçek, toplantıdan önce Sheraton Otel’in bahçesine İNTES’in armağan ettiği bir mavi çam ağacı dikti.

    2083

    Ataç İnşaat A.Ş.: Sulama ve enerji yatırımlarının 2009 yılına katkıları

    GELENEKSEL TOPLANTISI

    Sulama ve Enerji Yatırımlarının 2009 Yılına Katkıları
    KOÇOĞLU : “2009’da Enerji Ve Sulama Yatırımları İle Ulaştırma Yatırımlarına Bel Bağlamak Doğru Yaklaşım Olacak”
    KOÇOĞLU; Ulusal İnşaat Sektörü Konseyi Kurulmasını Önerdi.
    ÇEVRE VE ORMAN BAKANI EROĞLU:”Tarımda Kullanılacak Sulama Sistemlerini Özel Sektöre Yaptırmak İstiyoruz”
    EROĞLU”çünkü Pek Çok Sulama Birliği Bu Konuda Başarılı  Değil. Özel Sektör Sulama Sistemlerini Katkı Paylı Yap-İşlet-Devret Modeliyle Yapabilir”
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) “Sulama ve Enerji Yatırımlarının 2009 Yılına Katkıları” konulu Geleneksel Toplantısı 30 Nisan 2009 Perşembe günü Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Çevre ve Orman Bakanı Prof.Dr.Veysel Eroğlu idi.

    Toplantı Ataç İnşaat ve Sanayi A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantıda Ata. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı konuklara ve Bakan Eroğlu’ya katılımları için teşekkür ederek,firma tanıtım filmlerini konuklara sundu.

    İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, geçen yıl yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin 23.5 milyar dolara ulaştığını anımsatarak, dünya inşaat sektörü hacminin ise 5 trilyon dolar olarak gerçekleştiğini söyledi.

    Türkiye’nin bu alanda pastadan daha büyük pay alabileceğini kaydeden Koçoğlu, bu yıl, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde 50 milyar dolara ulaşmayı, sektörün teminat mektubu sorununun çözümünü ve enerji yatırımlarının problemsiz hayata geçirilmesini istediklerini ifade etti.

    Enerji ve sulama yatırımlarının 2009 yılı toplam yatırımlarının yüzde 26’sını, ulaştırma yatırımlarının ise yüzde 24’ünü oluşturduğunu belirten Koçoğlu, ”O zaman 2009 yılında enerji, sulama yatırımları yanı sıra ulaştırma yatırımlarına bel bağlamak doğru bir yaklaşım olacaktır” dedi.

    Enerjiye yapılan yatırımın kalkınmaya olduğu kadar dünya barışına da katkı sağlayacağını ifade eden Koçoğlu şöyle konuştu:

    “ Uluslararası enerji ajansının araştırmasına göre, dünya 2030 yılında 2020 yılına göre 602 kat daha fazla miktarda enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Türkiye’de ise enerji talebi her yıl yüzde 9 artmaktadır. 2030 yılında enerji talebinin yüzde 55 daha artması beklenmektedir.”

    İnşaat sektörünün geçmişte sağladığı öz sermaye ve kredibilite birikimini bugün enerji yatırımlarına yönelttiğini belirten Koçoğlu, sektörün elinden gelen her çaba ve katkıyı ülke geleceği için verdiğini söyledi.

    İNTES olarak sektörün sorunlarının çözümü ve geleceği için tüm platformlarda çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Koçoğlu, sektörün yeni bir açılıma, oluşuma ihtiyacı bulunduğunu vurguladı. Koçoğlu, bu oluşumun adının ”Ulusal İnşaat Sektörü Konseyi” olması ve bu konseyde yatırımların yüzde 50’sini gerçekleştiren bakanlıklar olan Çevre ve Ulaştırma bakanları ile sivil toplum kuruluşlarının yer alması gerektiğini belirtti.

    Konseyin yapısının Başbakanlık genelgesi ile belirlenmesi, buradan çıkan kararların Ekonomi Koordinasyon Kuruluna gitmesi ya da doğrudan Bakanlar Kurulu’nda görüşülmesi ve Başbakan’ın takdirine bırakılması gerektiğini söyleyen Koçoğlu, bu konsey ile ulusal inşaat sektörünün sorunlarının daha kolay aşılacağını kaydetti.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, suya yapılan her 1 dolarlık yatırımın, bölgeye ve teknolojiye göre 3 ila 34 dolar arasında değişen bir fayda olarak geri döndüğünü kaydeden Koçoğlu şöyle konuştu:

    “Artan nüfusun beraberinde getirdiği artan tüketim etkisi, su sıkıntısının temel nedeni olarak açıklanmaktadır.Dünya nüfusu her yıl ortalama 80 milyon artarken, temiz su ihtiyacı da buna paralel olarak yılda yaklaşık 64 milyar metreküp artmaktadır.
    Türkiye, kişi başına kullanılabilir su miktarı bakımından su azlığı çeken ülkeler arasındadır. 2023 yılında nüfusumuzun 100 milyon kişi olacağı hesaplanmaktadır. Bu durumda 2023 yılında su fakiri bir ülke olacağız. İşte, bu nedenlerle önce suyu korumaya almalıyız.Suyu özellikle az gelişmiş yörelerde terörün bertaraf edilmesi için kullanmalıyız. Orada inşa edeceğimiz baraj ve gölleri ile terör yuvası mağaraları balık yumurtlama merkezlerine çevirmeliyiz.”

    Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, tarımda kullanılacak sulama sistemlerini özel sektöre yaptırmak istediklerini belirterek,”Çünkü pek çok sulama birliği bu konuda başarılı değil. Özel sektör sulama sistemlerini, katkı paylı yap-işlet-devret modeliyle yapabilir” dedi.

    Toplantı öncesinde otelin bahçesinde geçerek bir ladin fidanı diken Eroğlu, plaket alma-verme işlerinin bundan sonra bittiğini ifade ederek, ”Artık, böyle plaket falan almak istemiyoruz. Plaket yerine ağaç dikeceğiz. Belki plaketçiler çok kızacak ama olsun” dedi.

    Eroğlu, toplantıda yaptığı konuşmada, küresel ekonomik krizin Türkiye’ye etkilerinin bu yılın ikinci yarısından sonra yavaşlamasını beklediklerini söyledi.

    Krizin, 2010’da etkisini kaybedeceği öngörüsünde bulunan Eroğlu, ”Hükümet olarak krizin en az hasarla atlatılması için gereken her tedbiri alıyoruz” dedi.

    Eroğlu, ekonomik krizin aşılmasının en önemli adımının kamu yatırımlarının artırılması olduğunu ifade etti.

    DSİ’nin tarımsal alanda yaptığı yatırım miktarını 2 milyar TL’nin üzerine çıkardıklarını belirten Eroğlu, bakanlığın enerji sektöründe bu yıl 1 milyar 164 milyon TL yatırım yapacağını anlattı.

    İçme suyu sektöründe de bu yıl çok büyük yatırımlar yapılacağını ifade eden Eroğlu, bu yatırımların tutarının 409 milyon TL’yi bulacağını söyledi.

    DSİ’nin bu yıl ki toplam yatırım miktarının 5 milyar 204 milyon 153 bin TL olarak hesaplandığını belirten Eroğlu, bakanlığın toplam yatırım bütçesinin ise 10 milyar dolar civarında olduğunu ifade etti.

    Ülkenin 130 milyar kilovat/saat olan hidroelektrik üretim kapasitesinin ancak 47 milyar kilovat/saat civarındaki bölümünü kullandığına dikkati çeken Eroğlu, ”Geri kalan potansiyeli harekete geçirmek için özel sektörü devreye soktuk. Bunun için yönetmelikler çıkardık”dedi.

    Eroğlu, Mayıs ayında hidroelektrik santrali ihalesine katılan firmaların temsilcileriyle toplantı yapmayı planladıklarını belirterek, ”Bizim işimiz özel sektörün önünü açmak. Bürokrasi özel sektöre takoz olmamalı. Biz problem varsa çözmeye hazırız” diye konuştu.

    Tarımsal faaliyetlerde sulama çalışmalarının önemine değinen Eroğlu, sulama çalışmaları akıllı bir sistemle yapılırsa Türkiye’nin dünyanın gıda merkezi olabileceğini söyledi.
    Sulama sistemleri kurulmasını ilişkin geniş bir çalışma sahası olduğunu anlatan Eroğlu, ülkede modern sulamaya ihtiyaç duyan 5 milyon hektara yakın alan bulunduğuna dikkati çekti.

    Eroğlu, ”Tarımda sulama sistemlerini özel sektöre yaptırmak istiyoruz. Çünkü pek çok sulama birliği bu konuda başarılı değil. Özel sektör sulama sistemlerini katkı paylı yap-işlet-devret modeliyle yapabilir” dedi.

    Bakan Eroğlu, büyük çapta sulama projeleri olan Güneydoğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi, Doğu Anadolu Projesi ve diğer bölgesel projelerin 2012 yılına kadar tamamlanmasının hedeflendiğini söyledi.

    Turizm faaliyetlerine de değinen Eroğlu, turizmin artık deniz ve kumdan ibaret algılanmasının yanlış olduğunu ifade etti.

    Türkiye’nin yayla turizmi anlamında önemli bir potansiyeli barındırdığını anlatan Eroğlu, ”Biz bakanlık olarak bu doğrultuda bazı çalışmalar yapıyoruz. Bazı orman alanları ve milli parklar içerisinde projeler üretiyoruz. Örneğin, Manisa Spil Dağı ile Bursa Uludağ milli parklarında buna ilişkin projelerimiz var” diye konu

    Geleneksel Toplantı anısına Bakan Eroğlu ve Halil Ataman adına Ağaçlandırma ve Erozyonu Önleme Seferberliği Kampanyasına katkıda bulunmak amacıyla İNTES tarafından bağışta bulunuldu. Bakan Eroğlu adına 50, Halil Ataman adına 10 fidan dikildi. Toplantı sonunda dikilen bu fidanlar anısına sertifikalar takdim edildi.

    2088-2083
  • Ertuğrul Günay
    2088
  • Faruk Çelik
    2088
  • 2091

    Ertuğrul Günay

    GELENEKSEL TOPLANTI
     
    KOÇOĞLU : “2009’da Enerji Ve Sulama Yatırımları İle Ulaştırma Yatırımlarına Bel Bağlamak Doğru Yaklaşım Olacak”
    KOÇOĞLU; Ulusal İnşaat Sektörü Konseyi Kurulmasını Önerdi.
    ÇEVRE VE ORMAN BAKANI EROĞLU:”Tarımda Kullanılacak Sulama Sistemlerini Özel Sektöre Yaptırmak İstiyoruz”
    EROĞLU”çünkü Pek Çok Sulama Birliği Bu Konuda Başarılı  Değil. Özel Sektör Sulama Sistemlerini Katkı Paylı Yap-İşlet-Devret Modeliyle Yapabilir”
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) “Sulama ve Enerji Yatırımlarının 2009 Yılına Katkıları” konulu Geleneksel Toplantısı 30 Nisan 2009 Perşembe günü Sheraton Otel’de yapıldı. Toplantının onur konuğu Çevre ve Orman Bakanı Prof.Dr.Veysel Eroğlu idi.

    Toplantı Ataç İnşaat ve Sanayi A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantıda Ata. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı konuklara ve Bakan Eroğlu’ya katılımları için teşekkür ederek,firma tanıtım filmlerini konuklara sundu.

    İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, geçen yıl yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin 23.5 milyar dolara ulaştığını anımsatarak, dünya inşaat sektörü hacminin ise 5 trilyon dolar olarak gerçekleştiğini söyledi.

    Türkiye’nin bu alanda pastadan daha büyük pay alabileceğini kaydeden Koçoğlu, bu yıl, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde 50 milyar dolara ulaşmayı, sektörün teminat mektubu sorununun çözümünü ve enerji yatırımlarının problemsiz hayata geçirilmesini istediklerini ifade etti.

    Enerji ve sulama yatırımlarının 2009 yılı toplam yatırımlarının yüzde 26’sını, ulaştırma yatırımlarının ise yüzde 24’ünü oluşturduğunu belirten Koçoğlu, ”O zaman 2009 yılında enerji, sulama yatırımları yanı sıra ulaştırma yatırımlarına bel bağlamak doğru bir yaklaşım olacaktır” dedi.

    Enerjiye yapılan yatırımın kalkınmaya olduğu kadar dünya barışına da katkı sağlayacağını ifade eden Koçoğlu şöyle konuştu:

    “ Uluslararası enerji ajansının araştırmasına göre, dünya 2030 yılında 2020 yılına göre 602 kat daha fazla miktarda enerjiye ihtiyaç duyacaktır. Türkiye’de ise enerji talebi her yıl yüzde 9 artmaktadır. 2030 yılında enerji talebinin yüzde 55 daha artması beklenmektedir.”

    İnşaat sektörünün geçmişte sağladığı öz sermaye ve kredibilite birikimini bugün enerji yatırımlarına yönelttiğini belirten Koçoğlu, sektörün elinden gelen her çaba ve katkıyı ülke geleceği için verdiğini söyledi.

    İNTES olarak sektörün sorunlarının çözümü ve geleceği için tüm platformlarda çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Koçoğlu, sektörün yeni bir açılıma, oluşuma ihtiyacı bulunduğunu vurguladı. Koçoğlu, bu oluşumun adının ”Ulusal İnşaat Sektörü Konseyi” olması ve bu konseyde yatırımların yüzde 50’sini gerçekleştiren bakanlıklar olan Çevre ve Ulaştırma bakanları ile sivil toplum kuruluşlarının yer alması gerektiğini belirtti.

    Konseyin yapısının Başbakanlık genelgesi ile belirlenmesi, buradan çıkan kararların Ekonomi Koordinasyon Kuruluna gitmesi ya da doğrudan Bakanlar Kurulu’nda görüşülmesi ve Başbakan’ın takdirine bırakılması gerektiğini söyleyen Koçoğlu, bu konsey ile ulusal inşaat sektörünün sorunlarının daha kolay aşılacağını kaydetti.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, suya yapılan her 1 dolarlık yatırımın, bölgeye ve teknolojiye göre 3 ila 34 dolar arasında değişen bir fayda olarak geri döndüğünü kaydeden Koçoğlu şöyle konuştu:

    “Artan nüfusun beraberinde getirdiği artan tüketim etkisi, su sıkıntısının temel nedeni olarak açıklanmaktadır.Dünya nüfusu her yıl ortalama 80 milyon artarken, temiz su ihtiyacı da buna paralel olarak yılda yaklaşık 64 milyar metreküp artmaktadır.
    Türkiye, kişi başına kullanılabilir su miktarı bakımından su azlığı çeken ülkeler arasındadır. 2023 yılında nüfusumuzun 100 milyon kişi olacağı hesaplanmaktadır. Bu durumda 2023 yılında su fakiri bir ülke olacağız. İşte, bu nedenlerle önce suyu korumaya almalıyız.Suyu özellikle az gelişmiş yörelerde terörün bertaraf edilmesi için kullanmalıyız. Orada inşa edeceğimiz baraj ve gölleri ile terör yuvası mağaraları balık yumurtlama merkezlerine çevirmeliyiz.”

    Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, tarımda kullanılacak sulama sistemlerini özel sektöre yaptırmak istediklerini belirterek,”Çünkü pek çok sulama birliği bu konuda başarılı değil. Özel sektör sulama sistemlerini, katkı paylı yap-işlet-devret modeliyle yapabilir” dedi.

    Toplantı öncesinde otelin bahçesinde geçerek bir ladin fidanı diken Eroğlu, plaket alma-verme işlerinin bundan sonra bittiğini ifade ederek, ”Artık, böyle plaket falan almak istemiyoruz. Plaket yerine ağaç dikeceğiz. Belki plaketçiler çok kızacak ama olsun” dedi.

    Eroğlu, toplantıda yaptığı konuşmada, küresel ekonomik krizin Türkiye’ye etkilerinin bu yılın ikinci yarısından sonra yavaşlamasını beklediklerini söyledi.

    Krizin, 2010’da etkisini kaybedeceği öngörüsünde bulunan Eroğlu, ”Hükümet olarak krizin en az hasarla atlatılması için gereken her tedbiri alıyoruz” dedi.

    Eroğlu, ekonomik krizin aşılmasının en önemli adımının kamu yatırımlarının artırılması olduğunu ifade etti.

    DSİ’nin tarımsal alanda yaptığı yatırım miktarını 2 milyar TL’nin üzerine çıkardıklarını belirten Eroğlu, bakanlığın enerji sektöründe bu yıl 1 milyar 164 milyon TL yatırım yapacağını anlattı.

    İçme suyu sektöründe de bu yıl çok büyük yatırımlar yapılacağını ifade eden Eroğlu, bu yatırımların tutarının 409 milyon TL’yi bulacağını söyledi.

    DSİ’nin bu yıl ki toplam yatırım miktarının 5 milyar 204 milyon 153 bin TL olarak hesaplandığını belirten Eroğlu, bakanlığın toplam yatırım bütçesinin ise 10 milyar dolar civarında olduğunu ifade etti.

    Ülkenin 130 milyar kilovat/saat olan hidroelektrik üretim kapasitesinin ancak 47 milyar kilovat/saat civarındaki bölümünü kullandığına dikkati çeken Eroğlu, ”Geri kalan potansiyeli harekete geçirmek için özel sektörü devreye soktuk. Bunun için yönetmelikler çıkardık”dedi.

    Eroğlu, Mayıs ayında hidroelektrik santrali ihalesine katılan firmaların temsilcileriyle toplantı yapmayı planladıklarını belirterek, ”Bizim işimiz özel sektörün önünü açmak. Bürokrasi özel sektöre takoz olmamalı. Biz problem varsa çözmeye hazırız” diye konuştu.

    Tarımsal faaliyetlerde sulama çalışmalarının önemine değinen Eroğlu, sulama çalışmaları akıllı bir sistemle yapılırsa Türkiye’nin dünyanın gıda merkezi olabileceğini söyledi.
    Sulama sistemleri kurulmasını ilişkin geniş bir çalışma sahası olduğunu anlatan Eroğlu, ülkede modern sulamaya ihtiyaç duyan 5 milyon hektara yakın alan bulunduğuna dikkati çekti.

    Eroğlu, ”Tarımda sulama sistemlerini özel sektöre yaptırmak istiyoruz. Çünkü pek çok sulama birliği bu konuda başarılı değil. Özel sektör sulama sistemlerini katkı paylı yap-işlet-devret modeliyle yapabilir” dedi.

    Bakan Eroğlu, büyük çapta sulama projeleri olan Güneydoğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi, Doğu Anadolu Projesi ve diğer bölgesel projelerin 2012 yılına kadar tamamlanmasının hedeflendiğini söyledi.

    Turizm faaliyetlerine de değinen Eroğlu, turizmin artık deniz ve kumdan ibaret algılanmasının yanlış olduğunu ifade etti.

    Türkiye’nin yayla turizmi anlamında önemli bir potansiyeli barındırdığını anlatan Eroğlu, ”Biz bakanlık olarak bu doğrultuda bazı çalışmalar yapıyoruz. Bazı orman alanları ve milli parklar içerisinde projeler üretiyoruz. Örneğin, Manisa Spil Dağı ile Bursa Uludağ milli parklarında buna ilişkin projelerimiz var” diye konu

    Geleneksel Toplantı anısına Bakan Eroğlu ve Halil Ataman adına Ağaçlandırma ve Erozyonu Önleme Seferberliği Kampanyasına katkıda bulunmak amacıyla İNTES tarafından bağışta bulunuldu. Bakan Eroğlu adına 50, Halil Ataman adına 10 fidan dikildi. Toplantı sonunda dikilen bu fidanlar anısına sertifikalar takdim edildi.

    2093

    Faruk Çelik

    30 OCAK 2008 TARİHLİ İNTES GELENEKSEL TOPLANTISI KARGIN İNŞAAT A.Ş. EV SAHİPLİĞİNDE GERÇEKLEŞTİ

    KOÇOĞLU: “Yurt dışı işçi çalıştırılması teşvik kapsamına alınsı”

    KOÇOĞLU, sektörün yurt içinde de, yurt dışında da, ciddi sıkıntılar yaşadığını söyledi.

    ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI ÇELİK : “Önce istihdamın üzrindeki yükleri hafifleteceğiz. O yükleri azalttıktan sonra kayuıtdışı çalıştıranlara kesinlikle müsamaha göstermeyeceğiz”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) geleneksel toplantısı 30 Ocak 2008 Çarşamba günü Sheraton Otel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Toplantının onur konuğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik oldu.

    İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, açılış konuşmasında, tam 23 yıldır bu geleneksel toplantıları yaptıklarını belirtti ve sektörün yurt içinde ve yurt dışında ciddi sıkıntılar yaşadığını söyledi.

    İstihdam ve inşaat sektörünün birlikte anılması gereken kavramlar  olduğunu ifade eden Koçoğlu, sektörün, yol, baraj, tünel ve diğer benzeri eserler meydana getirilirken istihdam sağlamakla kalmayıp, bu eserlerin hizmete açılmasından sonra da istihdama devam ettiğini belirtti. Türkiye’de istihdam, işsizlik, sendikalı ve sigortalı işçi sayıları konusunda kurumlar arasında bir mutabakatın sağlanması gerektiğine  .

    2095-2093
  • Zafer Çağlayan
    2095
  • Şarık Tara
    2095
  • Şükrü Kızılot
    2095
  • 2098

    Zafer Çağlayan

    ÇALLIOĞLU İNŞAAT A.Ş. EV SAHİPLİĞİNDE ZAFER ÇAĞLAYAN’IN ONUR KONUĞU OLDUĞU GELENEKSEL TOPLANTIMIZ
    25 Ekim 2007 tarihinde Çallıoğlu İnşaat A.fi.’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Gelenek Toplantı’nın onur konuğu Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan idi.
    İNTES Başkanı Koçoğlu”Sımsıkı yumruk olma zamanı geldi” dedi…
    Sanayi ve Ticaret Bakanı Çağlayan: “Türkiye’nin yüzde 7’lik büyümeye ihtiyacı var” dedi..

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikasının (İNTES), Swiss Otel‘de düzenlediği ”İnşaat Sanayi” konulu Geleneksel Toplantısı 25 Ekim 2007 Perşembe günü yapıldı. Toplantının onur konuğu Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan oldu.
    İNTES Yönetim Kurulu Başkanı fiükrü Koçoğlu, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, şu sıralar Türkiye’nin sözün bittiği, duyguların yaşandığı bir dönemi geçirmekte olduğunu belirterek, herkesin yaşanan acıları yüreğinde hissettiğini bildirdi. İNTES Başkanı Koçoğlu konuşması sırasında şehitler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasını istedi.
    Koçoğlu, kayıtsız ekonomiyle devletin başedemediğini kaydederek, ”Bununla biz başedeceğiz”diye konuştu.
    Türkiye’nin daha çok ihracata ve ticaret yapmaya ihtiyacı olduğuna işaret eden Koçoğlu, ”Sımsıkı yumruk olma zamanı gelmiştir” dedi. Koçoğlu, şunları söyledi:

    ”Hükümete destek vermek durumundayız. İster beğenelim ister beğenmeyelim, hangi partiden olursak olalım, şu anda destek vermek durumundayız. Gerekirse sınır kapısı kapatılır. Önce can sonra canan. Çünkü, ülke güvenliği her şeyin üstündedir. Bu yüzden müteahhitlik hizmetlerini durdurabiliriz.’
    Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, sanayici mantığıyla bu ülkenin manevi açıdan maliyetinin çok pahalı olduğunu belirtti.
    Çağlayan, yaptığı konuşmada, son günlerde yaşanan acı olayların ardından söyleneceklerin, acıları hafifletmeyeceğini ve herkesin üzüntülü günler yaşadığını ifade etti, 25 yıldır süren terörün, bu ülkede iki temel amacının bulunduğunu bildirdi:
    Bunlardan birinin ülkeyi kardeş kavgasına sürüklemek, diğerinin ise ekonomik gelişmeleri önlemek olduğunu vurgulayan Bakan, ”Bu nedenle, şu anda eskisine göre daha fazla birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken bir dönemdeyiz. Yüreğimizi aklımızın önünde değil, aklımızı yüreğimizin önünde tutmamız gereken bir dönemdeyiz” dedi.
    Sanayici mantığıyla bu ülkenin manevi anlamda maliyetinin çok pahalı olduğunu belirten Bakan, terör örgütünün yuvalandığı Irak ile ticari ilişkilerin gerekirse durabileceğini de bildirdi.
    Türk müteahhitlerinin Irak’taki yatırımlarını belirterek, “4 milyar dolarlık müteahhitlik hizmeti, şehidimizin bir damla kanına feda olsun” diyen Bakan, ne zaman Türkiye’nin ekonomisi iyi gitse, bu tür olayların yaşandığına dikkati çekti.
    Konuşmasında, ekonomik gelişim.

    2100

    Şarık Tara

    GELENEKSEL TOPLANTI
    İNTES ‘in geleneksel yemeğinin konuğu Şarık Tara oldu.
    Eğitim alanında yatırımlar yapmayı düşündüklerini kaydeden Tara, ortaklıkla ilgili öğütler verdi..

    Koçoğlu, “Akılcı yatırımlar” önerisinde bulundu..

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) 25 Haziran 2007 Çarşamba günü düzenlediği geleneksel yemeğin onur konuğu ENKA’nın onursal başkanı Şarık Tara oldu.

    ENKA’nın ev sahipliğinde Sheraton Otel’de gerçekleşen yemeğin açış konuşmasını İNTES Başkanı M.Şükrü Koçoğlu yaptı.

    Türkiye’nin son 50 yıl içinde önemli ölçüde büyüdüğünü, ancak kaynak israfının minimize edilmesi ve daha akılcı yatırımlarla daha büyük bir büyümenin yakalanabileceğini vurgulayan Koçoğlu, özetle şunları söyledi:

    “ 2005 sonu itibariyle TMMOB’ya kayıtlı mühendis ve mimar sayısı 285 bin 167’dir. İnşaat mühendisleri 62 bin 284, Makine mühendisleri (endüstri ve uçak mühendisleri dahil) 62 bin 98, elektrik mühendisleri (elektronik ve bilgisayar dahil) 30 bin 125, mimarlar ise 31 bin 250 kişidir. Bu kadar mühendisle bile doğruyu bulamadık. Çünkü onlara gereken değeri veremedik.

    1950’de 164 bin 904 hektar sulamadan 2006’da 2 milyon 814 bin hektar sulamaya ulaştık. Politikamız yüzünden toprak hala kan ağlıyor.

    İhale yasalarımızı tükettik. İş vermek için müteahhit arayan idare döneminden ucube tenzilatlarla alınan, ama kötü yapılan ya da hiç bitmeyen işler dönemine geldik. İTÜ’lü ağabeylerimizin duayenliğinden her dönemin yarattığı işadamlarına geldik. Zira en kolay yapılan iş müteahhitlik oldu. Türkiye’deki müteahhit sayısı tam olarak tespit edilemiyor. Ancak, rakamın 250 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Nerede çokluk, orada bozukluk oluyor. Çokluk değil, nitelik önemli. Mesleğe giriş çıkışlarda herhangi bir kriter yok. Kriterlerin belirlenmesi yönünde çalışmalar yürütüyoruz. “

    1950 yılında 9 bin 500 kilometre yol varken, 2006 yılında 64 bin kilometre yol yapıldığını belirten Koçoğlu, 1950 yılında 3 barajı olan Türkiye’de bugün baraj sayısının 230’a ulaştığını anlattı.

    Bankacılık sektöründe artan yabancı payına da değinen Koçoğlu, yerli bankaların oranının yüzde 50’nin altına düşmemesi gerektiğini söyledi.

    Özellikle yurt dışında yaptıkları işler için teminat mektubu almakta sıkıntı yaşadıklarını, Türk müteahhitlerin önünün böyle kesilebileceğini anlatan Koçoğlu, ülkeler arasında konvansiyonel savaşların geride kaldığını, artık ince taktiklerin kullanıldığını belirtti.

    Bankaların kredi verirken esas alacağı Basel 2 kriterlerinin gelecek yıl uygulamaya konulacağını anlatan Koçoğlu, sektördeki yabancı payına ilişkin duydukları kaygıları dile getirdi.

    Koçoğlu, Türkiye’de altı müteahhide bir mühendis düştüğünü, 250 bin müteahhidin 150 bini.

    2102

    Şükrü Kızılot

    Koçoğlu, “Biz ülkenin hormonlu sektörüyüz” dedi…
    Prof.Dr.Kızılot “İstidam üzerindeki yükler aşağıya çekilmeli”
    Türkiye İnşaat Sanayicileri Sendikası’nın (İNTES) “Kayıt Dışı Ekonomi ve İnşaat Sektörüne Etkileri” konulu geleneksel toplantısı 28 Mayıs 2007 Pazartesi günü Sheraton Oteli’nde yapıldı.

    METİŞ’in ev sahipliğinde yapılan yemeğin açış konuşmasını İNTES Başkanı M. Şükrü Koçoğlu yaptı. Koçoğlu, konuşmasına METİŞ’i temsil eden Bedri Sever’e teşekkür ederek başladı.

    Yeni dönem milletvekili adaylarının da yemeğe katıldıklarını vurgulayan ve sektörün bazı gerçeklerini gözler önüne seren Koçoğlu, “Biz ülkenin hormonlu sektörüyüz” dedi. 2006 yılında sektörün ilk çeyrekte yüzde 27.1., ikinci çeyrekte yüzde 14.9, üçüncü çeyrekte yüzde 21.3, dördüncü çeyrekte ise yüzde 16.1 oranında büyüdüğünü, söyledi:

    “Türkiye’nin lokomotifi olarak daha da önden giden olduk. Gerçi devlet taahhüdü üstlenen bizler bu büyümeyi hissetmedik. Konut ve özel yatırımlar etkilenmişti. Büyüdük, ama biraz hormonlu rakamlarla ifade edildi.

    Kamu yatırımlarındaki ödeneklerimiz bu oranda artmadı. Büyüme sadece ruhsata bağlı inşaatlar ve kaydi verilerle açıklanıyor. İdarelerin yargı kararı olmaksızın yaptıkları kesintiler oldu. Kayıt dışı sektör hala yüzde 50’nin üzerinde. Ayrıca yaşanan sorunlar nedeniyle sektör gelişmek için yeterli ivmeyi kazanamadı.”

    Konut yatırımlarına değinen Koçoğlu, TOKİ’yi başarılı bulduğunu kaydetti, “Robin Hood gibi zenginden alıp fakirlere veren bir başkan var. Her projesinden müteahhitler zarar ediyor. Ama insanlar ucuza ev alıyor. Bir süre sonra ihaleye giren müteahhit kalmayacak.”dedi.

    Son dönemde en gözde yatırımların ulaştırma sektöründe gerçekleştiğini, bölünmüş yollar, hızlı trenler, havaalanları ve benzeri projelere ağırlık verildiğini anlatan Koçoğlu, özellikle bölünmüş yolları kalite ve maliyet açısından eleştirdi.

    Tarım sektörüne bütçeden ayrılan yüzde 8,8’lik payın çok düşük olduğunu vurgulayan Koçoğlu, teknolojik tarım ile organik tarımı artırmak gerektiğini söyledi.

    Konuşmasında mali konularda tespitler de yapan İNTES Başkanı Koçoğlu, asgari işçilik oranı uygulamasını eleştirirken, sosyal güvenlik sisteminin hiçbir sektöre bu kadar yüklenmediğini kaydetti.

    İşletmeler üzerindeki vergi ve prim yükleri, katı çalışma mevzuatı, kıdem tazminatı yükünün ağırlığı, işçi çalıştırma ile ilgili bürokratik işlemlerinin fazlalığının istihdamın maliyetini olumsuz etkilediğini anlatan Koçoğlu.

    2104-2102
  • Ekonomik Gelişmeler Işığında 2007 Yılı Hedefleri:Abdüllatif Şener.
    2104
  • Enerji Yatırımları: Hilmi Güler.
    2104
  • Faruk Nafız Özak.
    2104
  • 2107

    Ekonomik Gelişmeler Işığında 2007 Yılı Hedefleri:Abdüllatif Şener.

    Ekonomik Gelişmeler Işığında 2007 Yılı Hedefleri:Abdüllatif Şener.
    GELENEKSEL TOPLANTI

    16 EKİM 2006 tarihinde Ankara Swiss Otel’de Ünal İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde İNTES Geleneksel Toplantısı gerçekleştirildi.
    “Ekonomik Gelişmeler Işığında 2007 Yılı Hedefleri” konulu toplantının onur konuğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener idi.

    Toplantının açış konuşması İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M. Şükrü Koçoğlu tarafından gerçekleştirildi.
    Koçoğlu konuşmasına ciddi sorunlar olduğunu, buna rağmen inşaat sanayicileri olarak ülke yatırımlarını bitirmeye çalıştıklarını, sorunların sürekli olarak anlatıldığını, ancak gerekli önlemlerin alınmadığını söyleyerek başladı.
    Türklüğümüzü ve üniter yapımızı muhafaza için savaş verdiğimizi ifade eden Koçoğlu sözlerine şöyle devam etti : “Bu ülkede yaşayacağız, Bu ülkede çalışacağız, Çocuklarımızı bu ülkede, bu ülke için büyüteceğiz. Laikliği koruyacağız, Bu ülkeyi koruyacağız, Bu bayrakla onur duyacağız, Bizler günahı sevabıyla bu ülkeyi, bu ülkenin değerlerini seviyoruz.
    Ortak değerlerimiz laiklik, bayrak, Türklük, vatan ve ulus olmaktır. Değerlerini yitirmiş, özünü kaybetmiş Türkiye’nin kime faydası olacaktır. Zira en makbul düşman da dost da onurlu olanıdır. Camiamız adına bu hassas duygularımızı belirtmek ihtiyacını hissettim. Hedefim kişiler veya kurumlar değil; topyekün bu yöndeki tüm kötü niyet ve eylemlerdir.”
    Koçoğlu daha sonra sektörel sorunlara değindi ve öncelikle 2006 Kamu Bütçesi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Konuya ilişkin olarak kamu maliyesinde önemli iyileşmeler yaşandığını, bütçe açığı ve faiz ödemelerinin önemli ölçüde düştüğünü, Ocak-Ağustos 2006 döneminde bütçemizin 1983 yılından bu yana ilk defa bütçe fazlası verdiğini söyleyen Koçoğlu, sağlanan mali disiplinin sektörümüzde yarım kalmış yatırımlar sorununu büyüttüğünü ifade etti. Koçoğlu 2006 yılında genel ve özel bütçe yatırım ödeneği 12.451.901 bin YTL olarak öngörüldüğünü; ancak ilk sekiz ayda sermaye giderlerinin 5.256.988 bin YTL’lik bölümü gerçekleştiğini ifade etti.
    Kısıtlı ödeneklerin yanında 2006 yılı ödenek dilimlerine konulan blokajın sektör için önemli bir problem olduğunu ifade eden Koçoğlu bu blokajın yüzde 10’nun Karayolları Genel Müdürlüğü’nde yüzde 20’de diğer idarelerde olduğunu, DSİ Genel Müdürlüğü’nde 600 trilyon ödenek kullandırılmayacağını açıkladı ve sözlerine ödeneklerin tek taraflı tasarruflarla bloke edilmesi ve azaltılmasının adil olmadığını ekledi

    Koçoğlu ikinci olarak enerji ve tarım politikalarım.

    2109

    Enerji Yatırımları: Hilmi Güler.

    Her konuşmasında tarımdan bahsettiğini anlatan Koçoğlu, tarımın S.O.S veren bir sektör olduğunu, Türkiye’de ciddi olarak yeraltından su çekilerek sulama yapıldığını, bu enerjiyle yapıldığı için enerjinin havaya gittiğini söyledi.
    Koçoğlu, çimento sektöründe gerçekten çok fahiş fiyat artışları bulunduğunu belirtti.
    Yurt dışında inşaat sektörünün işlerini ciddi biçimde kovaladığı için Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’e teşekkür eden İNTES Yönetim Kurulu Başkanı Koçoğlu, bazı yatırım ödeneklerinin göstermelik olduğunu sözlerine ekledi.
    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler, hükümete geldikleri günden bu yana yerli ve yenilebilir kaynakları harekete geçirerek enerjide dışa bağımlılığı azaltmaya çalıştıklarını, uluslar arası anlaşmaları tekrar masaya yatırdıklarını ve enerjide çeşitlilik yaratma çabası içine girdiklerini anlattı.
    Oluşturdukları ortak enerji yönetimi sayesinde enerjide verimliliği yakaladıklarını kaydeden Güler, şu anda Avrupa’da eski demirperde ülkeleri hariç, en ucuz doğal gazı kullanan ülkelerden birinin Türkiye olduğunu söyledi. BOTAŞ’ın doğal gazı şu anda neredeyse karsız sattığını belirten Enerji Bakanı Güler, yakın bir gelecekte doğal gazın petrolün 100 yıllık saltanatına son vereceğini savundu.
    Güler, özetle şunları söyledi:
    “Dünya enerjide çok hızlı dönüyor. Türkiye’nin doğusu, dünya enerjisinin yaklaşık yüzde 70’ini üretiyor, batısı ise tüketiyor. Avrupa doğal gaz kaynak çeşitliliğini 3’ten 4’e çıkartmak istiyor. Burada büyük bir avantaja sahibiz. Türkiye bir enerji köprüsü iken , şimdi bir enerji terminali oluyor. Bu çerçevede bölgesel işbirliği ve entegrasyon çalışmalarımız, büyük projelerimiz var. Ceyhan Enerji Merkezi Projesi bize büyük avantaj sağlayacak.”
    Türkiye’nin 2030 yılındaki elektrik ihtiyacı için biri iyimser, diğeri kötümser olmak üzere iki senaryo hazırladıklarını anlatan Güler, şu anda Türkiye’de özel sektörün enerji yatırımlarının yılda 1 milyar dolar civarında olduğunu, enerji ihtiyacının karşılanması için yılda 4-5 milyar dolarlık yatırım yapılması gerektiğini söyledi. Güler, “Enerjide yeni yatırımlar için özel sektörün önünü açtık. Gerekli kanunları çıkardık. Şimdi özel sektörün bir atılım yapmasını bekliyoruz” dedi.
    Nükleer enerjinin bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu kaydeden Enerji Bakanı Güler, atık yönetimine çok iyi hazırlandıklarını, ayrıca bugün nükleer santral yapımına başlanması halinde bile nükleer atık konusunun 2030 yılında söz konusu olacağını anlattı.
    Güler, başarılı enerji yönetimi sayesinde 3,5 yıldı.
    2111

    Faruk Nafız Özak.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın(İNTES) geleneksel yemekli toplantısı 1 Mart 2006 Çarşamba günü Sheraton Oteli’nde yapıldı. Toplantının onur konuğu olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafız Özak, “Kamu ihale Kanun Taslağında son aşamadayız” dedi. İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, söz konusu taslağın ne İNTES’e ne de Kamu İhale Kurumu’na gönderilmediğini belirterek, “Bunu, ulaştırma sektörünün büyüdüğü Türkiye’de ulaşım hatası olarak düşünelim” dedi.

    Yemekli geleneksel toplantının açılış konuşmasını yapan Koçoğlu, ödeneklerin 1 Mart 2006 tarihi itibariyle serbest bırakıldığını, ilk 3 ay içinde yüzde 14,2, ikinci üç ayda yüzde 32, üçüncü üç aylık dönemde yüzde 33 ve son dönemde de yüzde 20,8’inin temin edilebileceğini söyledi.

    Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre inşaat sektörünün yüzde 19,7 oranında büyüyerek rekor kırdığının açıklandığını anlatan Koçoğlu, bu büyümenin sektörün genelinde ve özellikle altyapı yatırımlarında hissedilmediğini belirterek şunları söyledi:
    “Kamu yatırımlarındaki ödeneklerimiz bu oranda artmadı. Büyüme sadece ruhsata bağlı inşaatlar ve kaydi verilerle açıklanıyor. Sektörden alınan vergi ve diğer yükler arttı. Kayıt dışı sektör hala yüzde 50’nin üzerinde. Bu büyümeye rağmen biz büyüyemedik.

    Konut sektöründe sıçrama yaşandığını,ancak inşaat sektörünün yalnız konuttan ibaret olmadığını kaydeden Koçoğlu, altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesini istedi.

    Özellikle tarım alanında altyapı yatırımlarına hız kazandırmak gerektiğini belirten Koçoğlu, Türkiye’de 8,5 milyon hektar sulanabilir alanın  yalnız 4,9 milyon hektarlık bölümünün sulanabildiğini, bunun çok yetersiz olduğunu anlattı.

    Kamu ihale yasa taslağı ile ilgili çalışmalara da değinen Koçoğlu, şöyle konuştu:
    “Ulaştırma Bakanlığı’nın patronajı altında bir çalışma söz konusu. Sayın Başbakan’dan, yasa taslağının bize de gönderilmesini rica ettik, görüş verebilmek için, ama henüz elimizde ulaşmadı. Çoğu kamu kurumuna da, Kamu İhale Kurumu’na da gelmedi. Ulaştırma sektörünün büyüdüğü Türkiye’de bunu, ulaşım hatası olarak düşünelim.”
    Aldıkları gayri resmi bilgilere göre, taslağın ilk şeklinde öngörülen KİT’ler ile BİT’le.
    2113-2111
  • Ulaştırma Yatırımları: Binali Yıdırım.
    2113
  • İstanbul'u Yaşamak: Kadir Topbaş.
    2113
  • Mali Politika ve Yatırımlar: Ali Babacan.
    2113
  • Kamu Maliye Politikaları: Kemal Unakıtan
    2113
  • 2116

    Ulaştırma Yatırımları: Binali Yıdırım.

    MAK YOL İNŞAAT EV SAHİPLİĞİNDE ULAŞTIRMA YATIRIMLARI KONULU GELENEKSEL TOPLANTI.
    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) geleneksel aylık yemekli toplantısı 21 Aralık 2005 Çarşamba günü Sheraton Oteli’nde yapıldı. Yemeğin konuğu Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’dı.
    Toplantı Makyol’un ev sahipliğinde gerçeklti.
    Yemeğin açılış konuşmasını yapan İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, Türkiye’de enflasyonun düşmesi, kişi başına milli gelirin artması gibi iyi şeyler olduğunu, ancak inşaat sanayicilerinin bulunduğu sektörde “kırmızı nokta” diye tanımladığı bazı problemlere parmak basacağını açıkladı. En hızlı büyüyen sektörün yüzde 19,7 ile inşaat sektörü olduğunun açıklandığını anlatan Koçoğlu, “Bu büyümenin içinde bazı küçülmeler oluyor.” dedi ve özetle şunları söyledi:
    “ İnşaat sektörünün durumu 2004 yılında gerçekten kötüydü.Eksilerdeydik. Ama, 31 Aralık 2004’te bu artuya geçti. Biz, o zaman panik olduk. Ben, Sayın Maliye Bakanımıza yine burada sordum, ‘Sayın Bakanım, bu eksiden nasıl bir anda artıya geçti, yani bu kriterler nasıl değişti’ dedim. Kendisi de bu soruyu İstatistik Enstitüsü Başkanı’na sormamı istedi. Biz de sorduk. Çok global bazı cevaplar aldık.

    Şu anda Türkiye’de 2627 tane proje stokumuz var. Bu ne demek; 3 yıldır, 5 yıldır, 20 yıldır, 25 yıldır devam eden yatırımlar var.Kangren olmuş veya olmakta olan yatırımlar var. İşte kırmızı noktamız bu. 2004 yılından 2005 yılına bu 9 katrilyon veya YTL ile 9 milyar 676 milyon olan yatırım bütçemiz- bu kesintili hali- bu sene 10 milyar 580 milyon YTL oldu. Tabii ki biz bu rakamı azımsamıyoruz. Fakat yatırım ödeneklerimiz azalarak devam ediyor.”

    Bütçede aslan payını Ulaştırma Bakanlığı’nın aldığını, bundan mutluluk duyduklarını, demiryolları, duble yollar, havacılık ve denizcilik alanında önemli gelişmeler yaşandığını belirten Koçoğlu, tarım sektörünün pastadan aldığı payın yüzde 7,6’da kaldığını, bunun da ikinci “kırmızı nokta” olduğunu anlattı.
    Kamuda iş yapan firmalarda, yüzde 5 vergi stopajı kesildiğini, bunun son derece haksız bir uygulama olduğunu ifade eden Koçoğlu,“Vergiler yüzde 30 diliminden yüzde 20’ye çekilmesine rağmen, bunun düşmemesinin çok büyük bir adaletsizlik olacağı kanısındayız ”dedi. Koçoğlu, KDV’de blokaj uygulamasından yakındı, Maliye’nin yüzde 6’lık tevkifatı vermemek için her türlü zorluğu çıkardığını ve vermediğini söyledi.
    — Kafesteki kazlar–
    İstihdam üzerindeki yüklerin kayıtdışına kaçışı etkilediğini, kamuya iş yapan firmalar ile müteahhitlerin “kafesteki kaz” gibi görüldüğü.

    2118

    İstanbul'u Yaşamak: Kadir Topbaş.

    Tarih: 11 Mayıs 2005
    Ev Sahibi Frima : Göçay İnşaat ve Taahhüt Ticaret A.Ş.
    Konuk Konuşmacı : İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ka
    İNTES’in Sait Halim Paşa Yalısı’nda düzenlediği toplantıda “İstanbul’u Yaşamak” konuşuldu..Koçoğlu, İstanbul’daki çarpık kentleşmeden yakındı…

    Topbaş, “İstanbul dünyanın dikkatini çeken bir kent” dedi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın 11 Mayıs 2005 Çarşamba günü düzenlediği geleneksel yemekli toplantısının konuğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş oldu.

    Yeniköy’deki Sait Halim Paşa Yalısı’nda düzenlenen yemeğin ana konusu “İstanbul’u Yaşamak” tı. Toplantının açılış konuşmasını yapan İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, İstanbul aşığı şair Yahya Kemal’in ünlü şiirinden,

    “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
    Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
    Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!”

    mısralarını okuyarak konuşmasına başladı.

    Konuşmasında İstanbul’daki çarpık kentleşmeden yakınan Koçoğlu, geçmişte taşı toprağı altın olarak ifade edilen kentin büyük göç aldığını vurguladı. Çarpık kentleşmede denetimsizlik başta olmak üzere, pek çok şeyin etkili olduğunu vurgulayan Koçoğlu, bu konuda tüketicilerin de bilinçlenmesinin önemli olduğunu söyledi.

    2120

    Mali Politika ve Yatırımlar: Ali Babacan.

    İNTES’in konuğu Babacan: “AB süreci, takvime uygun olarak devam ediyor”

    Koçoğlu: “AB rüyası için istikrarlı büyümeyi sürdürmemiz gerekiyor”

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 27 Mayıs 2005 Cuma günü Sheraton Oteli’nde Ayıner İnşaat A.Ş. ev sahipliğinde gerçekleşti.
    “Mali Politikalar ve Yatırımlar” konulu geleneksel yemekli toplantısının konuğu Devlet Bakanı Ali Babacan oldu. Babacan’ın AB Başmüzakerecisi seçilmesi yemeğe olan ilgiyi büyük ölçüde arttırdı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan İNTES Başkanı Şükrü Koçoğlu, 1949 yılında zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Avrupa Konseyine üyelik başvurusu yapması ile başlayan ve 1963 yılında o zaman Başbakan olan İsmet İnönü’nün AET ile ünlü Ankara Anlaşması imzalamasıyla devam eden süreçte Türkiye’nin hep büyük engellerle karşılaştığını anlattı.

    Türkiye’nin yine zor bir dönemin başlangıcında olduğunu belirten Koçoğlu, “Onurlu bir çabanın içinde olacağız. Biz vazifemizi yapacağız. AB konusunda Başmüzakereci seçilen Devlet Bakanı Sayın Babacan’ın bu konunun onurlu bir takipçisi olacağına inanıyoruz. Kendisine başarılar diliyoruz” dedi.

    Kamudaki kaynak yetersizliği konusunda görüşlerini aktarırken, proje stokunda yer alan tarım ve enerji yatırımlarının ekonomiye katkısı ve geri dönüşüm hızının dikkate alınarak bu doğrultuda yatırım programı önceliklerinin belirlenmesini isteyen Koçoğlu, özellikle ülkenin altyapı ihtiyacının tamamlanmasının ertelenmemesini önerdi.

    Türkiye’de insanları mutsuz kılan iki önemli unsurun, işsizlik oranının yüksekliği ile hayat standardındaki gelişim hızının düşüklüğü olduğunu anlatan Koçoğlu, son verilerin işsizlik oranının yüzde 11,7 olduğunu gösterdiğini, bunun çok ciddi bir sosyal olgu olduğunu söyledi. Koçoğlu, DİE’nin inşaat sektöründe büyüme olduğu yolundaki verilerine rağmen, sektörde bir büyümeden söz etmenin zor olduğunu vurguladı.

    Ödemeler dengesi açıklarının ve dış borç stokunun giderek artmasının cari işlemler açığının finansmanında, sıcak para olarak nitelendirilen Türkiye’ye dönük gerçekleştirilen portföy yatırımları girişine bağımlılığı artırdığını k.

    2122

    Kamu Maliye Politikaları: Kemal Unakıtan

    Tarih : 13 Nisan 2005
    Ev Sahibi Firma : NTF İnşaat Ticaret ltd. Şti.
    Konuk Konuşmacı : Maliye Bakanı Kemal Unakıtan

    Koçoğlu, “Maliye Bakanı bize penaltı attı”
    Unakıtan, aşırı kırımlara yasak getirilmesi gerektiğini söyledi.

    Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) Nisan ayı geleneksel toplantısının konuğu Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’dı. Toplantının ev sahibi firması ise NTF İnşaat Tic.Ltd.Şti. idi.
    Toplantının açılış konuşmasını İNTES Yönetim Kurulu Başkanı M.Şükrü Koçoğlu yaptı. Koçoğlu, 13 Nisan 2005 günü Sheraton Oteli’nde düzenlenen toplantıda, Türkiye’nin son iki yıl içinde ki temel ekonomik verileri ve inşaat sektörü ile ilgili bilgiler aktardı.
    Konuşmasına enflasyonu %60 lardan %10’lara düşürdükleri için Hükümete teşekkür ederek başlayan Koçoğlu, bunun bir zamanlar hayal olduğunu, konut sektöründe 600 bin ihtiyaca karşılık, kullanım izni verilen 160 bin, inşaat izni verilen 324 bin konut olduğunu açıklayarak bunun ise “inşaat yapacağım diye alınan ruhsatların inşaatının ya da bitmediği ya da hiç başlanmadığı anlamına geldiğini belirtti.
    Başkan Koçoğlu en büyük sorunun işsizlik olduğunu vurgulayarak, istihdam için bu alanda en büyük güç olan tarım ve inşaat sektörlerinin önemini ve bu sektörlerin harekete geçirilmesinin büyük fayda sağlayacağını dile getirdi.
    Büyüme rakamlarını değerlendirirken, 10 Aralık 2004 tarihinde açıklanan verilerle 31 Mart 2005’te açıklanan veriler arasında inşaat sektörü ile ilgili çok ciddi farklılıklar bulunduğunu, bunun nedenini anlayamadıklarını söyledi. Koçoğlu, “Devlet İstatistik Enstitüsü eğer oyunun ortasında kural değiştirdiyse, bunu bizlere söylemesi lazım” dedi.
    Kamudaki kaynak yetersizliğinden kaynaklanan sorunları değerlendirirken, özellikle tarım sektörü yatırımlarında yaşanan ihmali vurgulayan, ayrılan ödeneklerle tarım sektörü yatırımlarının 22 yılda tamamlanabileceğini kaydeden Koçoğlu, “ Tarım projeleri için bugüne kadar harcanan 3.5 milyar YTL dolayındaki kaynak çöpe gitmiş olacak ve ekonomik olarak sulanabilir 1 milyon hektarı aşkın alan sulanamayacaktır” dedi.
    Yıllara sari inşaat ve onarım işlerine uygulanan yüzde 5 vergi stopajını “inşaat sektörü mensuplarına haksız ve adaletsiz bir uygulama” diye tanımlayan Koçoğlu, kurumlar vergisi oranı yüzde 46 iken belirlenmiş yüzde 5’lik stopaj oranının, aynı vergi oranının yüzde 30’a indirildiği dikkate alınarak yüzde 3’e indirilmesini istedi. Koçoğlu, KDV stopajı yerine kamu taahhütlerinde inşaat sekt&oum.

    ŞEHİT MUSTAFA DOĞAN CAD. 719. SOK. NO: 3 YILDIZEVLER MAHALLESİ, ÇANKAYA - ANKARA
    T: 0 312 441 43 50 F: 0 312 441 36 43 ∙ İNTES@İNTES.ORG.TR
    © İNTES, 2018 Tüm haklar saklıdır. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.